Kitap Künyesi
Yazar: Behçet Çelik
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750712593
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Gün Ortasında Arzu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Behçet Çelik'in 2008 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazanan kitabı Gün Ortasında Arzu'da on sekiz öykü yer alıyor. Günümüz insanının içdünyasına, başkalarıyla girdiği ilişkilerdeki anlık gerginliklere, yaşadığımız çevreden yükselen sese, kokuya uzanıyor her biri. Çelik'in öyküleri yetkinlikle aktarılmış ayrıntılardan alıyor gücünü. Okuru yaratıcı bir okuma deneyimine sürüklüyor; öykünün, yazının ortağı kılıyor. Gün Ortasında Arzu, son dönem edebiyatımızın en parlak kitapları arasında.
"Gün Ortasında Arzu, Behçet Çelik'in öykücülüğündeki en önemli basamağı gösteriyor. Bu düzeyin son kitabında ortaya çıkması yazarın sürekli gelişme çizgisinin yukarı doğru ivmelendiğinin işaretidir."
-Semih Gümüş-Radikal Kitap, 8 Şubat 2007
"Öykülerde asıl anlatılan zaman bugün değil, geçmiş; asıl anlatılan kişi kahraman değil, öteki; anlatılan mekân ise bulunan yer değil, özlem duyulan yer. Yazar da aynı öykülerinde anlattığı, suskunluklarıyla suçlanan erkek kahramanları gibi, bize şimdi, burada, nasıl gibi basit şeyler anlatmıyor, asıl anlatmayı seçtiği, anlatmadıkları. Ve bunda çok başarılı."
-Asuman Kafaoğlu-Büke-Taraf, 13 Mayıs 2008
--reklam--
Gün Ortasında Arzu Alıntıları - Sözleri
- Bazen tek bir anda oluyor ne oluyorsa; bir tek seçim hakkı oluyor insanın.
- İnsan bir dolu şey kaybediyor, en kötüsü, dediklerine göre umudunu kaybetmek, ama ben böyle düşünmüyorum. Umudunu da kaybedince başlıyor dünya. Hiçbir şey hayıflanmıyor insan o zaman.
- Bir eşikte kalakalmış hissedip durdum kendimi. Aşamadım, gerilip sıçramam gerekiyordu, kımıldayamadım.
- "Kalkar gideriz, gitmek unutmaksa."
- Şu sıcak yaz akşamında sessiz, sakin bir çay bahçesinde hayatlarımızın aldığı hallerden konuşmanın bir manası yoksa tadı vardı. Susmanın da... Yıllarca konuşup durmuştuk- bir gün bir yerde susmamız kaçınılmazdı.
- Şimdi tuhaf bir korku kaplıyor içimi geceleri. Bir daha dönemeyeceğimi biliyorum, ama ya kalamazsam burada da.
- Yeniden başlamak dünyanın en zor işi. Sıfır noktasını bulacaksın. Mutlak bir hafıza kaybı gerek.
- Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım.
- Biz de yıllardır içimize attıklarımızı -kırıklıklarımızı, tökezlemelerimizi, pişmanlıklarımızı, kaçırdıklarımızı, yetişemediklerimizi, özlediklerimizi, cesaret edemediklerimizi, kof cesaretlerimizin ardından yere yıkılışlarımızı, yediğimiz azarları, çıkmayan seslerimizi, kendimize bile fısıldayamadıklarımızı, açılamadıklarımızı, yeri, zamanı değilken ağzımızdan kaçırdıklarımızı, her gün arzulayıp bir gün dokunamadıklarımızı, arzularken üzdüklerimizi, yapmacık gülümsemelerimizi, selamlarımızı, aşamadığımız engelleri, engel olduğunu bilip de bilmezden geldiğimiz tutukluklarımızı, mazeretlerimizi, başkalarından ha bire işittiğimiz, başkalarına ha bire sezdirdiğimiz sitemleri, tutku sandığımız kaçışlarımızı, kaçtığımız tutkularımızı, zaman ayırmadığımız soluklarımızı, bir an durmamıza imkân vermeyen koşularımızı, içimiz giderken nedenli nedensiz kalakalışlarımızı, başkalarına söyledikçe inandığımız yalanlarımızı, peşinden gidemediğimiz doğruların aklımıza geldiğinde sıkışan yüreklerimizi, sıkamadığımız yumruklarımızı, keşif sandığımız tekrarlarımızı, çoktan sıkıldığımız hatıraları bir kez daha anlatmaya başladığımızda birden kaçan heveslerimizi, yarım kalan cümlelerimizi, fazladan söylediklerimizi; rezilliklerimizden daha utanç verici doğruculuklarımızı, huy, kişilik, karakter, seçim ya da beğeni diye adlandırıp üzerimize geçiriverdiğimiz, üstümüzde sakil durduğunu görmezden geldiğimiz kalıplarımızı, kalıbımızdan utanırız korkusuyla uzak durduklarımızın yarattığı çökelti katılaştıkça kaçan tatlarımızı, artan huysuzluklarımızı, yerli yersiz huylanmalarımızı, yitirdiğimiz saflıklarımızdan söz ettikçe artan sahteliklerimizi, kendimizin kötü bir karikatürü olmaya başladığımızı bilmenin yarattığı sıkıntıyı başka karikatürlere gülerek atma çabalarımızı, bütün bunların farkındaymışız gibi bir solukta hepsini sayıp dökmeye hazır olmaktan duyduğumuz gururu, sayıp döktüğümüzde hissettiğimiz beyhudeliği, bunları sayıp dökmenin de artık hava atmaya ya da başka herhangi bir şeye yaramayacağını sezdiren, bir kaş hafif kalkık susuşlarımızı, derinlik havası verdiğimiz sığlıklarımızı, hepsini, hepsinden fazlasını- sırtımızdan, koltukaltlarımızdan, kasıklarımızdan salarız dışarı. Sonra saldıklarımızı direnmeden kabul eden havayı yeniden soluruz. Kasılır gevşeriz, soluk alır veririz - kalbin atışı, kâinatın genişlemesi.
- Yok, utanmazdık birbirimizden, birbirimize sığınırdık. Yıllar sonra, kocaman kahkalarla andık o günleri. Büyümüştük - öyle sanmıştık. Geride kalmıştı bir dolu macera. Maceranın adı, tanımı değişmişti.
- Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu.
- Zemin kayıyor kaymasına, ama hatırlamayı sürdürüyoruz mutlak bir hafıza kaybı bu yüzden şart. Yaşanmışlıklar yaşanmamışa kaç kez döndü. Bir baktık, yapayalnızız. Yakın bildiklerimiz hasım olmuş, herkes kusmaya başlamış içindekileri.
- “Bildiğim tek şey,” dedim, “bu şehirde seninle geçirdiğim zamanlar çok farklı.” Anlamaz gözlerle baktı. “Yani,” dedim, “bu zamanlar dışında yapıp ettiğim her şey, konuştuklarım, sustuklarım, uyuduklarım hatta, çok tatsız.”
- “Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi. “Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.” “Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.”
- İçimde bir sızı. Olmamışın, yok olmuşun sızısı.
--reklam--
Gün Ortasında Arzu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu ara çok bilmediğim kısa öykü kitaplarını okuduğum kitapların arasına atarak ilerliyorum bu ikinci öykü kitabım ama dev bir iç daralması yaşattı bana. Kötü bir kitap değil kesinlikle, güzel de anlatılıyor ama derinliğini bir türlü yakalayamadım öykülerin, belki yoktur öyle bir derinlik belki düz anlatmak istemiştir dedim ama içime sinmedi bir türlü. Yaz akşamları, köprüaltı biraları, konuşmayan adamlar, konuşmayan adamlara aşık kadınlar, geçmişte tam olarak ne yaşadığını bilmediğimiz bizi büyük bir gizeme sürükleyen karakterler, gizem gizem ve daha çok gizem, anları durumları anlatırken bir üstten bakış kibir diyemem ama ununu elemiş eleğini asmış bilge yaklaşımı, şaşırmayan etkilenmeyen kahramanlar, duygu olarak bana geçen tek şey müthiş bir sıkışmışlık hissi, canınız sıkılıyor içiniz sıkılıyor, bunalıyorsunuz. Bir kaldırım taşına oturup markete giden kadının azcık makyajı ve tombul göğüsleri üzerinden hayatı sorgulayan bir adam yerine, markete giden kadının hayatını merak ettiğimden olabilir bütün bu itirazlar bilemiyorum. Magazin mi seviyorum acaba? Belki de içinde bulunduğumuz pandemi koşulları iç sesimi o kadar çok dinletti ki bana, sürekli mızmızlanan (yazar bey çok özür diliyorum) ve bir makarna sosundan varoluşsal bir sorgulamaya seken kahramana sos ne oldu demek istiyor da olabilirim. Bir kitaba olumsuz bir şeyler yazarken elim ayağım titriyor çünkü bir emek bir düşünce var ortada ve yazarın sessizce acı bir gülümsemeyle bana baktığını düşünüyorum ama sonra diyorum ki bu insan bize içini açtığına göre bizim de bir karşılık verme hakkımız var sanki. Sonuç itibariyle birbiriyle çok bağlantısı olmayan kısa öykülerden oluşan bir kitap Gün Ortasında Arzu dünyanın lafını etmiş olsam da öykülerin bir çoğunda ki hisler anılar o bocalama hali tanıdık geldi, Belki bu iç daralmasına hatıralar sebep olmuştur da ben yazarı suçlamışımdır belki de bilinmeyeni okumak insanı kendinden uzaklaştırdığı için daha çekicidir bu kitapta bir başkasının bilinmeyenidir ve ona çok çekici gelecektir kesinlikle bilemiyorum. Daha fazla dağılmadan iyi okumalar diliyorum. (Ebru)
Öykülerin bir kısmı çok iyi, bir kısmı sıradan, bir kısmı vasat. Ödül almasına şaşırdım açıkçası. Sanki roman olsa bir şey yakalayacakmış da elinden kaçırmış gibi. Yine de hissettirdikleri için teşekkür edeceğim bir kitaptı. Diğer kitaplarıyla devam edeceğim. (Elias Rukla)
Öykü kahramanlarının ''anlık'' olarak içinde bulunduğu mekanların onlara hatırlattığı geçmişlerine, geride kalanlarına ya da hayal ettiklerine dair kurgulanmış on sekiz öyküden oluşuyor kitap. Öykü kahramanları bazen gün ortasında bir kaldırım taşında oturuyor, bazen bir asma katta tüneyen baykuş misali çevresini seyrederek hayatının sıfır noktasına ulaşmaya çalışıyor. Ya da da bir terasta partide dolunayı seyrediyor, yabancı bir mutfakta makarna pişiriyor. Arkadaşının evinde ona emanet edilen kediye bakıyor. Behçet Çelik' in kaleminin gücü de, herkesin her an içinde bulunabileceği sıradan mekanları, derinlikli öykülere dönüştürmesinden geliyor. Öyküler ben diliyle anlatılmış olmasına rağmen öykü kahramanları ''ben'' değil, ''O'' (geçmişte kalan,yüzleşemediği, unutamadığı ya da yeni tanıştığı biri) aslında. Kahramanlarının söylediklerinin bitmediği, sonu olmayan, öyküler. Öykülerin bana hissettirdiklerini, Behçet Çelik' in iki öyküsünde kullandığı, çok bilinmeyen iki sözcükle anlatmak daha kolay olacak gibi. ''Sakil bir hayat yaşayıp giderken, okuyunca ayıkıvermek gibi bu öyküler.'' (İlknur Demir)
--reklam--
Gün Ortasında Arzu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Gün Ortasında Arzu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gün Ortasında Arzu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
- Gün Ortasında Arzu
- Belleğin Girdapları
- Diken Ucu
- Dünyanın Uğultusu
- Soluk Bir An
- Sınıfın Yenisi
- Düğün Birahanesi
- Herkes Kadar
- Kaldığımız Yer
- Yolun Gölgesi
- Patikaların İyi Yanı
- Yazyalnızı - İki Deli Derviş
- Çantasızlar Kampı
- Ateşe Atılmış Bir Çiçek
- Adana'ya Kar Yağmış
- Düğün Birahanesi
- Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
- her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- “Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
- “Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi. “Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.” “Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
- Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
- Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
- çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
- kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
- yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- (...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
- "Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
- Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti. "Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!" Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
- Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
- Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
- 'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
- Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
- Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)
Yorumlar
0 yorum