Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Cemal
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750701740
Sayfa Sayısı: 176
--reklam--
İnsana Dönmek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Evet, artık itibarın hep çok değerli saydığım çevirilerde ve yazılarda değil, ama genel bir yaşama biçiminde, kredi kartı diye adlandırılan kartlarda ve benzeri 'dışlama biçimleri'nde yoğunlaştığını biliyorum. Dolayısıyla kendime artık 'itibarlı' değil, 'itibarsız' bir kişi gözüyle bakıyorum. Böylece uzun sürmüş bir yanılsamadan uyanmış olarak, yaptıklarımı bundan böyle 'itibarsız' bir kişi olmanın bilinciyle sürdürüyorum. Belki de yaşadığım ülkenin 'kendine özgü' koşullarında, bazı yollarda direnebilmek, böyle bir 'itibarsız'lığı göze almaya bağlı."
Ahmet Cema, yılların imbiğinden geçirdiği gözlemlerine, bir aydın olmanın birikimini de katarak, toplum, sanat, insan üzerine düşüncelerini, edebiyattan sanata, kişisel olandan evrensel olana deneyimlerini, 'kitaptaki yazıların çoğu, insana dönüşün yollarını aramanın sancılarıyla dolu' diyerek okurlarıyla paylaşıyor. Usta bir yazarın kaleminden, üzerinde herkesin düşünmesi gereken yazılar.
--reklam--
İnsana Dönmek Alıntıları - Sözleri
- "Kendilerine özgü bir kimlik geliştirmekte yetersiz kalmış olanlar, kendilerinden destek de alamayacaklarından, bundan kaynaklanan korkuyla kendilerini olabildiğince sürü içerisinde eritme/salt sürü ile var olabilme yolunu tutarlar. "
- İnsan yaşamının her şeyin temel ölçütü olmaktan çıktığı bir toplumda ahlak, sonuçta yalnızca iğrenç bir ikiyüzlülük olmanın ötesine geçemez.
- “İnsanları değiştiremezsin/ Sadece onlara sevgi verebilir/ Ve o sevgiyi almalarını bekleyebilirsin…”
- Bir ağacın bedeninde bile olsa korunmuş tek bir can, savaşlarda kazanılmış nice zaferlere bedeldir.
- Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor.
- "Dergâhına çekilmesini de bil! Hayatında kaç gerçek sevgi olduğunu ancak o dergâhın kapısını çalanlardan anlayabilirsin! Bunların azlığı, veya kimi zaman yokluğu da ürkütmemeli seni, çünkü böylesi, ısıtmayan sevgileri izleyen düş kırıklıklarından çok daha az acıtıcıdır!"
- "Bu düzmece refahı günün birinde bize pahalıya ödetecekler,” dedi. Soran bakışlarımı görünce de şu açıklamayı yaptı: “Şu mağazayı görüyor musunuz? İçerde her yaş çocuk için yaklaşık kırk-elli model giysi var. Açlıktan ve savaşlardan ölen çocukların sayısının giderek arttığı bir dünyada, böyle refahlar sürekli olabilir mi sanıyorsunuz?" Olmadı.
- "Üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir!" demişti Sokrates. Çoğunlukla düşünmeden, yalnızca yaşamayı seçen bizler ise, aslında yaptığımızın bir seçim değil, fakat kitlesel bir zinciri daha en baştan gönüllü olarak boynumuza geçirdiğimizin bilincine bile varamadık.
- "Üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir!" demişti Sokrates. Çoğunlukla düşünmeden, yalnızca yaşamayı seçen bizler ise, aslında yaptığımızın bir seçim değil, fakat kitlesel bir zinciri daha en baştan gönüllü olarak boynumuz geçirdiğimizin bilincine bile varamadık.
- "İnsanın en kendisi olduğu çağlar bence çocukluk çağlarıdır. Toplumun saçma değer yargılarının sizi ezmediği, kendiniz olarak yaptığınız davranışların yargılanmadığı, maskelerden arınmış çocukluk yılları. İnsan doğduğunda bir melek misali uçmayı bilir. Hayal kurmanın sınırsızlığının tadına varır. Fakat büyüdükçe, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde sahip olduğu kanatları budanır. Bunu önce aile yapar, daha sonraları ise ailesinin içinde yetişmiş olduğu toplum. İlerdeki çağlarda öyle bir an gelir ki, budanmış kanatlarla uçamaz olur insan, toplumun sürü psikolojisine ayak uydurmuş hayatın keşmekeşi içerisinde içindeki o eşsiz 'ben'i unutmuştur. İçindeki oyun oynamak isteyen çocuğun sesi çok uzaklardan gelmektedir artık..."
- " Yaşadığımız hayatın ne kadarında kendimiz olarak var olmamıza izin veriyorlar? "
- Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi.
- Türkiye'de devlet üniversitelerinin durumu, çok yakın bir zamanda artık yalnızca "felç" sözcüğüyle tanımlanabilecektir!
- "Gerçek hakkında ne biliyorsunuz?" "Gerçeğin hiçbir yalana benzemediği biliyorum."
- Eğer bugün ülkedeki en sarsıcı olaylar bile kitle iletişim araçlarında son derece sağlıksız bir biçimde yorumlanıyorsa, "haber" kavramı yerini nice zamandır türlü kafa bulandırma yöntemlerine bırakmışsa ve kültürel ortamımızda gerçeği bilmek, bir gereksinim olmaktan çıkmışsa, hep sonuçlar üzerine boş laflar etmeyi bırakıp, artık nedenler üzerinde yoğunlaşmaya başlamamız tek doğru yol olacaktır.
--reklam--
İnsana Dönmek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hayır, sizler uygar değilsiniz!: 9 Kasım 2019 Cumartesi 17:16 Merhaba! En son incelememi 9 Ekim 2019 tarihinde yapmışım, bir ay sonra yeniden bir deneme kitabı ve yazarı üzerine konuşmak istedim. Araya 13 kitap girmiş, artık inceleme yapacak zamanı bulamıyorum bazı incelemelerim okuma sürelerini aştığı için bu güzel faaliyeti ihmal etmek zorunda kalıyorum. Zaman! Nasıl zaman bulabilirim ki düzensiz bir hayata düzenli bir iş hayatını yerleştirince geriye pek bir zaman kalmıyor. Haftanın beş günü tüm gündüzünüz hayatta kalmak ve ekstradan yapabileceğiniz bazı güzel uğraşlar uğruna yok oluyor, evet yapacak çok şey var ve yetişemiyoruz diyenlerin yakındığı bir durum bu. Hayatımızı kazanmak uğruna çalıştığımızı düşünürüz hep, lakin ait olmadığınız bir yerde çalışırsanız hayatınız da çalınabilir. Giriş kısmı bu şekilde oldu neden bugün yazmak istediğimi ifade edeyim; yazara o kadar hayran kaldım ki onun için birkaç paragraf yazmamak anısına saygısızlık olurdu . Ahmet Cemal'den bahsediyorum onlarca popüler kitabın çevirmeni olan bir insan yakın bir süre önce kaybettik onu ve önemini bilmediğimiz bir aydın daha onu rahat bir şekilde ifade edebilirim. Kitap 174 sayfa içinde 52 tane deneme var. Genellikle gazetedeki köşe yazılarının derlemesinden oluşuyor bu kitap. Cesare Pavese'nin de aynı adı taşıyan bir makalesinden esinlenerek bir denemesini "İnsana Dönmek" adıyla yayınlar ve bunu kitabın başlığı yapar nedenini ise önsözde şöyle ifade eder "insana dönmek ama nasıl? Bugünkü dünyada bunun için belki de ilk atılması gereken adım, insanın ne olması gerektiği üzerinde görülmedik bir ciddiyetle düşünmek!. Hangimiz "İnsana Dönmek" diye bir düşünceyi sorguluyoruz genellikle "İnsandan Kaçmak" üzerine kurulu değil mi çoğu düşüncemiz insanlar potansiyel kötüdür ya da artan şiddet olayları ile belirli bir cins için bunların hepsi böyledir söylemleri artmıyor mu etrafınızda? Halbuki Ahmet Cemal insanlara sürekli sevgiyi aşılama gayesini taşıyor ve öğrencilerine okurlarına bunu samimi bir dille anlatıyor. Kitabın bir bölümde geçen ve benim de hayran olduğum bir kadın yazar olan Mîna Urgan'ı anarak ondan şu alıntıyı yapıyor Ahmet Cemal: "Bunca felaket, bunca zulüm, bunca haksızlıkla dolu bir dünyada köpekler gibi mutsuz olmanın kolaylığını bildiğim için, mutsuzluklarıyla övünenlere fena bozulurum. Mutsuz olmak bir marifet değildir. Çektiğin acıları gözler önüne sermemek, büyük kişisel mutluluklar peşinden koşmak ayıbından vazgeçip küçük mutluluklara sığınmak, onlarla yetinmektir asıl marifet." (Mîna Urgan) Bu alıntıyı tekrar okuyup üzerinde düşünelim mi zira Ahmet Cemal'in çok sevdiği ve dört beş kez tekar ettiği Sokrates'in "Üzerinde düşünülmemiş bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir" sözünden yola çıkarsak çağımızdaki nefret ve şiddet söylemlerinin üzerinde düşünmek ve mutsuzluklarımızı dile getirmekten sakınmak gerekir, ihtiyacımız olan biraz sevgi sadece, geriye kalan bütün umutsuz durumlar hayatımızda büyük bir dilimi kaplamaktadır... Sanat üzerine birden fazla deneme yer alır kitapta ve sanat alanında ne kadar geri kaldığımızı sürekli vurgular Ahmet Cemal. Bunun başıboş eğitim kurumları ve bu başıboş kurumlardan ya da hiçliği temsil eden boş sanatçıların havuz medyası tarafından sürekli öne çıkarılması sürekli hiçliğin temsil edilmesi gerçek sanat emekçilerini unutturuyor ya da yok ediyor der Ahmet Cemal. Mesela bir tiyatro oyunu sergilemek isteyen bir grup amatör öğrencinin salon sahiplerinden aldığı şu cevabın içinde saklı tüm sanat seviyemiz; "İçinizde bir taneniz bile televizyona çıkmış olsa ya da biraz tanınmış bir yüze sahip olsa size salonu dolururuz ama bu şekilde yardımcı olamayız." Evet sanat seviyemiz televizyon ekranlarında yer aldığı kadar işte yani hiç yok. "itibar" konusuna daha önce değinmiştim onu eklemek istiyorum. kendince itibarı olan adamın bu ülkede nasıl itibarsızlaştığına değinelim; Birgün mesleği ile ilgili yurt dışından kitap getirtmek için bir bankadan tüketici kredisi almaya giden Cemal'e kredi formunda kredi talep nedenini doldurması istenir o "mesleki kitap alımı" yazar banka görevlisi "beyaz eşya alımı" yazın daha garanti olur der. Neyse Ahmet Cemal değiştirmez ve kredi şu sebeple reddedilir; "Parasal itibar yeterli bulunamamıştır" parasal itibarının yetersiz bulunduğu resmi mesleği ise üniversite öğretim görevliliği. Kredi alabilmek için normal hayatta hissettiği itibarın bir işe yaramadığını ifade eden Cemal o saatten sonra toplumun gözündeki "itibar" kavramını reddederek yerine "itibarsızlık" bilinciyle yaşamayı tercih eder. Maddi şartların getirdiği yanılsamadan doğan o "itibarlar" içi boş ve samimiyetsizdir o "itibar'' Ahmet Cemal'in değimi ile zamanı geldiğinde bir yaşamı da tüketebilir. Dünya tarihinde tüm dinlerin ve iktidarların insanların yaşamlarını daralttıklarını söyleyen ve bunun amacının insanın yaşamını istediği yönde harcama bilincine sahip olmamasını sağlayarak sonsuzluğu yakalayabilecek tek varlık olan insanı etkisiz hale getirme konusunda verdikleri çaba olarak görüyoruz. Goethe'nin dediğine bir bakalım " Yaşadığın sürece son bulmayacağın için büyüksün!" diyor. İktidar ve din bizi öyle bir noktaya getiriyor ki yaşadığımız her günün değil büyüklüğünü sadece ezikliğini ruhumuzun en dibine kadar hissediyoruz. Karşılıklı yasaklar zinciri, cezalar, dışlanmalar, kınanmalar, ötekileştirmeler, ekonomik bağımlılıklara tâbi tutulan zavallı insan hayatının büyüklüğüne nasıl anlam verebilir yaşadığı sürece sonsuz olabileceğini nasıl idrak edebilir. Ve şu alıntıyı paylaşıp bu paragrafı sonlandıralım . "Ve ben yine inanıyorum ki, tek bir insan bile yaşamını bütünüyle ve kana kana yaşayabilseydi eğer, her duyguya biçim, her düşünceye anlatım, her düşe gerçeklik kazındırabilirdi..." Dorian Gray'in Portresi Uygarlık üzerine söylediklerine göz atalım. "Onun için iyi bilelim: Bir yazarın yazdığı için rasgele bir polis tarafından karakola çağrıldığı bir ülke, henüz uygarlık adına söz sahibi olabilecek ya da: "Ben uygarım!" savıyla kendini herhangi bir yere kabul ettirebilecek bir ülke değildir!" Der Ahmet Cemal yazdığı bir şey yüzünden içeri alınan gazeteci, yazar, aktivist, akademisyen,... haberini okumaktan artık standartlaşan bir uygulama olmuş gibi davranıyoruz iktidar istediğini içeri alır, istediğine hapis cezası verir, istediğini açığa alır, istediğini maddi manevi yıpratır... Bunlar çok normal geliyor artık bize halbuki nerede Cumhuriyet nerede demokrasi diye düşünen insan yok. George Orwell 1984 kitabında şöyle diyor. "Egemen kesimin iktidardan düşebilmesinin yalnızca dört yolu vardır. Ya bir dış güç tarafından alt edilecektir, ya ülkeyi yönetmekte kitlelerin baş kaldırmasına yol açacak kadar yetersiz kalacaktır, ya güçlü ve hoşnutsuz bir Orta kesimin doğmasına engel olamayacaktır ya da kendine olan güvenini ve yönetme isteğini kaybedecektir. Bu nedenlerin hiçbiri tek başına işlemez, dördü de şu ya da bu ölçüde bir arada etki eder. Kendini bunların hepsine karşı koruyabilen bir egemen sınıf sürekli iktidarda kalabilir. Önünde sonunda, belirleyici etken, egemen sınıfın zihinsel eğilimidir." Ahmet Cemal sözde aydınlar topluluğuna getirdiği eleştiri ile bitirir kitabı. şöyledir o eleştiri; "yazarlarını yaşarken değil, ancak öldürüldüklerinde kitlesel olarak anımsatan, takibata uğrayan her yazarı değil, ancak ünlenmiş yazarları gündemine alan bir "aydınlar" topluluğundan da sadece utanç duyuyorum! ... Düşünce özgürlüğünü savunabilmek için illa bir şamata mı gerekiyor? Sizler, aslında özgürlüğü savunmaktan değil, yalnızca anmaktan yanasınız, çünkü böylesi çok daha kolay ve çok daha tehlikesiz. Hayır, sizler uygar değilsiniz! (Adem Yüce)
Ahmet Cemal'in yazılarından derlenmiş bir deneme kitabı. Bazı yazılar artık güncelliğini yitirmiş olsa da küçük alıntılar ve konu başlıklarını değerlendiren eser fena değil. Özellikle gelişim dönemi ve üniversite de dünya görüşü veya bakış açısı adına okunabilir. (İbrahim Yalçın Şeker)
Tamamiyle 'içten' bir kitap, sanki yazarı tanıyormuş tadı alınıyor. Ahmet Cemal, samimiyetiyle okuyucuya geçen yine samimi bir üsluba sahip. Denemelerinin özünde insan var, insanın bakış açısı çerçevesinde birçok konu ele alınmış ve okunduktan sonra başta sahip olunan bakış açılarının da öyle kalacağını sanmıyorum. Biçemsel olarak bakıldığında okuyucuyu sıkan birçok alıntıya yer vermemiş, alıntılarını adeta nokta atışı olarak adlandırabilirim. Yazarı, düşünceleri itibariyle de kendime yakın hissettiğimden kitabını da oldukça sevdim (kd)
--reklam--
İnsana Dönmek PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmet Cemal - İnsana Dönmek kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İnsana Dönmek PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmet Cemal Kimdir?
Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri verdi. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi.
--reklam--
Ahmet Cemal Kitapları - Eserleri
- Dokunmak
- Kıyıda Yaşamak
- İnsana Dönmek
- Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
- Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
- Önce Şairleri Yaktılar
- Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
- Sanat Üzerine Denemeler
- Giderayak
- Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
- Oynamak Varken
- Geçmiş Bir Dua Kitabından
- Odak Noktasında Yaşananlar
- Okuyan Gençliğe Mektuplar
--reklam--
Ahmet Cemal Alıntıları - Sözleri
- 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur. (Önce Şairleri Yaktılar)
- Brecht, Hitler için, “Girişimlerinin büyük boyutları, onu büyük adam kılmak için yeterli değildir,” der. Bu örnekten yola çıkarak neyin önlenmesi gerektiğini de şöyle açıklar: “Küçük ve sıradan lümpen, egemen sınıflar ona bu olanağı hazırladılar diye büyük lümpene dönüşmemeli, gerek lümpenlikte, gerekse bizim tarih anlayışımızda özel bir yere sahip olmamalıdır...” (Oynamak Varken)
- Sanat, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslup kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir... (Sanat Üzerine Denemeler)
- Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır? (Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor)
- “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, Yarın’a Dün’le beslenerek yol alır...” Brecht’in bu iki cümlede dile getirdiği, Walter Benjamin’in, “Bugün’ü Dün’ün uzantısı, Yarın’ın da kaynağı olarak yaşamak,” diye tanımladığı tarih bilinciyle örtüşmektedir. (Oynamak Varken)
- "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." (Giderayak)
- “Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?” “En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?” (Dokunmak)
- Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ... (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
- Sanat, en kısa tanımıyla bir "alternatif dünya" kurgulama eylemidir; sanatçı da bu kurguyu gerçekleştirilen kişidir. (Sanat Üzerine Denemeler)
- "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!" (Önce Şairleri Yaktılar)
- "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan (Giderayak)
- Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu. (Önce Şairleri Yaktılar)
- Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi. (İnsana Dönmek)
- "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein (Giderayak)
- "Sizin yaşadım dedikleriniz, benim hayatımın yanında ancak birer dipnotu olabilir!" (Dokunmak)
- Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor. (İnsana Dönmek)
- Birilerinin yanından sadece geçip gitmeyi birileriyle birlikte yaşamak sananların sayılarının hızla kabardığı bir dünya. (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
- Dünya tamamlanmamış bir taslaktır. van Gogh (Sanat Üzerine Denemeler)
- "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
- Felsefenin yapılamadığı bir dilde, düşünülebilir mi? Hem, kim istiyor ki artık bu ülkede gençlerin düşünmesini? Kuşaklardır eğitim politikamızda o gençlere "nasıl düşünmeleri gerektiğini" öğretecek yerde "neleri düşünmeleri, neleri düşünmemeleri gerektiğini" ezberletmek için çaba harcamıyor muyuz? (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
Yorumlar
0 yorum