Kitap Künyesi

Yazar: Özlem Kumrular

Yayın Evi: Doğan Kitap

İSBN: 9786050911565

Sayfa Sayısı: 528

--reklam--

İslam Korkusu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Avrupa Müslümanlar’dan neden korkuyor?”

Özlem Kumrular’ın İslam Korkusu adlı kitabı, bugün de gündemde yer alan

bir olguyu tarihsel bir perspektifle irdeliyor

İslam korkusu neden ve nasıl başladı?

Korkunun zaman içinde bugünkü noktaya gelmesinde hangi etkenler rol oynadı?

Tarih boyunca yavaş yavaş gelişen bir propaganda süreci içinde İslam korkusu nasıl çığ gibi büyüdü?

Bu korkunun ve sürtüşmelerin kökenleri Ortaçağ ve Yeniçağ’da nasıl şekillendi?

Edebiyatçı ve tarihçi Özlem Kumrular’ın uzun araştırmalar sonucunda kaleme aldığı İslam Korkusu, tüm bu sorulara başta İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce olmak üzere Almanca, Katalanca, Fransızca, Portekizce ve Yunanca kaynaklarla cevap veriyor. Daha önce Türk Korkusu adlı kitabıyla büyük ilgi çeken Kumrular, yeni çalışmasında, dönemin Hıristiyan hacıları, elçileri, diplomatları, yazarları, şairleri, esirleri ve hükümdarlarının kaleme aldıkları, birinci dereceden ve bugüne kadar hiç kullanılmayan kaynaklardan yararlanarak İslam korkusunun gerçekçi bir portresini çiziyor.

-Endülüs’te Müslüman kadınların peçe kullanmasının gerçek nedeni neydi?

-Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunun geldiğini “müjdelediğine” inanılan kuyrukluyıldızlar nerelerde belirmişti?

-İspanya’da zorla Hıristiyan yapılan Müslümanlara nasıl domuz yediriliyordu?

-Hz. Muhammed’in tabutunu çalma planları kimden çıkmıştı?

-Hıristiyanlar İslam’ın cennette “şarap akan ırmaklar” vaat etmesini hangi propaganda için kullanacaklardır?

-1770 yılında Wolfgang von Kempelen’in İmparatoriçe Theresa’yı etkilemek için gerçek mekanik bir satranç makinesi için neden gerçek boyutlarda bir Türk figürü seçmişti?

-Hıristiyan erkeklerle yakalanan Müslüman kadınların cezası ne olurdu?

-Osmanlı toplumunda gerçek şarap tüketimi ne boyuttaydı?

Tüm bu merak uyandıran soruların cevabı İslam Korkusu’nda!

Kitaptan...

Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçiş töreni, farklı seyyahlar, dönmeler ve diğer görgü tanıkları tarafından çok farklı şekilde anlatılmıştır. Safevi topraklarında İslam’a geçen Hıristiyanlar için yapılan gösterilere şahit olan Arthur Edwards hiç de hoş anılar kaydetmeyecektir defterine. William Davies ise bize bu küçük törenlerin detaylarını sunar. Yeni dönme, babasına ve annesine küfretmeye zorlanır. Bir at üzerine, “yüzü kuyruğa gelecek şekilde” yani ters olarak bindirilir ve sokak sokak dolaştırılır. Eline bir yay bir de ok verilir, bu okla bir Müslüman’ın elinde baş aşağı duran bir Hz. İsa figürünü vurur. Ana babasına, akrabalarına, vatandaşlarına küfrederek sünnet olacağı yere doğru ilerler. Mısır’da buna şahit olan Arnold von Harff da, bir Hıristiyan’ın din değiştirip Müslüman olunca Hz. İsa’yı ve annesini inkâr etmesi, haça tükürmesi, ayakları altında haçın parçalanmasına katlanması ve son olarak da onun üzerinde yürümesi gerektiğini kaydeder.

--reklam--

İslam Korkusu Alıntıları - Sözleri

  • peki ya islam olmasaydı ? graham e fuller -islamsız dünya- adlı eserinde islamsız bır dünyada yine de aynı sekilde hizipleşme ve bölünme olacağını iddia eder.tarihçiye göre islam doğduğu coğrafyada can bulmuş olmasaydı islam yerini doğu kilisesi alacak ve bu sefer de esas savaş doğu ve batı kiliseleri arasında olacaktı.
  • 1770 yılında wolfgang von kompelen imparatoriçe maria teresa yı etkilemek için gerçek boyutlarda bir Türk-ün oynadığı mekanık bir satranç makinesi yapmıştı.aslında bu mekanik bir illüzyondan başka bir şey değildi,çünkü satrancın altındaki kutuya gerçek bir satranç uzmanı giriyor ve rakibini de Türkle müsabaka yapıyor hissine kaptırıyordu 84 yıl pek çok adamla satranç oynayan bu aletin adı Schachttürke(satranç Türkü) Chess Turk ya da macarcada olduğu gibi sadece Török (Türk) olarak anılıyordu.Türk-ün yendiği devler arasında Napoleon Bonaparte ve Benjamin Franklin de vardı...
  • Alman kartograf Sebastian münşter ; Türkler hareketlerinde şaşılacak bir çabukluk.tehlikeli zamanlarda sebat ve imparatorluklarına büyük bağlılık gösterirler.Pek derin ve tehlikeli sulardan yüzerek geçerler.dik dağları aşarlar .emrolununca hayatlarına hiç ehemmiyet vermeyerek acı tatlı her şeye katlanırlar .gözlerinin önünde yanlız imparatorlukları vardır.açlığa sususluğa hiç ses çıkarmadan dayanabilirler.aralarında isyan karışıklık olmaz...
  • osmanlı ordusunun disiplinin yanı sıra hayranlık uyandıran düzenleri içindeki sessizlik her daim övgüye layık bulunmuştur.korku unsuru olarak kullanılan müzik enstrümanlarısavaş naralarının söz konusu olmadığı zamanlarda neredeyse uhrevi bir sessizlik çöker bu düzen ve birlik üzerine.blound şahit olduğu bu manzarayı şöyle anlatır ''rütbe sırasına göre mükemmel bir sessizlik içinde yürüyor lardı,böylece emirler kolaylıkla duyulabiliyordu '' cenaye de yıllar önce Busbubecq in kullandığı kelimeleri andıran romantik nir üslüpla tasvir ediyordu gördüklerini ''bunca sarığın hep birlikte eğildiğini görünce,hafif bir meltem esintisiyle eğilen olgun başakların bulunduğu genç bir tarlayı izliyormuşum izlenimi uyandı bende ''
  • giovan,Türklerin ''koşar gibi değil de mutedil adımlarla '' yürüdüklerine dikkat çeker lakin bu farklılığın sebebini kendide çözümleyememiştir,islam inancındaki hayatın günler ve saatlerle değil nefesle ölçülüyor olması aceleyi ortadan kaldırır.ne kadar hızlı hareket edildiği değil ;alınan nefes sayısıdır aslolan.
  • Senede en az bir defa da olsa yasaklamanın yasak olduğu bu büyük kutlamalar açlığın, çilelerin,savaşların, hastalıkların unutulduğu zamanlardır. Yeniçağ’da Osmanlı topraklarında bulunan ve gördükleri bazı dervişleri “deliler” olarak nitelendiren Batılı seyyahların ortak görüşü Osmanlı’da karnavallar gibi deşarj olma, arınma (katharsis) mekanizmaları olmadığı için deli nüfusunun gözle görülür olduğudur. Oysa ki çanak yağmasında olduğu gibi binlerce tabağın hezeyan içinde tüketildiği, eğlencenin günlerce sürdüğü şenlikler bir bakıma karnavallara eşdeğerdir.
  • Sene 1439, kış mevsimi. Fatih'in İstanbul'u fethinden tam 14 yıl önce. Kadırgalar İtalya'nın kuzeyinde, Veneto bölgesindeki Adige Nehri'nden girip karlı dağları aşarak Garda Gölü'ne inerler. Brescia şehrini Milano Vikontu'nun kuşatmasından kurtarmak isteyen Venedik'in karadan şehre götürdüğü yardım Milanolular tarafından engellenince, onlar da koca koca kadırgaları karadan yürütmeye karar verirler. Yani, Senato'nun Venedik doçuna yazdığı kelimelerle: Galeasper montes conducendo (kadırgaları dağlardan yürüterek). Erasmo da Narni ya da takma adıyla Gattamelata'nın kumanda ettiği bu nefes kesen donanma, karlı tepeleri aşıp Garda Gölü'ne indiğinde Milanoluların nasıl bir şaşkınlığa uğradığını bilemiyoruz, ancak Giralamo dalla Corte'nin Istoria di Verona (Verona Tarihi) adlı eserine düştüğü notu atlamamak lazım gelir: "Donanmanın gittiği bu yerleri, şoseden çıkıp o tepelerden nasıl hızla indiğini gören birisi bunun insan dehasının ve gücünün çok ötesinde olduğuna karar verirdi."
  • Chklosvski'nin masal analizleriyle ilgili verdiği bir örnek olan Bir Postluk Arazi masalını başka bir niyetle ele alalım. Masal kahramanımız, hasmından bir sığır postunun kaplayabileceği kadar bir yer talep eder. Ve elindeki postu olabildiğince ince katlara ayırıp birbirine dikerek karşı tarafın hayal bile edemeyeceği kadar bir arazi ele geçirir. Bu hikâyeyi tanımamamız mümkün değil! Fatih'in Rumelihisarı'nı inşa etmeden önce bir "gönlük yer" talebinde bulunup, o öküz postunu ince ince kesip hisarın yapıldığı alanı Bizans'tan nasıl ince bir zekâyla kopardığına dair efsanevi anlatının aynısı değil midir bu? Masalların tarihlerini, yazarlarını bilemeyiz. Dolayısıyla bunun eskiden beri var olan bir Slav masalından mı türetildiğini, yoksa keskin bir zekâsı olan Fatih'in gerçekte de elde ettiği arazi hakkında üretilmiş bir masal olarak mı bize kadar ulaştığı konusunda kesin bir yargıya varamayız.
  • Sonuçta İstanbul fethedilmişti. Avrupa'da gerçek bir korku fırtınası esmeye başlamış, din adamları, hükümdarlar, yerel yöneticiler ve diğer bireyler arasında gidip gelen "felaket haberleri" bu dalganın da büyümesine yol açmıştı. Şehirden kaçmayı başaranlar kaleme kâğıda sarılıyor ve haberleri daha da uzaklara iletiyorlardı. Sadece "meşum" haberlerle değil, dramatize edilmiş sahnelerle dolu bu mektupların İstanbul'un fethinin geniş kitlelere ulaşırken yarattığı psikolojik etkiyi de hesaba katmayı unutmayalım. Ruteno Kardinali Isidoro şehirden kaçabilmesini "balinanın karnından kurtulan Yunus gibi Tanrı da beni dinsizlerin elinden kurtardı" şeklinde dramatik bir hale getiriyordu.[5] Son imparator Konstantin'in ruhunun göğe uçması da yeterince teatral bir sahne şeklinde tasvir ediliyordu. Isidoro "Hatta Tanrı bile yüz çevirdi" diyor ve "bu şehre bir zamanlar dinsizler ve gaddar kâfirler tarafından Konstantinopolis denilirken şimdi ise berbat kaderden dolayı Turkopolis (Türk şehri) deniliyor ve ben bunun hatırası için sürekli nehirler dolusu gözyaşı akıtıyorum" diye trajik anlatısına devam ediyordu. "Konstantinopolis şehri öldü" deniyordu. Artık hiçbir hayat belirtisi yoktu. Bu arada Pera adındaki şehir de çıplak gibiydi.
  • 17 Şubat 1454'te Burgonya Dükü Philippe'in bu şehirdeki(Lille) sarayı, belki de yüzyılın en anlamlı şölenine sahne oluyordu. Le banquet du Faisan, yani "Sülün Şöleni" olarak tarihe geçecek olan bu şölen, Türklerin hızla Avrupa içlerine doğru ilerlemesi karşısında paniğe kapılan Avrupa devletlerini bir araya getirerek yeni bir Haçlı Seferi düzenlemeyi amaçlayan Philippe'in şövalyelik simgesi olan canlı bir sülün üzerine ant içmesiyle doruk noktasına ulaşmıştı.
  • II. Pius Osmanlı tarihinde en çok Fatih'e yazdığı mektupla anılacaktı. "Seni var olan insanların en şanlısı yapmak için pek ufak bir şey yeter: O da seni vaftiz etmek için birazcık su."
  • Kardinal Isidoro Bologna'daki papalık elçisi Bessarione'ye yazdığı mektupta, "Eğer hakikat ise her gün Büyük İskender'in hayatını Arapça, Yunanca ve Latince dinliyor" diyordu.
  • 1204 Latin istilasında şehrin Katolik Haçlılar tarafından talan edilmesi, sayısız ganimet ve bugün bile hâlâ tartışılan miktarda paranın götürülmesine rağmen akıllarda kalan tarihin sadece 1453 olması ve Fatih'in izin verdiği üç günlük yağmanın Haçlıların silip süpürdükleri 1204 istilasını hafızalardan silmesinin asıl sebebi İslam mıdır?
  • Granada'nın düşmesinin ardından, 1499'da ayaklanan Müslümanlar yatıştırılamaz. Kardinal Cisneros'un sert metotları kısa zamanda tepki görür. Granadalılar da bu baskı sistemine aynı sertlikle cevap verirler. Albaicín'de bir ayaklanma çıkarıp Cisneros'un vekillerinden birini öldürürler. Ayaklanma ancak 1501 yılında bastırılabilir ve bu da Isabel ve Fernando'ya Müslümanlar için yeni bir düzenleme getirmek için bahane yaratır. 1501'de Granada'da, 1502'de ise Kastilya'da Müslümanlar için bir kanun çıkartılır. İki seçenekleri vardır: Sürgün ya da din değiştirme. İkisinden birini kabul etmemeleri halinde üçüncü seçenekleri her daim bakidir: Ölüm!
  • İspanya'da daha 1391 yılında Yahudiler kâbus yaşamaya başlamışlardı. Ülkedeki Yahudi karşıtı halk toplanıp Yahudilerin toplu halde yaşadıkları mahalle ve köylere saldırmış, pek çoğu Hıristiyanlığa geçmeye zorlanmıştı. Antisemitizm, İspanya'dan Portekiz'e de sıçramış, 1506'da Lizbon'da Hıristiyanlar Yahudilere karşı ayaklanıp yüzlerce can almışlardı.

--reklam--

İslam Korkusu İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Günümüzdeki İslamafobi'nin kökenini gözler önüne seren bir kitap. Özellikle yazarın İspanyol dilini bilmesi bize ülkemizde pek bilinmeyen Endülüs Dünyası ile ilgili çarpıcı bilgiler veriyor. Batı'nın doğuyu nasıl bir şekilde anlayıp anlayamadığını merak edenler için güzel bir çalışma olmuş. Özellikle farklı kaynakların kullanımı zengin bir çalışma çıkarmış. Sadece şahsi görüşüm bazı yerlerde konunun uzatılması birazcık sıkıcı bir hale getiriyor diyebilirim. Herkesin okuması gereken bir kitap. (Erkut Demir)

kitabı çıktığı zamanlarda almıştım.tahmin ettiğim gibi pek de mantıklı olmayan sebeplerden hem müslümanlar hem gayri müslümanlar birbirlerini öldürmüşler.kitapta geçmiş zamandan olaylar anlatılıyor.batılılar daha karizmatik olduğu için onların yaptığı katliamlar göz ardı ediliyor,kitap için söylemedim bunu yanlış anlaşılmasın. (Orhan Nadir Yamuk)

türk müslüman olabilmek: orta çağ öncesi ve sonrası müslümanlık ve hristiyan topluluukların arasındaki beşeri ilişkilerin ; seyyah ve tacirlerin aldığı not ve derlemelerden yazılan bir kitap. ozamanda mevcut toplulukların kişilik kimliklerini ve ilişkilerini çok iyi değerlendiriyor. biraz dağınık bir anlatım tarzı fakat yinede zevk veriyor.özellikle en çok ilgimi çeken konu; oçağda osmanlının avrupadaki yarattığı baskı ile yeni dünyaya topluca göç etmeyi bile düşünebildiler.şimdi bu gün neden bizden hırslarını alamadıklarını çok iyi tanımlıyor. (Hakan Komut)

--reklam--

İslam Korkusu PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Özlem Kumrular - İslam Korkusu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam Korkusu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Özlem Kumrular Kimdir?

1974'te İstanbul’da doğdu. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde, doktorasını ise İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde yaptı. XVI. yüzyıl Avrupa-Osmanlı ve Akdeniz tarihi üzerinde çalıştı. Yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunan Kumrular, halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesidir. 

--reklam--

Özlem Kumrular Kitapları - Eserleri

  • Her Book'a Maydanoz
  • Türk Korkusu
  • Muhteşem Süleyman
  • İslam Korkusu
  • Kösem Sultan
  • Kaçılın Türkler Geliyor
  • Sultan'ın Mutfağı
  • Zaman Treni
  • Aşkın Beş Hali
  • Haremde Taht Kuranlar
  • Eski Sevgililerinizden Kurbağa Yapılır
  • Hoşça Kal Milano Hoşça Kal Aşkım
  • Bayan Hayatbirrüyadır'ın Yeldeğirmenleri
  • Kırmızı
  • Kadınlara Coğrafya Dersleri
  • Patron

--reklam--

Özlem Kumrular Alıntıları - Sözleri

  • Unutmayın ki Katalanlar İspanyollardan nefret eder. (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • İspanya'da daha 1391 yılında Yahudiler kâbus yaşamaya başlamışlardı. Ülkedeki Yahudi karşıtı halk toplanıp Yahudilerin toplu halde yaşadıkları mahalle ve köylere saldırmış, pek çoğu Hıristiyanlığa geçmeye zorlanmıştı. Antisemitizm, İspanya'dan Portekiz'e de sıçramış, 1506'da Lizbon'da Hıristiyanlar Yahudilere karşı ayaklanıp yüzlerce can almışlardı. (İslam Korkusu)
  • Aşkın en yalın haliydi işte bu! Bir Eylül aşkıydı benimkisi. (Kırmızı)
  • ''Adem ilk maço değildi.Bundan eminiz.Ama ilk kılıbık olabilir.Maço kelimesinin içinde ruhu saklıdır. Maço(macho), İspanyolca hayvanın erkeğine denir. Erkek hayvan yani :)'' (Her Book'a Maydanoz)
  • Bana taht u saltanat gerekmez, karındaşım sağ olsun, benden ne istersiz? (Kösem Sultan)
  • Bir Kastilyalı kapalı olan dükkanın dışardan vitrinini seyrederken hangi nesnede gözünüzün kaldığını gözleriyle keşfeder. Ertesi gün dükkan açıldığında ilk müşteri olur ve hediyeyi aynı gün içinde size ulaştırır. (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • Kendisine yemek yapmayı bilip bilmediğini sorduğunuz her İtalyan erkeği gururla size 'evet' cevabını yapıştıracaktır. Neler yapabildiğini sorduğunuzda alacağınız cevap hiç şaşmaz : makarna (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • Murat'ın derin tarih okumaları yaptığı biliniyordu.Özellikle de ülke meselelerini ilgilendiren konularda.Evliya Çelebi de bıraktığı eşsiz Seyahatname'sinin onun arzusu üzerine kaleme alındığını,Padişah'ın tarihçilerle sohbet etmekten daima zevk aldığını söyler mesela.Ayrıca hat sanatında da uzmandı.Matrakbazlıkta da büyük ustaydı.Bütün bunların yanı sıra şairane bir ruha sahipti.Evliya 300 varaklık,yani yani 600 sayfalık bir divanı olduğunu yazar. İnanmayacaksınız ama o dönemde Machiavelli'nin Türkçeye çevrilmiş olan Prens'ini de okumuştu. (Her Book'a Maydanoz)
  • Hititler çok tanrılı bir inanca sahip ve onları insan şeklinde düşünüyorlar. Buna antropomorf diyoruz (Zaman Treni)
  • Türkler, Hristiyanlar için kötü bir sürprizden ibaretti. Ne zaman, nereden ve ne kadar büyük bir kuvvetle saldıracakları bir muammaydı. (Türk Korkusu)
  • “Günlük ekmekleri hazırlayanlar temiz olmalı, mutlaka elbiselerini temizlemeli, yıkanmalı, saçı kazınmalı. Ekmek hazırlanan yer ovulmalı, temizlenmeli. Ekmek hazırlanan yere köpek ve domuz sokulmamalı.” (Zaman Treni)
  • Yunan erkeklerini anlayacağım diye kendinizi yormayın. Aşkın yedi güneşi adlı yunan filmini seyredin yeter. Yunanlınız en fazla bu kadar aşık olabiliyor her tarafını sıksa. (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • Tanrım , bu İtalyanları kamyonla mı döktün buraya? . (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • Bir Portekizli için öğrenmenin yaşı yoktur. Kırkından, ellisinden sonra gaza gelip yeni bir üniversite kariyeri yapan sayısız insan, evinde 7000 adet kitabı olan sade vatandaşlar tanıdım. (Kadınlara Coğrafya Dersleri)
  • Bilinen ilk alkol yasağı nerede çıkmış olabilir? Tabii ki Trakya! MÖ 50 yılında Trakya Kralı Barebista yasaklamış ülkesinde alkolü.Malum,mekân Trakya olunca yasak sadece 6 yıl dayanabilmiş.Ahaliden birisinin kralı bir hançerle yere sermesiyle yasak son bulmuş. (Her Book'a Maydanoz)
  • O zamanlar, şimdilerin en bilinen domates, patates, mısır, fasulye gibi bitkileri yok. Çikolata, kahve gibi şeyler zaten yok. Bunlar bildiğiniz gibi, Amerika kıtasından Avrupa’ya gelen tatlar. (Zaman Treni)
  • Bugün bilindiği gibi İsa'nın 0 yılında doğduğunu yüzyıllar sonra ilk defa hesaplayan Dionysius Exiguus 0 yılını hesaplayamamıştır,çünkü Roma rakamlarında sıfır yoktur.Daha sonra Kepler'in astronomik kanıtlarla İsa'nın doğumuna dair yaptığı hesaplamalara göre bu rakam değişecektir.Kepler,Müneccim Krallar'a yön gösteren "yıldız"ın İÖ yılında görülen bir gezegenler topluluğu olduğunu iddia edecektir. (Her Book'a Maydanoz)
  • "Hiçbir şey doğası gereği yarım kalmaz." (Aşkın Beş Hali)
  • Özgür ruhlar kafese: "Hemen ölmek, her gün biraz ölmekten yeğdir" (Kösem Sultan)
  • "Peynir bir maşuk, patlıcan bir aşık. İşte böyle şefkatle saracak patlıcan peyniri." (Aşkın Beş Hali)