Kitap Künyesi
Yazar: Behçet Çelik
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750712579
Sayfa Sayısı: 120
--reklam--
Herkes Kadar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Herkes Kadar'daki öyküler gücünü yalınlığından alıyor. Yüksek sesle konuşmuyor kahramanlar; dışarıdaki dünyadan kaçmak için değil, kendi içdünyalarına bakarak yaşananı daha derinden anlamak, kavramak için yapıyorlar bunu. Behçet Çelik, öykülerinin dilini de, kahramanlarını da okurun düş gücünün akışına bırakıyor. Böylece her kuşakta yeniden okunacak, değerlendirilecek metinler çıkıyor ortaya.
"Behçet Çelik'in öykü başlangıçları tatminsizlik duygusu yaratmıyor, çünkü devamın da kendi atılımları, kendi ustalıkları var onda. Maupassant'da, Çehov'da ve özellikle onun Amerikalı uzantısı sayılan Raymond Carver'da olduğu gibi, eksiltiler de enerji veriyor Çelik'in öykülerine, sezdirilmiş ama söylenmeden bırakılmış şeyler."
-Orhan Koçak-Virgül, Mayıs 2002
"Bütün öykülerde hâkim olan 'ben' merkezli anlatım nedeni ile kitapta bir bütünsellik havası ortaya çıksa da, her hikâyede farklı farklı kişilere odaklanıyor yazar, ama bütün bu farklı hikâye kahramanları, hayatta artık bir hikâyesi kalmayan insanlar olarak aynılaşıyorlar. Onların hikâyeleri geçmişte, hayatı coşku ve umut dolu yaşadıkları o gençlik günlerinde (...) başlamış ve bitmiş... Çelik, ağdalı bir geçmiş güzellemesine kaçmadan, iş hayatını, insan ilişkilerini ve bizzat varoluş biçimlerini sorguluyor, bundan böyle yaşanılacak şiirsel bir hikâyenin imkânsızlığını hissettiriyor okuyucuya."
-A. Ömer Türkeş-Radikal Kitap, 29 Mart 2002
--reklam--
Herkes Kadar Alıntıları - Sözleri
- Bana dönüp hayatın nasıl gittiğini sordu. “N’olsun,” dedim, “o nereye gideceğini biliyor, ben de onun peşindeyim…”
- Ne çok kesilmişti oramız buramız. Kabukları düşmüş, izleri kalmıştı. Konuştukça o izler de siliniyordu. Birisine anlatılmayı bekleyen ne çok şey kalmışmış içimizde. Unuttuk sanırken çürümeye terk etmişiz onları. Zaman zaman içimize dolan pis koku o çürüklerden geliyormuş da, biz başkalarını suçluyormuşuz.
- Tartışırken, sıkıştığımız zaman imdadımıza aspirin gibi yetişen cümleyi mırıldanıyorum. “ O öyle olduğu için, bu da böyle oluyor.”
- "İnsan sizin yanınızda kendisini zamanın dışında hissediyor. Zamanın ağırlığından sıyrılıyor..”
- Yumuşak bir müzik, loş ışıklar, temiz masalar, az insan, bol manzara..
- “Yıllardır el sürmediğim ne çok kitap. Her biri, onu okuduğum zamana taşıdı beni. Hepsinden üç beş sayfa okudum, altını çizdiğim satırlara, dizelere baktım. Sabahı etmişim. O cümleler, hayal meyal, neden altlarının çizildiğini söylediler..”
- Sevgilisini sordum sonra. ''Ayrıldık," dedi. İyi göründüğünü söyledim, güldü, kendisi için birlikte olmanın şaşırtıcı olduğunu, ayrılıklara daha alışkın olduğunu anlattı..
- "Biliyor musun?" dedi. "Ne zaman kafama sorular üşüşse, benzer soruların senin de kafanı karıştırdığını düşünürüm."
- Kimse ne üzer, ne sevindirir beni...
- İnsan, bir yere yerleşmeye karar verince, demirleri olabildiğince derine atmak istiyor.
- Sözünü kestimse güzelim, özlemek için o güzel sesini, yok başka muradım.
--reklam--
Herkes Kadar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Naif..: Bu sitede olmayan baskısını okumuştum. Esasen hukukçudur ve Kadıköy beyefendisidir. Öykülerinin tamamı aynı sanki diyorsunuz ama değil. Sanki bir şarkının altı ayrı versiyonu gibi.. Öykülerini tek kelime ile anlatmak istediğimde bulabildiğim tek kelime hep naif olmuştur. Bir öyküsünü okuyayım derseniz kitabı bitirirsiniz. (Selanik)
Merhaba Hani hayatımızda bir şey olur -bunun illa elzem bir olay olması gerekmiyor- ve biz onu es geçeriz veyahut biri hayatımıza dokunmuştur ve fakat hemen geri çekilmiştir veyahut gökkuşağının renklerini kaçırmışızdır da farkına varamamışızdır. Belki de varmamışızdır fakat yaşadığımız, karşı karşıya kaldığımız ilişkilerin, durumların, duyguların, anların ki özellikle kaçırdığımız anların ayrılıkları, acıları, iletişimsizlikleri kabuğumuza çekilmemize sebep olmuştur. Yalnızlığı sevmişiz, seçmişizdir. İşte tam da böyle bir hissiyat bıraktı. Tekrar dinleyeceğim bir plak gibi gülümseten üzüntüler biriktirerek 17 farklı öykü okudum. Yalın, sade ve etkili. Behçet Çelik, sessiz, sakin ve evet biraz da kederli hikayeler yazıyor. Benim için zarif bir detay oldu kitapları ile tanışmak. Feyizli okumalar. Nahif kalın. "Ne çok kesilmişti oramız buramız. Kabukları düşmüş, izleri kalmıştı. Konuştukça o izler de siliniyordu. Birisine anlatılmayı bekleyen ne çok şey kalmıştı içimizde. Unuttuk sanırken çürümeye terk etmişiz onları. Zaman zaman içimize dolan pis koku O çürüklerden geliyormuş da, biz başkalarını suçluyormuşuz." (toprak)
Yaşa yaşa bitmeyen şey bu yalnızlık..: Nereye kaçsak herkes yalnızlıktan dem vuruyor. Milletin yakınmalarından kitaba kaçayım ben yalnızlığı seviyorum diyorsun ki; kitap da yalnızlıktan muzdarip :) Püü Allah sizi bildiği yapsın, başa gelen çekilir diyerekten: Yalnızlık tema alınmış; kimi zaman kalabalık içinde bir yalnızlık, kimi zaman geçmişi kucaklayan özlem dolu bir yalnızlık, derin derin iç çektiren ve nedenine cevap bulamayan boşluğun adını koyduğumuz yalnızlığın olduğu on yedi öyküyü barındıran bir eser. Hikayelerden "Ağbim" ve "Herkes Kadar" Adam-Öykü'de "Arif'in Firması" Diyojen'de yayımlanmış. Eser gayet akıcı ama *benim için* imdb puanı altı olan filmler gibiydi. Böyle alık alık izlersiniz. Ne zaman kaybettirir, ne bu neydi diye sitem ettirir. Ama iş birisi bana film öner dediğinde aklınıza gelmez ya; tâ ki biri açıncaya kadar... Benim için öyle bir kitaptı. Ancak şu noktaya dikkat çekmek isterim: Birçok kaliteli edebiyat ödülüne lâyık görülmüş başarılı bir yazar. Okuyup okumamak merakınıza ve keyfinize kalmış. (Verda)
--reklam--
Herkes Kadar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Herkes Kadar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Herkes Kadar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
- Gün Ortasında Arzu
- Belleğin Girdapları
- Diken Ucu
- Dünyanın Uğultusu
- Soluk Bir An
- Sınıfın Yenisi
- Düğün Birahanesi
- Herkes Kadar
- Kaldığımız Yer
- Yolun Gölgesi
- Patikaların İyi Yanı
- Yazyalnızı - İki Deli Derviş
- Çantasızlar Kampı
- Ateşe Atılmış Bir Çiçek
- Adana'ya Kar Yağmış
- Düğün Birahanesi
- Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
- her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- “Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
- “Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi. “Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.” “Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
- Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
- Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
- çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
- kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
- yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- (...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
- "Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
- Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti. "Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!" Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
- Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
- Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
- 'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
- Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
- Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)
Yorumlar
0 yorum