Kitap Künyesi
Yazar: Suat Derviş
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053758631
Sayfa Sayısı: 280
--reklam--
İstanbul'un Bir Gecesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Çimen Günay Erkol’un önsözü,
Serdar Soydan’ın titizlikle hazırladığı kronolojik biyografisiyle
Suat Derviş, her bir karakterin trajediye dönmüş hayatını çarpıcı ve apaçık bir dille anlatıyor.
İstanbul’un Bir Gecesi sıradan bir gecenin farklı sınıftan insanlarca nasıl yaşandığını, bir yanda tek sefer giyeceği bir elbiseye servet ödeyen kaymak tabakadan bir kadınla, diğer yanda oğluna kan parası bulmak için bedenini satan veremli bir anneyi anlatıyor. Sadelikten ve akıcılıktan vazgeçmeyen Derviş “edebiyat yapmadan” edebiyat yapıyor.
1939 yılında Haber gazetesinde tefrika edildiğinde ses getiren metin bugünkü sosyal ve ekonomik uçurumların da çok uzağına düşmüyor. Suat Derviş’in ‘30’lardan itibaren ürettiği toplumcu gerçekçi metinler eleştirmenler tarafından yıllar içinde görmezden gelinmiş olsa da bütün canlılığı ve gerçekçiliğiyle seneler sonra bile anlamını ve önemini koruyor.
“Henüz sınıflar arasındaki makasın son derecelerine kadar açılmadığı 1930’larda Suat Derviş, İstanbul’un Bir Gecesi ile, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanıyla 1970’lerde yaptığının bir benzerini yapar. Yazar, bir düğün etrafında Türkiye’nin çarpık kapitalistleşmesinin gündelik tarihini sunar.”
–ÇİMEN GÜNAY ERKOL-
--reklam--
İstanbul'un Bir Gecesi Alıntıları - Sözleri
- Bir insandan en iyi ve en kötü şeyler beklenebilir.
- Bir insan bir şeyi bu kadar şiddetle isterse onun bu şeyi elde etmemesine imkan var mıydı?
- Hayatla mücadelenin en çetin olduğu, fakat düşmanın mağlup edileceğine imanla kalbimizin dolu olduğu günler. Mücadelenin zaferle biteceğine inandığımız günler.
- Burası bir şehir miydi? Burada insanlar mı yaşıyordu?
- Ve muhakkak ki bunlar insan değildi, insandan gayri, insandan başka, fakat insana müşabih (benzer) başka hayvanlardı.
- İstanbul şehri granitten yekpare bir kaya gibi hissizdi bu gece! Dün gece olduğu gibi... Yarın gece olacağı gibi...
- Hayatta her şey geçer. Hayatta ebediyen devam eden hiç bir şey yoktur.
- Kimsesizliğinin, desteksizliğinin felaketi içinde yavaş yavaş çöküyordu.
- Bu rüya hayattı, hayat gibi uzun ve eziciydi.
- Evvela yaşamak lazım.
- Sanki can taşımazlarmış gibi canın kıymetini anlamıyorlar.
- Bu şehir gece karanlığı basar basmaz neden böyle değişiyor, neden böyle kayalaşıyor, neden böyle korkunçlaşıyordu?
- "Sen kendini, kendi şahsi dertlerini, kendi küçük varlığını kendine güneş edinmiş yalnız kendi etrafında dönen bir seyyaresin."
- Gülenler de ağlayanlar da aynı çukurda toprak oldular.
- Bir el... Bir insan eli.. Bir insan yok muydu ona elini uzatacak?
--reklam--
İstanbul'un Bir Gecesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
-Gaye tek başına yükselmek olmamalıydı? Tek başına yükselmek... Hayır, insanlıkla birlikte yükselmek lazımdı- Suat Derviş (Hatice Saadet) 1905-1972 İstanbul'da geçen karanlık bir geceyi anlatan roman. Bir düğünün etrafında oluşan hikayede birbirlerini tanımayan karakterlerin hayatları bir noktada kesişiyordu. Her biri farklı sınıflara mensup başka hayat görüşlerine sahip bu insanların dertleri bile başkaydı. İstanbul'un 1930'lu yıllardaki sokaklarında, yalılarında dolaşan bir kelebek (gece kelebeği) olmak isterseniz bu kitabı okuyun derim. Çünkü ben sayfaları çevirdikçe kendimi öyle hissettim. Yazarın kalemi sizi şimdiki zamandan koparıp geçmişe ışınlayıveriyor. Ya Leyla'nın omuzundan puslu bir karakol penceresini izliyorsunuz, ya da Zeliha'nın ince hırkasına konmuş, Gülsüm'ün trajedisine bakıyorsunuz, belki de muhteşem bir salonda ümitsizlikten gözleri yaşaran Kevser'in yeşil elbisesinden İstanbul'un en zengin insanlarını süzüyorsunuz, ya da sevdiği kadının gelinliğiyle başkasına doğru yürüdüğünü gören Ali'nin siyah ceketinde kanatlarınızı dinlendiriyorsunuz, veya annesini kurtarmak için patronunun kasasından para çaldığı için yıllarca hapiste yatan ve şimdi patrondan af ve iş dilenmek için gelen Vasıf'la birlikte titreyerek düğün evinin kapısında bekliyorsunuz. Sonunda da Zeliha'nın yaralı oğluna kan parası bulmak için karanlık sokaklarda nasıl dolaştığını, umutsuzluk gözyaşları akıttığına şahit oluyorsunuz. Suat Derviş, yaşadığı devirde bir kadın için zoru başarmış, cumhuriyet tarihinin gazetecilerinden ve roman yazarlarından biri olmuş. Nedense gölgede kalmış, hakkettiği değeri görememiş bir isim. Zengin ve köklü bir ailede doğmasına rağmen yoklukla da yüzleşmiş, büyük zorluklar çekmiş bir kadın. Belki de bu yüzden romanlarında farklı sınıflardan insanları rahatlıkla resmedebilmiş. Derviş bu kitabını gerçekçi edebiyata ilk adımı olarak görüyormuş. Kitapta gazetecilik dönemlerindeki gözlemlerini kullanmış. Yıllar önce "Fosforlu Cevriye" kitabını okuduğum Suat Derviş'i benim de ihmal ettiğimi yeni fark ettim. Neyse atalar zararın neresinden dönülürse kardır demişler. *Sanki can taşımazlarmış gibi canın kıymetini anlamıyorlar. *Mazi, maziydi. Artık şu anda istikbali düşünmesi lazımdı. *Koskoca İstanbul şehrinde para, kan ve merhamet bulmaya çıkmıştı (Görünmez Kadın)
Suat Derviş yine insanın tüm kötülüğünü, acizliğini ve paranın o kokuşmuş kudretini kalemine dökmüş. İnsana, "Neden buradayız? Bu anlamsız ve acımasız dünyada ne işimiz var?" diye sordurtan insan hikâyeleri ile bizi sarsıyor Suat Derviş. Hele bir kan verme sahnesi var ki insanın tüm duygu ve düşüncelerini allak bullak ediyor. (oluyoröylebazen)
Suat Dervis'in hayatını Osman Balcıgil'in İpek Sabahlık kitabında okumuştum. Muhteşem bir hayat. Hem hayran oldum hem de için için kıskandım. O kitaptan sonra, Simurg kitap okuma grubumla Suat Derviş'in bir romanını okumaya karar verdik. İstanbul'un Bir Gecesi, adından da anlaşılacağı gibi İstanbul'un bir gecesini anlatıyor. Farklı sınıflardan farklı hayatların anlatıldığı olaylar sadece bir gece sürüyor. Bir taraftan zengin bir ailenin düğünü, öte yandan trafik kazası geçiren küçük bir çocuğun hayat mücadelesi ve bu çocuğun annesinin kan araması. Bir taraftan parasızlık ve fakirlik yüzünden bedenini satan ya da hırsızlık yapan insanlar, bir yandan da her türlü lükse sahip insanların zengin eş araması, kıskançlıkları ve gösterişli hayatları. Kitap ilk olarak 1939 yılında Haber gazetesinde tefrika edilmiş. Yayınlandığı yıllarda da çok ses getiren bir roman olmuş. Ben kitabı sevdim, size de tavsiye ederim. Bu arada Suat Derviş'in en ünlü romanı sinemaya da uyarlanan Fosforlu Cevriye'dir. (Fatoş Kesici)
--reklam--
İstanbul'un Bir Gecesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Suat Derviş - İstanbul'un Bir Gecesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İstanbul'un Bir Gecesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Suat Derviş Kimdir?
Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..
Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.
Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.
Hayatı
Gençliği
1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.
Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.
Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.
İlk eserleri
Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.
İlk gazetecilik deneyimleri
Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.
Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.
Berlin yılları
1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.
Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar
Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.
Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.
1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.
Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.
Politik yaşamı ve mahkumiyeti
Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.
1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.
"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.
Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.
Paris yılları
1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.
Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.
Yurda dönüşü
Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.
Son yılları ve ölümü
1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.
Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
--reklam--
Suat Derviş Kitapları - Eserleri
- Fosforlu Cevriye
- Ankara Mahpusu
- Çılgın Gibi
- Bir Haremağasının Hatıraları
- Kara Kitap
- İki Kadın İki Aşk
- Aksaray'dan Bir Perihan
- Hiç
- Gönül Gibi
- Şoför Mustafa
- İstanbul'un Bir Gecesi
- Kendine Tapan Kadın
- Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
- Hiçbiri
- Behire'nin Talipleri
- Dirilen Mumya
- Beni mi?
- Sınır
- Ahmet Ferdi Bir Kış Gecesi
- Anılar Paramparça
- Alev Dudaklı Kadın
- Emine
- Onu Bekliyorum
- Yeniden Yaşayabilseydik
- Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz
- Fukara Ölüsü
- Fosforlu Cevriye
- Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?
--reklam--
Suat Derviş Alıntıları - Sözleri
- "Sen hiç tek başına, kimsenin bulunmadığı ve hiç bir aksiseda (yankı) vermeyen bir boşlukla konuştun mu?" (Kendine Tapan Kadın)
- “Alnının teri, yorgunluğun, canın pahasına kazanıp bıraktığın şeyler kime kalacak biliyor musun, tanımadığın birsürü insana.” (Beni mi?)
- Siyah istanbulin ve kırmızı fes giyen haremağaları canlı mahluklardan ziyade birer heyulayı hatırlatıyorlardı. (Bir Haremağasının Hatıraları)
- ben kimseyi sevmedim. (Kara Kitap)
- Hayat öyle güzel bir şey ki yarabbi! (Yeniden Yaşayabilseydik)
- Hiç kimse kendinden başkasını, hakiki muhabbet diye anladığımız duygularla sevemez! Sade ben değil, herkes... herkes öyle. Tahlil etmeyen, menfaatsiz, fedakâr sevgiler, şimdi bize sizin zamanınızın hikâyeleri kadar hayali geliyor. Başka asırların zevkini okşayacak tarzda yapılmış, şiirler, besteler gibi, ruhumuzda ufacık bir tesir bırakmadan, kaybolup gidiyor. (Hiçbiri)
- Yaşamak için sana ihtiyacım var. (Yeniden Yaşayabilseydik)
- “Bu gece niçin bu kadar mahzunsunuz?” “Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için.” (Çılgın Gibi)
- Güzel serin bir menbaadan tatlı bir su içip hararetini teskin ettikten sonra bir bardak kuyu suyu içen adam, ne hissederse ben de bugün tanıdığım erkekler karşısında aynı hisle mütehassisim, insan beğenmediğini sevebilir mi? (Gönül Gibi)
- Sahiden bir daha gelmeyecek mi ? (Şoför Mustafa)
- Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi? (Aksaray'dan Bir Perihan)
- -Niye güldün? -Ağlamamak için! (Hiç)
- Bazen müellif ne kadar az eserine benziyor. (Anılar Paramparça)
- O, kendisini herkesten kıskanıyordu. Kendisini kimseye layık görmüyordu. Kendisine aşkla arzuyla yaklaşan insanlardan nefret ediyordu. Kendilerini onun aşkına layık gören bu küstahlari tokatlamak istiyordu. (Kendine Tapan Kadın)
- Saadeti dünyanın her kıtasında, her eğlencesinde, her hissesinde aradım. Ve nihayet onu evimde buldum. (Beni mi?)
- Kalbimde bir cehennem yanarken, dünyada kopan kıyametin nazarımda ehemmiyeti yoktur. (Gönül Gibi)
- Ben aşk olmasa yaşanabileceğini dahi kabul etmiyorum. (Sınır)
- Gideceği yolu düşündükçe çarmıhını sırtında taşıyan bir İsa gibi bütün vücudu dehşetle titriyor ve dizleri hemen orada bükülüp kıvrılacak gibi adeta kesiliyor. (Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır)
- Sen de bana onlar gibi kötü olma. Sen beni anla. (Yeniden Yaşayabilseydik)
- Hiçbir saadet pürüzsüz olamaz. (Bir Haremağasının Hatıraları)
Yorumlar
0 yorum