Kitap Künyesi

Yazar: Güray Süngü

Yayın Evi: İz Yayınları

İSBN: 9786053263470

Sayfa Sayısı: 344

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İbrahim bir gün evinden çıkar. Ama çıkamaz. Hiçbir yere gidemez. Bir duvara çarpar gibi kalır olduğu yerde. Bir bekçi, ona çıkışı gösterir. Orası bir eşiktir. İbrahim eşikten geçer. Öğrenir; hayatını kaybetmiştir. Hayatı, Kayıp Hayatlar Bahçesi’ndedir. Aramaya başlar orayı ki bulsun hayatını. Çok uzun sürecektir bu arayış: bir ömür belki. Belki bu romanı okuyan bazı insanlar, İbrahim’in kaybettiği hayatını aradığı bu garip dünyanın fantastik bir dünya olduğunu söyleyecektir.

Güray Süngü’nün altıncı romanı İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, bir olgunluk dönemi eseri.

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır Alıntıları - Sözleri

  • Insan hafızasıyla kendine eziyet eden bir yaratıktır.
  • Herkes kaybolur da sadece bazıları kaybolduğunu anlar..
  • Gitmesin istiyorsan gitme diyeceksin. O yine de gider de sen gidişini seyreden değil, gitme demiş olan olursun. Gitme demiş olmadan gideni seyredersen, sen suçlusun. Gitme deyip de gideni seyredensen, masumsun.
  • Hakikat en çok karanlıkta parlar evlaaaatttt!
  • Hayat herkesin oynadığı ama sadece duygulu insanların yenildiği bir tavla oyunudur.
  • İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor.
  • Bazen göz kırpar gibi severdi insan. Bazen göz kırpar gibi vazgeçerdi.
  • İnsanın yanılası varsa, gözünün önünde kurna durur, o zurna zanneder. 
  • Hayat bir nehir gibi akar gider. Yeniden başlanmaz. Geriye dönülmez. Sadece hatırlanır. İnsan hafızasıyla kendine eziyet eden bir yaratıktır.
  • Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun.
  • İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir.
  • Bir insan bir lisandır. Iki insan futbol geyiğidir. Üç insan saçmadır. Çok insan daha saçmadır.
  • Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis.
  • Hakikat en çok karanlıkta parlar evlaaaatttt!
  • Hayat bir nehir gibi akar gider. Yeniden başlanmaz. Geriye dönülmez. Sadece hatırlanır. İnsan hafızasıyla kendine eziyet eden bir yaratıktır.

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır İncelemesi - Şahsi Yorumlar

o neydi kız: Bir gün gregor samsa sabah uyanıp odasından çıkmaya çalıştığında görünmez bir cam ile karşılaşıp dış dünyaya dokunamadı. Evet kitabın alternatif girişi bu olabilirmiş. Kafka ve ben böyle düşündük. Kitap hayatını kaybetmiş olan(ölmek demiyorum kaybolmuş bir hayat diyorum) İbrahimin arayışını ele alıyor. Kapılardan geçiyor kulelerden düşüyor ya da kuyulardan çıkıyor.. Kitapta sürekli bir gerçeklik bağıntısı aradım fakat fazlasıyla gerçeküstüydü. Fantastikte denemez ama neyse. Kitabı beğendim mi? Diğer okurlara tavsiye eder miyim? Silik suretli yazının sorusuna cevabım yok. Yok demeyelim de var gibi diyelim. Gibi fazla oldu sanki cık diyelim. Cık demeyelim de muck diyelim. Güray Süngüyü taklit ettim şuan kitabı okuyanlar beni anladı ,yazarı sevenler ise çok kızgın! Açıkçası fena değildi ama bitirmek için kendimde gücü zoe buldum. Yordu azıcık. Neyse bitti incelemem. Yakşamlar (meryem)

Kaybettiğinin İbrahim'e Kattığıdır: “ Bir müşkülüm var Kaf dağından getirdim Suyunu verdim, güneşe koydum, büyüttüm Anladım senden uzakta varılırmış sana Âdem'in aklını aşka sattığıdır..” Zaman zaman içinde, ömür ömür içinde, rüya ömür içinde, rüya rüya içinde, bir ömür ki rüya içinde… Süngü, eserinde gerçeği bir materyal, bir enstrüman olarak kullanıyor, asıl işi büyülü olanla, gerçeküstüyle. Gerçeğin ötesinde büyülü engin bir evren inşa ediyor. Sınırı, ötesi olmayan. Gerçeklikse bizim bu evreni ve bu yolu anlamamız için kullanılmış birer argüman sadece. Yani anlatılamayacak olanı basitleştirme çabası, O’nun o sevdiği söylemle “anlamı kelimeye zorlama” çabası. Uzun soluklu, iç içe geçmiş bir macera bu. Tıpkı fantastik bir macera filmi izler gibi.. Dağlara, kulelere tırmanıp, denizler aşma, insansız hayatın durduğu, balkonsuz evlerin olduğu sokaklarda kaybolma, duvarın tabana, tabanın tavana döndüğü bir kulübeden ‘Hayat Kapısı’na uzanma, zamanın zamansızlığa evrildiği, zamanın görecelilik kazandığı uzun soluklu hikâyeye hepsi dahil. İnilen bir bodrumun aynı zamanda o evin tavanına çıkması da, sürekli tekraren yaşananın, yaşandıkça anlam kazanması da öyle. Süngü’nün tarzı değişmiyor, bu romanında aslında O, tarzını pekiştiriyor. Yine labirentin içinde çıkışı bulmaya çalışan, kurguda sıkışıp kalmış, çaresiz bir başkarakter, bir yığın laf kalabalığı, kendi deyimiyle ‘zevzeklik’ yine çok katmanlı sarmal bir kurgu yapısı, döngüsellik, zaman kavramının değişkenliğini görüyoruz. Ama ek olarak burada rüya içinde rüyaların da kullanılmasıyla, anlatım yapısı, daha girift bir nitelik kazanıyor. Yani Süngü, kendini tekrar etmekten öte, özgün üslubunu belirginleştirerek daha da müşahhas bir hâle getiriyor. Bu yüzden daha evvel kurgusal giriftlik, üslup ve hikâye derinliği açısından Süngü’nün zirvesi olarak Düş Kesiği’ni görürken, kendi fikrimce bu romandan sonra artık zirvenin İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır olarak değiştiğini söyleyebilirim. Gelelim hikâyeye… Bu da benim İbrahim’le hâlleştiğimdir. (Buradan sonrası hikayeyle alakalı detay içerdiği için bazı okurları merak kaçırma hususunda rahatsız edebilir) Bir sabah İbrahim her gün ezbere yaptığını yapmaya çalıştı. İşe gitmek için evden çıktı ama etrafı görünmez duvarlarla çevriliydi adeta, ilerleyemedi. Ne yapsa çabası boş, bir yere sıkıştı hayatı adeta. Sonrasında yolunu öğrendi bir şekilde ve çok uzaklara gitti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken orada ona bir haber verdiler; “İbrahim, sen hayatını kaybettin” Özensizce yaşadığın için kaybettin onu, ezbere yaşadığın için. İbrahim şaşkın ama yolu da yok başladı aramaya hayatını, o uzun yolculuğa. Yolculuk ki ne zaman, ne zemin ne de boyut bildiğimiz kavramlar dahilinde. Çünkü İbrahim’e çok büyük bir evren gerek, çünkü İbrahim’in bu büyük evrende kaybolurcasına araması gerek. İbrahim, roman boyu sordular sana; “Sahi İbrahim, senin adın neden İbrahim?” diye. Belki de unutursan hatırla diyeydi bu mükerrer soru, yolu daha çabuk bul diye. Önce Kayıp Hayatlar Bahçesi’nden başlatman istendi asıl yolculuğu. Öyle ya, oraya varmak bile meseleydi. Bir de içine düştüğün ilk kuyunu verdiler sana; Ebru Deniz. Bu da hatırla diyeydi aslında, yolu sev diye. O, asıl mesele değildi yoksa, sadece suretlerden bir suretti. “ Düştükse dalımızdan göğe bakarken düştük Yine çıkarız topraktan dalımıza Nasıl girsin cennete bir kalbe giremeyen Allah'ın tutsun diye insana uzattığıdır “ Kapılardan geçmen gerekecek İbrahim. Ömrü bereketlendiren, yaşama anlam ve değer katan kapılardan… Hayat Kapısı’ndan, Bilgi Kapısı’ndan, Hikmet, Akıl ve Kalp Kapısı’ndan. Görüleni daha iyi görmek için, görünmeyene dair olanı duyumsamak için kapıları zorlaman gerekecek. Çünkü, insan olmak varoluşsal bir durumken, insaniyetin bilgisine ve hikmetine sahip olmak kapılar aşmayı gerektiren edimsel bir durum oluyor. “Sahi İbrahim, senin adın neden İbrahim?” artık sen de bilmeye başlıyorsun. O uzun yolculuk bittiğinde, her şeyin nasıl olduğunu ve nasıl olacağını artık sen de biliyordun. Belki de artık soru sormayı iyi bir biçimde öğrendiğin için yazar, cevabını bildiğin soruyu sana sordurup cevabı ise kendi verdi. Çünkü insan, onaylanmak ister. Hele de bu onaylanma Yaradan’ı tarafındansa… Sahi İbrahim, senin adın neden İbrahim? Galiba anladım… ‘Dedi, “bilgeler derler ki, şu kadar yol yürürsen Kaf dağına varırsın.” Ama yürüye yürüye bilge olan bilir ki, o kadar yürüyünce Kaf dağı sen olursun.’ Not: Aralarda bölüm bölüm kullandığım şiir, kitaptan bağımsız, Sait Yavuz’a ait Bir Müşkülüm Var şiirinden olup, kitabın okurken aklıma düşürdüğüdür. Not2: Kitabı bitirdiğinizde İsmet Özel'in Şivekar'ın Yolculuğudur şiirini okumanızı tavsiye ederim. Bu, etki olarak alternatif bir inceleme tadında olacaktır. https://www.youtube.com/watch?v=yd1SLQ2CN9Q (Emin K.)

Yaktın beni: Ey Güray Süngü sen ne yazdın? Gerçekten soruyorum sen ne yazdın ya!? İlk başlarda ne yalan söyleyeyim düzgün -çetrefilli olmayan- bir roman okuyacağımı sandım. Bu büyük bir hataydı. Üzgünüm, böyle sanmamalıydım. Kitap İbrahim’in “bir şeyi” kaybetmesiyle ilgili. O şeyi söylersem heyecanı kalmaz. Okurken siz de çok zor öğreniyorsunuz. Yanılmıyorsam 50’den sonra kaybettiği şeyi biliyoruz. Sonrası tam bir curcuna. Kafam alak bullak oldu. Neyi aradığını anladım da nasıl aradığında çoğu kez hata verdim. Arkadaş nasıl bir kitap ya diyeceksiniz okurken. Bul be artık İbrahim diyeceksiniz. Yetti lan tarzında sitemlerde de bulunabilirsiniz. Benden size küçük bir tavsiye kafanız rahat değilse okumayın. Ha hiç rahat olmadıysa okuyun bir de bu dert olsun. Sonunu bile tam çözemedim. Güraycığım 40 yaşında yazmış, o da çözememiş belli ki ha ha ha :D Sinirlerim bozuldu :)) çok karıştı kafam. Diğer kitaplarını okuyun. En azından Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nı okuyun o normal sayılacabilecek bir şey. Bir de kitabı okuyan varsa lütfen konuşalım üstüne. Bu kitap böyle sindirilir galiba.. İyi okumalar! (perişan sümbüller sarhoş nergisler)

Kitabın Yazarı Güray Süngü Kimdir?

1976 yılında İstanbul’un sur içi mahallelerinden Kadırga’da doğdu. İlk öğretime Kadırga İlkokulunda başladı. Çocukluğu Ayasofya ve Sultanahmette geçti. Gedikpaşa’da esnaf olan babası sayesinde çalışma hayatını erken yaşta tanıdı. Üniversiteden mezun olana kadar bütün tatillerini Kapalıçarşı’da geçirdi. Farklı milletlerden, meşreplerden, dinlerden insanların arasında büyüdü. Üniversite eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldı. İktisat fakültesinde okudu. Mezuniyetinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. 2009 yılına kadar çeşitli sektörlerde görev aldıktan sonra, yayın sektörüne geçti.

Güray Süngü yazmaya Bursa yıllarında başladı. İlk öyküsü 1998 yılında Hece dergisinde yayınlandı. Bugüne dek, Hece, Hece Öykü, E-edebiyat, Ada, Özgür Edebiyat, İtibar, İzdiham, Cafcaf, Hacamat, CF, Edebi Müdahale, Post Öykü, Cins, Muhayyel gibi dergilerde öyküler ve yazılar yayınladı. Öğrenciyken yazdığı ilk romanı Dördüncü Tekil Şahıs 2006 yılında okuyucuyla buluştu.

Düş Kesiği adlı romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü’ne, Kış Bahçesi adlı romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü’ne layık görüldü. 2014 yılında Deli Gömleği ve Hiçbir şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitapları ile Necip Fazıl Hikaye Ödülü’nü kazandı.

2018 yılında 14. Kristal Lale ödüllerinde yılın edebiyatçısı seçildi.

Kitapları;

Dördüncü Tekil Şahıs-Roman, 2006

Pencereden-Roman, 2006

Düş Kesiği-Roman, 2010

Deli Gömleği-Öykü, 2010

Kış Bahçesi-Roman, 2011

Hiçbir şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi-Öykü, 2012

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk-Öykü, 2014

Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı-Roman, 2015

İnsanın Acayip Kısa Tarihi-Uzun Hikaye, 2016

Vicdan Sızlar-Öykü, 2016

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, 2018

Güray Süngü Kitapları - Eserleri

  • Deli Gömleği
  • İnsanın Acayip Kısa Tarihi
  • Düş Kesiği
  • Vicdan Sızlar
  • Kış Bahçesi
  • Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı

  • Sayıklar Bir Dilde
  • İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
  • Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
  • Pencere'DEN
  • Az Kalan Gölge
  • Pencereden

  • Dördüncü Tekil Şahıs
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi

Güray Süngü Alıntıları - Sözleri

  • Yürümüştüm. Bitmişti... İmza; ölümlü. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Beni herkes anlıyor. Sen yağmuru anlamaya çalış.. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • yaşam tüm unsurlarıyla ayakta durup bana sırıtıyor gibi geldi. (Kış Bahçesi)
  • bir şeye benzemeye benzemeye insan bir şey olduğunu bir şey olmadığını anlamazmış. böyle sürermiş. (Vicdan Sızlar)
  • Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler. (Deli Gömleği)

  • İnsan çok leş bir yaratık türü. Atlatamadığı şey yok... (Az Kalan Gölge)
  • Güzel neymiş? Güzel, gördüğümüş. Hayır “güzel gördüğün” değilmiş güzel, gördüğümüş. (Sayıklar Bir Dilde)
  • Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun... (Düş Kesiği)
  • İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Hayat daha zor artık. (Pencereden)
  • Bir gamlı hazanın seherinde Israra ne hacet, yine bülbül? (Sayıklar Bir Dilde)

  • İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim. (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bu garip. Allahın garibi. -Bütün garipler Allah'ındır. Hamdolsun. (Vicdan Sızlar)
  • "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu." (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz... (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bende bakılacak bir şey varsa o da kusurdur,bakılacaksa ona bakılsın. (Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk)
  • Çünkü ne öncesinde ne sonrasında hiçbir günüm değil, hiç bir anım o an kadar güzel olmadı. Bir insanın hüznü, hüznüyle gögelenmiş yüzü, bir diğerinin cenneti olabiliyordu demek. (Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi)