Kitap Künyesi
Yazar: Bill Bryson
Çevirmen: Handan Balkara
Orijinal Adı: A Really Short History of Nearly Everything
Yayın Evi: Boyner Yayınları
İSBN: 9789757004578
Sayfa Sayısı: 169
--reklam--
Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hiç gözlerinizi kapatıp sonsuzluğun ne kadar büyük olduğunu hayal etmeye çalıştığınız oldu mu? Peki ya evren var olmadan önce neyin var olduğunu merak ettiğiniz? Ya da evrende ışık hızında yol almanın veya bir karadeliğin içine bakmanın nasıl bir şey olacağını gözünüzde canlandırmayı denediğiniz?
Bill Bryson'ın 2004 yılından bu yana tüm dünyada en çok satanlar listesinden inmeyen kitabının özel olarak kısaltılıp harika bir şekilde resimlendirilmiş yeni baskısı, Boyner Yayınları tarafından "Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi" adıyla Türkiye'de...
Bill Bryson "Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi" ile okuru bilimin yanıtlamaya çalıştığı en ilginç ve önemli soruların peşinde eşi görülmemiş bir yolculuğa çıkarıyor. Büyük Patlama'dan (Big Bang) uygarlığın doğuşuna kadar evrende meydana gelen olayları etkileyici bir dille anlatan yazar, "Hiç olduğumuz bir noktadan bir şey olduğumuz bir noktaya nasıl geldiğimizi, sonra o şeyin bir kısmının nasıl olup da bize dönüştüğünü ve o zamandan bu yana neler olup bittiğini", ilginç anekdotlar ve bilimsel keşif öyküleriyle aktarıyor. Uzun zaman geçerli kabul edilmiş ilginç kuramları ve tesadüf eseri yapıldığı halde bilimin gelişiminde yön vermiş keşifleri öğrenme fırsatı bulacağınız kitap; Kozmosta Kaybolmak, Yerkürenin Büyüklüğü, Yeni Bir Çağ Doğuyor, Tehlikeli Gezegen, Yaşamın Kendisi ve Bize Giden Yol olmak üzere altı ayrı bölümden oluşuyor.
The Times'ın "Son derece keyifli bir kitap... Esprili, sürükleyici ve iyi araştırılmış, rehber niteliğinde bir bilim seyahatnamesi" olarak nitelediği, Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi, yaşama merakla bakan her yaştan okur için bir başucu kitabı niteliği taşıyacak.
Bunları Biliyor musunuz?
İnsan genlerinin %60'ının meyve sineklerinde bulunan genlerle temelde aynı olduğunu,
Binlerce atomun bir araya gelmesiyle oluşan yaşamın, kimya düzeyinde, aslında eczanelerde bulunabilecek elementlerden oluştuğunu,
Vücunuzdaki her atomun, size ulaşıncaya dek bir sürü yıldızdan geçtiğini ve milyonlarca organizmanın parçası olduğunu,
Üzerinde uyuduğunuz şiltede yaklaşık iki milyon mikroskobik akar yaşadığını,
Hemen her hücrenize yaklaşık 2 metre uzunluğunda DNA sıkıştırıldığını ve DNA'larınız uç uca eklenseydi, Yerküre'den Ay'a kadar uzanıp geri dönebilecek, üstelik bunu birkaç defa değil, defalarca yapabilecek uzunlukta bir iplik oluşacağını,
Doğduğumuzda 100 milyar kadar beyin hücresine sahip olduğumuzu ve saatte 500 tanesini kaybettiğimizi,
Zamanın başlangıcından bu yana var olmuş milyarlarca canlı varlık türünün %99'unun artık aramızda olmadığını,
Yeryüzünden çıplak gözle bakıldığında yalnızca 6.000 kadar yıldızın görülebildiğini, dürbünle bakıldığında tek bir konumdan görülebilen yıldız sayısının yaklaşık 50.000 olduğunu, küçük 2-inçlik bir teleskopla bu sayının 300.000'e yükseldiğini,
Yerkürenin 5.000 milyon milyon ton ağırlıkta olduğunu.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi Alıntıları - Sözleri
- … “iki topun negatif elektrik yüklü alanları birbirini iter, elektrik yükleri olmasaydı; galaksiler gibi hiç zarar görmeden birbirlerinin içinden geçebilirlerdi.”
- "Samanyolu’nda kaç yıldız olduğunu kimse bilmez: Tahminler 100 milyar civarıyla 400 milyar arasında değişir. Üstelik Samanyolu 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki bu galaksilerden pek çoğu bizimkinden büyüktür. Ama en ılımlı girdilerle dahi her zaman, sırf Samanyolu'ndaki ileri uygarlık sayısı bile milyonları bulur."
- Evren herkesçe her zaman varsayıldığı gibi kararlı, sabit, öncesiz - sonrasız bir boşluk olmaktan çıkmıştı artık.Başlangıcı olan bir evrendi.Öyleyse sonu da olabilirdi.
- "1918'de yaşanan grip salgınının muallakta kalan ya da hiç anlaşılmayan pek çok yanı vardır."
- Doğadaki her hücre bir mucizedir. Hücreleriniz, hepsi de kendini sizin genel sağlığınıza körü körüne adamış on bin trilyon vatandaşa sahip bir ülkedir.
- "Yaşamın dominant türü olarak varoluşumuzun kaçınılmazlığı fikrine o kadar alışmışız ki, burada bulunuşumuzun sadece tam zamanında uzaydan gelip Yerküre'ye çarpan cisimlerin ve rastgele oluşan diğer tesadüflerin eseri olduğunu kavramamız zor."
- Güneş ışığı atomlara enerji verir. Onları hareketlendirir ve atomlar da hareketlendikleri zaman birbirlerine çarparak ısı açığa çıkarırlar. Bir yaz günü güneşin sıcaklığını sırtınızda hissettiğinizde, hissetmekte olduğunuz şey uyarılmış atomlardır aslında.
- Virüs, garip ve sevimsiz bir yaratıktır, “kötü haberlerle çevrili bir parça nükleik asit”tir. Bakterilerden daha küçük ve daha basit yapıdaki virüsler kendi başlarına canlı değildir. İzole edildiklerinde atıl ve zararsızdırlar. Ama onları uygun bir konak organizmaya yerleştirdiğiniz an derhal faaliyete geçerler: Canlanırlar.
--reklam--
Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İnsanoğlunun ilahi ve caniyane tabiatını bundan daha iyi örnekleyen iki olay daha zor bulursunuz, benden söylemesi. Bir yandan ilahi kudretin en derin sırlarını çözerken, öte yandan bize asla zararı dokunmamış, kendisine ne yaptığımızı anlamaktan bile aciz bir yaratığın kökünü kurutabilen bir organizma türüdür insanoğlu. Evrenin başlangıcından günümüze özet bir bilim okuması. Fizikle başlayıp biyoloji ile devam eden eğlenceli bir öykü (Muhammet Furkan Dolgun)
Kitap birçok konuda özellikle insanlık tarihiyle ilgili ve doğayla ilgili yoğun bir bilgi barındıyor. Ünlü bilim adamlarının hiç bilinmedik yönleri çok keyifli bir şekilde anlatılmış. Örneğin Newton hakkında bu cümleyi okuyup tebessüm etmemek çok zor.. "Newton şüphesiz tuhaf bir adamdı. Cin gibi zekiydi elbette, ama aynı zamanda yalnız, neşesiz, paranoyak sayılabilecek kadar pimpirikli, dalgınlığıyla ünlü biriydi. (Bazı sabahlar uyandığı zaman, daha yataktan ayağını bile çıkaramadan, ansızın aklına üşüşen düşünceler yüzünden donakalıp saatlerce yerinden kalkmadığı söylenirdi.) Kitabı okurken derin bir tefekküre daldım, o kadar çok ilgi çeken bilgiler var ki şaşırmamak, yaratıcıya hayran kalmamak mümkün değil.. Bu cümle de çok çarpıcıydı. "Kalbiniz bütün hücrelerinize taze oksijen temin edebilmek için saatte 343, günde 8.000'den fazla, yılda 3 milyon litre (dört olimpik yüzme havuz unu doldurmaya yetecek kadar) kan pompalamak zorundadır." Evrime inanmayan biri olarak kitaptaki evrimle ilgili görüşleri beğenmedim açıkçası... Son olarak kitaptaki insan tanımı çok güzeldi. "Bir yandan ilahi kudretin en derin sırlarını çözerken, öte yandan bize asla zararı dokunmamış, kendisine ne yaptığımızı anlamaktan bile aciz bir yaratığın kökünü kurutabilen bir organizma türüdür insanoğlu." Keyifli okumalar diliyorum... (Baran Toprak)
--reklam--
Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Bill Bryson - Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Bill Bryson Kimdir?
Bill Bryson, (8 Aralık 1951 doğumlu) İngiliz dili ve bilim üzerine mizahi seyahat ile ilgili kitaplar yanı sıra Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi isimli çok satan kitabın yazarı Amerikalı yazar.
--reklam--
Bill Bryson Kitapları - Eserleri
- Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi
- Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi
- Beden
- Notes from a Small Island
--reklam--
Bill Bryson Alıntıları - Sözleri
- Kemiklerimizi genellikle durağan birer yapı iskelesi bileşeni gibi görme eğilimindeyizdir ama onlar da canlı dokulardır: tıpkı kaslar gibi, egzersiz ve kullanım sonucu büyürler. Margy Pratte, tenişçi Rafael Nadal'ı örnek göstererek ''Profesyonel bir tenisçinin raketi tuttuğu taraftaki kolu, diğerinden yüzde 30 daha kalın olabilir,'' diye anlattı bana. Kemik dokusuna mikroskopla baktığınızda, tıpkı diğer canlı dokularda olduğu gibi, çoğalan hücrelerden oluşan karmaşık bir silsileyle karşılaşırsınız. Kemikler, inanılmaz ölçüde güçlü ama bir o kadar da hafif olmalarını yapılanma biçimlerine borçludurlar. (Beden)
- Başımız olmadan yaşayamayacağımızı hepimiz biliyoruz ama başsız olarak tam ne kadar süreyle yaşanabileceği konusu 18.yüzyıl sonlarında epeyce merak toplamıştı. Doğrusu merak etmek için de iyi bir dönemdi bu çünkü Fransız Devrimi, meraklı zihinlere üzerinde araştırma yapabilecek taze kesilmiş başları düzenli sağlıyordu. Yeni kesilmiş (dekapite edilmiş) bir başta hala bir miktar oksijenlenmiş kan bulunacağından bilinç kaybı hemen gelişmeyebilir. Beynin daha ne kadar süreyle çalışabileceği konusundaki tahminler, iki ila yedi saniye arasına odaklanır ama bunlarda temiz bir kesi yapıldığı varsayımdan yola çıkılmıştır. Oysa durumun hep böyle olduğunu söyleyemeyiz. Baş, işin ustasının kullandığı ve özel keskinleştirilmiş bir baltayla yapılan sert vuruşlarla bile gövdeden kolay ayrılmaz. Frances Larson'un dekapitasyon uygulamasının tarihiyle ilgili etkileyici kitabı Severed'da İskoçya Kraliçesi Mary'nin başının, ancak üç kuvvetli vuruş sonrasında gövdesinden ayrıldığından söz edilir; üstelik görece ince bir boynu vardır kraliçenin. (Beden)
- Dönme hızınız dünyanın neresinde bulunduğunuza bağlıdır. Yerküre’nin dönme hızı, ekvatorda saatte 1.600 kilometrenin biraz üstündeyken, kutuplarda sıfıra iner. Londra'da bu hız, saatte 998 kilometredir. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- Fizikçiler, atomlar hakkında düşünen atomlardır. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- Bütün ölümlerin beşte biri, kalp krizi ya da araba kazasında olduğu gibi aniden gerçekleşirken, beşte biri de kısa bir hastalık ardından hızla geliyor. Ama yüzde 60'ı oluşturan çoğunluk, uzun dönemli bir gerilemenin sonucu. Artık uzun yaşamlar sürüyor, uzun ölümlerle gidiyoruz dünyadan. Economist dergisinde yer alan 2017 tarihli bir makalede, yazarının sözünü hiç de sakınmadığı şöyle bir ifade var: "65 yaşından sonra ölen Amerikalıların neredeyse üçte biri, yaşamlarının son üç ayı içindeki bir kesiti, bir yoğun bakım biriminde geçiriyor." (Beden)
- Rees, evrenimize özellikle altı sayının hükmettiğini ve bu değerlerden herhan gi birinin hafifçe değişmesi halinde hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını belirtir. Örneğin, evrenin var olduğu gibi var olabilmesi için hidrojenin ölçülü ama nispeten görkemli bir biçimde helyuma dönüşmesi ve bunu yapabilmek için küt lesinin binde 7'sini enerjiye çevirmesi gerekir. Bu değerde hafif bir azalış olsa, sözgelimi binde 7'den binde 6'ya inse, hiçbir dönüşüm gerçekleşemez: Evren hidrojenden ibaret kalır. Değer çok az da olsa artsa, mesela binde 8'e çıksa, dö nüşüm çılgınca hızlanacağı için hidrojen hemencecik tüketilir. Her halükarda, sayılardaki en ufak bir oynamayla birlikte, bildiğimiz ve gereksindiğimiz haliyle evren artık var olmayacaktır. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- Kendi açımızdan işin olağanüstü yanı, bu oluşumun bize ne kadar lütufkar davrandığıdır. Şayet evren azıcık başka türlü oluşmuş olsaydı, mesela kütleçekimi bir nebze daha güçlü veya daha zayıf olsaydı ya da genişleme biraz daha yavaş veya daha hızlı gerçekleşseydi, sizi, beni ve üstünde durduğumuz yeri oluşturacak kararlı (stabil) elementler hiç var olmayabilirdi. Kütleçekimi azıcık daha güçlü olsaydı, evren kendisine doğru boyutları, yoğunluğu ve bileşenleri verecek doğru değerlerden yoksun kalır, kötü kurulmuş bir çadır gibi çökebilirdi. Daha zayıf olsaydı, hiçbir şey bir araya gelip kaynaşamazdı. Evren sonsuza dek ıssız ve tenha bir boşluk olarak kalırdı. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- Beyin benzer biçimde duyularımızı oluşturan bütün bileşenleri de kendisi de üretir. Işık fotonlarının renksiz, ses dalgalarının sessiz, koku moleküllerinin kokusuz oluşu, tuhaf ve mantığa aykırı bir varoluş gerçeğidir. İngiliz hekim ve yazar James Le Fanu'nun belirttiği gibi, ''Ağaçların yeşili ve gökyüzünün mavisinin gözlerimizden içeri, açık bir pencereden akar gibi aktığı yönünde güçlü bir izlenime sahip olsak da retinaya etki eden ışık parçacıkları, tıpkı kulak zarına çarpan ses dalgalarının sesten, koku moleküllerin kokudan yoksun olması gibi renksizdir. Bunların hepsi uzayda yol alan görünmez, ağırlıksız atomaltı madde parçacıklarıdır.'' Yaşamım tüm zenginliği kafamızın içinde yaratılır. Gördüğünüz şey, olduğu şey değil, beyninizin olduğunu söylediği şeydir. Ve bu ikisi birbirinden çok farklıdır. Bir kalıp sabunu getirin gözlerinizin önüne. Sabun ne renk olursa olsun köpüğün hep beyaz olduğuna dikkat ettiniz mi hiç? Bunun nedeni, sabunun su yada ovalamayla bir şekilde renk değiştirmesi değildir: moleküler düzeyde daha önceki haliyle tıpa tıp aynıdır. Mesela sadece köpüğün ışığı farklı şekilde yansıtmasıdır. Aynı etki kıyıya vuran dalgalarla (yeşilimsi mavi su, beyaz köpük) ve bir çok olguda gösterir kendini. Tüm bunlar, renk dediğimiz şeyin mutlak bir gerçeklik değil, bir algı olmasından kaynaklanır. (Beden)
- Fizikçi Richard Feynman, aposteriori saptamalar hakkında şöyle bir espri yapardı: "Biliyor musunuz, bu akşam akıl almaz bir şey geldi başıma," derdi. "Plakası ARW 357 olan bir araba gördüm. Düşünebiliyor musunuz? Bu akşam eyaletteki onca plaka arasından o müstesna plakayı görme olasılığım ne kadardı acaba? inanılır gibi değil doğrusu." Anlatmak istediği elbette şuydu: Her olağan durumu olağanüstü göstermek kolaydır, yeter ki onu kaderin bir cilvesiymiş gibi düşünün. Demek ki yeryüzünde yaşamın doğuşuna önayak olan olay ve koşulların, olduğunu düşünmekten hoşlandığımız kadar olağanüstü olmaması da mümkün. Yine de yeterince olağanüstüydüler ve kesin olan bir şey var: Daha iyisini bulana dek onlarla yetinmek zorundayız. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- Uyuyan kişiyle dış dünya arasındaki ilişki genellikle ilginçtir. Uyurken aniden düşme hissine kapılmak, çoğumuzun deneyimlediği bir şeydir örneğin. ''Hipnik'' ya da ''miyoklonik sarsıntı'' adı verilen bu durumun nedeni bilinmiyor. Varsayımlardan birine göre, ağaçlarda uyuduğumuz ve düşmemek için dikkat etmemiz gerektiği eski zamanlardan kalma bir alışkanlık bu ve bir tür tatbikat. Uzak ihtimal gibi görünebilir size ama düşündüğünüzde tahminen ilginç de gelecektir. Bilinç dışının ne kadar derinlerinde ve ne kadar hareketli olursak olalım, yataktan neredeyse hiç düşmeyiz: hatta otel yatakları ya da yabancı yataklardan bile. Dünyayla ilişkimizi tümüyle kesmiş de olsak içimizdeki bir bekçi bizim için yatağın kenarının yerini dikkatle kaydeder ve aşağıya yuvarlanmamıza engel olur. Uykusu çok ağır olanlar için bile geçerli olmak üzere, belli ki dış dünyaya kulak asan bir parçamız hep vardır. Paul Martin'in Counting Sheep kitabında belirttiği üzere, Oxford Üniversitesinde yapılan çalışmalarda, uyumakta olan katılımcıların isimleri her söylendiğinde EEG grafiklerinde kıpırdanmalar ortaya çıktığı ama katılımcıların başka isimlere aynı tepkiyi vermedikleri gözlenmiştir. Başka denemelerde insanların önceden karar verdikleri saatte, kendilerini çalar saatten yararlanmaksızın uyandırabildikleri göstermişti. Öyleyse uyumakta olan zihnin bir bölümü, kafatasının dışındaki gerçek dünyayı izliyor olmalıydı. (Beden)
- … “iki topun negatif elektrik yüklü alanları birbirini iter, elektrik yükleri olmasaydı; galaksiler gibi hiç zarar görmeden birbirlerinin içinden geçebilirlerdi.” (Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi)
- Az çok gelişmiş, düşünen bir topluluk haline gelmek istiyorsanız, yeterince uzun istikrar dönemleri içeren çok uzun bir olaylar zincirinin doğru ucunda olmalısınız. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- "Yaşamın dominant türü olarak varoluşumuzun kaçınılmazlığı fikrine o kadar alışmışız ki, burada bulunuşumuzun sadece tam zamanında uzaydan gelip Yerküre'ye çarpan cisimlerin ve rastgele oluşan diğer tesadüflerin eseri olduğunu kavramamız zor." (Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi)
- Doğadaki her hücre bir mucizedir. Hücreleriniz, hepsi de kendini sizin genel sağlığınıza körü körüne adamış on bin trilyon vatandaşa sahip bir ülkedir. (Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi)
- Ne kadar eğitim alırsanız Alzheimer'a yakalanma olasılığınız da o kadar düşüyor. Yine de Alzheimer'ı uzakta tutmayı başaran bir şey varsa o da gençlikte üst üste yığılan ders saatleri değil, aktif ve sorgulayıcı bir zihin. Sağlıklı beslenen, en azından orta düzeyde egzersiz yapan, makul kiloyu koruyan ve aşırı sigara ve alkol tüketmeyen insanlarda demansın her türlüsü, çok daha ender ortaya çıkıyor. Erdemli bir hayat, Alzheimer riskini ortadan kaldırmasa da yüzde 60 kadar düşürebiliyor. (Beden)
- Parmak uçlarımızdaki sarmal çizgiler acaba hangi evrimsel gerekliliğin sonucuydu? Yanıtı kimse bilmiyor. Vücudumuz gizemlerle dolu bir evrendir. Üzerinde ve içinde olup bitenlerin büyük bölümü, bilmediğimiz nedenlere dayanır ve kuşkusuz büyük sıklıkla da zaten belirli bir nedeni yoktur. Evrim sonuçta rastlantısal bir süreçtir. Parmak izlerinin yalnızca kişiye özgü olduğu görüşü de bir varsayımdır aslında. Hiç kimse sizinkine eş bir parmak izi olmayacağını mutlak kesinlikle söyleyemez. Söylenebilecek tek şey, birbirine tıpatıp eş iki parmak izi grubunun henüz bulunmamış olduğudur. Parmak izi çalışmaları için kullanılan teknik sözcük ''dermatoglifi''dir. Parmak izini oluşturan çizgiler ''papil hatları'' adını alır. Araba lastiği dişlerinin çekiş gücüne yaptığı etkiye benzer biçimde kavramaya yardımcı oldukları düşünülür ama bu, gerçekte kanıtlanmış bir görüş değildir. Kimileri parmak izi sarmalının suyun daha iyi akmasını sağladığı ya da parmak derisini daha esnek ve bükülgen yaptığını, hatta derinin duyarlılığını arttırdığını ileri sürmüştür ama bunlar da yalnızca birer tahmindir. Benzer şekilde, uzun süre banyoda kaldığımızda parmak derimizin neden buruştuğunu açıklamanın kıyısına bile yaklaşamamıştır kimse. En sık getirilen açıklama, buruşmanın parmaklarda suyun akışını kolaylaştırdığı ve kavramaya katkıda bulunduğu yolundadır. Ama iyi kavram gücüne ivedilikle ihtiyaç duyanlar, kuşkusuz suyun içinde belirli bir süre kalanlar değil, suya yeni düşenlerdir. (Beden)
- Ay'a yapılan 386.000 kilometrelik yolculuk bizim için hala çok büyük bir girişimi temsil ediyor. İlk Başkan Bush tarafından bir gaflet anında gündeme getirilen insanlı Mars yolculuğu, böyle bir projenin 450 milyar dolara patlayacağı ve muhtemelen (yüksek-enerjili solar parçacıklara karşı kalkan oluşturulamayacağı ve bunlar DNA'yı parçalayacağı için) ekipteki herkesin ölümüyle sonuçlanacağı hesaplanınca, sessizce rafa kaldırıldı. (Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi)
- "1918'de yaşanan grip salgınının muallakta kalan ya da hiç anlaşılmayan pek çok yanı vardır." (Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi)
- "Samanyolu’nda kaç yıldız olduğunu kimse bilmez: Tahminler 100 milyar civarıyla 400 milyar arasında değişir. Üstelik Samanyolu 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki bu galaksilerden pek çoğu bizimkinden büyüktür. Ama en ılımlı girdilerle dahi her zaman, sırf Samanyolu'ndaki ileri uygarlık sayısı bile milyonları bulur." (Hemen Her Şeyin Çok Kısa Bir Tarihi)
- Derin bir nefes alın. Tahminen ciğerlerinizi zengin, hayat veren oksijenle doldurduğunuzu düşünüyorsunuz. Aslında pek öyle değil. Soluduğumuz havanın yüzde sekseni azottur (nitrojen). Atmosferde en bol bulunan element olan azot, varoluşumuz için can alıcıdır ama diğer elementlerle etkileşime girmez. Nefes aldığınızda havadaki azot, yanlış mağazaya giren dalgın bir müşteri misali, akciğerlerinize girdiği gibi gerisingeri çıkar. Azotun işimize yaraması için amonyak gibi etkileşime daha açık formlara dönüştürülmesi gerekir. O işi bizim için yapanlarsa bakterilerdir. Bakterilerden yardım almasaydık ölür ve dahası, var olmazdık bile. Öyleyse mikroplarınıza bir teşekkür etmenin zamanı gelmiş demektir. (Beden)
Yorumlar
0 yorum