Kitap Künyesi
Yazar: Brenda Joyce
Çevirmen: Selim Yeniçeri
Orijinal Adı: Promise of the Rose
Yayın Evi: Pegasus Yayınları
İSBN: 9786053438472
Sayfa Sayısı: 472
--reklam--
Gülün Sözü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Düşmana esir düşen güzel bir prenses, tehlikenin ortasında arzu ve sevgiyi bulabilir mi?
İskoçya’nın asi ruhlu prensesi Mary, Norman işgalciler tarafından, kimliği bilinmeksizin kaçırılmıştır. Güzel olduğu kadar inatçı genç kadın, kim olduğunu düşmana açıklamamakta diretmekte, sadakatinden ödün vermemektedir. Güçlü bir Norman lordu onu kollarına aldığındaysa tutkunun ve umudun gücünü keşfedecektir.
Hayatını ülkesine adamış soylu bir savaşçı, mantığına değil, aşka güvenmeyi başarabilir mi?
Savaşlarla katılaşmış, cesur şövalye Stephen de Warenne, fethettiği her şeyi kanının son damlasına kadar sahiplenip savunmakta kararlıdır. Buna, ruhunun en gizli özlemlerini uyandıran, altın saçlı esiri de dahildir. Genç savaşçı, Norman ve İskoç topraklarını kasıp kavuran çatışmaların ortasında, aşkın ateşinin savaşınkinden çok daha parlak olduğunu anlamaya başlayacaktır.
Yalnız ruhların ve parçalanmış ülkelerin kaderi âşıkların ölümsüz yeminiyle değişebilir mi?
“Kalbinizi esir alacak.” -Johanna Lindsey
“Brenda Joyce engelsiz tutkular ve ateşli sahneler yaratmakta rakip tanımıyor.” -Romantic Times
--reklam--
Gülün Sözü Alıntıları - Sözleri
- "...Bazen mutluluğa uzanan yol uzun ve zorludur fakat oraya ulaşmak için yaşayacağın zorluklar, ödülü daha da tatlı ve değerli kılar."
- "...bir müttefik bir arkadaştan daha iyidir."
- "Muhteşem bir kırmızı gül... Genç kadın şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen 'a baktı; genç adam tembelce ona bakıyordu. "Bunu nereden buldun?" "Tuhaf bir durum değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, benden bir hediye"
- " Aşkın mantıkla ilgisi yoktu ve asla da olamazdı; mantığa tamamen ters düşen bir kavramdı. Aşk zihin gücünde değil, yürek gücündeydi. "
- -"Düşmana edilen yeminler bozulmak içindir."
- Muhteşem bir kırmızı gül... Genç kadın şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen 'a baktı; genç adam tembelce ona bakıyordu. "Bunu nereden buldun?" "Tuhaf bir durum değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, benden bir hediye"
- Mary iç geçirdi. “Gülümsemeni seviyorum, matmazel,” diye fısıldadı Stephen. Mary, onun da kendisi kadar âşık olup olmadığım merak etti. “Seninle çok iyi bir çift olacağız,” dedi Stephen.
- Genç kadını yeniden sırtüstü çevirdi. “Nefes al!” diye bağırdı. “Nefes al, Mary, lütfen!” Mary hiç kıpırdamıyordu. Brand ağabeyini arkasından tuttu. “Stephen... o öldü.” “Hayır!” diye bağırdı Stephen.
- Stephen duraksayarak sevgilisinin yüzünü ellerinin arasına aldı ve ona baktı. Şimdi morluğu biraz geçmişti ve sanki kıpırdıyor... Ulu Tanrım, nefes alıyordu! Stephen hıçkırık gibi bir haykırışla onun yanına çöktü. “Nefes alıyor!” diye bağırdı biri. “De Warenne onu hayata döndürdü!”
- “Nihayet evleniyorsun,” diye fısıldadı Margaret. “Benim küçük yaramazım nihayet evleniyor.” “Çok mutluyum, anne.” “Ah, Tanrıya şükür!” Yine birbirlerine sarıldılar.
- “Yuvamıza geldik, Mary,” dedi Stephen sakince
- Muhteşem bir kırmızı gül... Genç kadm şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen’a baktı; genç adam tembelce ona bakıyordu. Bakışlarında sevişmenin ötesinde bir vaat vardı. “Bunu nereden buldun?” Mary aklına ilk gelen sözleri fısıldamıştı. “Tuhaf bir durum, değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, madam, benden bir hediye.” Mary’nin içinden ağlamak geliyordu. Yerine otururken güle dokunmadı. Stephen gülün sapını kısa kesmişti ve kalın, mızrak gibi dikenlerine kadar, sancaklarındaki güle benziyordu. “Aslında annem gül yetiştirir ve sanırım geçen hafta havalar ısınınca çiçekler erken açtı.” Mary bir aptal gibi ağlamak istemiyordu. Bu ne anlama geliyordu? Kararlı bir tavırla Stephen’a döndü. Ondan asla beklemeyeceği bu son derece romantik hareketle ne ima ettiğini kesin olarak anlamak niyetindeydi. “Stephen, sapını kesmişsin. Bu gül... tıpkı sancağındakine benziyor.” Stephen memnuniyetle gülümsedi. “Seninle aynı fikirdeyim, madam. Fark edeceğim ummuştum.” “Armanız ne anlama geliyor?” Stephen bakışlarıyla karısının yüzünü okşayarak ona doğru eğildi. Derin bir ses tonuyla, “Diğer her şeyin üzerinde yükseldiği siyah alan güçtür, Maıy. Ve bizimle savaşmak isteyebilecek olanlara bir uyandır,” dedi. Mary ürperdi. “Üst kısımdaki beyaz alan saflık ve altın sansı da asalet anlamına gelir.” “Ya gül?”
- “Kırmızı gül, tutkunun sembolüdür, madam. Sormana şaşırdım.” Mary kızardı. Kalbi deli gibi atıyordu. Güç, saflık, asalet... Tutku. “De Warenne ailesi gücüyle, onuruyla, asaletiyle ve kendisi için değerli olan davalara beslediği aşırı tutkuyla tanınır,” dedi Stephen kısık sesle. Bakışlarını Mary’nin gözlerinden ayırmıyordu. Mary büyülenmişti. Stephen’m söylediklerini doğru anladığını biliyordu; ona bu gülü neden verdiğini de. Karısına kendisini veriyordu. “Stephen... teşekkür ederim.”
- Bütün bu kargaşa arasında Mary ağlıyordu çünkü Edgar, Alexander ve Davie, Stephen’m aüesinin yanında duruyordu. Kollannı uzattı. Ağabeyleri neşeyle bağırarak ona koştular. Beklendiği gibi, ona sanlmayı reddettiler. Edgar kardeşini kucağına alarak havada çevirirken, Alexander omzunu sıvazladı ve Davie de Ned’i kucağına almak istedi. Üç ağabeyi tarafından sanlmış halde, oğlunu kucağında gururla tutan Mary dönüp kocasına baktı. Stephen ona gülümserken, Maıy de aynı şekilde karşılık verdi.
- Stephen kapıda durmuş, karısına bir gül uzatıyordu. Mükemmel, kısa saplı, tek bir kırmızı gül. Mary yaklaşırken ona ve kocasına dokunmaya neredeyse korkuyordu. Bu iri yarı, güçlü adam ona bakmaya kıyamayacağı kadar güzel bir gül veriyordu. “Stephen,” diye fısıldadı Mary ve bu kez hissettiği sevgi, canını yakacak kadar yoğundu. “Bu sefer eline batmayacak, aşkım,” dedi Stephen, kısık sesle. “Dikenleri ayıklandı.” Duygu seliyle gözyaşlarının arasında gülümseyen Mary gülü alırken eline tek bir diken bile batmadı. “Sözümü daima tutacağım,” dedi Stephen. Mary gülü göğsüne bastırdı. “Biliyorum.”
--reklam--
Gülün Sözü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazarın bu serisi oldukça uzun ilk kitap Gönülçelen en eski zamanda binli yılların basında gecıyor ailenın başlangıcını anlatıyor . Kitabı bayaga sevmiştim yanı döneme koşullara göre cuktu . Serinin ilersındekılerden 1700 sonu 1800 basındanda okuduklarım var serıde onlarda hostu evet yine azıcık karışık gidiyorum :P . Gelelim benı cınnet eden bu kitaba :D Kitap Northumberland Kontu'nun piç oğlu ve varisi Stephen de Warenne ile İskoçya Kralı Malcolm Canmore'un kızı Mary'nin hikayesini anlatıyor. Mary, çok sevdiği nişanlısıyla gizlice buluşacak olan bir İskoç prensesidir. Ama onun yerine bir grup Norman askerine rastlar ve kimliğini söylemeyi reddeder .Kaçmaya çalışır, ancak liderleri ona özel ilgi gösterir ve yakalanır . Mary Normanlardan nefret edecek şekilde yetiştirildiği için ve sadece 16 yaşında olduğu için tabı durumları idare etme yetisi resmen sıfır . Neyse sonuçta Stephen Mary'nin İskoç Prensesi olduğunu öğrenerek, siyasi nedenlerle onunla evlenme fikrini düşünür. Mary Stephan'a kaç kere ihanet etti kaç kere beyinsizce kararlar verdı sayamadım bir noktadan sonra . Mary'ye takıntılı olan Stephen de Warrene zaman zaman nazik ve çoğu zaman... boyun eğmez ve zalim ama yaşanan zamanlara göre bence yine adam gayet iyiydi . Kitapta bayaga tarihsel bilgi ve polıtık pıslıkler var bıraz daha kassa Virginia Henley romanına dönüşücekti . Bir yerde Mary Stephen'ın tüm uyarılarına ragmen sarayda en olmayacak kadına güvenip kaçmaya çalışırken fare gibi boğuluyordu neyse Stephen kurtardı . Yani o noktada artık sacımı basımı yolucaktım nasıl bır embesılsın o kadına guvenıp kaçmaya kalkısırsın demekten helak oldum .Sozun kısası kadınlar için ciddi kötü ve tehlıkelı zamanlar asil olmak ayrı bela sıradan halktan olmak ayrı bela :D (Triganis)
Gülün Sözü: Historical romance okumayı çok sevdiğim bir tür. Monica McCarty’den sonra Brenda Joyce’da bu konuda kalemini sevdiğim bir yazar. Ayrıca kitaplarını gerçekte yaşanmış olaylar ile kurgulaması sevdiğim bir ayrıntı. Gülün Sözü; Northumberland Kontu'nun oğlu ve varisi Stephen de Warenne ile İskoçya Kralı Malcolm Camore'un kızı Mary'nin hikayesini anlatıyor. Kitabın konusu ise; İskoçya prensesi Mary küçük ve masum bir kaçamak yapmak için sıradan bir köylü kılığına girerek dışarı çıktığı sırada Nomarmanlar tarafından kaçırılır. Stephen de Warrenne; kazandığı zaferlerle ünlü meşhur bir savaşçı, korkusuz ve güçlü bir şövalye. Kaçırdığı kadının anlattığı gibi sıradan bir kadın olmadığını düşünerek çıkarları için onu kendi ülkesine ve kalesine götürür. Mary haklı sebeplerle ailesini korumak için kimliğini gizlemeye son derece kararlı ama tabi ki sırlar sonsuza dek sır olarak kalmaz. Stephen gerçek kimliğini öğrendiği zaman siyasi çıkarları ve aleyhine oluşacak sonuçlar için onunla evlenmek ister. Tabi ki bu kolayca gerçekleşecek bir şey değildir. İskoç kralı ile bir savaş olmadan gergin ama kılıçların konuşmadığı bir anlaşma yapması gerekir. Ayrıca kendi kralını da elde edeceği gücü vermesi için evliliği gerçekleştirmeye ikna etmelidir. Öncelikle Mary karakterini bir türlü sevemedim ve bu nedenle sürekli kitaptan koptum. Bunun nedeni de evlilik kaderini kendi seçimlerinin doğurduğu sonuçlar yüzünden olmasını bir türlü kabul edememesi ve sürekli Stephen’ı suçlaması oldu. Nefretini anlayabiliyorum ama evlilik meselesi konusunda sanki tek suç Stephen’ınmış gibi davranması ve buna yönelik bitmek bilmez suçlamaları, nefreti ve uyarılara rağmen en olmayacak kişiye güvenip saraydan kaçmaya çalışması beni sinirden bunalttı. Nerdeyse 200 sayfa boyunca bu sürdü ve artık çoktan karakterden soğumuştum. Haklı olduğu durumlarda bile yaptığı hatalar yüzünden haksız duruma düşmesi karaktere yakınlaşmak üzereyken beni tekrar tekrar soğuttu. Derin düşmanlığa ve güvensizliğe dayanan zorlu aşkları sürekli sınanırken bol olaylı bol entrikalı bir kitap okudum. Kitapta resmen olay hiç bitmedi. Gülün Sözünü okumak film izlemek gibiydi. Mary’e ve uzun bir sürede bitirmeme rağmen ben kitabı çok sevdim. Sadece yan karakterlere detaylıca değinilmiş olması kitabı gereksiz yere uzatmış. Yan karakterlerin hikayesinin kitabın okuma yolculuğunda bir amacı olsaydı ve Adele’yi yakından tanımasaydım sevebilirdim, ne yazık ki gereksiz yere uzatılmış olması dışında kitaba bir katkısı olmadı. Bunun dışında; yazar tarihi ayrıntıları serinin ilk kitabı Gönülçelenden daha fazla vermeye dikkat etmiş ve bu benim sevdiğim bir şey. Kitabı okurken sadece karakterler arasındaki romantizmi değil anlatılan dönem bakımından o dönemin şartlarını, içinde bulundukları savaşları ve politikaları okumaktan zevk alıyorum. Okurken sanki o dönemdeymiş gibi hissetmeme sebep oldu. Bu bakımdan dönemin İskoç- İngiliz çatışması ve düşmanlıklarını ele alan, aşkı ve tutkuyu hissettiren, karakterlerle bağ kurup onları hem sevip hem kızabildiğiniz bir kitap. Ayrıca şunu belirtmeliyim yazar saray kültürünü, entrikalarını, yozlaşmışlığı rahatsız edici gerçeklikle ensest ve taciz gibi içerikleri de işlemiş. Okumaktan rahatsızlık duyacak okuyucular bunu bilerek okuyup okumama kararını verebilir. kitap/gulun-sozu--62609 yazar/Brenda-Joyce (Münevver)
Hımm....epey bir olay yaşandı. Sürekli savaşa gittik, kazandık durumları.. Ayrıca yan karakterlere de epey değinilmişti. Ama finalde bu hikayeler yarım bırakıldı. Böyle yapacaksan niye bu kadar ince işledin özellikle de piskopos abiyi? Kadınla ilişkisinin kitaba nasıl bir faydası oldu. Bölümlerce okuduk bir de. Kızın sürekli durumu kurtarayım derken aptallıklar yapması, haklı olduğu her durumda bu nedenle haksız duruma düşmesi de uyuz ediciydi. Nerdeyse finale kadar kavgalı gidip son 5 sayfada olaylar çözüldü. Bu yüzden Stephen'ın aşkı yeterince işlenmedi bence. Neyse işte çerezlik bir tarihi aşk romanı. Bol bol iskoç İngiliz çatışması,cinsel sahneler, yakışıklı erkekler mevcut. Eğlence için okunabilir. (Gamze)
--reklam--
Gülün Sözü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Brenda Joyce - Gülün Sözü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gülün Sözü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Brenda Joyce Kimdir?
Brenda Joyce, 49'dan fazla romanı ile New York Times ve USA Today'ın en çok satan yazarlarından biri. İlk romanı Masum Ateş ile En İyi Batı Romantizmi ödülünü kazandı. İlerleyen zamanlarda En İyi Tarihi Romantizm ve iki kez Yaşam Boyu Başarı Ödülü kazandı. Romanları 14 milyondan fazla baskı yaptı ve bir düzineden fazla ülkede yayımlandı.
--reklam--
Brenda Joyce Kitapları - Eserleri
- Maskeli Balo
- Bir Avuç Aşk
- Gönülçelen
- Gülün Sözü
- Kaçak Gelin
- İmkansız Aşk
- Kusursuz Gelin
- Aşka Yelken Açanlar
- Yemin
- Tehlikeli Aşk
- Oyun
- Düşler Evi
--reklam--
Brenda Joyce Alıntıları - Sözleri
- Rex, “Sen de benim hayatımı kurtardın, Blanche,” diyerek onu şaşırttı. Blanche bir zamanlar Rex‟in varlığının bir parçası olan o insanlardan uzak, yapayalnız hayatı hatırladı ve gözleri yaşlarla doldu. “Bir daha asla yalnız kalmayacaksın.” “Biliyorum.” Rex‟in gözlerindeki bakışlar değişip için için yanan bir kora dönüştü. Blanche vücudunun sızlamaya başladığını hissederek dudaklarını yaladı. “Akşam yemeğini odamızda almaya ne dersin, sevgilim?” diye sordu usulca. Sör Rex gülümsedi ama bir yandan da ona doğru eğilip burnunu göğüslerine sürtmeye başlamıştı. “O çingene sana zihin okumayı da mı öğretti yoksa?” diye sordu başını kaldırmadan. (Kusursuz Gelin)
- -"Senin neyin var?"diye sordu Tyrell. Cliff parmaklarıyla masada ritim tuttuğunu yeni fark ediyordu. "Hiçbir şey" -"Galoptan fırlamaya hazır yarış atı gibi duruyorsun." (Aşka Yelken Açanlar)
- Emilian’a baktı. Ondan nefret etmiyordu ama bunu ona söylemeye niyetli değildi. “Özür dilerim,” dedi genç adam belli belirsiz. Ariella dünyanın durduğunu hissetti. “Ne?” “Özür dilerim, dedim. Buraya özür dilemek için geldim. Çok pişmanım.” Ariella kalakalmıştı. (Tehlikeli Aşk)
- Eleanor dehşete kapılmıştı. “Nasıl böyle bir şey düşünebilirsin? Bizi unutmak mı?” diye tekrarladı. “Ne bizi ne de seni asla unutmayacağım! Bana söz ver Sean, özgürlüğüne kavuştuğunda..” Sean onun sözünü kesti. “Hayır!” diye haykırdı. “Hayır!” Afallayan Eleanor onun yüzüne baktı. “Seni unutmamı isteme benden,” diye yalvardı çaresizce. “Ağlama!” Sean parmaklıkların arasından elini uzattı. “Böylesi çok daha iyi olacak.” (Kaçak Gelin)
- Ariella göz yaşlarını sildi. "Ona aşığım." Babası onu inceledi. -"Senin için seçeceğim bir adam olmazdı." -"Roman olduğu için mi?" -"Hayır, yaralı bir aslana benziyor ve yaralı hayvanlar her fırsatta etraflarına saldırırlar. Onlardan daha tehlikelisi yoktur." (Tehlikeli Aşk)
- Burası çok karanlık ve gittikçe soğuyor... (Düşler Evi)
- "Söylesene tatlım, Liam gibi güçlü ve zengin bir adam, politik açıdan hiçbir önemi olmayan, değersiz bir yük taşıdığı aşikar olan, ufak Fransız gemisini neden ele geçirsin?" "Bilmiyorum." "Çünkü o yük sadece başkaları için değersizdi Katherine. Liam için kesinlikle değersiz değildi. Onun için paha biçilemezdi." (Oyun)
- Muhteşem bir kırmızı gül... Genç kadın şaşırarak duraksadı. Sersemlemiş bir halde Stephen 'a baktı; genç adam tembelce ona bakıyordu. "Bunu nereden buldun?" "Tuhaf bir durum değil mi? Kış ortasında bir gül. Senin için, benden bir hediye" (Gülün Sözü)
- "Neredeyse kazanacaktım" "Zaferin yanına bile yaklaşamadın Bayan Hugnes. Yaklaşamayacaksın da. Eğer benimle savaşmak istiyorsan o başka." "Bir gün senin mezarının üzerinde keyifle dans edeceğim, adi herif" "Ona ne şüphe." (Bir Avuç Aşk)
- Düğün gününde tüm gelinler aşıktır... (Aşka Yelken Açanlar)
- - "Ve ben sinir bozucuysam, sen de dayanılmazsın. Bu yüzden bu kadar uyumluyuz." (Tehlikeli Aşk)
- "-Sarhoş olmayacağına söz vermiştin!" -"Olmadım ki, Alekşandra, yemin ederim tek bir damla bile viski içmedim" -"Leş gibi viski kokuyor ve sallanıyorsun, baba." dedi Alexandra. -"Tek bir damla bile vijki ijmedim"dedi babası dili sürçerek. "Jindi, jin!" (İmkansız Aşk)
- Erkekler akıllı kadınlardan hoşlanmaz ... (Aşka Yelken Açanlar)
- -"Yalnızlık ödenecek küçük bir bedel." (Yemin)
- " Aşkın mantıkla ilgisi yoktu ve asla da olamazdı; mantığa tamamen ters düşen bir kavramdı. Aşk zihin gücünde değil, yürek gücündeydi. " (Gülün Sözü)
- “Neden bana iyilik yapıyorsunuz?” “Ben kötü bir adam değilim,Alexandra. İddia ettikleri gibi kalpsiz de değilim.” (İmkansız Aşk)
- “İnsan doğası gereği, zaman zaman aramızda tartışmalar da yaşanacak. Az önce şahit olduğum öfke bunun bir ispatıysa kimi zaman hararetli tartışmalar da yapabiliriz. Ama bu ne birbirimize verdiğimiz yemini ne de kalbimdeki duyguları değiştirebilir.” (Kusursuz Gelin)
- “Ne kadar tuhaf,” dedi. Devlin durdu ama dönmedi. “Aşk ile nefret bir paranın iki yüzüdür derler. Bunun ne demek olduğunu anlamazdım.” Devlin daha da sert görünüyordu, dönüp kadına baktı. Virginia acı acı gülümsedi. “Dün gece sevinç ve aşkla kendimi sana verdim.” Devlin yüzünde ve gözlerinde hiçbir ifade olmaksızın ona bakıyordu. “Bugün senden sadece nefret ediyorum.” Virginia bu acı sözleri söylerken bile pişmanlık duyuyordu, böyle zalim sözler ettiği için kendinden de nefret ediyordu. Devlin’in yüzü çarpıldı ve başını eğdi. “Bu hakkındır. İyi günler, Virginia.” Çıkıp gitti. (Bir Avuç Aşk)
- Genç papazın tombul karısı, kilisedeki heyecanla şaşkına dönmüştü. Papaz Ariella’ya döndü. “Ve sen, Ariella de Warenne, bu adamı hastalıkta sağlıkta, iyi günde, kötü günde, ölüm sizi ayırana kadar kocan olarak kabul ediyor musun?” Emilian’la göz göze geldiler. Genç adamm tavırları biraz ağırbaşlı ve biraz sertti. Daha önce bu kadar kararlı bir adam görmemişti, özellikle de kendi düğününde. Ariella hakkında şüpheleri mi vardı? Bu bir şeyi değiştirir miydi? Yolculukları başlamıştı ve artık hiçbir şey, hiç kimse onları durduramazdı. “Ariella?” diye sordu Emilian. Ona gülümsedi. “Bu adamı ölüm bizi ayırana kadar kocam olarak kabul ediyorum.” Emilian’m gözlerinden, rahatladığı belli oluyordu. (Tehlikeli Aşk)
- Sean tek dizinin üzerinde yere çöktü. “Bunu hak etmesem de bana kanm olma lütfunda bulunur musun? Sana değer vermeme, seni el üstünde tutmama ve hayatımın sonuna dek sevmeme izin verir misin? Çocuklanmı doğurup evimi çekip çevirir misin? Aklımı başıma toparlamakta bundan daha erken davranmadığım için beni affeder misin?” (Kaçak Gelin)
Yorumlar
0 yorum