Kitap Künyesi
Yazar: Hilmi Yavuz
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786050809077
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Hüzün Ve Ben Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hüzün ve Ben, Budalalığın Keşfi 'yle başlayan Hilmi Yavuz denemeleri serisinin ikinci kitabı.
Yazarın çocukluk ve ilk gençlik hatıralarını, Türk edebiyatının son elli yılından gazete ve dergi deneyimlerini içeren; yer yer geçmiş ramazanları, uçurtma, lokum, pastane, telefon günlerini anlatan Yavuz öz yaşamından çokça izler taşıyan denemeler bunlar...
Çoğu zaman lirik ve şiirsel, Hilmi Yavuz'un güzel hüznüyle bezeli ama sadece anılara ve duygulara değil analize de esaslı kapılar açan denemeler Hüzün ve Ben'de bir araya getirildi.
"Hilmi Yavuz, denemelerinde ne sadece güzel söz söyleme ustasıdır ne de okurunu bir yığın kuru bilgiyle baş başa bırakır. Tartışır, kavgalara tutuşur, aydınlatır, tezler öne sürer ve okurunu yükseltir. Onun deneme yazarlığının bir ayrıcalığı da başkalarının bir kitapta anlatabildiği bir 'mesele'yi, kısacık bir metnin sınırları içinde çözebilmesidir."
-Ali Çolak-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Hüzün Ve Ben Alıntıları - Sözleri
- Yahya Kemal'in 'mısra, haysiyetimdir' sözünü boşuna söylemediğini öğrendim.
- Sahi, gülü ilk defa nerede ve ne zaman gördüm?
- Hani, 'hüzün ki en çok yakışandı bize'?
- Evet, eski günler! Hangi şiirdeydi: Eski günler artık eski bile değil!
- Bir şiirinde, "ben hep dönüşlere bakardım," diye yazmıştım. Öyleydi gerçekten.
- Benim gizem öğretmenimdi annem, hüzün öğretmenimdi.
- Biz, hüzünlü bir toplumuz.
- Babamın düzyazı, annemin ise şiir olduğunu söylemiştim. Evet, öyleydi gerçekten.
- Savaş yıllarına rastlar bizim uçurtmalı çocukluğumuz.
- Çocukluk aşkları işte; unutulmuyorlar!
- Yeter ki yolculuğun anlamını anlamın yolculuğu ile örtüştürebilelim.
- Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım.
- Hem aynı kalan hem de değişen bir şeydir şiir... Öyledir.
- Uçurtmayı vurmasınlar!
- Ahmet Muhip Dıranas'ın Fahriye Abla'sında söylediği, "hafızada kalan şey değişmez zamanla," dizesine bakmayın, yaşananla anımsanan farklıdır: gerçeklik, artık, yaşandığı gibi değil, anımsandığı gibidir.
--reklam--
Hüzün Ve Ben İncelemesi - Şahsi Yorumlar
‘zamansız bahçeleri kucakladım’: 1936 doğumlu Türk yazar,şair ve akademisyen Hilmi Yavuz’un çocukluğunun sımsıcak anılarından bugününe uzanan bir otobiyografi kitabı ‘Hüzün ve Ben’. “Hüzün ki en çok yakışandır bize.” diye yazdığından beri ‘hüzün şairi’ ne çıkmıştır adı.Haksızda sayılmaz hani,bizim kültürümüz hüzün kültürüdür. Kimliğimizin olmazsa olmaz parçasıdır hüzün. yazar/ahmet-hamdi-tanpinar ‘ın deyişiyle Hüznün Türk insanının “his tarihi’nde yeri büyüktür”.Kısaca bizim insanımızı anlayabilmek için önce hüznünü anlamak gerekir kanımca. Bu vakte kadar yazar/hilmi-yavuz un daha önce hiçbir kitabını okumamış birkaç şiirine,pasajına denk gelmiştim sadece.Öyle gönlüme değmiş olacak ki yazarın yaşam öyküsünü merak etmistim,çünkü ben nerde hissiyatıma denk bir isme rastlasam hangi ortak acılardan,sevinçlerden ve tecrübelerden geçtiğimizin kanıtını ararım kendimce. “İki yanı ağaçlı yoldan yürürken,birdenbire,asfaltın üzerini,erguvan çiçeklerinin bir halı gibi kapladığını fark eder,o müstesna görüntüyü bozmamak için durur,üzerlerine basmamanın yollarını arardım.Ama ara sıra,benden önce onların üzerine basanların ayak izlerini de görürdüm:” “Ezilmiş erguvanlar! Siz benim kalbimin Söylemiydiniz!” Diye ezilmişliği güzelliğe atfedip kaleme alan, çiçekle arasında hüzünlü bir bağ kuran yazarın ise gönlüme değen yanına kanıttır bu satırlar.Zira; “Hüzün ki en çok yakışandır bize.” Sevgi ve Muhabbetle.. (Şirin)
Hüzün ve Hilmi Bey: Hani bazen bir yazarı görme, uzun uzun muhabbet etme olanağımız olamaz ya. Bu kitap bu olanağı soyut bir şekilde bizlere sunuyor. Adeta Hilmi bey ile sohbet edermişcesine, onun ağzından onun anılarını denemevari bir dille dinlemek (hây aksi okumak dicektim) hoşuma gitti. O koca adamı çocuk gibi düşünmek, çocukluk anılarını çocuk gözüyle okuyabilmek kendi çocukluğuma inmemi sağladı. Hayatı zevk alarak ne güzel de yaşıyor dedim. Çocukken her detayı bir romancı gözü ile kurgulayışına hayran kaldım. Eserin içinde ara ara diğer şairlerden mısralar geçiyor çok hoş bir tad bırakmış zannımca. Diyecek çok şey var ama ben onu Hüzün şairi olarak tanımadım. Hüznü yoğuran gerektiği yerde kullanan usta bir yazar. 'Hüzündür ki en çok yakışandır bize' diyor. Çağımızda eksik kalanları unutmamak dileği ile iyi okumalar... (: (Gülce)
İnsanı anlayabilmek, onun hüznünü anlamaktan geçiyor.: Yazdan çıktık. Eylülü geçtik. İşte ekimin son günlerindeyiz. Aslında bu aralar olmak istediğim yer, sonbaharın tüm renklerinin serapa sergilendiği Abant’tır. Düşünsene elinde Hilmi Yavuz’dan Hüzün ve Ben, masanda dumanı üstünde köpüklü kahven. Etrafında uçuşan sarı kırmızı ağırlıklı rengârenk yapraklar. Ve belki de kitaptan başını kaldırdığın anda uzaktan gelen ses Yıldırım Gürses: “Her sonbahar gelişinde/ Sarı sarı yapraklarla/ Kuru dallar arasında / Sen gelirsin aklıma.” Düşündüm sadece, ne şimdi Abant’tayım, ne de yanımda kahve var. Bütün bunlara bedel sadece Hüzün ve Ben var. Kitap yedi bölümden oluşuyor: “Zamansız bahçeler kucakladım”, “Geçiyorum mevsim gibi kapından.”, “Havz-ı hayalin sularında”, “Ah bellek, acı bellek.”, “Hayali cihan değer”, “Ölüler ölmemişti daha”, “Hüzün ki en çok yakışandır bize” Daha ilk sayfasında ilk paragrafta bir cümle dikkatimi çekiyor: “Anneniz öldü. Annemin ölümü! Beklemiyordum ki.” Kim annesinin ölümünü bekler ki. Kimse. Ne yalan söyleyeyim belki ben beklerdim. En azından bir yerlerde hayatıma dokunurdu. En azından bekleme duygusunun ayırdına varacağım zamanlar kadar annem olurdu. Hilmi Yavuz anneyi lirik olarak tanımlıyor.”Evet, lirik! Onu kesinliyorum şimdi. Derûnî ve mistik olanı annemle yaşadım. Babam konuşarak, annem susarak dönüştürdüler tinimi.” Ah işte kendim de belki annesizlikle, şefkat ve merhamet hasretiyle dönüştürmüşümdür tinimi. Kimbilir? “Annemle karanlık geceler bazı çıkardık. Başları beyaz tülbentli kadınlar, güzel yüzlü ıtırlı kadınlardı; birbirlerine bakarak söze gerek yoktu, anlamayı bilen kadınlar! Bir dokunuşta dönüştürmüşlerdi sözleri, öyle onaylıyorlardı birbirlerini, derin ve gizemli bakışlıydılar. Bembeyaz tülbentler, ıtırlıydılar ve onlar o kadar ferah ve aydınlıktılar ki, o odalarda çiçek işlemeli gaz lambasının ışığından daha fazlası vardı, -tülbentlerin aydınlığı…” Ben de hatıralardayım işte. Bir komşu evde ağlıyorum belki de ağlatılıyorum. Kulağımda cümleler “Hani sen de analığına bir tülbent alsan, onun gönlünü etsen.” Tamam, bugünlük bu kadar hüzün yeter. Bıraktım kitabı yanıma. Kalktım. Biraz dolaşmaya ihtiyacım vardı. Ertesi gün. Çay kokuları odamı dolduruyor. Hilmi Yavuz’un kar düşüncelerini okuyorum. Gençlik yıllarında karların birikmesinden zevk duyarken, olgunluk zamanlarında karların erimesinden hüzün duyuyor. Yazarlar, şairler, şiirler, hikâyelerden kesitler, bir taraftan çayın kokusu, dalıp gidiyorum Hilmi Yavuz’la. İlk okumalar, Bursa, Emir Sultan, Erguvan Bayramı. Anton Çehov. Yahya Kemal. Geçmiş Yaz Defterleri. Ve bir şiir: “her şey nasıl da bütündü bir zaman/ şimdi bahçe eksik, güllerse yarım/ kar yağar, hüzün bile yok ve nerdesiniz,/ âh evet, nerdesiniz, yok saydıklarım?” İşte kitabın son sayfasından bir alıntı: “Bir şiirimde, ‘hüzün ki en çok yakışandır bize’ diye yazmıştım, adım o günden bu yana ‘hüzün şairi’ne çıktı. Yanlış anlaşılmak istemem, benimki sadece bir saptama… Bizim kültürümüz bir ‘hüzün kültürü’dür; hüzün sanki kimliğimizin ‘olmazsa olmaz’ bir parçasıdır, demek istemiştim ben.” Aslında ben Hilmi Yavuz’dan ilk defa bir kitap okuyorum. Kitabını öyle özellikle de sorup almışlığım yok. Tüyap Kitap Fuarı’nı geziyordum. Baktım şairimiz oturuyor tek başına, hüzünle. Önünde kitapları. İşte günün anısı olarak öylece seçmiştim Hüzün ve Ben’i. Konuştuğumuzu değil ama, tebessümleştiğimizi hatırlıyorum. Lutfedip yazdı: “Çok sevgili kardeşim ‘Sait Köşk’ içün. Hilmi Yavuz. Muhabbetle. Tüyap: 2 Kasım 2013” İki yıldır okunacaklar arasında bekledi kitap. İşte bugüneymiş kısmet. Okudukça anladım ki, bir büyük yazarı daha geç tanımışım. Şimdi masamda onun iki kitabı daha var. Birincisi hatıralarını içeren denemeleri “Geçmiş Yaz Defterleri&Bulanık Defterler” Diğeri ise şiirlerini içeren “Toplu Şiirler 1969-2012 Büyü’sün Yaz” Hüzün ve Ben’de yazar daha çok kendini anlatıyor. Yürüdüğü yolları, okuduğu kitapları, arkadaşlarını, uçurtmalarını, ilk aşk ilk heyecanını. İlk yazıda annesinden bahsediyordu ya, işte son yazısında da soruyor: “Yaş Yetmiş Beş Yolun Neresi Eder?” İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar: *Hüzünden, acıdan ve merhametten geçmeyen bir ‘zaman’ın anlamı var mıdır;-yoktur! *Lumpen kültürün, her şeyi görünmeye, görünür olmaya endekslediği bir dünyanın sirke; o dünyada yaşayanların da sirk hayvanlarına, zebralara benzemelerinden daha doğal ne olabilir?” *Büyük şiirler, uçurum gibidirler, baş dönmesi verirler insana. *İyi okurlar, belki de yalnız çocukların arasından çıkıyor. Kimbilir? *Türk insanını anlamak, onun hüznünü anlamaktan geçiyor. *Yapılacak hiçbir şey kalmadığında, bu dünyaya katlanmanın büyülü yollarından biridir hüzün. Bir muhalefettir. *Bir mesleği sevmek, onu iyi yapabilmenin ön koşuludur. (Sait Köşk)
--reklam--
Hüzün Ve Ben PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hilmi Yavuz - Hüzün Ve Ben kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hüzün Ve Ben PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hilmi Yavuz Kimdir?
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
--reklam--
Hilmi Yavuz Kitapları - Eserleri
- Büyü'sün Yaz!
- Hüzün Ve Ben
- Okuma Biçimleri
- Üç Anlatı
- Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler
- Lanet Şiirleri
- İslam'ın Zihin Tarihi
- Yara Şiirleri
- Lirik Defterler
- Hurufi Şiirler
- Türkiye'nin Zihin Tarihi
- Alafrangalığın Zihin Tarihi
- Avrupa'nın Zihin Tarihi
- Talan Şiirleri
- Budalalığın Keşfi
- Okuma Notları
- Felsefe Yazıları
- Bedrettin Üzerine Şiirler
- Doğu Şiirleri
- Belleğin Kuytularından
- Erguvan Sözler
- Edebiyat Ve Sanat Üzerine Yazılar
- Edebiyat Okumaları
- Denemeler
- Yüzler ve İzler
- Behçet Hoca
- Kendime, İstanbul'a, Kadınlara Dair
- Modernleşme, Oryantalizm ve İslam
- Roman Kavramı ve Türk Romanı
- Yolculuk Şiirleri
- Ceviz Sandıktaki Anılar
- Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
- Yazın, Dil Ve Sanat
- Bedreddin Üzerine Şiirler
- Yaz Sohbetleri
- İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar
- Gülün Ustası Yoktur
- Çöl Şiirleri
- Akşam şiirleri
- Osmanlılık, Kimlik, Kültür
- Kayboluş Şiirleri
- Defterler
- Kara Güneş
- Söz'ün Gücü
- Bakış Kuşu
- Söylen Şiirleri
- Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine
- Özel Hayat'tan Küreselleşme'ye
- Ayna Şiirleri
- Ah Kadınlar
- Memleketimin Münevverlerine Dair
- İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar
- Sanki Her Şey Daha Dün Gibi
- Şiir Henüz
- Kuyu
- Yazın Üzerine
- Felsefe Üzerine
- Kültür Üzerine
- Felsefe ve Ulusal Kültür
- Çeviri Şiirleri
- Şairin Zihin Tarihi
- Gizemli Şiirler
- Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
- Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş
- Dilin Dili
- Zaman Şiirleri
- Taormina
- Biz Bu Dünyadan Değil miydik?
--reklam--
Hilmi Yavuz Alıntıları - Sözleri
- kendi üzerime kurdum yalnızlığımı; kalbim,kalbim bir o kadar belirsiz; bir oluştan Bir-Oluş'a gül akar; âh,gül akar yol olur... yoldur bu,görünmez olur kar.... ya da,sis,siz..... görünsem,geri dönmez miydiniz? (Yolculuk Şiirleri)
- beklerken işittiğim sesler boğuyor beni, boğuyor... (Yara Şiirleri)
- Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan. "Menfur: Nefret edilen" (Yüzler ve İzler)
- ama şimdi, nedense, her şeyde ansızın dağılan kelebek tadı (Bedreddin Üzerine Şiirler)
- ey uçurum gözlü sevgilim! ne zaman baksam aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmış görüyorum kendimi (Yara Şiirleri)
- Rüzgâr agaclarda daha koyu sesler çıkarır, mevsim son yazdan ileriye dogru gittikce... Işte buradayım. Dünyada olmak istediğim yerde. Şimdi gidip denize girmeliyim- ve denizin sesini, guzdur, dinlemeliyim. Denizi ancak dibe, diplere dalarsanız duyabilirsiniz. Çünkü gizlidir denizin sesi. Onu duymak için denizden olmak, denizin kendisi olmak gerekir. (Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler)
- Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde'si ise Çukurova'nın nesnel tarihsel diyakronosini, Yaşar Kemal'in Yusufçuk Yusuf'unun bıraktığı zamandan başlatır. Bu iki roman, Çukurova'nın toplumsal tarihinin 'geçmiş zaman/ şimdiki zaman/ gelecek zaman' uzanımını, maddeci tarih tipolojisinin kuramsal bağlamı içinde bütünler gibidir. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- Var olmanın gücü Söner yangın birazdan Yatışır özlem. Bir gün karşılaşırız Bir gün, bir yarım akşam.. (Akşam şiirleri)
- “tek başına, ayakta, yas töreni gibiyim…” (Ayna Şiirleri)
- Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti. (Alafrangalığın Zihin Tarihi)
- hiçbir şey özlenmiyor! gül öldü... (Yara Şiirleri)
- Şeyh Galip, "Eş'arımı fehmeylememek ayb olmaz" demiş ve şiirini anlamayanlara onu açıklamak gereğini duymamıştı. (Şiir Henüz)
- bir kuşatma gibiyim şimdi kendi kendime... (Erguvan Sözler)
- Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım. (Hüzün Ve Ben)
- En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır. (Budalalığın Keşfi)
- Yaşar Kemal, Çukurova'da düzen değişikliğini anlatırken "o iyi atların, o iyi insanları' alıp gittiklerini;ama ne kadar soylu ve insani olsa da bu gidişin kaçınılmaz olduğunu, romanın sonundaki "çürümüş, yıllanmış, kokmuş ağır suyun açılmış toprağı doldurarak akması" simgesiyle ve önemle vurgular. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır gurbet sende pamuklarsa gece aya ordan doğar şiir acıya çullanır ilkyaz düşeli beridir giden ben değilim, yoldur dili söyleyen sevdaysa mektubum kalbime yollanır nehir kuşa batsa birden aksa tersine aksa batsa kül, batsa turna ve batsa... ve benim bir yanım ki ferhadsa bir yanım dağdır hasret, külüngü vurduğum yerdir ateş, kül ile dağlanır bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır (Doğu Şiirleri)
- Aristoteles; dolayısıyla felsefe, "ben her şeyi biliyorum" diye tafra satmamayı, tersine alçakgönüllü olmayı öğretir. (Denemeler)
- “o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok! harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı,yaprağı,çiçeği aştı;-ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e…” (Hurufi Şiirler)
- Ayırt edici sınır çizgileri çizmek, analitik düşüncenin olmazsa olmazıdır. Sınır çizgileri çizmek ve onların gereğini yerine getirmek ve bunları karıştırmamak! (Yaz Sohbetleri)
Yorumlar
0 yorum