Kitap Künyesi
Yazar: İhsan Süreyya Sırma
Yayın Evi: Beyan Yayınları
İSBN: 9789754730326
Sayfa Sayısı: 262
İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Takdim ettiğimiz bu araştırmada sadece İslam Tarihinde Hulefay-i Raşidin diye adlandırılan Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman, Hz. Ali ve Hz. Hasan dönemleri ele alınmıştır. "İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi" adı altında sunduğumuz bu çalışmada mümkün olduğunca hadiselerin teferruatına girmeden, bu örnek halifelerin mücadeleleri, davaları için verdikleri uğraş ve bu arada meydana gelen hadiselerin siyasi tahlili yapılmaya çalışılmıştır.
İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi Alıntıları - Sözleri
- “Hangi Müslüman toplum arasında fuhuş yayılırsa, Allah onlara vereceği belâ ve cezayı umumileştirir."
- Hz. Ömer'in hilâfet, yâni devlet mühründe şöyle yazıyordu: "Sana vaiz (yâni uyarıcı) olarak ölüm yeter ey Ömer!.."
- Hz. Muhammed (s.a.s), sadece Allah'tan aldığı vahyi tebliğle mükellef bir Peygamber değil; aynı zamanda bir Devlet Başkanı'ydi. Bu "Peygamberlik" ve "Devlet Başkanlığı" sifatlarından dolayı çift yönlü bir sorumluluk taşıyordu. Başka deyişle, onun devlet sisteminde, din-devlet ayırımı diye bir şey yoktu. Devlet, bugünkü anlaminda bir devlet değil, doğrudan doğruya dinin tatbikatını kolaylaştrıcı bir alet, insan haklarını organize eden bir kurumdu. Din ise, salt mânâda bir-iki ibâdet demek değil, tüm insan hayatının nizamı, düzeni demekti. Ve devletin hiçbir kutsiyeti olmayıp, sadece bireylerin haklarını korumak için vardı.
- Selman şöyle demişti: Düşündüğünde, düşüncende; hükmettiğinde dilinin söyleyeceklerinde; paylaştığında da elinin hareketinde Allah'ı hatırla!
- 19. Yüzyıldan itibaren, özellikle Batı'da tahsil(!) yapmış Müslüman(!) alim(!)lerinin yüzde doksanının alâmet-i fârikaları budur: Yalan-yanlış öğrendikleri Batı kavramlarıyla İslâm'ı ve onun müesseselerini yargılamak. Bunu yaparken de; sûretâ İslâm'ı müdafaa ediyor gözükmek!..
- Bir insanın şahsiyeti elinden alındı mı, artık onun güdümlü bir hayvandan farkı kalmamıştır.
- "Düşündüğünde, düşüncede; hükmettiğinde dilinin söyleyeceklerinde; paylaştığında da elinin hareketinde Allah'ı hatırla!"
- "Bir insanın şahsiyeti elinden alındı mı, artık onun güdümlü bir hayvandan farkı kalmamıştır."
- “Sen Mevlâ'yi sevende, O'da seni sevmez mi? Rızasına irende, Rızasını vermez mi?"
- Bir insanın şahsiyeti elinden alındı mı, artık onun güdümlü bir hayvandan farkı kalmamıştır
- Tarih boyunca, ne ehl-i küfr, ne de ehl-i imân değişmiştir. Dün müminleri ateşe atarak Nemrut'laşan, Müslüman oldular diye onların ellerini, ayaklarını çaprazlama kesip Firavunlaşan, Allah'ın dinini tebliğ etti diye onu testerelerle biçip zalimleşen ne ise; günümüzde dahi dünyanın çeşitli yerlerinde, 'İslâm'ı istiyorlar' diye Müslümanları zindanlara dolduran, ya da onları idam sehpalarına çıkaranlar da, aynı zihniyetin, aynı dinin müntesipleridirler... İsterse, Müslümanlara karşı bu eylemleri sürdürenlerin adı Ahmed olsun, Mehmed olsun, Kemâl olsun, İhsan olsun, Kenan olsun! .. İşte Allahu Te'âlâ, bu şekilde insanları ezen, keyifleri ve rejimleri uğrunda onlara her türlü işkenceyi yapan bu despotların, firavunların, nemrutların, kralların, sultanların, generallerin, ya da Kur'an'ın tabiriyle Cunûd'un, bu şekilde güttükleri küfr ve isyân rejimlerine son vermek ve insanlara kul olmaktan kurtarmaları için Peygamberler göndermiştir ki, bunların sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. İnsanlık tarihi incelendiğinde açıkça görülecektir ki, Allah'ın görevlendirdiği bu Peygamberlere ve onların ümmetlerine en fazla karşı çıkanlar, menfaatleri ve sömürü düzenleri tehlikeye düşen devletlerdir; bu devletleri yönetenlerdir. Çünkü kendilerini "lâ yus'el” (sorumsuz) sanan ve insanları diledikleri gibi yöneten; diledikderi kanunu değiştirip, yerine canlarının istediğini koyan bu despotlara karşı, peygamberler şöyle haykırıyorlardı hayatları pahasına: "Hüküm koymak, kanun koymak hakkı size ait değil, Allah'a aittir!” Yâni Allah, kendisinin yaratmış olduğu insana, bir başka insanın kanunlar uydurarak, bu kanunları mesned alıp, zulüm ve işkence yapmasına, asla müsaade etmiyor. Çünkü Allah şöyle buyuruyor: "Beşerden hiçbir kimse, Allah kendisine Kitab'ı, (Allah'ın emretfiğiyle) hükmetmeyi ve peygamberliği verdikten sonra o, insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun” diyemez.” Dolayısıyla ne bir Peygamber, ne bir Halife ve ne de bir Devlet Başkanı, Allah'ın emrine zıt olarak hareket edebilir, uydurma ilkelerle kanunlar çıkararak insanlara işkence yapabilir! İşte milâdî VI. yüzyılda, cahilî dediğimiz böyle bir düzen üzerine kurulmuş olan Mekke Devleti'nin zulmüne son vermek; sürmekte olan şirk dinini kaldırarak, yerine İslâm ahkâmını, yâni dinini ikâme etmek üzere Allahu Te'âlâ son peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s)'i gönderdi. Hz. Muhammed (s.a.s) yirmi üç sene aralıksız devam eden İslâm'ı tebliğ mücâdelesine Mekke'de başlayıp, Medine'de İslâm Devleti'ni kurarak devam etti. Yirmi üç senelik kutsal mücâdelesinin sonunda, mutmain olarak ve görevini eksiksiz olarak yerine getirebilmiş olmanın verdiği hazla şöyle sesleniyordu ümmetine: "Tebliğ görevimi yerine getirdim mi?" Yâni, "Allah'ın bana emrettiği gibi, zulüm ve işkence üzerine kurulu olan Mekke şirk devletini yıkıp, yerine Allah'ın adalet sistemini koydum mu? İnsanları ezmekte olan Bizans ve İran'a karşı, ordularımı gönderdim mi? Tarih boyunca insanların ve özellikle müminlerin kanlarını içerek hayatlarını sürdüren İslâm düşmanı, kendilerini diğer insanlardan üstün gördüklerinden sürekli ihânet eden yahudilere, ihânetlerinin cezasını en güzel bir şekilde verdim mi?" Ümmeti şöyle cevap veriyordu: - Evet ya Resûlallah!.. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s), ellerini havaya kaldırarak Allah'a şöyle seslendi: - Şahid ol Ya Rab, şahid ol Ya Rab! Yâni Hz. Peygamber (s.a.s), şunu demek istiyordu: - Ey ümmetim benden sonra, siz de benim gibi olun! Benden sonra size yeni bir Peygamber ve yeni bir kitap gelmeyeceği için, Kur'an'a ve benim Sünnetime göre tanzim edin hayatınızı! Allah'ın kitabı olan Kur'an'ı yürürlükten kaldıranlara ve "Peygamber'in Sünneti'ne ihtiyaç yoktur!” diyenlerin iğvalarına, şeytanlıklarına kapılmayın! Allah'ı unutup, bazılarının yaptıkları gibi, insanları ezip, onlara zulmetmeyiniz; size de zulmedilmesine asla müsaade etmeyin! Pısırıklaşarak, tağutların kendi rejimlerini ayakta tutabilmek için dağıttıkları makam ve menfaatlere aldanarak, sinmeyin, pasifleşmeyin, şahsiyetinizi satmayın! Hicrî 11. senenin Rebiu'l-evvel ayının 12'sinde, pazartesi günü Hz.Muhammed (s.a.s) vefat etti. Büyük Dost'a kavuştu. Rabbi'ne kavuşurken, şu cümle duyulabiliyordu onun "hevâ ve heves”ten, malayani'den, lüzumsuz sözlerden konuşmayan dudaklarından: - Usâme'nin ordusu cihâda gitsin! .. İnsanları, hiçbir din ayırımı yapmaksızın ezen, onları sömüren Bizans'a karşı, cihâda gitmesi için son emirlerini veriyordu ümmetine Resûlullah (s.a.s)...
- Allah kullarına zulmedenin düşmanıysa Allah'tır, Allahla düşmanlığa girişenin delilini Allah batıl kılar, zulümden geçinceye, Tevbe edinceye dek de o kişi Allahla savaşmış olur.
- Namazı, oruçtan; cihâdı, Hacc'dan; Allah'ın hakkını, kul hakkından ayrı düşünmek, kulluğu dinamitlemek demektir.
İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
4 halifeye genel bakış açısından iyi bir kitap. Konu hakkında az bilgisi olanlar yararlanabilir. Ayrılık, tartışma,savaşlar ve dönemin en önemli konularına akıcı bir şekilde yer vermiş. (Morpheliosu)
Peygamber efendimizin vefatından sonra müslümanlar artık bir kaynağa değil bu kaynakları uygulayacak idareciye ihtiyaç duyuyorlardı ve bunu "Halife" adı verdikleri idarecilerin başa geçip devleti Allah'ın hükmüyle yönetecek kişileri seçerek sağladılar İhsan Süreyya Sırma halifeler dönemini siyasi boyutuyla ve yaşanan olayların iç boyutunu göstermeye çalışarak ve kaynaklarıyla bize yansıtmaya çalışmış.Hadisler, rivayetler ve ayetlere de yer vermiş.Bunu gayet başarılı yaptığını düşünüyorum.Hadiselerin teferruatına girmeden halifelerin davaları için verdiği mücadeleleri ele almış.Ve olaylardan neden sonuç çıkarabileceğimiz ,neden böyle ki sorularını cevaplayacağımız bir şekilde karşımıza çıkıyor kitap. Ben kendi adıma bazı hisse ve sonuçlar çıkarttım.Müslümanların düştügü bazı hatalar yaşanan bazı olaylar da üzdü ve şaşırttı açıkçası(onların da bir insan olduğunu hatalar yapabileceğini.düşünmediğim için belki de ).Biraz da olsa bunları paylaşacağım.Kesinlikle tavsiye edebileceğim bir kitap. Parentez içine aldığım yer biraz özet gibi oldu:) (Peygamber efendimiz sarahaten de olsa devleti yönetecek kişileri seçmemiş bunu kendi vefatından sonra şura yoluyla aralarından seçmelerini istemiştir.Kendi seçseydi bu yıllar boyu yanlış anlaşılmalara sebebiyet verilebilir bir aile geleneği haline getirilebilirdi.İlk halife Hz. Ebubekir olarak karşımıza çıkıyor.Hz .Muhammet(s.a.s) hastayken müezzinin namaz vakti geldiğini efendimize bildirdikten sonra peygamberimiz Hz.Ebubekir'i namaz kıldırması için görevlendirmiştir.Müslümanlar da Peygamberimizin din için görevlendirdiğini biz dünyamız için seçeriz" demişlerdir.Hz.Ebubekir'in başa geçmesiyle bazı gruplar Hz. Ali'nin ona biat etmesine rağmen Hz. Ali'yi ona karşı göstermek istemişler ve böylece başlayan ihtilaflar asırlarca sürmüş,binlerce müslümanın ölümüyle neticelen savaşlara sebebiyet vermiştir.Hz Osman dönemi bana en ilginç gelen dönemlerden biridir. Büyük fitne olarak geçen bu dönemi basit bir "yahudi oyunu "olarak telakki etmemek gerekir. Sonuçta onlar da beşerlerdi elbette hata yapabilierdi.Hz .Osman'n yaşlı akrabalarına fazla düşkünlüğün neticesi onları devlet makamlarına getirişi ,kendi döneminde karışıklıklara sebebiyet vermiştir.Özellikle de Mervan'ı ısrarlara rağmen devletten uzaklaştırmaması onu bütün müslümanları üzen sonu hazırlamaştır.Ve bazı fitneye yer verecek farklı olaylar da yaşanmıştır tabi .Hz.Osman'ın mührü kullanılarak yapmadıgı şeyler yapmış gibi gösterilmiştir vs.Karışıklıklar çıkmış ve daha sonra Hz.Osman şehit edildi. Hz. Ali bu anarşi ortamında hilafete getirildi .Hz Ali'nin hilafete getirildiği zaman ortamın en karışık dönemlerinden biriydi. Hz.Ali'ye fazlaca haksızlık yapıldıgını düsünüyorum.Ona bazı müslümanlar biat etmedi. Birçok fitneler sokuldu. Muaviye'nin daha sonra Hz Osmanın katillerini bulması şartıyla biat edeceğini dile getirmesi karışıklıkları daha da arttirmıs.Boş yere müslümanlar birbirlerini öldürmüş oldular Cemal hadisesi sonrasında Hz.Aişe ,Talha Zübeyir hatalarını anlamış fakat iş isten geçmis binlerce müslüman kılıçlarıyla öldürülmüştür.Hz.Ali'nin ölümünden sonra Kufede bulunan müslümanlar Hz.Hasan'a halife olarak biat etmişlerdir.Ordusunu hazırlayıp Hz Muaviye ile karşılaşmak üzere yola çıkmış .Bu konuda en büyük fedakarlıklardan birini Hz.Hasan sergilemiştir.Hakikaten önceki düşüncesinin tam zıddını teklif etmiştir. "Daha fazla MÜSLÜMAN KANI AKMASIN!" Ve bazı şartlarla halifeliği Muaviye'ye terk ettiğini ilan etti.Muaviye bu şartlardan çoğunu yerine getirmemesi de ayrı bir olay tabi.Ama Peygamber efendimizim şu hadisi tebessüm ettiriyor yüzümüzü. Peygamberimiz(s.a.s) torunu Hasan'ın başını okşayarak şöyle der:"Benim oğlum seyittir.Umulur ki Allah onun vasıtasıyla ,Müslümanlardan iki büyük taifenin arasını bulacaktır!" Şuna da dikkat edilirse hadisi serifte de Hz Peygamber (s.a.s)iki taifeye de müslüman diyor .) İhsan Süreyya söyle diyor "Öyle görülüyor ki günümüz Müslümanın en çok muhtaç olduğu şeylerden bir tanesi karşılıklı saygı ve hoşgörü esasıdır .Malesef bu hoşgörüyü İslam düşmanlarına ve gayrimüslümlere gösterebiliyor ,kendi müslüman kardeşlerine gösteremiyorlar". Halifeler dönemine baktığımızda biz müslümanlara da çok büyük dersler çıkıyor tabi ,birbirimizle uğraşmaktan vazgeçmeliyiz artık, kendimizle değil de düşmanlarımızla uğraşmalıyız.Halifeler döneminde bunu görüyoruz kendi kendimizi yemişiz. Birbirimizle bu kadar uğraşmaysaydık dünya ve islam tarihi için daha iyi şeyler olabilirdi.Müslümanların şu anki konumu daha iyi olabilirdi.Yaşanan olaylar tecrübemiz olmalı bizim .Günümüzde yıkılan,çöken toplumlara baktığımızda bunun ana nedeninin iç sorunlar olduğunu görebiliyoruz.Fitneler her zaman olabilir hepimiz insanız kusurlarımız elbet olacaktır ,önemli olan bunlara karşı bilinçli olabilmek. Bu sorunlara karşı kendi nefsimizi değil de İslamın esaslarını üstün görmeliyiz. İslâm'ı hakkını vererek yaşamalı ,esaslarını iyice özümseye çalışmalıyız.Ancak böyle olursa daha iyi şeyler olabileceğinin farkında olmalıyız hepimiz için. Bu temenni ile..İyi okumalar (f)
Örnek halifeler dönemi.. İhsan hocamın ilk dönem kitaplarından dördüncüsü. Kitap yalın bir anlatımıyla Hulefa-i Raşidin Dönemini gözler önüne seriyor. İhsan Süreyya halifelerin idari yönünde durup, olayların anlatımından sonra tez ve antitezlerini yazıyor, okuyucuya araştırma şansı veriyor. Kitabın ilk üzerinde durduğu konu çok manidar. Sömürü düzeni.. İslam'a karşı çıkanlara baktığımızda karşılaştığımız manzara islam'ın hep kendi menfaatlerine aykırı oluşu. Hz.Muhammed her türlü sömürüye 'la ilahe illallah' dediği içinde kendi şehrinde hatta kendi akrabaları tarafından zorbalıklar görmüş ve hicret etmek zorunda kalmıştır. O günden bugüne pek de bir şey değişmedi. Nerede ağlayan, zorbalık çeken islam devleti varsa orada emperyalist güçler vardır. 'Sömürü mekanizmasının en önemli tek şartı vardır; sömürülmesi istenen insanların elinden şahsiyetlerini, yani insanlıklarını almaktır' kitapta geçen harika bir cümle. Yıllar boyu süren kölelik düzeni ile siyahi insanlara birer insan oldukları unutturuluyor, hayvan muamelesi yapılıyordu. İslam bu düzeni yıktı ve ilk inanlar içinde bir köle vardı, bu kölenin oğlu genç yaşında islam ordusunun komutanı olmuştu. Allahu ekber. Bu nasıl mükemmel bir düzendir. Sömürü yalnızca islam'a yapılmış görmüyorum. 2. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Yahudilere yaptıkları işkenceleri, insanlık dışı davranışları insan bedeninin bir sömürüsü olarak görüyorum. İnşallah bizler de bu sömürü düzenine karşı 'la ilahe illallah' diyebiliriz. İslam topraklarının ilk halifesi Hz.Ebubekir. ilk inanan erkek,ikinin ikincisi.. aslında baktığımızda peygamberlik görevi ona verilecek kadar büyük bir isim. Lakin Allah katında makamın mülkünün bir değeri olmadığını Hz.Muhammed'in peygamber oluşu ile görmüş olduk. Hem islam öncesi yaşantısı hem de islam sonrası yaşantısı bizlere bir örnek niteliğinde. Bizler dost nasıl oluruz ondan öğreniyoruz. Allah ona rahmet etsin. Döneminde zekat vermeyenler, yalancı peygamberler , kur'an'ın toplanması ve irtidat faaliyetleriyle uğraşmış. Hilafeti 2 yıl sürmüştür. Hz.Ömer.. O adaletin timsali. Faruk o. Hak ve batılı en güzel ayıran.Hz.Peygamber onun için 'benden sonra peygamber gelmiş olacak olsa, bu peygamber Ömer b. Hattab olurdu', demiş ve onu övmüştür.Hz.Ebubekir'in vefatının ardından hilafete geçmiştir. Hilafeti boyunca fetihleri durdurmamış ulaşabildiği en uç sınırlara ulaşmaya çalışmıştır. Şanlı Kudüs fethedilmiştir. Şehrin anahtarını bizzat kendisi almıştır. Sanıldığının/yazıldığının aksine Hz.Ali ile sorunları yoktu. Hz.Ömer gerek devlet yönetiminde gerekse yerine adam bırakılacağı zaman onu vekil tayin etmesinde aralarında sorunun olmadığını gösterir. Aksini iddia edenlere sormak lazımdır kim arasında husumet bulunduğu birine kızını vermek ister? Hz.Ömer , Hz. Ali 'nin kızı Ümmü Gülsüm ile evliydi. 10 yıllık hilafeti içine bir çok fetihler sığdırdı. Onun bir duası vardı ' Allah'ım! İnsanları bana, beni de insanlara sevdir.' Hilafetin üçüncü ismi meleklerin bile haya ettiği insan Hz.Osman. peygamberimizin iki kızı ile evlendiği için o zinnureyn(iki nur sahibi). Hilafetinin ilk 6 yılı çok güzel gidiyordu. Fetihler en zirveye ulaştığı dönemler. Son 6 yıllık döneminde ise yönetime karşı asilikler baş göstermişti. Akrabalarına düşkünlüğünden valileri değiştirip yerlerine kendi akrabalarını yerleştirmiştir. Bu konuda her ne kadar uyarılmışsa da o akrabalarının yanında bir taraf seçmişti. Gerek bu tutumu gerekse ilerlemiş yaşı hilafetini sallandırmıştır. Yine bazı hocaların yazmış olduğu bir husus var. Hz. Ali , Hz. Osman'ın şehit edilmesine sessiz kalmıştır. Bu görüşü İhsan hoca reddediyor. Şayet öyle olsaydı Hz. Osman'ın evi muhasara altında iken Hz. Ali oğulları Hasan ve Hüseyin'i , Hz. Osman'ı korumaları için göndermezdi. Her ne kadar hilafetinde sorunlar olduysa da bunların hiçbiri onu öldürecek sebepler değildi. Bu olay tarihe büyük fitne olarak düşmüştür. Hilafetin son ismi de Hz. Ali . Hz.Peygamber onun için 'ben hikmet eviyim, Ali de onun kapısıdır.' Ümmetin ilim bilgisi onda toplanmıştır. Rasulullah'ın akrabalarından inanan ilk isim, inanan ilk çocuk. Nerede islam için can verilecek Ali orada. Allah ondan ebeden razı olsun. Hilafeti büyük fitne zamanına geldiği için en zor dönem şüphesiz Hz. Ali dönemi olmuştur. Diğer üç dönemde kılıçlar müşrikler üzerine çekilirken, Hz.Ali döneminde Müslümanlar üzerine çekilmiştir. Döneminde cemel vakası ve sıffın olayı gibi önemli hadiseler olmuştur. İki olayda da Hz.Ali haklıydı. Bu haklılığa rağmen asilerlerin saldırmalarıyla binlerce Müslüman bir hiç uğruna ölmüşlerdir. İki olayda da haklı olmasının sebebi hadislere dayanmaktadır. Cemel vakasında iken hz.Aişe'nin deve üzerinde giderken el haveb köpeklerinin sesini işitmesidir. Rasullullah hanımlarından birinin bu köpeklerin seslerini işiteceğini, bu durumda onun vay haline diye ikaz etmesi. İkinci hadise ise sıffın savaşında vuku bulmuştur. Rasulullah 'Ammar'ı asiler öldürecektir' buyurmuştur. Bu asiler muaviye taraftardır. Hz. Ali de bu asiler tarafından şehit edilmiştir. Allah ona rahmet etsin. (Efser)
Kitabın Yazarı İhsan Süreyya Sırma Kimdir?
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA, 10 Temmuz 1944 yılında, Siirtin Pervari ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Pervaride yaptıktan sonra; Orta ve lise öğrenimini Siirtte tamamladı. 1962 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini, 1966 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimi sırasında, bir müddet Batmanda, Türk Petrollerinde işçi, bir müddet de Diyanet İşleri Başkanlığında memur olarak çalıştı.
Üniversite mezuniyetinden sonra, orta öğrenimini yapmış olduğu Siirt Lisesine öğretmen olarak atandı. 1967 baharında, devlet doktora burs sınavını kazanarak, İslâm Tarihi dalında doktora yapmak üzere Fransaya gitti. Aslında o, İngilizceden sınavı kazanıp İngilterede doktora yapması gerekirken, yetkililer, bilinmez bir sebepten dolayı onu Fransaya gönderdiler. Bundan dolayı bir senesini Fransızca öğrenimine harcadı. Pariste, College de Franceda Prof. Dr. Jacques Berquele başladığı doktora öğreniminin yan çalışmaları içerisinde, Arapça öğrenimi için 1969-1970 ders yılında Tunusta bulundu; ve Zeytuna Üniversitesinde, Arapçanın yanı sıra, Büyük sosyolog Fadıl b. Aşurun derslerine devam etti.
1973 mayısında, İslâmî İlimler dalında doktor olarak Türkiyeye döndü. 1973-74 ders yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Tarihi hocalığı yaptı. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doktoru olarak göreve başladı. 1980 yılında Doçent, 1989 yılında Profesör oldu. 1993 yılında naklen Sakarya Üniversitesine geçti; ve 1995 yılına kadar bu Üniversitenin İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi öğretim üyeliği yaptı; ve aynı yıl zorla bu üniversiteden emekli edildi. 1995-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde bulundu.
İslam Tarihi dalında 30 kitabı, ve 200ü aşkın ilmî makalesi yayınlandı. Ulusal, ve uluslar arası bir çok konferansa katılarak tebliğler sundu; Zaman, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak gibi gazete; ve İslâm Mecmuası, Yeni Dünya, Bilgi ve Hikmet, Tarih Dergisi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Tarih ve Toplum gibi değişik dergilerde, tarihle ilgili makaleler yazdı. Kanal 7de dört seneyi aşkın bir süreyle Seyahatnâme adı altında tarih programları yaptı. Kendi alanındaki araştırmalarını takip edip sürdürecek derecede Fransızca, İngilizce, Arapça, ve Farsça bilmektedir. İhsan Süreyya Sırma evli olup, üç çocuk babasıdır.
İhsan Süreyya Sırma Kitapları - Eserleri
- İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence
- İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed
- İslami Tebliğin Medine Dönemi ve Cihad
- Emeviler Dönemi
- İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi
- Nehirlerin Dili
- Abbasiler Dönemi
- Nasıl Sömürüldük
- Peygamberler Tarihi
- Ah Endülüs
- Müslümanların Tarihi (1. Cilt)
- Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri
- Pakia Mektupları
- 2. Abdülhamid`in İslam Birliği Siyaseti
- İşte Önderimiz Hz. Muhammed
- Tarih Şuuru
- Tanzimat'ın Götürdükleri
- Müslümanların Tarihi (2. Cilt)
- Dağların Sırrı
- Müslümanların Tarihi (3. Cilt)
- Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları
- İslam ve Tarih
- Haçlı Seferleri
- Müslümanların Tarihi (4. Cilt)
- Medine Vesikası Işığında Yahudi Meselesi
- Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım)
- Bir Garip Tarih
- Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı
- Müslümanların Tarihi 5. Cilt
- Neler Sordular
- Yalan Dünyayı Adımlarken
- Sömürü Ajanı Amerikan Misyonerleri
- Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi
- Selahaddin Eyyûbî
- Hz.Muhammed
- Halname
- Çin Müslümanları ve Çin'e Seyahat
- Alaturka Demokrasi Alaturka Laiklik
- Seyahatname-i Süreyya
- Osmanlı Devletinin Yıkılışında Yemen İsyanları
- Sen Geldin
- Ano Yemen'dir
- Müslümanların Tarihi'ne Giriş
- Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı
- II. Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti
- Viyana Günleri
İhsan Süreyya Sırma Alıntıları - Sözleri
- Allah, Tûr'a çağırdığı Peygamberi Mûsâ'ya "ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen mukaddes Tuvâ vadisindesin!" buyurmuştu... (Seyahatname-i Süreyya)
- Fransızca'da bir atasözü var: Öğretmek ikinci defa öğrenmektir. (Neler Sordular)
- Seven sevdiğine sevdiğini söylesin. (Hz.Muhammed)
- Ne yazık ki Müslümanlar onun içtihadını unutup davranışını gözardı ettiler ve hayatlarını sultanları alkışlamakla geçirdiler. Bir dönem “Padişahım çok yaşa!" dediler, bir başka dönem de “Bizi kim, nasıl ve hangi rejimle yönetirse yönetsin; bize düşen itaat etmektir!” zihniyetinin öncüleri oldular. Böylece Müslümanları zalim yöneticelere ve Batı uşaklarına kul ettiler. Sonuçta da Müslümanlar, asırlar boyu kul oldukları sultanlar ve yöneticiler tarafından sömürüldüler, sömürüldüler... (Müslümanların Tarihi (4. Cilt))
- Hira üniversiten, Sevr dağı akademin, Hicret menzillerine, ilim ile sen geldin (Sen Geldin)
- Şu göğe doğru yükselen ince uzun yapılar nedir? -şoför : minare .dedi. Prof.yine sordu: ne için kullanılır bu minareler? -şoför: ezan okumaya. Dedi. Miyahara sordu: ezan ne için okunur? -şoför: namaz bildirmek için dedi . Prof: Namaz Müslümanlığın şartlarından biri ,bunu mazeretsiz terk eden müslümanlar ehli sünnet imamlarından üçüne göre de müebbed hapisle cezalandırılırlar,değilmi şoför efendi? Diye sordu. -şoför gayri memnun bir tavırla : bilmiyorum.dedi. Prof: affedersinüz sizi müslüman sanmıştım da.! Deyince şoför parladı. : tabii Müslümanım babam dört defa Hacca gitti; her sene kurban keseriz ,ama namaz kılmam ,bazen de içerim.Allah affeder be kafanı takma abi yeter ki için temiz olsun !Ehli sünnet dedin ya ; çocuklarımızı da sünnet ederiz tabi ,hem de en pahalı salonlarda ,en pahalı içkilerle ...profesör sustu.. (Pakia Mektupları)
- "Evet, gerçekten ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanan ve sâlih ameller yapanlar bunların dışındadır. Ama onlar da ne kadar azdır!" dedi. Dâvûd, kendisini imtihân ettiğimizi sanarak Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı; tövbe etti. (Peygamberler Tarihi)
- insanların değil, insanları yaratanın emirlerine bağlanmayı kendimize ilke edindiğimiz gün, adımımızı kurtuluş dünyasının kapısından içeri atmış sayılırız. (Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı)
- Müslümanların tarihinde öylesi dönemler var ki, İslam ile ilgisi bulunmamaktadır, ihanet dolu olaylar olduğu gibi, bizlere kahraman olarak tanıtılan mücrimler ve hainler de mevcut bu tarihte. (Neler Sordular)
- İnsan kendisini zenginleşmiş (bir makama gelmiş, imza yetkisine sahip olmuş, saltanatı eline geçirmiş) görünce sapıtır. Alak suresi 6-7 (Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım))
- Yoktur bu vücudun i'tibârı, Hakk âyinedir cihan ğubâri. (Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri)
- Adem'in şahsında Allah'a secde etmeyip isyan ettiğinden, melekler arasında olmasına rağmen şeytanlaşıvermiştir. O halde melek ve şeyta n olmak; insan olmak veya olmamak, Allah'a karşı takınılan tavra bağlıdır. (İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed)
- Urbain’in iddialarına göre Müslümanlar hen Hristiyan Hacılarına, hem de Kudüs’teki mukim olan Hristiyanlara zulmediyorlardı ki bu, Hristiyan yazarlarının da kabul ettikleri gibi bir iftiraydı (Haçlı Seferleri)
- İslâm ordusunun içinde münafıklar da vardı. Dilleriyle imân ettiklerini söyleyip, İslâm düşmanlığı yapanlar... İslâm toplumunun kanser kaynağı tipler!... Bunlar, namaz da kılarlar, hatta kıldırırlar, oruç da tutarlar, Hacc'a giderler; hatta ve hatta cihada bile katılırlar. Kur'an okurlar!.. Ne var ki bunlar, İslâm'a savaş açmış devletlerin emrinde olan Allah düşmanlarıdırlar... (İşte Önderimiz Hz. Muhammed)
- "Dünya insanları üzdüğü kadar sevindirmez. Yani az sevindirir, çok üzer." (Emeviler Dönemi)
- Bütün tarih boyunca ve günümüzde, ne zaman ki Müslümanlar birbirleriyle uğraşmışlar; bundan yararlananlar düşmanlar olmuş ve fırsattan istifade ederek savaş açmış ve de galip gelmişlerdir. (Abbasiler Dönemi)
- "La" sı olmayanın, "illa" ile gerçekleştirilecek bir inkılabı yoktur. (Nasıl Sömürüldük)
- Haydi Filistin'de çocuk katleden Siyonist'e hesap sormaya! Haydi Eba Gurayb hapishanesinde masum kadınların ırzına geçen işgalci Amerikalının igrenç ihtirasını durdurmaya! (Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı)
- Aslında Islahat Fermanı , gayr-i Müslimlere hak ve imtiyazları verme fermanıdır . (Tanzimat'ın Götürdükleri)
- Dünya da bir gün yaşayacaksak, şahsiyetli yaşayalım o günü! (Pakia Mektupları)
Yorumlar
0 yorum