Kitap Künyesi
Yazar: Kadir Mısıroğlu
Yayın Evi: Sebil Yayınevi
İSBN: 9789755800349
Sayfa Sayısı: 480
--reklam--
İslam Dünya Görüşü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İslam Dünya Görüşü, ilim ve ikatası sonsuz olan Cenab-ı Hak tarafından va'z edilmiş (ortaya konulmuş) olduğundan insan fıtratı ve kainat gerçekleriyle tam ve mutlak bir mutabakat halindedir. Fakat O'nun zengin muhtevasını, umumi umdeleri (prensipleri) itibariyle kavrayarak kendi tefekkür ve tahassüsünü O'nun ruhu ile aynileştiremeyenler çişitli tezadlara sürüklenmekten kurtulamazlar.
Bu tezadların "Hosgörü", "Dinler Arası Diyalog" ve "Kur'an'da Tarihsellik" gibi palyaço maskaralıklarını andıran iddialar vesilesi ile serdedilen batıl görüşlerle, fikir dünyamız-adeta-cıvık bir balçık deryası haline gelmiş bulunmaktadır.
--reklam--
İslam Dünya Görüşü Alıntıları - Sözleri
- Mecelle-yi Ahkâm-ı Adliyye'de, "Def-i mefâsid, celb-i menâfî'den evlâdır." şeklinde ifâde bulunur. Yâni kötülük ve yanlışların ortadan kaldırılması, doğruyu ikâmeden evvel gelir. Lâkin yanlış ve bâtıl olanı, doğru bir teşhîs ve değerlendirme için, önce "hak"ın tanınması, buna dâir kıstasların elde edilmesi lâzımdır.
- Kadının, erkeğe vurgunluğu da bir şeyin kendi yurduna düşkünlüğüdür.
- Her fiil, bir his veya düşünce zemininde vukua gelir. Zemin yanlış ise, varılacak netîcede hak veya hayır olamaz!
- İslam, bir fertten sâdır olan fiilleri sekiz kategoriye ayırmış ve hiçbir beşerî fiilin bu kategoriler dışında kalmasına müsaade etmemiştir.
- “İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez Zira bu terâzû bu kadar sıkleti çekmez.” {Ziya Paşa }
- Zira İslam'da felsefe yoktur. Çünkü felsefe sırf akla, İslam ise hem akla hem de nakle dayanır.
- -İSLAM DÜNYÂ GÖRÜŞÜ Kadir Mısıroğlu 2. Bölüm -Müellif:İslam Dünyâ Görüşü'nde akla büyük bir değer atfedilmekle berâber,bunun mâhiyeti felsefi bir ıstılah/terim olan rasyonalizm ile aynı değildir.Zirâ rasyonalist filozoflar,varlık sebebi olmayan hiçbir şeyin mevcud olmadığına,mâkul/akledilebilir olmayan bir şeyin bulunmadığına inanırlar. -Müellif:Aklın yanılmasını önlemek için,düşünmenin bir nevi metodolojisi olmak üzere mantık adıyla bir ilim tesis edilmiştir.Bilinen gerçeklerden hareketle bilinmeyenlere ulaşmak üzere akıl yürütmenin,yâni i'mâl-i fikir etmenin kâidelerini tanzim eden bu ilmi disiplin de,aklın zaaflarını bertaraf etmeye kifâyet etmemiştir. -Müellif:Müslümanlar,aklen kabil-i kontrol olan sayısız gerçeğin incelenmesi sonucunda,ilâhi emirlere hâkim olan tezatsız ve istisnâsız mâkuliyeti zihnen ta'mim(umumileştirme) ederek,bütün ilâhi beyanlara teşmil ederler ve teslimiyete ulaşırlar.-Müşâhede sahasına giren dini emirlerdeki akla uygunluğun teselsül edip gittiğini görünce,bu ma'kuliyetin,akıl erdiremedikleri meselelerde de devâm edeceğini kabul ve tasdik ederler. -Müellif:Akıl kelimesi,Arapça ikal'den gelir.İkal ise,kalkmaması için devenin dizine bağlanan ipin adıdır.Bu ip,develere çölde salma gezip bir tehlikeye mâruz kalmaması için bağlanır.İnsanda bu melekeye akıl denilmesi de,onun da sâhibini tehlikelere sürüklenmekten koruyarak zaptu rabt eylemesinden dolayıdır. -Mukaddeme;külli önerme demektir.İstikra;tümevarım demektir.İstintac;tümdengelim demektir. -Mukattaa harflerine,huruf-u tehecci,evâilü's-süver,fevâtihu's-süver ve huruf-u mübheme de denilir. -Müellif:Eski Yunan kültüründe,kendisinden evvelki akıl yürütme veyâ muhâkeme usulleri üzerine vâki düşünceleri sistemleştirerek bir ilmi disiplin hâline getiren ilk filozof Aristo'dur.Ona göre,mantık bir ilim değil,ilmi faâliyet için sâdece bir âlettir.Onun,altı kitabtan ibâret olan mantığa dâir eserleri,sonradan Organon adıyla tedvin edilimiş ve meşhur olmuştur.Bütün Ortaçağ ilim hayâtına damgasını vurmuş olan Aristo'nun eserleri,meşhur tercüme faâliyetleri sırasında Arapça'ya tercüme edilmiş,çeşitli şerhlerle zenginleştirilip büyük bir kabul görmüştür.Hattâ,hâlâ okunan İsaguci böyle şerhlerden biridir.Fakat zamanla bilhassa gramerciler,mantık ilmi aleyhine güçlü bir muhâlefet başlatmışlar ve aralarında Suyûti gibi büyük âlimlerin de bulunduğu kimseler mantıkla uğraşmayı haram saymışlardır.Gazâli'nin mantık ilmini,Sünni İslam kelâmına dâhil etmesiyle,bu muhâlefet ortadan kalkmıştır.Ona göre mantık ilminin,dine ne müsbet ne de menfi bir tesiri vardır.Zirâ mantıkta ele alınan meseleler,dini olmadığından onun red veyâ inkârı gerekmez. -Müellif:Mantık,delilleri bilinenden bilinmeyene ulaşma yollarını öğreten bir ilimdir.Bunun için kıyas kullanır.Bu da iki türlü olur;1-İstikra/tümevarım:Bu,bir bütünün parçalarından hareketle,bütüne varmaktır.2-İstintac/tümdengelim:Umumi hükümden hususi hükmü çıkarmaktır. -Müellif:İyimserlik veyâ kötümserlik,bir zihniyet meselesidir.Zihniyet ise,psikolojik veyâ mânevi bir zeminde vücud bulur.Bu sebebledir ki,ruhu huzur ve sükuna ulaşamamış olanlar,bu husustaki mahrumiyetleri nisbetinde bedbin yâni kötümserdir.Ruhun huzur ve sükunu ise,insanın kalb ve dimâğının tatminine bağlıdır.Buna da,imân sâyesinde ulaşılır. -Müellif:Allah Teâlâ,kahır içinde lütfunun veyâ lütuf içinde kahrının tecelli ihtimallerini hatırlatarak,belâ ve musibetlere karşı mukâvemet ve sabrı,lütuf ve ihsanlara karşı da azıp şımarmama his ve fikrini telkin eder. -Müellif:Her fiilin psikolojik veyâ fikri bir âmili mevcuddur. -Müellif:Faal ve hamleli(aktif ve dinamik) olmak,İslam Dünyâ Görüşü'nün ehemmiyetli bir prensibidir.Zirâ,onun nazarında dünyâ hayâtı,insana âhireti kazanmak için bahşedilmiştir.Yâni burası,bir faâliyet ve kesb(kazanma) mahallidir. -Müellif:İslam dini öteden beri,tevekkül ve kadere imânı emretmiş olması sebebiyle,atâlet ve mâni-i terakki olmakla itham olunagelmiştir.Halbuki bu,büyük bir bühtandır. -Müellif:Müminler,Allah Teâlâ'nın bu âlemi esbab âlemi olarak halkettiğini,hayır veyâ şer her oluşta mutlakâ mevcud olan ilâhi irâdenin,bir kısım esbabda tecelli ettiğini kavramışlardır. -Müellif:Kader,(bizce) meçhul olup,kazâ hâline gelmeden bilinemez. -Müellif:İnsanlar değiştikçe nâil olacakları saâdet veyâ mâruz kalacakları felâket de buna göre vâki olacaktır. -Müellif:İslâm'ın beş temel esâsından ikisi(hac ve zekat) ancak servet sâhibi olunmak şartıyla ifâ edilebilir.Bu da çalışıp zengin olmaya bir teşviktir. -Müellif:Evlilik,fıtrat icâbı olması sebebiyle sosyal hareketlilik kadar,ferdi olgunluğun da tezâhürüne âmildir.Evlilik,insanı ictimâileştiren esaslı bir müessirdir.Gerçekten insanların çoğunun sosyal faâliyetleri evlâdu iyâl ve mâişet/geçim maksadının neticesidir. -Müellif:Hangi mümin,Allah'tan gayrı bir varlığa aşırı teveccüh ederse,Allah Teâlâ onu,o mümin için bir belâ kaynağı kılar. -Müellif:İnsan,toplu bir halde yaşamayı gerektiren bir fıtrat üzere yaratılmıştır.Bu gerçek,hiçbir ferdin bütün ihtiyaçlarını bizzat karşılayamaması ile sâbittir.Lâkin birlikte yaşamak,birtakım kayıt ve şartlar altına girmeyi icâb ettirir.Bu da,bâzı hakların tahdidi ile arzu ve emellerin,umumun menfaati ile te'lifini gerektirir. -Müellif:İnsandaki en köklü temâyüllerden birinin egoizm/benlik olduğu mâlumdur.Bu temâyül frenlenmezse,toplumda tecâvüz ve zulmün önüne geçilemez.-İslam,beşeri egoizme karşı imân ve nefis tezkiyesi gibi iki müthiş müessire sâhiptir. -Müellif:Kalbde muhabbet ve merhamet hislerinin uyanması,imânın ilk meyvelerindendir. -Müellif:Nefsi tezkiye etmek,aslında bütün ibâdetler ve hattâ dini emirlerin nihâi gâyesidir.-Denilebilir ki,tasavvufi faâliyetin nihâi hedefi budur. -Müellif:Sosyal yardımlaşma ve tesânüdün,insanlık târihinde görülmemiş en mükemmel bir şekli zekattır. -Müellif:İhtiyaçları karşılamanın asıl kaynağı,say ve amel yâni çalışmak olduğu halde,çeşitli sebeblerle bunu başaramayarak âciz kalanların yüzünü güldürmek ve onların zenginlere karşı husumetini bertaraf ederek,kardeşlik duygularını takviye etmek maksadıyla vaz' olunan mükellefiyetler,sosyal adâleti gerçekleştirmek hususunda mühim birer tedbirdirler. -Müellif:Esâsen fıtraten egoist olan insan,çoğu kere ihtiyâri vazifelere iltifat etmez. -Müellif:Cömertlik,İslam'da ahlâkın temel direklerinden birisidir. -Müellif:İslam'da,bir toplumdaki yetim,dul,sakat v.b bütün âcizlere,farz ve vâcib emirler veyâ mükâfatlarla câzib kılınmış tavsiyeler yoluyla müthiş bir himâye ağı tesis edilmiştir. -DNA şifresini çözen ve otuz yıl ateist olarak yaşamış olan Dr. Francis Collins şöyle demiştir:Labarotuarda çalışırken Allah'ın varlığını hissettim.Kesinlikle güçlü bir yaratıcı var.DNA şifresini çözmek,beni Allah'a inanmaya ulaştırdı. -Müellif:Günlük beş vakit namazın farz kılınarak periyodik ifâsı,aynı zamanda nizam fikri ve mesuliyet duygusunun fertte kökleşip yerleşmesi maksadına bağlıdır. -Müellif:Müslüman olmanın bir mânâsı da,Allah'a ve O'nun tesis ettiği nizâma teslimiyet demektir. -Müellif:Beşeri adâletin üç sahası vardır.Bunlar;idâre,kazâ/yargı ve beşeri münâsebetlerdir. -Müellif:İslam Dünyâ Görüşü tatbik olunmak yâni hükümlerin kuvveden fiile çıkması için vaz' olunmuştur.Bu ise,evveliyetle icbâra muktedir bir güç,yâni velâyet-i âmmeyi gerektirir.Velâyet-i âmme selâhiyeti,ne surette ele geçirilirse geçirilsin,icrâat muayyen vasıfları hâizse meşrudur.Çünkü velâyet-i âmmeyi iktisap hususunda şekil emredilmiş olmayıp,ümmet maslahata göre hareket etmek üzere serbest bırakılmıştır. -Müellif:Adâlet,haklar ve külfetler arasındaki bir muvâzene demek olduğu halde,istisnâi bâzı hallerde eşitlikle aynileşir. -Müellif:İslam hukûkunda idârecilere tanınmış olan bir hak ve salâhiyet vardır.Buna hakk-ı ta'zir denilir.Bu,hakkında şer'i bir cezâ tertip edilmemiş olan hususlarda,veliyyü'l emrin koyduğu cezâ demektir. -Ömer Nasuhi Bilmen:Ta'zir,İslam hukûku bakımından bir cezâ,bir te'dib ve tehzib,bir siyâset-i şer'iyye mâhiyetinde tecelli eder.Ta'zirin dâiresi pek geniş,ehemmiyeti pek büyük,lüzumu pek âşikardır.-İslam hukûku,bu husustaki pek geniş cezâ ahkâmını ta'zir nâmı altında muhtevi bulunmuş,bunun takdirini ve tatbikini âmme riyâsetini hâiz olan ulü'l-emrin ve onların nâibleri olan hâkimler ile sâir bir kısım devlet memurlarının rey ve içtihadlarına tevdi ve tefviz eylemiştir. -Müellif:Adâletin asıl tecelli mahalli,adli veyâ idâri mahkemelerdir.Çünkü bu müesseseler,her türlü ihtilaf karşısında adâletin icâbını belirlemek için ihdâs olunmuşlardır. -Müellif:Batılılaşma cereyânı başladıktan sonra,bizde de İslam hukûkunun temel prensipleri maddeleştirilerek bir kânun metni hâline getirilmiş ve meşhur Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye bu surette ortaya çıkmıştır. -Müellif:Adâlet,umum müminlere bir emr-i ilâhi olmakla berâber,bilhassa hâkimler ve şâhidler hakkında te'kid edilmiştir. -Ömer Nasuhi Bilmen:Hâkim/kâdi olacak şahıs hakim,fehim,müstakim,emin,mekin,metin ve salâh-ı hâl ile muttasıf olmalıdır.Hakimden maksad,âkil,âdil,sâlih olan zattır.Fehimden maksad,anlayışlı,fetânetli,vücûh-i fıkha,sünnete,âsâra ve nâsın âdetlerine vâkıf bir zat demektir.Müstakimden maksad,doğru sözlü olan,hilekar,muannid olmayan,nastan rüşvet veyâ hediye almayan,nâmusu muhtel bulunmayan zattır.Eminden maksad,gadirden,hiyânetten beri,mevsuk,mûtemed zat demektir.Mekinden maksad,mekânet ve şeref sâhibi olan,hafifü'l-meşreb olmayan,esâfil-i nastan bulunmayan kimsedir.Metinden maksad,kavi,te'sirâta tâbi olmaktan beri,unf ve gazab göstermeksizin pek ciddi,mehib,sabırlı zattır.Salâh-ı halden maksad,diyânet ve ahlâk muktezâsı olan güzel ef'âl ve harekat ile ittisaf demektir.Hâkim olan zat,mesâil-i fıkhiyeye,usûl-i muhâkemâta vâkıf,dâvâları bunlara tatbikan fasla kâdir,tam bir temyizi hâiz,şehâdete ehil olandır. -Müellif:Adâlet sâdece hukûki bir mefhum değildir.O aynı zamanda ahlâki ve ictimâidir.Binâenaleyh onun bütün ictimâi/sosyal faâliyetlerde gerçekleştirilmesi elzemdir. -Müellif:İslam nazarında,insanlar dünyâ hayâtına amel defterleri boş olarak gelirler.Yâni,günah ve sevaptan beridirler.Halbuki muharref Hristiyanlık'ta,her insan doğuştan günahkârdır.Bu günahın kaynağı H.z Âdem'in(aleyhissalâtu vesselam) cennetten çıkarılmasına sebeb olan zelledir.O günahta bütün insanlar müşterektir.Vaftiz olunmadan yâni kilisede okunmuş bir su ile yıkanıp Hristiyan cemaatine katılmadan ölen bir kimse yeni doğmuş bir bebek bile olsa doğrudan doğruya cehenneme gider.H.z İsa(aleyhissalâtu vesselam) ise,insanların bu doğuştan günahkârlığına kefâret olmak üzere çarmığa gerilip öldürülmüştür.Ölümünün üçüncü günü dirilmiş ve bir müddet yaşadıktan sonra bedenen göğe çekilmiştir. -Müellif:Fıtrat ve beşeri irâde üzerine,belli belirsiz pek çok müessir câridir.Bunların saptırması olmasa,insan fıtratı bütün temâyülâtı ile İslâm'ın muhtevâsına mutâbıktır. -Müellif:İnsanlık târihi boyunca ictimâi sulh ve sükunun temini için üstün bir otoritenin mevcudiyeti zaruri görülmüş ve bu otorite,muhtelif suretlerde tesis ve temin olunmuştur.Zirâ aksi taktirde,toplumda anarşi hâkim olur. -Müellif:İslâm'ın,sosyal değişiklikler için tervic ettiği metod,tedric metodudur.-İnkilabçı mantığı ile insanları kırıp dökerek,yol ve anlayış değişikliğine zorlamak yerine,onları fikren ve fiilen hazırladıktan sonra fiili değişiklikleri gerçekleştirmek,İslam ahkâmının nüzulünde bile müşâhede edilen bir metoddur. -Müellif:Müslümanların gayr-i müslimlerle savaşmalarının meşruiyet sebebi,onların müslümanlara saldırmaları veyâ böyle bir ihtimâlin mevcudiyetidir.-Gayr-i müslimlerle savaşmanın meşruiyet sebebi,onların müslümanlara karşı tecâvüzde bulunmalarıdır.Tabiatiyle,imzaladıkları sulh muâhedesini bozmaları veyâ tecâvüz hazırlıklarında bulunmaları da,meşruiyete dâhildir. -Müellif:Kader,bir oluşun levh-i mahfuzdaki durumu,kazâ ise vakti gelince onun gerçekleşmesini ifâde eder. -Müellif:Meşru bir idâreye karşı isyân edenlere baği denilir.Bunlar,ahidlerini bozmuş ve itaat dairesinden çıkmış olan kimselerdir. -Müellif:İslâm'ın zuhuru zamânında dünyânın hiçbir yerinde harbin tâbi olduğu bir hukuk kâidesi mevcud değildi.Gâlipler,mağluplara dilediği her zulmü yapmak hususunda tamâmen serbest idiler.Hattâ İslam'dan sonra bile bütün ortaçağ boyunca Hristiyanlar aynı tavrı devâm ettirmişlerdir.-İslam,harbi hem meşruiyet sebebi ve hem de icrâ tarzı itibâriyle adâlet ve insaf ölçüleri dâhilinde kâidelere bağlamıştır. -Müellif:Ahlâkın ifâde ettiği hususiyet ve temâyüller,insan nefsinde sâbit bir melekedir.Yaratılıştan olan bu melekeler hayra da şerre de mütemâyil olmak üzere iki vechelidir.Böyle olduğu halde,Türkçede ahlâk kelimesi galat olarak,sırf müsbet temâyülleri ifâde etmek üzere kullanılmaktadır.Menfi temâyüller içinse ahlâksız suretinde onu menfileştirerek kullanmaktayız.-Ahlâkın müsbet-menfi birtakım ön sıfatlarla birlikte kullanılması yaygındır.Meselâ iyi ahlâk için,ahlâk-ı hamide,ahlâk-ı hasene veyâ mekârim-i ahlâk gibi,kötü ahlâk içinse ahlâk-ı zemime,ahlâk-ı seyyie veyâ ahlâk-ı kabiha gibi. -Müellif:Topluluk hâlinde yaşamak üzere yaratılmış bulunan insan için bu müşterekliğin mütekâbil hak ve mükellefiyetleri icâb ettirdiği,hiç kimsenin kabulde tereddüt etmeyeceği bir gerçektir.Bu ise,üzerinde ittifak edilmiş birçok hukuk kâidesi ile bunu yürütecek bir otoriteyi gerektirir. -Müellif:Ahlâki kâidelerin sahası,hukuki kâideleri de ihtivâ etmekle berâber ondan çok daha geniştir.Bu durumda,hukukun çerçevesi dışına taşan ve ahlâkın asıl sahası kabul edilen kısımda müeyyide/yaptırım yok demektir. -Müellif:Her insan,içinde hayrı şerden,güzeli çirkinden,ahlâki olanı böyle olmayandan ayırt eden bir melekeye yâni vicdâna sâhiptir.Lâkin onda ilâhi bir mevhibe olarak mevcud bulunan bu meleke de,akıl ve irâde için olduğu gibi,pek çok hârici tesire mâruzdur.Bu müessirlerin menfiliği hâlinde vicdan terâzisinin dengesi bozulur. -Ahmed Hamdi Akseki:Bâtıl itikatlar,fenâ âdetler,cehâlet,kötü alışkanlık,fenâ arkadaşların ve muhitlerin muzır tesirleri v.d ile zayıflayan ve körleşen vicdan,hak ve bâtıl hakkında yanlış hükümler verir,verdiği hükümler hakikate mutâbık düşmez,böyle bir vicdan vezâif-i ahlâkiyenin murâkıbı ve müeyyidesi olamaz.-Vicdan dediğimiz kuvvet,hayır ve şerrin,mutlak olarak,ne miyarı ne de müeyyidesi olamaz.Şahsi vicdan böyle olduğu gibi,vicdân-ı âmme de böyledir. -Müellif:Vicdan,akıl ve irâde gibi müessirler,vahye râm olup onun terbiyesine girmedikçe sağlam birer miyar ve vâsıta olarak kullanılamazlar. -Müellif:Ahlâk,fıtri temâyüllerin ef'al ve harekattaki birer tezâhürü demektir. -Müellif:Fıtri temâyüllerin izâlesi mümkün olmamakla berâber onların köreltilip bastırılması veyâ geliştirilip fiiller üzerindeki müessiriyetlerinin artırılması kâbildir.Bir de bunların meşru mecrâlarda kullanılması sağlanabilir. -Müellif:Fıtri temâyüller üzerinde hiçbir tesir câri olmasaydı lügatlerde terbiye diye bir kelime bulunmazdı.Buna göre doğru terbiye,fıtri temâyüllerin müsbetlerini geliştirmek,menfi olanları da köreltmeye çalışmaktan ibârettir.-İctimâi mühit,iklim,gıdâ,aile çevresi ve mâruz kalınan terbiye ile menfi temâyüllerin itidal noktasına getirilmesi mümkündür. -Müellif:Ahlâki davranışların bâzıları fıtrat icâbı olduğu halde,diğer bâzıları çeşitli sâiklerle ortaya çıkan ârızi veyâ mükteseb yâni sonradan kazanılmış hususlardır.Bu gibi sonradan kazanılan ahlâki davranışlara mukteseb ahlâk denilir.Meselâ aşırı bir baskı altında yetişen bir insan,aslında cesur olduğu halde korkaklaştırılmış olabilir veyâ benzer sebeblerle aşırı utangaç bir hâle getirilmiş olabilir.Bu gibi hususiyetler fıtrata bağlı olmadığı için birer meleke değil,haldirler.Bunlar bâzen öylesine bir şiddet kazanırlar ki,fıtratta meknuz aksi temâyüllere galebe sağlarlar.Bundan dolayıdır ki,onlara çoğu kez fıtrat-ı sâni yâni ikinci fıtrat denilir.Bütün bu gibi ârızi temâyüller kabil-i izâledir.Yâni bunların değiştirilmesi veyâ büsbütün ortadan kaldırılması telkin ve terbiye ile mümkündür. -Müellif:İmân,vicdanda vukuu melhuz nedâmet ve mânen muazzeb olma keyfiyetlerini işe yarar bir seviyeye ulaştırmasıyla,ahlâki davranışlara âmil olma yönünden emsalsiz bir cevherdir. -Müellif:Akıl ile nakil arasında bir tezat ve karşıtlık yoktur.Sâdece,nakilde aklı aşan,onun selâhiyet ve iktidârı dışına taşan beyanlar mevcuddur. -Müellif:İslâm'ın bir gâyesi de,insanlığı faziletli bir medeniyete ulaştırmaktır.-İmân ve ibâdetlerin bir gâyesi de,Allah'a imânı kuvvetlendirip,O'nun sevgisiyle birlikte korkusunu da kalbde kökleştirerek,ahlâki davranışların tehâlükle(büyük bir arzu ile) gerçekleşebilmesini sağlamaktır. -Müellif:Dinin ve hâssaten onu takvâ ölçüleri ile yaşamak demek olan tasavvufun gâyesi,nefsi Allah'a itaat ettirmek,kötü huylardan tezkiye etmektir.Nefiste en köklü menfi temâyül ise,egoizmdir.Onu diğergamlıştırmak ise dinin gâyesi olduğu gibi,bu işte başarı elde etmek de büyük bir mükâfatı gerektirir. -Müellif:İslâm'ın devâmı ve galebesine medâr olan fiillerin umumi ve şer'i adının cihad olduğu mâlumdur. -Müellif:İslam'da ahlâk,ferdi vakar ve haysiyeti koruyucudur.-İslam ahlâkına en asgari riâyet edenler,kendileri için ruhsat yolunu başkaları içinse adâleti tercih ederler.En üst seviyede ahlâki davranış ise,başkalarına karşı ihsan,kendileri içinse azimetin tercih edilmesidir.Tasavvufi terbiyenin hedefi,ferdi,bu ikinci tarzda hareket edebilecek olgunluğa ulaştırmaktır.Fakat her hâlükârda,şahsiyetin korunması asli bir şarttır-Birçok dini emir,müminleri imân şerefinden doğan vakarlarını korumak maksadıyla vârid olmuştur. -Müellif:Her kıymet hükmü evveliyetle nazâridir.Birer kıymet hükümleri manzumesi olan ilmi disiplinler de,insan aklı için tereddüde mahal bırakmayacak postülalarla başlar.Bunlara İslâmi literatürde bedâhet veyâ müteârifeler denilir.Bu,isbâtı gerektirmeyecek bir âşikarlık veyâ katiyyet demektir.-İlimler,birbiri üzerine konulan taşlarla inşâ edilmiş olan kuleler gibidir.Onlar da âdeta birbirlerine istinad eden birer hüküm kuleleridir.-Bütün ilimlerin akıl terâzisi ile tartılıp peşinen kabullenilen postülaları vardır.Bu sebebledir ki,ilim denilen oluşları sebeb ve neticeleri itibâriyle izah eden disiplinler,hep nazâridir. -Müellif:Ahlâk da bir ilim olmak itibâriyle evveliyetle nazâri bir kıymet hükümleri manzumesidir. -Müellif:İslam ahlâkı,bir kısım dünyevi müeyyidelere ilâveten uhrevi azab ve mükâfat vaadiyle de teyid edilmiş olan ahlâk umdeleri,bir de Nebi'nin(aleyhissalâtu vesselam) ef'âli ve tatbikâtı ile müşahhaslandırılmıştır.İşte bu husus,İslam ahlâkı için hiçbir ahlâk sisteminde mevcud olmayan bir mükemmelliğin tezâhürüdür. -Müellif:Nebi(aleyhissalâtu vesselam)'nin,yaşadığı hayat itibâriyle bir üsve-i hasene olması,o hayâtı dolduran fiillerin en ideal seviyede bir ahlâki üstünlüğe mâkes olması yanında bir başka icab daha vardır.O da her türlü hayâti faâliyet için örnek alınabilecek bir davranış zenginlik ve çeşitliliğine sâhip olmasıdır.Bu yüzdendir ki,bir kimse içtimâi kademeleşmenin hangi safhasında bulunursa bulunsun,kendi hayat ve faâliyetleri için muhtaç olduğu fiili kıstasları,Nebi'nin(aleyhissalâtu vesselam) hayâtında bulabilir ve kendisine bir düstur ve örnek olarak kullanabilir.Arkadaşlık,ticâret,kumandanlık,idârecilik ve aile reisliği gibi bütün hayâti faâliyetlerde doğru ve ahlâki olan davranışlar için,Nebi'nin(aleyhissalâtu vesselam) hayâtı ideal ölçülerde gerçekleşmiş davranışların örnek ittihaz edebilecek olan zengin bir sergisidir. -Müellif:Allah Teâlâ her varlığı hattâ onların her cüz'ünü muayyen bir maksatla halketmiş ve onu,bu maksadı gerçekleştirmeye medâr olacak vasıf ve temâyüllerle techiz etmiştir.Buna göre,kadın ve erkek de,Allah'ın tâyin ettiği tabii memuriyetleri ifâ edebilecek farklı vasıflarda halk edilmiştir.Hem sâhip olunan hususiyetler ve hem de yüklenilen vazifeler itibâriyle kadın ve erkek arasında pek büyük farklar vardır.-Erkeklerin hem bedenleri ve hem de ruhi temâyülleri,hayat mücâdelesini kazanmaya yarayacak bir metânette olduğu halde,kadınlar hem bedenen zayıf,nahif ve hem de aşırı hislidirler.Bu aşırı hissilik,yavrusunun doğumdan itibâren sâbit olan acziyetini telâfi etmek üzere kendisine bahşedilmiş olan ilâhi bir mevhibedir.Bedenen zayıf-nahif olması ise,onun geçim için hayat mücâdelesine atılmaktan muaf tutulması sebebiyledir. -Müellif:Ahlâki davranışlarda bir erkeğin en zayıf noktası şehvet olduğu gibi,bunun da en şiddetli devresi,ilk gençlik yıllarıdır. -Müellif:Nebi'nin(aleyhissalâtu vesselam) bâzı evlilikleri kavim ve kabilelerle akrabalık tesis etmek ve onları İslâm'a celbederek husumetleri bertaraf etmek maksadı ile gerçekleşmiştir(Cüveyriye vâlidemiz,Safiye vâlidemiz,Ümmü Habibe vâlidemiz)-Bâzı evlilikleri de sırf vefâ duygusu ve merhamet sâikiyledir.(Sevde vâlidemiz,Hafsa vâlidemiz,Ümmü Seleme vâlidemiz) -Müellif:Nebi'nin(aleyhissalâtu vesselam) ahlâkının bâzı temel vasıfları,samimiyet,tevâzu,şefkat ve merhametle muâmele,doğruluk,azim,sebat,şecaat,cesâret,cömertlik ve afvedicilik olarak hulâsa edilebilir.
- Benim milletim demokraside çok ileri gitmiştir. Korkarım, biraz daha ileri giderse Müslüman olur.
- İslamiyette Hristiyanlıktaki gibi insanoğlunun doğuştan günahkâr olduğu fikri yoktur. Bilakis herkesin İslam fıtratı üzere yani günahsız olarak doğduğu kabul edilir.
- Def'-i mefâsid, celb-i menâfîden evlâdır.
- Def'-i mefâsid celb-i menâfîden evlâdır.
- Olgun müminler, ön plândaki sebep ve netîceler üzeride îmâl-i fikrederken bile sebepler zincirinin nihâyetinde murâd-ı ilâhînin mevcûd olduğunu aslâ hatırdan çıkarmazlar.
- Bir tarif, meşhur olan ifade ile söylemek gerekirse, "Efrâdını câmî, ağyârını mânî" olmalıdır. Yani tarif, kendisine aid bütün unsurları içine almalı, kendisine aid olmayanları da mutlak bir sûrette dışarıda bırakmalıdır.
- İslam tefekkürü en büyük bir ibadet telakki etmek suretiyle insan müfekkiresine keşfi bitmez ufuklar açar.
--reklam--
İslam Dünya Görüşü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"İslam'ın Düşünce Algoritması": İslam'ın insan aklına gelebilecek bütün suallere, birbiri içinde tezatsız surette, cevaplar verebileceğini gözler önüne seriyor. Bu cevaplar için kullanılan metodları özün özü halinde ancak zihinde şüphe bırakmadan izah ediyor. İslam'ı dünya görüşü olarak sistemli bir şekilde ortaya koyarken, diğer dinlere ve düşünce sistemlerine de değinen ve barındırdıkları eksiklik veya tezatları ifade edip tam olanı delilleri ile sunan kitap, atıf yapılan eserleri de okuma iştiyakınızı had safhaya çıkarıyor. İçerisinde uzaydaki sıcaklığın kaç santigrat olduğundan kuantum teorisine, beş duyunun çalışma sisteminden gözyaşının ülseri engellediğine kadar çeşitli bilgiler buluyor. Bu kitap okunurken onlarca kitabı da okumaya iştah kabartan bir eser. (Mehmet)
İslam Dünya Görüşü: Genel kültür açısından da çok şey katacak kitaptır. Felsefe tarihi anaforuna sokup bir anda İslam düşünce umdeleriyle seni sahil i selamete çıkaran, ayrıca daha önce İslamiyetle ilgili okuduğunuz kitaplara pek de benzemeyen bir kitap. Ben okurken çok keyif aldım. Yazarı bir din alimi olmasa da bu seviyede bir kitap yazacak yeterlilikte görünüyor. İslami düşünce umdelerini tek bir kitapta incelemek isteyenlere tavsiye ederim. (Ali YILDIZ)
--reklam--
İslam Dünya Görüşü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Kadir Mısıroğlu - İslam Dünya Görüşü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam Dünya Görüşü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Kadir Mısıroğlu Kimdir?
Türk tarih araştırmacısı, yazar, şair, hukukçu ve eski gazeteci. Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı mütevelli heyeti başkanı ve Sebil Yayınevi kurucusu.
1933 yılında Trabzon'un Akçaabat İlçesi'nde doğdu.İlk ve orta tahsilini Akçaabat'ta, liseyi Trabzon'da tamamladı. 1954 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Öğrenciliği müddetince birçok yurt açıp çalıştıran Mısıroğlu, fakülte yıllarından itibaren hukukçuluktan çok tarihçiliğe meylederek yakın tarih ile alakalı araştırmalara başladı. Mısıroğlu, 1964 yılında, ilk eseri olan Lozan; Zafer mi, Hezimet mi?! kitabının birinci cildini kaleme aldı ve aynı sene Sebil Yayınevini kurdu. 1970 Yılının ocak ayında Milli Türk Talebe Birliği'nde Harf Inkılabı ile alakalı verdiği bir konferansı hakkında yargılandı ve Eskişehir Örfi İdare Mahkemesi'nce mahkumiyet kararı verildi. 1976 yılı başından itibaren İslami bir dergi olan Sebil Dergisi'ni çıkarmaya başladı. Bu dergideki birtakım yazılarından dolayı kısa bir müddet sonra hakkında 163. maddeye istinaden davalar açıldı. 1980 ihtilali ile Mısıroğlu'nun da aralarında bulunduğu MSP Merkezi Umumi Heyeti hakkında tevkif kararı verilince yurt dışına kaçtı. 1991 yılında Türkiye'ye geri dönen Kadir Mısıroğlu, çalışmalarına devam etti.
Acıbadem Altunizade Hastanesi'nde 5 Mayıs 2019'da 86 yaşında hayatını kaybetti. Çamlıca Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Üsküdar'daki Nasuhi Mehmet Efendi Camii haziresine defnedildi.
Ödülleri
Mısıroğlu Macar İhtilali isimli kitabı üzerine Hür Macar Yazarlar Birliği'nin en büyük ödüllerinden olan Gümüş Madalya ile taltif edilmiştir. Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başkanlığını yaptığı Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Osmanoğullarının Dramı isimli eserinden dolayı Jüri Özel Ödülüne layık görülmüştür.
--reklam--
Kadir Mısıroğlu Kitapları - Eserleri
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1
- Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı
- Doğru Türkçe Rehberi
- İslâmcı Gençliğin El Kitabı
- Filistin Dramı'nın Düşündürdükleri
- Sultan II. Abdülhamid Han
- Yunan Mezalimi
- Üstad Necip Fazıl'a Dair
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 1
- Sultan Vahideddin
- Kanlı Düğün
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 2
- Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 3
- Geçmis Günü Elerken - 1
- Barbaros Hayreddin Paşa
- İslam Yazısı'na Dair
- Moskof Mezalimi
- İslam Dünya Görüşü
- Mimar Koca Sinan
- Kırık Kılıç
- Osmanoğulları'nın Dramı
- CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar
- Uzunca Sevindik
- Sultan Abdülaziz
- Muhtasar İslâm Tarihi 1
- Düzmece Mustafa
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 2
- Geçmiş Günü Elerken 2
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 3
- İthaflı Fıkralar
- Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet
- Zağanos Paşa
- Kavuklu İhtilalci
- Piri Reis
- Cemre
- Veli Bayezid'in Bedduası
- Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi
- Cem Sultanın Papağanı
- Asrın İhaneti
- Aşıklar Ölmez
- Trabzon Meb'usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey
- Osmanlı Tarihi 1.Cilt
- Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler
- Sokollu Mehmed Paşa
- Zoraki Asi
- Musul Meselesi ve Irak Türkleri
- Makbul Ve Maktul İbrahim Paşa
- Benden Tarihe Haberler
- Malkoçoğlu Kardeşler
- Muhtasar İslâm Tarihi 2
- Özlü Sözler
- Hicret
- Osmanlı Tarihi 2.Cilt
- Muhtasar İslâm Tarihi 3
- Macar İhtilali
- Osmanlı Tarihi 3. Cilt
- Of Lala
- Üç Hilafetçi Şahsiyet
- Zaferden Zafere
- Perili Köşk
--reklam--
Kadir Mısıroğlu Alıntıları - Sözleri
- Bu nazariyeye göre; Eskiden Dünya hakimiyetinin merkezi Roma şehri idi. Bütün Dünya'ya hükmedenler orada otururlardı. Sonra bu merkezilik Bizans'a yani İstanbul'a geçmiştir.Bu süretle İstanbul '' ikinci Roma '' ya varis olan Moskova, '' Üçüncü Roma '' adıyla yad olunmaya değer bir ehemmiyet kazanmıştır. O halde Moskova'yı Hıristiyanlığın en kuvvetli merkezi olması dolayısıyla '' Üçüncü Roma '' kabul etmek zatureti vardır. Artık Dünya'nın kaderine Moskova'dan hükmedilecektir !... (Moskof Mezalimi)
- Bugün Dünya'nın özleyip de bir türlü gerçekleştiremediği, farklılıklara tahammül ve karşılıklı saygı, o devletin temel bir idârî prensibiydi. (Sokollu Mehmed Paşa)
- Olacakları evvelden bilmenin faydadan çok zararı olmalı ki, Allah kaderi meçhul kılmıştır!.. (Kırık Kılıç)
- "Türkiye arabaların kanunlarından kurtulacaktır" (İleri, 28 Şubat 1340) (Hilafet Risâleleri, İsmail Kara, sh. 541) (CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar)
- İSLAM DAVASI İÇİN ÇALIŞMAYAN ALNINI SECDEDE KALDIRMASA BİLE MESULDÜR!.. (Özlü Sözler)
- Bütün lise hayatım boyunca iki dindar hocayla karşılaşabilmiştim. Bunlar coğrafya muallimi merhum İsmail Hakkı Berkmen ile halen hayatta olan Ahmed Saka Bey'lerdi. İdare ve müdürümüz dindarlık ve milliyetçiliğe haşin bir sûrette karşıydı. Bundan dolayı pek çok kereler disiplin kuruluna girip çıkmak mecbûriyetinde kalmışımdır. Bu arada binbir güçlükle temin edebildiğimiz namaz odasına asılmış olan bir takvimin kartonundaki M. Kemal Paşa resmini yırtma sebebiyle üç gün "tard-ı muvakkat" cezasına çarptırılışım zikre değer. Bilahare büyütülen bu hâdise yüzünden, mezuniyet imtihanlarından sonra olgunluk imtihanlarının ikisini vermiştim ki mektepten tamamen uzaklaştırılma cezasına çarptırıldım. Ayrıca, güya beni himaye etmiş olmak töhmetiyle o zamanın başmuâvini İsmail Hakkı Berkmen ve edebiyat muallimi Kaya Bilgegil (sonradan profesör) de altı ay Vekâlet emrinde kalmak sûretiyle iz'ac olunmuşlardır. Ben de müteakip iki imtihan için Giresun'a gittim. O zaman olgunluk imtihanı dört dersten yapılırdı. Sualler bakanlıktan gelirdi. Yolda imtihanların birini kaçırmıştım. Diğerini de Giresun'da vermiştim. Kaçırdığım imtihan için 1954 Ekimi'nde Erzurum'a gittim. Bu dersin imtihanını da Erzurum Lisesi'nde vererek nihâyet lise mezunu olabildim. (Hicret)
- Maksadım yazıma başlarken belirttiğim gibi bu mes'elenin ilmi cihetlerini sâdece bir fihrist kabilinden beyan etmektir. Gâyem, böyle büyük bir işe girişmezden evvel yapacağımız işin doğru olup olmadığının hissî ve siyâsî olmaktan ziyade ilmi bir sûrette münakaşa edilmesinin ehemmiyetini belirtmektir. Temas ettiğim mes'elelerin her biri ayrı bir ilim dalıdır. (İslam Yazısı'na Dair)
- Bir parkta bulunmuş bir çocuğa, babalık veya analık iddia eden iki insan mevcud olsa, deliller de, ortada olsa, bunlardan biri müslim, diğeri gayri müslim olsa fakat müslim köle olsa, kadı, çocuğu gayri muslim fakat hür olan insana verir. Çünkü bu taktirde çocuk gayri müslim fakat <
> olacaktır. ->Tek başına sırf şu misal bile, İslam'da hürriyete atfedilen ehemmiyeti göstermeye kâfidir. (Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi) - "--- Râsulullah (s.a.v.)in fitne hakkında olan sözü hanginizin hatırındadır?" deyû sormuş, içlerinden Huzeyfe: ---Ya emirelmü'minin!.. Resûl-i Ekrem'in fitne hakkında olan sözü ayniyle benim hatırımdadır ki, kişinin ıyâl(çocuklar) ve mal ve evlâdından ve komşusundan dolayı fitneye dûçar olmasıdır.Bu misullû günahlara savm ve salât ve emr-i bilma'ruf ve nehy-i anil munker kefaret olur deyu vermiş. Hz.Ömer: "--- Muradım o değil, deniz gibi temevvüç edecek fitneyi soruyorum." dedikde Huzeyfe: "---Ya emirelmü'minin!.. Senin için onda bir beis yok.Senin zamanınla onun arasında kapalı kapı var!.."demiş Hz.Ömer: "---Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?" dedikte Huzeyfe: "---Kırılacak!.. demekle Hz.Ömer: "--- Öyleyse artık kapanmaz!.." deyip izhar-ı teessüf etmiş." (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
- Ağaçlar ayakta ölür!.. (Geçmis Günü Elerken - 1)
- Sultan Selim Han, bu suale cevap verip vermemek arasında tereddüdde idi. Paşa'yı uzun uzun süzdükten sonra:"-Paşa! Siz sır tutarsınız. O'nun için size söyleyebilirim. Şehre girmesine elbet gireceğiz, ama karanlık bastırdıktan sonra!.."dedi. (Veli Bayezid'in Bedduası)
- M.Kemal Paşa'nın evvelce, İngilizler'le "Hilâfet'i yıkmak" esası üzerine anlaşmış olmasına rağmen, zaferden sonra bu vaadinden vazgeçerek "halife" olmak istediği kat'idir.Ancak bu dinî bir zaruret ve inanıştan ziyade âlemşumûl bir şahsi otorite sağlamak maksadının eseri idi. (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
- Bugün memleketimizin bir numaralı mes’elesi Güneydoğu Anadolu’daki anarşi değildir!.. Kıbrıs’ın kaybedilmek üzere olması da değildir!.. Bütün bunların hepsinden daha ehemmiyetli olan, lisânımızdaki korkunç tahrîbattır!.. (Doğru Türkçe Rehberi)
- Risale-i Nur, harf inkılabından sonra İslam harfleri davasını siyasi bir mesele olmaktan ziyade bir "ibadet" , "Sevap" ve "kültür" mevzu olarak ele almış ve talebeleri bütün gayretlerini bu sahaya hasretmişlerdir.. (İslam Yazısı'na Dair)
- Ben tahta değil, bir yangının kızgın külleri üzerine oturdum ! Sultan Vahideddin Merhum (Sultan Vahideddin)
- Büyük ve alemşümul İslam nizâmının iman şuur ve vecdini kaybeden bir insan için bayram birkaç dost ziyaretinden başka nedir? Lakin kim kime dostluğuyla, kelimenin hakiki manasıyla yar olup da, onu düştüğü esfel-i safilinden ala illiyyine doğru çekebilir? Ve kimde böyle bir cazibeye kapılmak istidada kaldıki? Günlük meşgalelerin basit ikliminde bunalmış, ruhen ve bedenen yorgun asrımız insanını kurtaracak, gerçek cehd ve gayret olmadan, kendi kendine sırf günlerin arka arkaya sıralanması sebebi ile gelen ve sadece bir şiarı İslam diye ismen ve şeklen devam eden bayramlar, kime ne verebilir ki? (Aşıklar Ölmez)
- Kader geçmişte malum, gelecek içinse meçhuldür (Malkoçoğlu Kardeşler)
- Bu itibarla bizde hari değişikliği aynı zamanda ve evveliyetle dini bir mes'ele teşkil etmekte olduğu halde, bugüne kadar mes'elenin bu vechesi üzerinde gerektiği şekilde du rulmamıştır Tarih boyunca milletler iki sebeple allabe değiştirmişlerdir. a-Din değiştirme, b-Esåret. (İslam Yazısı'na Dair)
- Aziz gençler!.. Unutmayınız ki, devletinizi, âlemşümul bir imparatorluktan mânâ ve maddede küçük bir Türkiye hâline getiren dâhili ve hârici düşman faaliyetlerine cevaz, meşrüiyyet ve hattâ itibar bahşeden Lozan'dır!.. Yeniden büyük devlet olma imkân ve ümitlerimizin yegâne kaynağı olan gençler!.. Unutmayınız ki, Lozan'ı yırtıp çiğnemedikçe "Büyük Türkiye" nin şafağı sökmeyecektir. Kadir MISIROĞLU 27 Ramazan 1390/ 26 Teşrinisani 1970 Serencebey/İstanbul (Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1)
- Sultan Abdülaziz merhumu hal' eden devlet içâli arasında birinci derecede rol oynayan dört kişidir. Bunlara “Erkân-ı Erbaa” veyahud da “Hal'erkânı” denilmektedir. Bunlar; Hüseyin Avni paşa, Midhat Paşa, Rüşdü Paşa ve Hasan Hayrulâh Efendi'dir. Bunların terceme-i hâlleri evvelce tafsil edilmiş olduğu üzere, burada ayrıca izah edilecek değildir. Ancak karakter ve niyetleri itibariyle onlar hakkında birkaç cümlelik bir izahatla kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görmekteyiz. Bunlardan bir numaralı ele başı Hüseyin Avni Paşa'dır. Evvelce kaynaklara istinâden nakledilmiş olduğu Üzere ahlâksız, sarhoş, muhteris, diktatör ruhlu, kindar ve rüşvetçi bir adamdır. Bu işe karışmaktaki gâyesi, sadece ve sadece saray kadınlarına karşı çirkin bir hareketinden dolayı sürgüne gönderilmiş olması sebebiyle Sultan Abdülaziz'e karşı duyduğu kin ve nefret ile ondan intikam almak ve diktatör olmak heveslerinden ibarettir. (Sultan Abdülaziz)
Yorumlar
0 yorum