Kitap Künyesi

Yazar: Markar Esayan

Yayın Evi: Timaş Yayınları

İSBN: 978-605-114-491-7

Sayfa Sayısı: 288

--reklam--

Jerusalem Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bizi Belirleyen, Belki de Çocukluk Ülkemizdir

Markar Esayan’ın Timaş Yayınlarından tam da bugünlerde çıkan romanı Jerusalem bunu düşündürüyor okura. “Eylül 1977 / Babamın beni almaya geldiği günü dünmüş gibi hatırlıyorum. Eve ürküntü veren bir gerginlik hâkimdi o akşamüstü” diye başlıyor Jerusalem. Esayan, bir solukta okunan romanında İstanbullu bir Ermeni ailenin öyküsünü anlatıyor.

Kendi çocukluk yılları zorluklarla geçen baba, sekiz yaşındaki oğlunu iyi bir eğitim alması için Kudüs’e göndermek ister. Henüz “bu dünyada olma” haline bile alışamayan kahramanımız bir anda annesinden, şehrinden, yuvasından ayrılmak zorunda kalır. Yatılı okulun soğuk ve nemli odaları, “Evden gönderilen, neden kardeşlerim değil de ben?” sorgulamaları, manastırın nispeten sakin havası, ama duvarların hemen ötesinde bir yurdu paylaşmaya çalışan iki halkın mücadelesi, varlıklı ve nüfuzlu bir aileden geliyor olmaktan kaynaklanan “hanım evladı” görüntüsünü alt etmek için girişilen onlarca macera… Ve daima varlığı hissedilen ve onunla teselli bulunan Hz. İsa imgesi…

Jerusalem böylesine zor bir konuda tam bir samimiyet ve kıvam örneği sunuyor. Kahramanlarının hiçbirini kayırmadan ve hiçbirini ihmal etmeden bütün isimlere hayat veriyor. Kudüs’ü anlatıyor, İstanbul’u anlatıyor, “gerçek bir acıyı” yaşarken üzüntü ve kederi kendi tekeline alma halini, Hz. İsa’nın çileli yolculuğunu, Filistinli Ekrem’i, yaşından çok önce olgunlaşan Vasken’i, haylaz Maksut’u anlatıyor. Üstelik tüm bunlar tam bir kıvam ile yapıyor. Adeta sinematografik bir anlatımı var: sürükleyici ve ilginç. Öte yandan bir edebiyat metni olduğunu hissettiren detaylar da yerli yerinde; kişiler arası ilişkiler ve insanlık durumları ustalıkla işlenmiş. Esayan’ın kurguladığı karakterler, duygular ve olaylar oyunbaz hamlelere gerek bırakmayacak kadar sahici.

--reklam--

Jerusalem Alıntıları - Sözleri

  • Bir şeyden korkmaktan vazgeçince nasıl da özgürleşiyordu insan..
  • Bundan sonraki tek amacım, mümkün olan en az şeye ihtiyaç duyarak, fark edilmeden, sorun çıkarmadan, katlanılabilir olmak olacak ailem ve herkes için. Çok şey vermeye çalışır ve en az şey ister gözükmeliyim. Öyle ki kimse beni rakip görmesin, herkes acısın bana ve aralarında yaşamama izin versinler.
  • Bir şeyden korkmaktan vazgeçince nasıl da özgürleşiyordu insan…
  • "Kendimi bir paket gibi hissediyordum. Birileri teslim ediyor, birileri de teslim alıyordu. Bana sanki cansızmışım gibi davranıyorlardı. Bir çocuğa asla cansızmış gibi davranılmamalı..."
  • "Ablam, benim ikinci annem gibidir. Onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilsem keşke şimdi ona. Keşke zamanlar bu kadar cimrileşmeden yapsaydım bunu."
  • "Ben büyükbabamın adını taşıyorum. Bir hayaleti ömür boyu sırtında taşımak gibi bir şey bu. Neden çocukların kendilerine ait isimleri olmaz ki! Neden hep yarım kalmış şeyleri çocuklar tamamlamak, kırılmış bir şeyleri hep onlar onarmak zorundadır!"
  • Kim ne derse desin ayrılığın en acisini çocuklar yaşar, küçük çocuklara herşeyin boylarından büyük gelmesi gibi, ayrılığın acısı da devasa gelir.
  • Ama dünya böyle işte! Kazandigin an, aslında kaybetmeye başlıyorsun.
  • Hepimizi Allah Baba yaratmadı mı? Hepimiz Adem ve Havva'nın çocukları değil miyiz? Yahudiler ve Araplar, Ismail ve Ishak'ın soyundan gelmiyor mu? Yani kardeş çocukları değil mi bu iki halk? Nasıl olur da biri diğerini bu kadar düşman görür? Türkler ve Ermeniler de yüzlerce yıl aynı topraklarda yan yana yaşamadılar mı? Bazı insanların yaptığı kötülükler ile birbirimizi nasıl böyle düşman görebiliriz? Böyle davranırsak barış nasıl gelir ki?
  • Rastlantı demişken.. Hem babamın hem de annemin babasız kaldıkları yaşın aynı olması, benim de aynı yaşlarda hem annesiz hem de babasız kalacak şekilde evimden uzaklara gönderilmem rastlantı olabilir mi? Her üçümüzün de hayatlarının benzer yaşlarda kırılması nasıl bir rastlantıdır? Acaba ben de büyüyüp baba olduğumda, kendi çocuğum benim yüreğimin ikiye ayrıldığı o uğursuz yaşa geldiğinde neler hissedeceğim? Onu daha çok korumak hani neredeyse içime sokmak mı isteyeceğim, yoksa bana yapılan haksızlığın acısını kendi çocuğumdan mı çıkaracağım? İnsan doğası öyle bir sır ki her iki duyguyu, yani sakınma, koruma ile linç etme hislerini bulamaç haline getirip bir duygu çorbası yaratabilir ve orada kendi sorumluluğundan kurtulabilir. Hatta gerçekten de davranışlarını etkileyen içgüdülerin farkında olmamayı bile seçebilir. Evet, her şey olabilir ama rastlantı yoktur asla!
  • "Bir anne, çocuğu söz konusu olunca dünyayı yerinden oynatamaz mı? Zamanı durduramaz mı?"
  • "Ayrılık zamanlarında hiçbir şeye vakit kalmaz. Önceden yapılmamış her şey korkunç bir biçimde zalimleşir. Üzerine çullanır insanın, öç alır."
  • "İçimde bir şey kırılıyor. Kırığın, içimi cam parçalarıyla doldurduğunu, ömrümün geri kalanında hep o cam parçacıklarıyla yaşayacağımı, içimde o an açılan yaranın hep ama hep, ılık ılık kanayacağını biliyorum. Annem varlığımın merkezi ve ben merkezimden, varlığımdan uzaklaşıyorum. Her basamakta daha yabancı, daha uzak, daha tehlikeli bir dünyaya doğru ilerliyorum."
  • "Mevsimi gelince hiçbir müdaheleye gerek kalmadan kuruyup gidecek o köksüz öfke filizinin yanında, bir de suçluluk hissinin kök salmasına engel olamadım. Her şey ben farkında olmadan olup bitiyordu içimde. Yapacak bir şey yoktu."
  • Annemin bana Allah Baba’nın evinin bulutlarda olduğunu söylediği aklıma geliyor.Şöyle gözümün alabildiğince bakıyorum bulutlara.”Evet” diyorum kendi kendime,”Allah Baba olsa olsa burada yaşıyor olmalı.Bizden çok uzak olduğu kesin.Hiçbir duamı duymadı çünkü...” Nerede olduğu ile ilgilenmiyorum artık.

--reklam--

Jerusalem İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kudüs kokan bir kitap. O silik çocuğun başardığı şeylerde içinizden "aferim oğluma sen istediğin kadar yaramazlık yapabilirsin" deyip yer yer destek veriyorsunuz. Samimi içten aşırı gerçekçi bir anlatım. Mekan tasvirleri kafanızda tamamen o yeri çiziyor. Dolaştığı sokakları hatırlar gibi oldum:) (Eslem)

Anne baba özlemi çeken, kimsesiz, daha küçükken hayatın ne demek olduğunu anlayan çocuklar için içinde kapanmayan bir yara bulunanlar için tuz etkisi yaratan bir kitap. Ayrıca içinde Kudüs sevgisi barındıran, hakkında en ufak bir şey duyunca veya okuyunca bile heyecanlananlar için de aranıpta bulunamayan kitaplardan, zira kitap bitene kadar kendinizi Kudüs'te hissediyorsunuz. Dipnot: Baya iyi kitap. Baya baya iyi. En dipnot: Kaç saat ağladım belli değil. Çünkü çocuklar kimsesiz kalmasın, kalmasın kardeşim. (Betül)

çok samimi ..yürekten kopup gelen kelimeler ki yüreğe işliyor.. okuyucunun içine işleyen yer yer ağlatan o masumluk..7 yaşında yatılı okula verilmiş bir çocuk kalbinin derinliklerinin penceresinden kudüs.. o sokaklarda geziyor ve orda hissediyorsunuz kendinizi..o çocuğun babasının annesinin bir adları bile yok..yazarın kendisi muhtemelen çünkü kendisinin de çerkez bir annesi var .. bazı sahneler o kadar gerçek ki ancak yaşanmış olabilir diyorsunuz. Kudüsü bu gözle okumayı çok seveceksiniz.. din ve milliyet duygularından uzak insan olmanın incelikleriyle nasıl bakılır işte bu kitapta bu var.. okunmalı okutulmalı.. (Hatice Mehlika)

--reklam--

Jerusalem PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Markar Esayan - Jerusalem kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Jerusalem PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Markar Esayan Kimdir?

İlköğretimi Bomonti Mıhitaryan Ermeni Katolik İlköğretim Okulu'nda, liseyi ise Özel Getronagan Ermeni Lisesi'nde bitirdi. 1995 yılında İşletme lisans eğitimini bitirdi. 1997 yılından itibaren aralıklarla yazdığı Agos Gazetesi'nde 2001 yılından beri “Dar Kapı” başlığı altında köşe yazıları kaleme almaya başladı. Yazarın ilk romanı, “Şimdinin Dar Odası”, 2004 yılında İnkılâp Kitabevi Büyük Ödülü’nü aldı ve 2005 yılında ise okuyucuya ulaştı. İkinci romanı "Karşılaşma" ise Ekim 2007'de okuyucularıyla buluştu. Markar Esayan şu an Taraf gazetesi yayın koordinatörlüğü ve aynı gazetede köşe yazarlığı görevinde bulunan Esayan, Taraf gazetesine geçiçi genel yayın yönetmenliğini de yaptı. Kısa süre önce, Yeni Şafak gazetesinde yazmıştır. 16 Ekim 2020'de vefat etmiştir.

--reklam--

Markar Esayan Kitapları - Eserleri

  • Jerusalem
  • İyi Şeyler
  • Karşılaşma

--reklam--

Markar Esayan Alıntıları - Sözleri

  • "Kendimi bir paket gibi hissediyordum. Birileri teslim ediyor, birileri de teslim alıyordu. Bana sanki cansızmışım gibi davranıyorlardı. Bir çocuğa asla cansızmış gibi davranılmamalı..." (Jerusalem)
  • “İnsan, bulunmak istediği için kaybolmaz mı zaten?” (İyi Şeyler)
  • Hasılı, yaşıyorsanız, bunu başkalarının hayatını karartmadan becerebiliyorsanız, hele hele kendinize ait bir tarzınız da varsa, kendi hayatınızın şampiyonusunuz. (İyi Şeyler)
  • Bundan sonraki tek amacım, mümkün olan en az şeye ihtiyaç duyarak, fark edilmeden, sorun çıkarmadan, katlanılabilir olmak olacak ailem ve herkes için. Çok şey vermeye çalışır ve en az şey ister gözükmeliyim. Öyle ki kimse beni rakip görmesin, herkes acısın bana ve aralarında yaşamama izin versinler. (Jerusalem)
  • Yeni bir şey anlatmadım size biliyorum. Ama beni, hayatım boyunca hep bildiklerim şaşırttı. (İyi Şeyler)
  • Hepimizi Allah Baba yaratmadı mı? Hepimiz Adem ve Havva'nın çocukları değil miyiz? Yahudiler ve Araplar, Ismail ve Ishak'ın soyundan gelmiyor mu? Yani kardeş çocukları değil mi bu iki halk? Nasıl olur da biri diğerini bu kadar düşman görür? Türkler ve Ermeniler de yüzlerce yıl aynı topraklarda yan yana yaşamadılar mı? Bazı insanların yaptığı kötülükler ile birbirimizi nasıl böyle düşman görebiliriz? Böyle davranırsak barış nasıl gelir ki? (Jerusalem)
  • "Ablam, benim ikinci annem gibidir. Onu ne kadar çok sevdiğimi söyleyebilsem keşke şimdi ona. Keşke zamanlar bu kadar cimrileşmeden yapsaydım bunu." (Jerusalem)
  • "İçimde bir şey kırılıyor. Kırığın, içimi cam parçalarıyla doldurduğunu, ömrümün geri kalanında hep o cam parçacıklarıyla yaşayacağımı, içimde o an açılan yaranın hep ama hep, ılık ılık kanayacağını biliyorum. Annem varlığımın merkezi ve ben merkezimden, varlığımdan uzaklaşıyorum. Her basamakta daha yabancı, daha uzak, daha tehlikeli bir dünyaya doğru ilerliyorum." (Jerusalem)
  • Bir şeyden korkmaktan vazgeçince nasıl da özgürleşiyordu insan.. (Jerusalem)
  • "Ben büyükbabamın adını taşıyorum. Bir hayaleti ömür boyu sırtında taşımak gibi bir şey bu. Neden çocukların kendilerine ait isimleri olmaz ki! Neden hep yarım kalmış şeyleri çocuklar tamamlamak, kırılmış bir şeyleri hep onlar onarmak zorundadır!" (Jerusalem)
  • Aramışsın, o kadar çok aramışsın ki, bulmaya vaktin olmamış. (İyi Şeyler)
  • Kar doğanın düğünüdür. Ve herkez o düğüne davetlidir. (İyi Şeyler)
  • Leibniz'in dediği gibi, bu dünya mümkün dünyaların en iyisidir. Kötülük ise iyiliğin eksik olduğu yerde... Hayatın kutsal amacı ölmek veya öldürmek değil, yaşamak ve yaşatmaktır. Lucretius ne diyor :"Ölümlü olduğumuz halde, bu dünyaya ölmeye değil, mutlu olmaya geliyoruz...? Peki biz, mümkün bizlerin hangisiyiz? (İyi Şeyler)
  • Pavlus bu dünyanın en kutsal değerleri olarak "iman, ümit ve sevgi" den bahseder. "Ama" der "Ölümden sonra, iman ve ümit anlamsızlaşacak. Çünkü O'nun yanında olacağız. İsa'da "Allah sevgidir." der. Ölümün olmadığı yer, sevginin ölümsüzlüğü kazandığı yerdir, yani aslında aşkın sürekli halidir. (İyi Şeyler)
  • Beni hayatım boyunca hep bildiklerim şaşırttı. (İyi Şeyler)
  • Rastlantı demişken.. Hem babamın hem de annemin babasız kaldıkları yaşın aynı olması, benim de aynı yaşlarda hem annesiz hem de babasız kalacak şekilde evimden uzaklara gönderilmem rastlantı olabilir mi? Her üçümüzün de hayatlarının benzer yaşlarda kırılması nasıl bir rastlantıdır? Acaba ben de büyüyüp baba olduğumda, kendi çocuğum benim yüreğimin ikiye ayrıldığı o uğursuz yaşa geldiğinde neler hissedeceğim? Onu daha çok korumak hani neredeyse içime sokmak mı isteyeceğim, yoksa bana yapılan haksızlığın acısını kendi çocuğumdan mı çıkaracağım? İnsan doğası öyle bir sır ki her iki duyguyu, yani sakınma, koruma ile linç etme hislerini bulamaç haline getirip bir duygu çorbası yaratabilir ve orada kendi sorumluluğundan kurtulabilir. Hatta gerçekten de davranışlarını etkileyen içgüdülerin farkında olmamayı bile seçebilir. Evet, her şey olabilir ama rastlantı yoktur asla! (Jerusalem)
  • "Bir anne, çocuğu söz konusu olunca dünyayı yerinden oynatamaz mı? Zamanı durduramaz mı?" (Jerusalem)
  • Leibniz'in de dediği gibi, bu dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir. Kötülük ise iyiliğin eksik olduğu her yerde... (İyi Şeyler)
  • "Ayrılık zamanlarında hiçbir şeye vakit kalmaz. Önceden yapılmamış her şey korkunç bir biçimde zalimleşir. Üzerine çullanır insanın, öç alır." (Jerusalem)
  • Acılar gelir akla ilk, empati deyince. Oysa insanların sevincine ortak olmak çok daha zordur, insanın içindeki şeytanı uyandırır, bir mücadele başlar. (İyi Şeyler)