Kitap Künyesi

Yazar: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Yayın Evi: Azim Dağıtım

İSBN:

Sayfa Sayısı: 567

--reklam--

Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hak Dini Kur'an Dili Elmalı Tefsiri

Osmanlı ulemasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ömrünü

İslam dinine adamış; üstün yetenekleri, muhakeme gücü, dehâ çapındaki zekâsı, ilmi ve kültürüyle ün salmış büyük din alimidir. Süleymaniye Medresesi Müderrisliği vazifesinde de bulunan Elmalılı Hamdi, ilmi hizmetleri sebebiyle, Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Muhammed Hamdi, 1926'da yazımına başladığı, sabırla ve itinayla sürdürdüğü "Hak Dini Kuran Dili" adlı tefsirini, on iki yıllık uzun bir sürede tamamlamıştır.

--reklam--

Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt Alıntıları - Sözleri

  • De ki: Allah'a itaat ediniz, Resule de itaat ediniz. Yani Peygambere itaat da özellikle Allah emridir, ona itaat edilmedikçe Allah'a itaat edilmiş olunmaz. Şu halde Allah'ın kitabına yapışmak bir görev olduğu gibi, peygamberin sünnetine yapışmak da özellikle bir görev, bir vecîbedir. Eğer yüz çevirir, yani o haksızlar yine aldırmazlarsa artık onun üzerine düşen, ancak kendisine yüklenendir. Yani Peygambere ait olan görev, ancak ona yükletilen tebliğ yüküdür. Sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir ki, itaat görevidir.
  • Allah size imanı sevdirdi, sevgili kıldı, dolayısıyla iman etiniz, bu gösteriyor ki, iman etmek için yalnız bilgi yeterli değil, bir iradenin fiil olabilmesi için sevmek de gereklidir. Bundan dolayı dinin başı muhabbettir, sevgidir.
  • "Allah'ın zatından, sıfatlarından ve fiillerinden başka mevcut yoktur". Bütün âlem Allah'ın fiili yani yaratığı olduğu gibi insanlar ve insanlara zorla ve isteklerine bağlı olarak nisbet olunan fiiller de "Sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır." (Saffât, 37/96) âyeti uyarınca Allah'ın yaratmasıdır. İşte bir mümin için zaruri olan tevhid budur, sıfat zatının aynı değildir. Aynı veya başkası değildir. Fiil de failin aynı olamaz. Yaratıcı ile yaratık aynen bir olamaz. Allah'ın olmayan hiç birşey yoktur. Hepsi Allah'ındır. Fakat Allah'ın olmak, Allah olmak değildir.
  • Kadıhan Fetâvâ'sında "Bir adam, kardeşinin günah ve kusurlarını ona özen gösterdiği için söylerse o gıybet olmaz. Gıybet ancak öfke şekliyle sövme kastedilerek anmaktır diye zikredilmiştir. Bundan dolayı kötülüğü gidermek için veya fetva almak için veya şerrinden korunmak için yahut 'topal" demek gibi tarif için olursa gıybet olmaz. Bunun gibi, işlediği fıskı, zulmü açıklayan bir kimse olur da onun fıskını, zulmünü anarsa yine gıybet olmaz. Lâkin başka bir ayıbını zikrederse gıybet olur.
  • Hûn-i ciğerle memlu câm-ı zer olmadansa Bî inkisâr-ı hatır şikeste sâgar olsun. ... Ciğer kanı ile dolu altın bir kadeh gibi olmaktansa Gönlü hoş, kırık bir kadeh gibi olmak daha iyidir.
  • Sakın ukalalığın ve halktan farkın, münkirlikle her şeyden sıyrılıp çıkmak olmasın. O, bir beyinsizlik, hafiflik ve acizliktir. Sabit olan bir şeyi anlayamadığından dolayı yalanlamandaki hımbıllık (güçsüzlük), delili olmayan bir şeyi tasdik edivermendeki hımbıllıktan aşağı değildir. Kulağına gelen haberin garipliği seni rahatsız etse bile onun imkânsız olduğuna delilin olmadıkça bekle, hemen yalanlama. Doğru olan, bu durumdaki haberler için delilin bulunmadıkça onların mümkün olabileceğini kabul etmektir.
  • "Allah Teâlâ, ilmi kullardan soymak suretiyle çekip almaz. Ancak ilmi, âlimleri almak suretiyle ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da, insanlar bir takım cahil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetva verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar."
  • "Ahir zamanda bir kavim ortaya çıkar. Cahiller başa geçerek insanlara fetvâ verirler. Böylece hem kendileri sapar hem de başkalarını saptırırlar."
  • "Dinin felaketine yol açan üç sebeb vardır: Günahkâr fakih, zalim devlet başkanı ve cahil müctehiddir."
  • Zulmü iyi veya mübah gören gerek âmir, gerek memur bütün haksızların cezası, sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Çünkü zulmü helal saymak da küfürdür.
  • "Hem benim neyime ki ibadet ve kulluk etmeyeyim. O beni yaratana? Halbuki hep döndürülüp ona götürüleceksiniz."
  • 135. De ki: «Hepimiz beklemekteyiz, siz de bekleyedurun. Şüphesiz düz yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimlerin doğru yolda bulunduğunu yakında bileceksiniz.
  • "Kül" genellemesi, güneş ve ayla beraber daha önce adı geçen "yer"i de içine alarak hepsine işaret yapılmış olma ihtimali de vardır ki yer, güneş, ay bütün gök cisimlerinden herbiri bir yörüngede yüzüyorlar demek olur. Ve demek ki ne kadar gök cisimleri varsa o kadar da yörüngeleri vardır. Sözün özü, hangisi olursa olsun şurası muhakkak ki, burada eski astronomi ilminin kabul ettiği bir teorinin reddedilmesi vardır. Çünkü onlar güneş ile ayı, yörünge hareket ettiriyor diyorlardı. Burada ise herbirinin birer yörüngede kendilerinin yüzdükleri haber veriliyor ki, gök cisimlerinden her birinin fezada bir mihver eksen veya mahrek yörünge üzerinde hareket ettiklerini söyleyen yeni astronomi nazariyesinin esası da budur. Şüphesiz eskilerin nazarında da fenleri şimdikilerinki gibi ve belki daha kuvvetli bir kanaatle takip ediliyordu. Demek ki, bugün bu ve benzeri âyetlerde Kur'ân'ın fenne karşı büyük bir zaferini okumaktayız.
  • Şimdi düşünün ki, bir kısmı güneş gibi ışığın kaynağı, bir kısmı ay gibi başkası tarafından aydınlatılan milyarlarca gök cisimlerinin herbiri kendine mahsus bir dairede yüzüyor; hiçbiri sakin değil, hepsi de birer eksen etrafında periyodik hareketler yapmaktadır. Bir tutarları da yok, hepsi fezânın boşluğunda, bir nizam ve düzen içerisinde yollarına devam etmekte ve her türlü kusurdan korunmuş olarak yörüngelerinde yüzmektedirler. Bu ne harika sanat, ne büyük kudret ve ne büyük âyetlerdir. Bunların hepsinden Allah'ın birliği ve yüceliği okunur. Fakat kâfirler bunları görseler de şaşkınlıklarından yüzlerini çevirirler, şuna buna isnad etmeye kalkışırlar. Zerre kadar insafı olanların itiraf etmesi gerekir ki, işte bu sözü, yüce Allah'ın birliğinin ve kudretinin delillerini görünen âlemde gösterirken, aynı zamanda Allah'ı gösteren delillerden birisi de Hz. Muhammed'in nuru olduğunu göstermek için, Hz. Muhammed'in peygamberliğini anlatacak hususi bir delil olmak üzere, yerin gökten ayrılmış olması gibi bilimsel bir gerçeği fizik ve felsefe adamlarına ders verdikten sonra, Batlamyus astronomisini kökünden yıkan bir vecize ile astronomi bilginlerine de yeni bir fenn ilmi buluş in başlangıcı olacak bilimsel bir genel kaide veriyor. Gerçi Kopernik, Nevton, Lâplâs gibi bu fen Astronomi ile meşgul olan kimselerin böyle bir Astronomik kanunu bulmaları aslında çok üstün bilimsel bir başarı ve bir deha olmakla beraber bir mucize sayılmazsa da, bunu, ümmi okuma, yazması olmayan bir insanın bütün ilim dünyasına karşı meydan okurcasına haber vermiş olması, onun peygamberliğini ortaya koyan Allah'ın âyetlerinden bir âyet olduğunda şüpheye yer bırakmaz.
  • Peygamber ve ashabının yolunda giden bir fırka-i nâciye ehl-i sünnet ve'l cemaat denilen kurtuluşa eren bir grup, bir iyiler grubu eksik olmayacak; zamanlar gelecek din garib olacak, iyi insanlar garib kalacak; sonra yine din, başlangıçta olduğu gibi dönüp yeniden ortaya çıkacak.

--reklam--

Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt İncelemesi - Şahsi Yorumlar

--reklam--

Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır - Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kimdir?

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (d. 1878, Antalya – ö. 27 Mayıs 1942, İstanbul), Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat. Okan Bayülgen'in öz dedesidir.

1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının (Yazır Türkmenlerince kurulmuş) Yazır Köyü'nden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkâtibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır.

Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır.

Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebi'nde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camii'ndeki derslerine devam etti. Oflu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icâzet aldı.

Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Camii'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Akif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetvayı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.

1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.

Cumhuriyetin ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali'nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.

Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığı'ndadır.

Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.

--reklam--

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kitapları - Eserleri

  • Kuran-ı Kerim Türkçe Meali
  • Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım)
  • Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali
  • Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 5. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 8. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt
  • Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt
  • Makaleler II
  • 41 Yasin
  • Yasin-i Şerif (Fihristli, Mealli ve Türkçe Okunuşlu) - Orta Boy
  • İslam Düşüncesinin Problemlerine Giriş
  • İhlas Suresi Tefsiri
  • Kur'an Meal Defter
  • Hak Dini Kur'an Dili Tefsiri (13 Cilt Takım) (Osmanlıca)
  • Osmanlı Anayasasına Dair
  • Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meâli
  • Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy)
  • Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali (Hafız Boy)
  • Osmanlı Vakıf Hukukuna Giriş: Ahkam-ı Evkaf
  • Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meali
  • Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali
  • Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler
  • Hak Dini Kur'an Dili

--reklam--

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Alıntıları - Sözleri

  • Allah size imanı sevdirdi, sevgili kıldı, dolayısıyla iman etiniz, bu gösteriyor ki, iman etmek için yalnız bilgi yeterli değil, bir iradenin fiil olabilmesi için sevmek de gereklidir. Bundan dolayı dinin başı muhabbettir, sevgidir. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
  • “Kâinat onun delili iken o da kâinatın şahidi ve nurudur. “ (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
  • Hakkı bâtıl, bâtılı hakk yapmaya çalışanlar, haysiyyet-i ilmiyyeden âri birer Tağutturlar. (Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt)
  • ... Kur'ân'ın tercümelerine de bu hakimiyet isnad edilemez ve tercümelerden doğrudan doğruya hüküm çıkarmaya kalkışmak da doğru olmaz. Hüküm ancak Arapça indirilmiş olan aslına aittir. (Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt)
  • Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, peygamber'e de itaat etseydik! derler. Ahzâp Suresi : 66 (Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy))
  • Kur'an hadîka-i vücudda açılmış hakîkî ve misalsiz bir gül farz edilirse, en güzel tercemesi nihâyet onun dest-i mahâretle yapılmış bir resmine benzetilebilir ki bunda aslının ne maddesi, ne kuvveti, ne nü`ûmeti, ne nümuvvu, hâsılı ne yağı, ne râyihası hiçbirisi bulunamaz. (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
  • Kadıhan Fetâvâ'sında "Bir adam, kardeşinin günah ve kusurlarını ona özen gösterdiği için söylerse o gıybet olmaz. Gıybet ancak öfke şekliyle sövme kastedilerek anmaktır diye zikredilmiştir. Bundan dolayı kötülüğü gidermek için veya fetva almak için veya şerrinden korunmak için yahut 'topal" demek gibi tarif için olursa gıybet olmaz. Bunun gibi, işlediği fıskı, zulmü açıklayan bir kimse olur da onun fıskını, zulmünü anarsa yine gıybet olmaz. Lâkin başka bir ayıbını zikrederse gıybet olur. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
  • Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'ân) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allâh'tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
  • Eğer imân etmiş kimseler iseniz, kendisinden korkmanıza, ALLÂH daha lâyıktır. (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
  • Ğaşiye Suresi 11.ayet:Orada(cennet)boş bir söz işitmez. -Burada manaya boş fiiller de dahildir. 1)"Cennetdeki mutluluk dünyadaki gibi boş eğlencelerden olacakmış gibi bir kuruntu ihtimalini savmak anlamını taşıyor." Böyle olduğu için cennetde sıkılma gibi bir durum söz konusu değildir. 2)"Hayat aslında çalışmak demek olduğu için, gerçekte hayatın zevki, gayesine yönelik olarak çalışma zevkinden ibarettir. " Yani sıkılmak insanın, insanlığına karşı zıt bir tavır almasının sonucu ortaya çıkar, varlık gayesini anlayan insan için sıkılmak yoktur. (Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt)
  • Ni'met-ü saadetin en büyüğü şükrandır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)
  • Âlûsî der ki: "Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud'un celaline layık olanı, gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamayacağına işaret için birçok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır. Onun için zikretmişlerdir ki, farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır. “Seherlerde istiğfar ediciler.”( Âl- i İmran, 3/17), “Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir." ( Bakara,2/199). Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşru olduğu da rivayet olunmuştur. Resulullah herhangi bir toplantıdan kalkarken de ‎ سبحانك اللهم وبحمدك أستغفرك وأتوب إليك “Allah'ım! Seni hamdinle tesbih ederim Senden bağışlanma diler, sana tevbe ederim.” derdi. Bu şekilde istiğfar emrinden, anlaşıldığı nakledilen vefat haberine bir remiz var demektir. Meşhuru da bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin tamama yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır." (Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt)
  • hayat her şeydir ve her şey, Allah'ın gücüyle ayaktadır. (Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt)
  • 4) Dosdoğru bir yol üzerindesin. 5) Bu Kur'ân yenilmez güç ve sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın indirdiği bir kitaptır. (41 Yasin)
  • "Hem benim neyime ki ibadet ve kulluk etmeyeyim. O beni yaratana? Halbuki hep döndürülüp ona götürüleceksiniz." (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
  • Allah'ın mescidlerini içlerinde ismi ilahi zikredilmekten men eden ve o mescidlerin maddeten veya manen harab olmasına, yıkılmasına veya muattal kalmasına veya mescidlikten çıkarılmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Ve böyle zalimlerin cennet ile münasebeti nedir? (Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım))
  • Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti.” der. Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, “ Rabbim beni zillete düşürdü.” der. (Kur'an Meal Defter)
  • Ağaçtan beklenen meyvesi olduğu gibi, imandan beklenen de güzel ameldir ve Allah'a yaklaşmak da onunladır.  (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
  • "O gün insanlar, her biri bir taraftan uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır."Kâri'a Sûresi/4 (Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali)
  • Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır." Buhari, Nikah 79; Müslim, Redâ 65; Tirmizî, Talâk 12; Dârimî, Nikah 45; Ahmed b. Hanbel, II, 428,449,530, V, 164. buyurulmuştur. Burada eğri kaburga kemiği, bu yarılmaya işaret etmekle beraber erkekle kadın arasındaki tabiat uyumsuzluğuna ve kadınların erkekleştirilmeye kalkışılması, onları kırıp atmak demek olduğuna dair uyarıyı içeren bir misaldir. Bundan başka bu kısımlara ayrılmanın, cennetteki yaratılış başlangıcında meydana geldiği de hadislerde yer almıştır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)