Kitap Künyesi
Yazar: Nihan Kaya
Editör: Ayla Duru Karadağ
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053758488
Sayfa Sayısı: 288
--reklam--
İyi Aile Yoktur Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İyi aile yoktur. Ya da paradoks şu ki iyi aile, "İyi aile yoktur" düsturuyla hareket edebilen ailedir.
İnsanlar çocuk sahibi olduğunda farkında olmadan kendi çocukluğuna dair hisleri yaşar. Çocuğumuzla ilişkimiz, anne-babamızla ilişkimizin devamıdır.
Çocuğumuzla doğru bağ kurma, kendi çocukluğumuzu ve içimizdeki çocuğu tamir etmekle olur. Her insanın içinde anne, baba, çocuk vardır ve güçlü psikoloji aslında, içimizdeki çocuğun güçlü olduğu, saygı gördüğü psikolojidir.
İyi Aile Yoktur sadece anne-babalar değil, çocukluk geçirmiş ve kendisini daha iyi anlamak isteyen her yaşta insan için yazıldı.
Bu kitabın sunduğu farklı bakış açısıyla, neden acı çektiğimiz, sevilmeyi neden isteyip sevgiyi kaybettiğimizde neden üzüldüğümüz, işlerimizi neden ertelediğimiz gibi kendimize dair birçok şeyin altındaki nedeni yepyeni bir gözle, şaşkınlıkla keşfedeceksiniz.
İngiltere’de Essex Üniversitesi’nde Psikanaliz yüksek lisansı yapan, Avrupa ve Amerika’da psikoloji alanında konferanslarda tebliğler sunan ve çocukluk atölyeleriyle ebeveynlerle buluşan Nihan Kaya, yıllarca süren çalışmalarını bu kitapta derliyor.
--reklam--
İyi Aile Yoktur Alıntıları - Sözleri
- "Anne olmak istemeyen bir kadını, anne rolüne zorlamak insan toplumuna karşı bir suçtur."
- "Acı, geçer; ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği, hep bizimle kalır."
- Ruhsal acılar, kimsenin görmediği prangalarla yaşamaya benzer.
- Bir çocuk istismarı vakası haberlere düştüğünde, sosyal medya "Çocuk istismarına dur de!", "Çocuk bedenime dokunma!" gibi sloganlarla dolup taşıyor. Dünyadaki herkes "Çocuk istismarına dur de!" diyen bir görsel paylaşsa ve yine herkes bu görsellerden en az onunu okusa, dünyada çocuk istismarında hiçbir değişiklik olmayacaktır; zira çocuk istismarının yanlış olduğu, bu istismarı yapanlar da dahil olmak üzere herkes tarafından zaten açık seçik bir gerçek olarak bilinmektedir. Bunun yerine çocuğu sürekli olarak ezen gizli, gündelik istismara odaklansaydık, çocukları büyüyünce başka çocukların tacizcisi ve tecavüzcüsüne dönüştüren yaklaşımı durdurabilirdik.
- “Senin karşında çocuk yok!” diyerek, çocuğa karşı her tür muameleyi, yalanı, sınırlarına müdahaleyi, saygısızlığı, hatta istismarı da meşrulaştırmış oluyoruz aslında.
- Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir. Cehennem, acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir.
- Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne- baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak.
- "Başka birini memnun etmeye çalıştığımız sürece asla doğru şeyi yapamayız."
- Saygı, itaat değildir.
- ...problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır...
- Her şeyin aynı kaldığı yerde hiçbir ilerleme yoktur.
- "Acı, geçer; ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği, hep bizimle kalır."
- Problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır.
- Bir insanın en olumsuz, en sağlıksız yanını gösterdiği kişi, her zaman çocuğudur.
- Her insanın gerçekliği başkadır. Bu gerçekliğe hiçbir zaman saygı göstermemiş, çocuğunun mutluluğuna vaktiyle engel olmuş ve hâlâ da bu şekilde davranarak engel olmaya devam eden bir anne-babanın çocuğuna sevgisi nasıl bir sevgidir?
--reklam--
İyi Aile Yoktur İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Çocukluk cehennemdir.": Bir kitaba koyulabilecek iddialı bir isim: “İyi aile yoktur.” Okuyunca, kitabın ismine hak veriyorsunuz. Sadece ebeveynlerin değil, herkesin okuması gereken bir kitap. Bir çocuğa en büyük yaraları en yakınındakiler açsa bile hepimiz bir şekilde çocuklarla muhatap oluyoruz ve minicik bir davranışımız o çocuklarda büyük etkiler yaratabiliyor. Bundan da önce kendi çocukluğumuzu ve travmalarımızı irdelemek adına da oldukça doyurucu bir kitap. Kitabın büyük çoğunluğunda Alice Miller’in alıntılarına yer verilmiş ve son bölümlerde tekrarlara düşülmüş ama bu durum beni hiç rahatsız etmedi çünkü edebi kaygılar gütmeden kitaptan almak istediğim bilgiler beni ziyadesiyle tatmin etti. Kitabı okumaya başladıktan birkaç gün sonra anne olan bir iki arkadaşımla kitabı paylaşıp, okumaları için öneride bulundum. Aradan iki hafta geçti ve okumaya başlayıp başlamadıklarını sorduğumda aldığım yanıtlar beni üzdü. Hepsinin yapacak bir işi, gezilecek yerleri, çocukları ve farklı farklı meşguliyetleri ve yoğunlukları vardı ama çocukları ile ilişkilerine faydalı olabilecek bir kitabı okumaya vakitleri yoktu. Onları asla yargılamıyorum ama anne ve baba olmanın bu kadar hafife alınmasına da üzülüyorum. Bir çok ebeveyn çocukları kendisi için yapıyor. Kendi içgüdülerini tatmin etmek, yalnız kalmamak ve hatta ne yazık ki yıkılmaya yüz tutmuş bir aileyi kurtarmak için bile çocuk isteyen insanlar çok fazla. Benden yaşça büyük çevremden kiminle konuşsam iki dakika geçmeden söylenen şeyler üç aşağı beş yukarı aynı: “Evlen, çocuğun olsun, yaşlandığında yanında kim olacak?” Sadece yalnız kalmamak için dünyaya getirilen bir çocuk, bencillik değil de nedir? “(...) İlginç bir tezat vardır ki "Çocuksuz olmaz!" diye ısrar eden bu insanlar çocuğun ruhundan en az anlayanlardır, bir çocuk doğduğu zaman ona en çok zarar verenlerdir.” Benden yedi sene sonra doğan kardeşim, “Çocuklar büyüdü, çocuk sevmek istiyorum.” cümlesi ile dünyaya gelmiş. Bu kitabı o zaman okumuş olsaydım, babama şu cümleleri okumak isterdim: “Çocuk, bir oyuncak ya da kedi yavrusu değildir; potansiyellerini geliştirmesi için büyük miktarda sevgi, ilgi, bakım isteyen bir ihtiyaçlar yumağıdır. Buna hazır olmayan insanlar, çocuk yapmamalıdır.” Ben de tam o yaşlarda “Anne, babam bizi sevmiyor mu?” diye sorguluyordum ve annemden aldığım yanıt hep aynıydı: “Baban sizi içten seviyor.” Hiçbir zaman anlayamadım nasıl içten seviliyor. Kız çocuklarının babası ile ilişkisinden hep olumlu bahsedilir ama ben onu da hiç bilemedim. Hala bu yaşımda bazen bundan şikayet ettiğimde, “Hala mı?” deniliyor, “Evet, hala” diyorum. Leon Bloy’un dediği gibi: "Acı, geçer; ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği, hep bizimle kalır." Çocuklukta hissedilen eksikliklerin yerini hiçbir şey doldurmuyor. “Çocukken sevildiğini hisseden kişi, dünyada hiç kimse onu sevmese de bundan yaralanmaz ve artık yetişkin olarak kimsenin sevgisine, onayına ihtiyacı olmadığını bilir.” Kitaba göre ise, çocukluktaki travmaların atlatılmasının yolu “affetmekten” geçiyor. Çoğu terapist de aynı şeyi söyler ama kitapta değinilen “affetme” konusu biraz farklı işleniyor. Kitaba göre; bir yetişkin “affettim” dediğinde bu içselleştirilmiş bir “affetme” olmuyor. Gerçek bir affetme, suçladığımız insanların hatasını kabul etmesi ile oluyor. Yazar, ebeveynlerin “Biz ne yapalım, bizim de anne babamız şöyleydi” gibi söylemlerini ise asla kabul etmiyor. Ebeveynlerin bu tutumları genellikle samimi olmayıp hatalarını örtbas etmeye yönelik oluyor. Kitapta bir çok konu ayrıntılı olarak ele alınmış ve örneklerle desteklenmiş. Bunların hepsini tek tek açarak bir özet çıkaracak değilim ama etkilendiğim birkaç kısma alıntılarla birlikte değineceğim. Her canlıda olduğu gibi bir çocuğun sevgiye ihtiyacı var. Bir bebeğin farkındalıklarının gelişmediğini sandığımız o dönemde bile bu sevgiye ihtiyaç duyuyorlar. Kitapta örnek verilmiş şu acı deneye bakar mısınız: “1944 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde 20 yeni doğmuş bebek, sadece fizyolojik ihtiyaçlarının karşılandığı bir deneye tabi tutuldular. Teslim edildikleri bakıcılar deney talimatlarınca bu bebeklere sadece onları doyurmak, yıkamak ve bezlerini değiştirmek için yaklaşacak ve bunlar dışında hiçbir şey yapmayacaklardı. Bakıcılara bu işleri yaparken dahi mecbur kalmadıkları müddetçe bebeklere hiç bakmamaları ve dokunmamaları, onlarla asla iletişim kurmamaları söylendi. Bebeklere duygudan arındırılmış makineler gibi yaklaşıldığı halde tüm fiziksel ihtiyaçlarına azami kertede özen gösterildi. Ayrıca, ortam hep steril tutuldu. Dört ay sonra, bebeklerin yarıdan fazlası çoktan ölmüştü.” Bir çocuk her koşulda anne babasını seviyor, eğer bir sevgi kıyaslaması yapılacaksa yazara göre asıl çocuk anne babasına salt bir sevgi ile bağlı. Annesinden dayak yiyip yine annesine sığınan çocukları düşünün. Her türlü şiddeti sineye çekip, “annemdir, babamdır” diyen evlatları… Yazara göre anne ve babalık yıkılması gereken bir tabu. Bize öğretilen her şeye ama her şeye rağmen anne babamıza saygı duymamız ve onları sevmemizdir. Bu tabu, ilahi dinlerle de desteklenerek yıkılamaz bir hale getirilmiştir. Örneğin on emirden biri olan şu cümle gibi: “Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RAB‘bin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.” Veya “anne babaya öf bile demeyin” hadisi gibi. Anne ve baba kendi yaşamında eksik kalanları çocuklarının tamamlamasını bekliyorlar. Mesela doktor olmak isteyip, olamayan bir anne çocuğunun doktor olmasını isteyebilir. Bunu anneye sorduğumuzda, çocuğun iyiliği için olduğunu söyler. Yine yazara göre ebeveynin çocuğu için istemesi gereken şey onun iyiliği değil, mutluluğudur. “İnsanın kendisi olmasına izin ve imkân barındırmayan aidiyetler gerçek aidiyetler değildir, sömürüdür. "İyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" tanımı altında bize öğretilenler, "iyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" olduğunu zannederken kendisini içten içe mutsuz ettiğini bilmediği çıkmaza sokan, bunun bedelini başta kendi çocukları olmak üzere etrafındaki herkese ödettiğinin farkında olmayan bireyler meydana getirir.” Yazara göre doğan her çocuk aslında sağlıklıdır. Davranış ve tutumlarımızla onları biz hasta ederiz. Onların hayal güçlerini, her şeyi sorgulamalarını tabularımızla biz öldürürüz. “Hep söylediğim gibi, problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır. Çocuğu "problemli" diye işaret ederek psikoterapiste getiren yahut gönderen kim ise problemin kaynağı da başta o, sonra, hiç sorgulamadan ona inanan kişilerdir.” Benim anladığım ve konunun özü olan şey şu ki: Bir yetişkin bireye nasıl davranıyorsak, nasıl saygı duyuyor isek ve nasıl onun duygularını anlıyorsak bir çocuğa da öyle davranmalıyız. Ona ayrı sofra açmamak, aynı masada yemek yemek, onu dinlemek, onun hislerini anlamaya çalışmak bizden bir şey eksiltmez ama ona kendini değerli hissettirir ve sağlıklı iletişim yoluyla sağlam bağlar kurulur. Yakın bir zamanda eve gelen misafirin beş yaşlarında bir erkek çocuğu vardı. Tam olarak bahsettiğim yaklaşımı ona gösterdim ve davranışlarından bunun hoşuna gittiği anlaşılıyordu. Babaannesi birden çocuğu şikayet etmeye başladı ve hala biberon kullandığını söyledi. Yanına oturup, biberon kullandığı için dişlerinin daha çabuk çürüyebileceğini anlattım. Bunu çok ciddiye alıp biberonu bırakacağını hiç düşünmemiştim ama sonra öğrendim ki babaannesi ısrar etmesine rağmen bir daha biberon kullanmamış. Ailesinin baskıcı tutumu işe yaramadı ama ben onu ciddiye aldığım için o da beni ciddiye almıştı. “Senin karşında çocuk yok.” diye dilimize yerleşmiş bu basit söylemin bile aslında çocuğa bir hakaret olduğu ifade ediliyor. Bu kitap gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Nihan Kaya şu açıklamalarla kitabına son vermiş: “Bir çığlık olan bu kitap, dilsizleştirilmiş, ağzı bantla kapatılmış çocuğun yardım çığlığı; duyulmak için çırpınan, başka derdi olmayan bir çığlık; anne babalara bağıran bir çığlık değil, ya da onları hizaya getirme mercii değil. Eğer bir çocuğun neden ve nasıl dilsizleştirildiğini okura bir parça olsun duyurabiliyorsam, çocuğu anlatabilmek konusunda içimdeki şu çocuk dilsizliğini de aşabilmişim demektir.” Ben de şu alıntı ile incelememi sonlandırıyorum: “Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil. Onlar kendi yolunu izleyen hayatın oğulları ve kızları.” Onlar bizden çok şey beklemiyor, sevilmek ve anlaşılmak dışında. Herkesin şiddetle okumasını öneririm. Ayrıca alıntıları ile dikkatimi cezbedip bu kitabı okumama vesile olan SifirVirgulBes'e çok teşekkür ediyor bu güzel incelemesini de buraya bırakıyorum: gonderi/131742634 (Sibel)
Tabuları Yıkmak: Herkese merhaba. Kurgu dışına nadiren çıkabilen ve bu tarz kitapları diğerlerinden daha yavaş ve daha zor okuyabilen biriyim. Ancak okuduğum son dört kitaptan üçü bu şekilde oldu ve ben bunlar arasında en etkileyici, en sarsıcı bulduğum -belki de ben bu tarz kitaplara alışık olmadığım için bana üst düzey geliyor- üslup olarak da en beğendiğim; hepsinden ziyade kendime ve çevreme en yakın bulduğum kitabı incelemek, daha doğrusu tanıtmak istiyorum. Detaylara girmeden önce ebeveyn, öğretmen olan/olacak olan herkesin, bilhassa da psikoloji/psikiyatri alanlarında ilerleyecek olan; bundan ziyade kendisini ya da çevresindekileri -çocuğunu, öğrencisini, anne babasını- sorunlu bulan herkesin okuması gerektiğini düşünüyor, okumanızı tavsiye ediyorum. Kitap; dört ana bölüm, bir mektup, kitap tavsiyeleri ve dipnotlar bölümünden oluşuyor. Yazar Nihan Kaya, geçmişinde Alice Miller eserleri üzerinde çalışmalar yapmış ve kitabında da yazar/alice-miller’dan, yazar/thom-hartmann’dan ve kitap/kurtlarla-kosan-kadinlar--6043 kitabından bol bol alıntılar yaparak tespitlerini güçlendirmiş. Hemen bütün bölümlerde üzerinde en fazla durulan iddia ve söylem; ebeveynlerin, çocukları için yapmak zorunda olduklarını yapmasının onları iyi yapmayacağı, anne-babanın bilerek ya da bilmeyerek çocuğa yaptığı kötülüklerin/sınırlandırmaların/istismarların hiçbir gerekçeyle (özellikle de “senin iyiliğin için yaptık” ifadesiyle) kabul edilemeyeceği, iyilik kisvesine gizlenemeyeceğidir. Ayrıca annelik-babalık görevlerinin kutsallaştırılmasının; çocuğu en fazla istismar eden, onun hakkını en fazla yok eden, onu en fazla yaralayan unsurların kökeninde yattığı somut örneklerle gösterilmeye çalışılmış. İlk bölümde çocuğu tanımanın, sevmenin ve ona gereken ilgiyi göstermenin, maddi ihtiyaçları gidermekten daha önemli olduğu üzerinde durmuş Nihan Kaya. Bu bölümde “Saygı, fedakârlık, öz güven, çocuğu birey olarak kabul etme, anne babaların hatalı olup olmaması, depresyon nedenleri” gibi konularda çok yerinde olan ulusal ve evrensel tespitler yapıldığını düşünüyorum. Bölümde en çok dikkat çeken şeylerden biri çocukların ilgi ve sevgi ihtiyacına yönelik yapılan bir deneydi. Merak edenler için: gonderi/130917333 Eğitimin ortaya çıkış nedenleri üzerinde başlayan ikinci bölümde okul ve öğretmen figürleri, müfredat gibi kavramların çocukların yeteneklerini, meraklarını, bireysel farklılıklarını ve devrimci ruhu yok edip öğrencileri itaatkâr birer köle haline getirme amacı bizlere aktarılmış. Bunun yanında anne-babanın her zaman suçsuz, çocuğun her zaman suçlu görüldüğü anlayışının çocuk istismarlarını artırdığı savında bulunulmuş; toplumun da anne-babayı yüceleştirerek çocukta “kendini her zaman haksız görme” hissi yarattığı farklı örneklerle ortaya konulmuş. Üçüncü bölümdeki en önemli noktalar “sen bizim elimizde büyüdün, altını ben temizledim, saçımı süpürge ettim” gibi ifadelerle çocuklar üzerinde hak sahibi olmanın yanlışları, çocukların yanında bir şeyleri konuşmak/konuşmamak gibi kararların önemi, çocukları “kurban” etmemizin onların hayatındaki etkisiydi. Çocukların öfkelerini, küskünlüklerini engellemenin çocuğa vereceği zararlar örneklerle detaylandırılmış. Dördüncü bölümde günah keçilerinin hep çocuklar görülmesi, suçsuz olsalar bile çocukların her zaman birilerini “affetmeye” zorlanmaları, “içine atma”nın sorunlara etkisi; toplumun, hukuki mercilerin, psikologların dahi suçluyu masumlaştırma ya da anne-babayı her daim kusursuz bulma çabaları gibi konular üzerinde durulmuş. Buradaki en önemli noktalardan biri ise “gösterilmesi gereken kişiye gösterilmeyen öfkenin topluma yöneltileceği” iddiasıdır ki Adolf Hitler örneği bu anlamda son derece çarpıcıydı. (Alice Miller, toplama kamplarında bulunan biri olarak Hitler’i daha doğru tanıyabilen birisi, bu nedenle bu örneğin dikkat çekici olduğunu düşünüyorum.) Ayrıca kitlenin gözünde çocuğun ve ailenin yeri, çocukların değersizleştirilmesi gibi farkında olmadan ya da “yüce” bir amaç uğruna bilerek yapılan yanlışlar değerlendirilmiş. Kitaba yönelik olumlu ve olumsuz çok fazla eleştiri var; değinilen konuların her zaman güncelliğini koruyacak olması, çocuğu öne çıkarması yönleriyle olumlu bakılırken üslûbunun sertliği, Alice Miller’dan çok fazla alıntı yapılması, aynı konular etrafında çok fazla dolaşılması ise olumsuz değerlendirilmiş. Üslûbun sert bulunması alışık olduğumuz ve esiri olduğumuz düşünceleri yıkma çabası nedeniyle düşünülmüş olabilir. Kaldı ki bu çabasında aşağılayıcı, küçük düşürücü bir dil kullandığını düşünmüyorum. Konunun toplumsal bir eksiklik olan “çocuğu önemsemek” olması ve ne yazık ki bu alanda insanlığın geri kalmış olması, yazarın kendi sesini bir “çığlık” ile duyurmasını gerekli kılmış. Ve çığlıklar bazı kişileri rahatsız edebilir, bu da normaldir. Ayrıca metinde “sen” dili yerine “ben” dilini tercih ederek suçlayıcı yerine onarıcı bir dil kullanmayı tercih etmiş yazarımız. Kitaba dair şahsi görüşüme değinecek olursam, zaman zaman kendime ve çevremdeki kişilere yönelik üzüldüğüm, şaşırdığım, kızdığım tespitler bulmak, bunların altında yatan sebepleri anlayabilmek, toplumsal sorunların nasıl olup da tek bir birey kaynaklı olabileceğini görebilmek açısından verimli bir kitap oldu benim için. Geçmişe dönüp baktığımda annemin bize karşı disiplinli, babamın ise çok rahat davrandığını görür; çevremdeki arkadaşların başarılarına bakıp “keşke babam çok otoriter olsaydı, daha iyi yerlere gelirdim.” dediğim olmuştur. Bunu hala diyenlerin de olduğuna eminim. Disiplini dışarıdan beklemenin sağlıksızlığını zamanla öğreniyor insan. Annem, babam, teyzem, eniştem, öğretmenim, dedem vs. benden daha deneyimli, ne derlerse doğrudur anlayışının sağlıksızlığını da zamanla, yaşayarak öğreniyoruz. Kitap, bana bunları ve daha fazlasını anlattı, eminim sizlere de anlatacağı bir şeyler vardır. Keyifli bir sohbet esnasında kitabı belirlediğimiz, okuma konusunda beni teşvik eden ve kendisini epeyce yavaşlatmama rağmen bana eşlik eden; bununla birlikte bu incelemeyi derleyip toplamamda, eksik gördüğüm noktaları görmemde destek sunan ALCESTE’a çok teşekkür ediyorum. İncelemeyi Nihan Kaya’nın kendi kitabı için yazmış olduğu şu sözlerle bitirmek istiyorum: “Bir çığlık olan bu kitap, dilsizleştirilmiş, ağzı bantla kapatılmış çocuğun yardım çığlığı; duyulmak için çırpınan, başka derdi olmayan bir çığlık; anne-babalara bağıran bir çığlık değil ya da onları hizaya getirme mercii değil.” (s. 208) Keyifli okumalar! (Sıfır Virgül Beş)
İyi aile yoktur belki ama suçlu bir çocukluk da yoktur!: Sadece ebeveynlerin değil, herkesin okuması gereken bir kitap.Çocuklar gözlerini dünya açtıklarının ilk ağlar sonra annesi ile iletişime geçerler. Şimdi diyeceksiniz küçük nasıl iletişime geçsin büyük bir yetişkin bile güven arar ilk taniştiği kişi de onun nasıl biri olduğunu küçük çocukta annesi ile ilk bağıyı kurar. Sevgi ve şefkate ihtiyacı vardır. Alice Miller’in alıntılarına yer verilmişti çoğunluk ile yazarın görüşleri beni çok etkiledi hem yazarın hemde içinde bahsettiği yazarların ve hikayelerin örneklerin şunu şöyle yapın çocuklar korkmasınlar onlara bağırmak yerine çözümler üretine getiriyordu yazar benim düşünme göre. Kitap 4 Bölümden oluşuyor. 1- Bölüm ; Çocuğu tanımanın, sevmenin ve ona gereken ilgiyi göstermenin, maddi ihtiyaçları gidermekten daha önemli olduğunu. 1. Bölüm ile ilgili görüşüm; Çocukluk anneleri yorulduğu ve babaların yardımcı olduğu zaman, yardimci olduğumdan kastı bir çocuk ailesinden küçükken ne gördü ise yetişken olduğunda onu taşıyor bir korku veya panik olsun.Hatta çocuğun temel sorunu, acı çektiğini bilmediği gibi neyin ona acı verdiğini yahut vereceğini de bilmemesinden kaynaklanır. yazar/nihan-kaya'nin bu bölüm için yazdiği şu paragrafta hoşuma gitti ; Çocuğuna verdiği zararlar gösterildiğinde anneler sıklıkla öfkeyle "Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?!" diye cevap verirler; "Bir günü benimle geçir de öyle konuş!" Bir çocuğun sorumluluğu hakikaten de bir, hatta bazen birkaç insanın kaldıramayacağı kadar ağırdır; ancak burada sorun, annenin "Evet, ben bu yükü kaldıramıyorum;' "Benim de elimden bu kadarı geliyor, ne yapalım;· "Benim de hatalanın oluyor;' itirafında bulunmak yerine bu hataları aklaması. Bu, çocuğa yapılan yanlışları önenısizleştirmeye, annenin bu hataları çocuğa karşı işleme ve onlarda devam etme hakkını kendisinde görmesine olanak tanır, ki anneliğin kutsallaştırılması sayesinde anne zaten bu daveanışma çevreden kolaylıkla destek bulur ve herkes çocuğa karşı annenin yanında yer alır. "Evet, çocuğuma karşı hata yaptım;' diyen anneyle "Sen benim ne çektiğimi biliyor musun?!" Anne olunca anlarsın!" diyerek hatasını meşrulaştıran ve sorunu kendinde değil, çocukta gören annenin ve o anneyi haklı bulan toplumun çocuğa yaklaşımında çok büyük fark olacaktır. 2 - Bölüm ; Çocuğun belli bir saat eğitim gördüğü yer, öğretmenler... 2.Bölüm ile ilgili benim görüşüm; Bir çocuk ilk eğitimini aileden alır. Aile ona ne yansıtır ise oda onu yansıtır.Kavga eden bir aile de en ufak bir kavgada çocuklar anlaşabilmesi gerekirken çözümü kavga da buluyorlar. Bir çocuğun eğitimi olsun temeli olsun sağlam olması gerek. Kimseye suç bulmamız gerek. Müfredata veya okula kişisel görüşümdür. 2.Bölümde yazar/nihan-kaya'nın hoşuma giden görüşü ise ; Anne-babalardan ''Aaa, hayır, ben çocuğuma asla vurmam!" gibi cümleler duyuyorum. Çok geçmeden ''Aman, poposuna vuruyoruro işte şöyle arada bir; dayak atmam!" diyorlar. Çocuğuna vurmadığını iddia eden kimselerin, çocuğun eline vurma, poposuna vurma gibi dayakları dayaktan saymamasının nedeni, kuşkusuz, söz konusu kişi "sadece çocuk" olduğu için ona yapılan yanlışları hafife almaya dair çok yaygın eğilimin bir parçası. Çocuğunuz bir portakal olsaydı, belki bu düşüncenizde haklı olabilirdiniz. (Ki portakallar bile bu kadar hissiz değiller.) Halbuki çocuk hissiz değil, sizin her yaptığınızı yapılan şeyin size göründüğünden fazla fazla hisseden bir varlıktır. Çocukların kaş çatma, ele vurma gibi istismarlar neticesinde bir yetişkinden çok daha derinden yaralandığı gerçeğini herkes görmezden gelmek istiyor. ''Aman, çocuk işte;' derseniz, çocuğunuza her anne-baba gibi elinizde olmadan sinirlendiğinizde, kaş çattığınızda, sonrasında bu hatanızı telafi edecek şekilde de yaklaşmazsınız. 3- Bölüm ; Çocukluktan sonra gelen en güzel yıllların büyüďüğünde anısı anlatacağı yılların “sen bizim elimizde büyüdün, altını ben temizledim, saçımı süpürge ettim” bu ifadeyi kullanarak beğenmemek 3- Bölümde benim görüşüm ise; “Sen bizim elimizde büyüdün, altını ben temizledim, saçımı süpürge ettim” bu sözler olsun ve benzeri olsun. Güzel şéyler yaptiğinda beğenmemek. Bizim yaşımızda bu yoktu. Bu olmaz kısıtlamak olsun bunlari çocuklara yapmayın baskı yapmayın. 3- Bölümde yazar/nihan-kaya'nın hoşuma giden görüşü ; Doğurulmayı sizden çocuğunuz talep etmedi, onu kendi istek ve iradesi dışında siz dünyaya getirdiniz;' diye ısrar etmemin nedeni bu. Diyelim ki bulunduğumuz ortamda bir şekilde, terk edilmiş bir bebek peyda oldu. Bu bebeği ölüme terk etmeyiz, öyle değil mi? Ona bakmadığımız takdirde kendine bakamayacağını ve öleceğini bildiğimiz bu bebeğe bakarız. Bu, en temel insanlık görevimizdir. Bu bebeğe sonra büyüyünce "Seni bulduğumda sen terk edilmiştin. Ben sana bakmasaydım sen ölecektin. Ama ben seni besledim, altını temizledim, büyüttüm. Benim sayemde büyüdün, benim sayemde hayattam; her şeyini bana borçlusun; diyerek yaptıklarımızı yüzüne vurmak, ne kadar yanlış, ne kadar çirkin olurdu. 4 - Bölüm ; Çocukların hep suçlu görülmesi, Çocuğa durmadan benim doğrum doğrudur diye diretmek. 4 - Bölümde benim görüşüm ; Çocuk dünya en saf temiz gelen birşey bir çocuğun geleceğini geçmiş yaşadıklarınız için karartmayın herşeyi bir kere yaşiyor izin verin özgür olsun. 4- Bölümde yazar/nihan-kaya'nın hoşuma giden görüşü; lerinin bazı taraflarıyla ilk kez anne olunca yüzleştikleri için. Annelik, toplumlarda hakikaten dayatılan bir şey ve anneliğin yüceltilmesi de bu dayatma için kullanılıyor. İnsan doğduğu zaman, nasıl bir hayat yaşayacağı zaten çoktan belirlenmiş durumda. Kişiler farkında olmadan, kendileri için belirlenmiş hayata uymaya çalışıyor, kendilerini bu belirlenmiş hayata uyabildikleri ölçüde mutlu ya da başarılı zannediyorlar. "Evlenince ve çocuk sahibi olunca mutlu olursun:' dendiği için insanların bu konu üstünde gerçek anlamda kafa yarmadan, evlenince ve çocuk sahibi olunca mutlu olacaklarını zannettiklerini, çok kadının evlenmek için evlendiğini ve çocuk sahibi olmak için çocuk sahibi olduğunu düşünüyorum. Okur Kalın. (rüm⠀ོ)
--reklam--
İyi Aile Yoktur PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nihan Kaya - İyi Aile Yoktur kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İyi Aile Yoktur PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nihan Kaya Kimdir?
Roman, öykü, inceleme-araştırma ve kuram kitapları yazarı.
Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur. Essex Üniversitesi bünyesindeki Psikanalitik Çalışmalar Merkezi’nde (Centre for Psychoanalytic Studies) yüksek lisans yaptıktan sonra, King's College London'da doktora eğitimi aldı. MEF Üniversitesi Psikoloji bölümünde ders vermektedir.
İlk romanı Gizli Özne 2003 yılında yayınlandı. İkinci kitabı Çatı Katı Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü aldı.
Nihan Kaya, kurmaca eserleri kadar edebiyat, psikoloji ve estetik teori üzerine yazdıklarıyla da biliniyor. İngiltere'de, University of Essex'teki Psikanalitik Çalışmalar yüksek lisansını Winnicott psikolojisi üzerine yazdığı tezle 2005'te tamamladı. King's College London'da yazdığı doktora tezini Yazma Cesareti: Acının Yaratıcılığa Dönüşümü (2013) adıyla kitaplaştırdı. 2005’ten bu yana, psikoloji ve yaratıcılık alanlarında Avrupa ve Amerika’nın değişik yerlerinde konferans tebliğleri sundu, konuşmalar yaptı.
--reklam--
Nihan Kaya Kitapları - Eserleri
- İyi Aile Yoktur
- Bütün Çocuklar İyidir
- İyi Toplum Yoktur
- Kırgınlık
- Buğu
- Gizli Özne
- Disparöni
- Kar ve İnci
- Çatı Katı
- Ama Sizden Değilim
- Seni Feda Etmeyeceğim
- Yazma Cesareti
- Fildişi Kuyu
- Prenses A Uyanıyor
- Otobüsü Kaçıran Şoför
- Ada Annesiyle Duvarları Boyuyor
- Mafin Bugün Mutsuz Olmak İstiyor
- Sahiku Çocuklarla Arkadaş Olmak İstiyor
- Sinderella Elbise Tasarımcısı Oluyor
- Kırmızı Çizmeleri Annesi Zanneden Kaz
--reklam--
Nihan Kaya Alıntıları - Sözleri
- Aileler kızlarını tam zamanlı asilzade hizmetçisi olarak yetiştirmeyi isteyip istemediklerini bir kez daha sorgulamalılar. Zira bir kadının, bir akşam da yemek yapmazsa dünyanın başına yıkılacağını zannetmesi, o yemeği yapsın veya yapmasın, etkisini kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar yıpratıcı bir psikolojidir. (İyi Toplum Yoktur)
- Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Kırgınlık)
- Meğer sandığımız kadar çaresiz değilmişiz. (Otobüsü Kaçıran Şoför)
- Kırıldıkça parçalandım, bin parçaya bölünüp yıldızlar halinde gökyüzüne saçıldım. Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Seni Feda Etmeyeceğim)
- ‘’Asıl mesele şu ki prensesler hiçbir şey yapmayıp kurtarılmayı beklediklerinde, evlilikte aradıklarını bulamıyorlar. Onlar da mutsuzluktan kötü kalpli kraliçeye dönüşüyor. Bu dönüşüm geçici aslında. Mutlu olsalar yeniden iyi kalpli, nazik kimseler olacaklar zaten. (Prenses A Uyanıyor)
- Seni tabanları dayaktan sızlayan pasaklı bir çocukken sevdiğim gibi seviyordum. (Ama Sizden Değilim)
- Herkes duyulmak ister. (Kar ve İnci)
- Ben nereye gitsem, içeride kalırım (Buğu)
- Dikkatimi şimdi ziyadesiyle yoğunlaşmış bu gözlere veriyorum ben de.Kalbi sanki gözlerinde atıyor. (Disparöni)
- Evet, bir şeyi sevmeme hakkımız vardır. Ama bugün sevmediğimiz bir şeyi yarın sevmeye başlayabiliriz. (Bütün Çocuklar İyidir)
- "'Trafiğe çıktığınızda bütün araçların şoförlerini deli kabul edin,' derler; 'Her an her aracın olmadık bir hamle yapabileceğini göz önünde tutun.' Trafik de bir şey mi? Asıl, hayata çıktığında herkesi deli kabul etmeli insan. Herkes her an her şeyi yapabilir." (Kırgınlık)
- " Merhamet acının anlaşılmasıdır." (Çatı Katı)
- Dün, kalabalık bir sokakta, yalnızca seni gördüm... (Çatı Katı)
- Tek istediğim, bir şey yaptığımda “Şundan dolayı yapıyor.” gibi düşünceler uyandırmadan içimden geleni yapabilmek. Bunun mümkün olmayacağını bilmek, bir şey yapmazken dahi insanı sınırlandırıyor. (İyi Toplum Yoktur)
- Bilge anneannem, edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin gerçekten nazik, kimin gerçekten cesur olduğunu görmüş ve hem cesur hem nazik insanlara yaklaşmış.(Gerçekten ama gerçekten , içten nazik insanlar, cesur olanlardır çünkü!) Bilge anneannem ,edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin güvenilmez olduğunu görmüş, güvenemeyeceği kimselere karşı dikkatli davranmış.Tehlikeli olan ve olmayan durumları birbirinden ayırt etmeyi, kendisine zarar verecek ve vermeyecek olanı görmeyi, seçmeyi, ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan öğrenmiş.Ben de Orman'a gideceğim.Karşılaşmam gereken şey neyse onunla karşılaşacağım Orman' da.Ama prensesimiz...Ya başınıza bir şey gelirse orada? Ya ölürseniz ? "Ölürsem de ölürüm.Asıl ölümüm burada kalırsam, Orman'da karşılaşmam gereken şey her ne ise onunla karşılaşmamayı sürdürdükçe olacak." (Prenses A Uyanıyor)
- Problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır. (İyi Aile Yoktur)
- ❝Bütün kötülükleri kahramanlık gibi anlatırlar, o kötülükleri devam ettirebilmenin tek yolu bu çünkü.❞ (Prenses A Uyanıyor)
- Bizi kim anlıyorsa ailemiz odur. (Seni Feda Etmeyeceğim)
- Var olmak ve yaşamak birbirinden ayrı şeyler. Yaşama hakkımıza hemen herkes saygı duyuyor ama var olma hakkımıza saygı, çok daha az rastlanan bir şey ... (Seni Feda Etmeyeceğim)
- Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne- baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak. (İyi Aile Yoktur)
Yorumlar
0 yorum