Kitap Künyesi

Yazar: John Green

Çevirmen: Banu Talu

Orijinal Adı: Paper Towns

Yayın Evi: Pegasus Yayınları

İSBN: 9786053431589

Sayfa Sayısı: 320

--reklam--

Kağıttan Kentler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kendini ararken kaybolmanın ve yeni bir başlangıçla hayat ile aşkı keşfetmenin hikâyesi...

Quentin Jacobsen tüm hayatını, maceraperestliğin kitabını yazmış Margo Roth Spiegelman'ı uzaktan severek geçirmiştir. Bu yüzden Margo tıpkı bir ninja gibi giyinmiş halde penceresine tırmanıp zekice planladığı intikam savaşına onu davet edince Quentin, Margo'nun peşine düşer.

Genç kızla sabaha kadar ortalığı karıştırdıktan sonra okula giden Quentin, her zaman bilinmezlerle dolu olan Margo'nun artık tam bir gizeme dönüştüğünü keşfedecektir. Fakat kısa süre sonra ipuçları olduğunu ve bunların kendisi için bırakıldığını fark eder. Birbirinden bağımsızmış gibi görünen ipuçlarının peşinde inatla ilerlemesine rağmen Quentin, Margo'ya ne kadar yaklaşırsa, tanıdığını sandığı kızdan o kadar uzaklaştığını görecektir...

"Hem kahkaha attıracak kadar komik hem de gerçekten dokunaklı." 

-Kliatt-

"Green'in kalemi hayret verici... Bir şeyin nasıl hissettirdiğini, göründüğünü, etkilediğini sayfa sayfa belgeliyor. Büyüleyici, zekice kurgulanmış ve fazlasıyla duygusal." 

-School Library Journal-

"Green sadece sıradışı bir zekâya sahip değil, aynı zamanda derinlemesine düşünen ve duygusal biri. Ayrıca muhteşem üslubu, eğlenceli ve aydınlatıcı metinleriyle mükemmel bir uyum içinde." 

-Booklist-

"Printz ödüllü Green ne yapması gerektiğini iyi biliyor; derin ve zeki bir oğlan ile bu oğlanın sevgisini, okurları tatmin edecek bir üslupla sunuyor: İçten ve gerçekten komik diyaloglar, iç içe geçmiş ancak inandırıcı bir gizem ve tadından yenmeyen yan karakterler." 

-Kirkus Reviews-

"Keyifli, zekâ dolu diyaloglar ve insanı şaşırtacak derinlikte bir sezgi yeteneği... Gerçekten etkileyici bir kitap." 

-VOYA-

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Kağıttan Kentler Alıntıları - Sözleri

  • Sürekli yağmur yağıyor … “Ruhumda”
  • Sürekli yağmur yağıyor..”Ruhumda”
  • Getmək həmişə ağırdır, çətindir, amma gedəndə, yerindən tərpənənə kimidir bu hiss.Sonra görürsən ki, bundan asan iş yoxmuş.
  • Bu bataqlıq məni yenə udacaq.Ondan daha qurtula bilməyəcəm.Məsələ dedi-qodularda, o bayağı məclislərdə, ya da xırda, boş-boş şeylərdə deyil, həyatın bütün gerçək cazibəsi-kollec, iş, ər, uşaqlar və sair mərəzlər-bunlar bizim üçün yaxşı bir tələdir.
  • "Bir insanın, bir insandan daha fazlası olduğuna inanmak ne kadar aldatıcı bir şey."
  • But God, these days, it's like living in a fascist dictatorship.
  • “İş o yerə gəlib çatdı ki, gördüm, biləyimin dərsi elə ağ, elə kövrəkdir ki, mən buna cəsarət etmədim.Mənə elə gəldi ki, öldürmək istədiyim şey bu dərinin, ya da nəbz kimi döyünən bu nazik, göyümtül damarların altında deyil, hardasa başqa yerdədir, daha dərindədir və ona çatmaq daha çətindir”
  • “Şu anda etrafta hepimizin hissettiği bir şey Görüyorum.” “Aşırı yorgunluk mu?” diye tahmin yürütüyorum. “Hayır, buna rağmen mükemmel tahmin.”
  • Biz hamımız çat vermişik.Doğulandan hər birimiz su keçirməz gəmi olaraq yola çıxırıq.Sonra belə şeylər baş verir- bu adamlar bizi ya atır, ya sevə bilmirlər, ya onlar bizi başa düşmür, ya da biz onları başa düşmürük və beləliklə, biz bir-birimizi itiririk, aldadırıq, pis vəziyyətdə qoyuruq, bir-birimizin xətrinə dəyirik.Və bizim gəmimiz çat verir.Birinci çat görünən kimi yaxınlaşan son qaçınılmaz olur. Amma çat görünən anla gəminin batması anı arasında müəyyən vaxt var. Biz yalnız bu vaxt ərzində biri-birimizi görə bilirik, çünki özümüzdən o yana yalnız bu açılan çatlardan baxa bilirik.Biz biri-birimizin gözlərinə nə vaxt düz baxdıq? O vaxt ki, sən mənim çatlarımı gördün, mən də sənin çatlarını. Ondan qabaq biz yalnız biri-birimizin uydurma obrazlarını görürdük-bu ona oxşayır ki, jalüzləri bağlanmış pəncərənizə baxıram, amma içərini görmürəm. Çatlar yarananda isə içəriyə işıq düşür. Amma içəridən də bayıra işıq düşür.
  • "Yakından herşey daha çirkin," dedi. "Sen değilsin ,"dedim.
  • Sən o vaxt əsl ləzzət hiss edəcəksən ki, sənə əziz olan nəyisə atıb gedəsən, sənin üçün böyük mənası olan bir şeyi tərk edəsən. Özünü kökündən çıxarıb atasan, özündən ayırasan özünü. Amma bunu o vaxt edə bilərsən ki, öz kökün olsun.
  • Sənə bir məsləhət verim. Adam özünə inananda başqalarını cəlb edir, inanmayanda-yox.

--reklam--

Kağıttan Kentler İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Okuduğum 3. John Green kitabı ve evet neredeyse üst üste 2 John Green kitabı okudum ve evet sanırım yazarı artık daha iyi tanıyorum. Kağıttan Kentler benim uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Aslında çoğu John Green kitabını hep okumak istemişimdir ama ne yazık ki hepsi şimdiye nasip oldu. Her neyse, yazarın dili yine tam da beklediğim gibi. Eğlenceli, insanı bunaltmayan ve güldüren türdendi. Yani John Green bana kalırsa cidden gençlik kitapları için biçilmiş kaftan. Dili ve uslubu bu tür için çok harika. Bu kitabı da bana kalırsa eğlenceliydi. Quentin lise sona giden bir genç ve neredeyse 9 yaşından beri Margo’ya aşık birisi. Onun bir mucize olduğuna inanıyor ve gizemli olduğunu düşünüyor. Her ne kadar sonradan bunun yanlış olduğunu fark etse de. Herkes esasında olduğu gibi görülmeli. Yalnızca bir insan gibi. Yine sıradan bir günde internette Ben ile yazışırken aniden penceresinde Margo’yu yüzü siyaha boyanmış ondan arabasını (annesinin arabasını) isterken bulunca şaşırıyor ve o gece Margo’yla birlikte düşmanlarından intikam alarak hayatının en heyecanlı günlerinden birisini geçiriyor. Ve aklına şu düşünce yerleşiyor: Acaba yarın her şey benim için değişecek mi? Ve değişiyor. Ama beklediği türde değil. Margo, ertesi gün okula gelmiyor. Bir daha ki ertesi günde gelmiyor ve bir daha ki ertesi günde. Margo’nun ailesinin eve çağırdığı dedektif Quentin’e onun nerede olabileceğiyle ilgili sorular soruyor ama Quentin’in de onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikri yok. Ta ki ailesinin Margo’nun arkasında gittiği yere dair ipuçları bıraktığını söyleyene dek. O andan sonra Quentin, Radar, Ben ve belki biraz da Lacey, Margo’nun bıraktığı ipuçlarını takip ederek her gün onu bulmaya çalışıyorlar ve bizimkiler için serüven an itibariyle başlamış bulunuyor. Açıkçası bu kitapla ilgili de çok söyleyebileceğim bir şey yok. Quentin ve Margo hariç tüm karakterleri çok sevdim. Özellikle Ben ve Radar’ı. Geriye sadece Lacey kaldı ama onu da hatırı sayılır bir şekilde sevdim yani. Kitabın sonları hariç pek bir rolü olduğunu söylenemezdi. Margo’yu sevmememin nedeni Quentin’in de dediği gibi, ‘şımarık bir kız çocuğu’ gibi davranması. Ve bunu da geçtim, belki bir noktada onu anlayabilirim ama Margo bencil birisi. Neden mi? Hani bazen olur ya, kendini özel sanan ve herkesten farklı olduğunu iddia eden insanlar, etrafındakilere sanki herkes gibi olduğu, güya onun gibi farklı olamadığı için onu asla anlayamayacakmış gibi davranan ve sanki kendisi herkesi anlayabiliyormuş gibi davranan. Hah, Margo işte tam da bu anlattığım karakterde birisiydi. Yani ortada onu sevmem için hiçbir neden yoktu. Kabul ediyorum, eskiden ben de tıpkı bu anlattığım türde birisiydim. Hepimiz belki neredeyse bu evreden geçmişizdir ama benim bunu yenmem cidden kısa zamanımı aldı. Çünkü fark ettim ki herkes gibi yaşıyorum ve herkes gibiyim. Bunu kabullendiğinizde veya kabullendiğimde kendimi daha iyi hissettim. Quentin ise, eh, o da bencildi. O da sürekli karşısındaki insanların ona uyum sağlamasını istiyordu. Aslında bir ara baş karakter o olduğu için ona kapılmıştım ve Ben’e sinir olmuştum, arkadaşını neden tek bırakıyor diye ama sonra Radar geldi ve hem Quentin’i hem beni öyle bir aydınlattı ki… başından beri arkadaşını tek bırakanın Quentin olduğunu fark ettim ve açıkçası sonra ondan biraz soğudum. Her neyse kitabın tek sıkıcı yeri bir ara tüm ipuçlarının tükendiği ve Quentin’in o yerler boyunca bitmek tükenmek bilmeyen iç konuşma tahminleriydi. Biraz da uzun sürünce insan biraz havale geçiriyordu ama sonra kitabın en ama EN KOMİK bölümleri başladı: Yolculuk. Allahım gerçekten kitabın sanırım son 100 sayfası harikaydı ve ilk defa bir kitapta ailemin dikkatini çekecek şekilde, bildiğiniz birkaç dakika süren o sesli kahkahalardan attım ve tüm o sıkıcı yerleri unuttum. Ben ve Radar o kadar komikti ki… Ben’in sürekli çişinin gelmesi ve bir yandan Radar ve ikisinin üzerlerinin çıplak olması ve kıyafet bulma arayışları ve sonra teker teker herkesin arabada ki şişelere çiş yapmaya başlaması… offf çok komikti. Bu kitap sırf o 100 sayfalık yolculuk için okunur yani. Bunu rahatlıkla söylüyorum. He birde kitapta Quentin’e Q diyorlardı ve bunu gördüğüm ilk an direk aklıma mercer geldi. :D Sanırım onun Q aşkı beni bile derinden sarsmış çünkü o yerlerde içimden bir ses, ‘tek bir Q var o da mercer’in Q’su’ diye kendince triplere giriyordu. Neyse bunu da söylemek istedim fhjfkfj Eğer sizde kafanızın dağılmasını ve eğlenme istiyorsanız rahatlıkla alabilirsiniz. Açlıktan gözlerim kararıyor daha fazla yazamayacağım, benden bu kadar… (summer)

John Green qələmindən ilk dəfə "Eyni ulduzun altında" romanını oxumuşdum və romanı o qədər sevdim ki, müəllifin digər romanlarına da şans vermək istədim. Müəllifdən ikinci oxuduğum roman isə "Kağız şəhərlər" romanı oldu. "Eyni ulduzun altında" romanını nə qədər sevdimsə bu romanı o qədər sevmədim. Romanda Kyu Ceykobsenin və onun dostlarının Marqo Rot Şpiqelmanın müəmmalı yoxa çıxışından sonra onu axtarmalarından bəhs olunur. Romanın sonu tam bir faciə idi. Müəllif sanki romanın sonunu başdan sovdu yazıb. Marqonun davranışları tutarsız idi. Nə etdiyini özü də bilməyən bir obraz. Tapılması üçün izlər qoyan, ancaq tapılmaq istəməyən Marqo Rot Şpiqelman. Ümumiyyətlə, romanı sevmədim, tövsiyə etmərəm :) (Qurbanova)

Güzeldi: Çok benzerlikleri olmamasına rağmen bir iki yönden alaskanın peşinde'yi andırıyordu. O kitabın yeri bende çok ayrı onun kadar güzel değildi belki ama yine de okumaktan zevk aldığım bir John Green kitabı oldu. Kısacası herkesin gözünde çok büyütülmüş maceracı, uçarı ve ne yaptığı belli olmaz bir kız olan Margo'nun şifreler bırakarak ortadan kaybolmasını okuyoruz ve bizde kitaptaki Radar, Ben ve Q karakterleriyle birlikte gizemleri çözüp Margo'yu bulmaya çalışıyoruz. Sadece son sayfayı bir tık beğenmedim çok açık uçlu bitmedi ama beklentimi karşılayan bir sonda olmadı. (mavidennm)

--reklam--

Kağıttan Kentler PDF indirme linki var mı?

--reklam--

John Green - Kağıttan Kentler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kağıttan Kentler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı John Green Kimdir?

John Green New York Times bestseller'ı olmuş dört kitabın yazarıdır. Michael L. Printz Ödülü, Michael L. Printz Onur Ödülü ile Edgar Ödülü kazanmış, iki kez L.A Times Kitap Ödülü finalisti olmuştur. Ayrıca kardeşi Hank'le birlikte tüm dünyada üç yüz milyondan fazla izlenmiş bir video serisi olan Vlogbrothers'ın yaratıcısıdır. John eşi ve iki çocuğuyla birlikte Indianapolis'te yaşamaktadır.

--reklam--

John Green Kitapları - Eserleri

  • Aynı Yıldızın Altında
  • Alaska'nın Peşinde
  • Kağıttan Kentler
  • İlk Aşk
  • Tek İsim, Tek Kader
  • Kar Taneleri
  • Kaplumbağa Kabuğunda Dünya
  • The Anthropocene Reviewed
  • Aynı Yıldızın Altında

--reklam--

John Green Alıntıları - Sözleri

  • "I" is the hardest word to define. (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)
  • Artık herhangi birisinin beni neden sevdiğini umursamıyorum. Ölesiye yalnızım sadece. (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)
  • "Ona hayat kütüphanesi diyorum." (Alaska'nın Peşinde)
  • Biz hamımız çat vermişik.Doğulandan hər birimiz su keçirməz gəmi olaraq yola çıxırıq.Sonra belə şeylər baş verir- bu adamlar bizi ya atır, ya sevə bilmirlər, ya onlar bizi başa düşmür, ya da biz onları başa düşmürük və beləliklə, biz bir-birimizi itiririk, aldadırıq, pis vəziyyətdə qoyuruq, bir-birimizin xətrinə dəyirik.Və bizim gəmimiz çat verir.Birinci çat görünən kimi yaxınlaşan son qaçınılmaz olur. Amma çat görünən anla gəminin batması anı arasında müəyyən vaxt var. Biz yalnız bu vaxt ərzində biri-birimizi görə bilirik, çünki özümüzdən o yana yalnız bu açılan çatlardan baxa bilirik.Biz biri-birimizin gözlərinə nə vaxt düz baxdıq? O vaxt ki, sən mənim çatlarımı gördün, mən də sənin çatlarını. Ondan qabaq biz yalnız biri-birimizin uydurma obrazlarını görürdük-bu ona oxşayır ki, jalüzləri bağlanmış pəncərənizə baxıram, amma içərini görmürəm. Çatlar yarananda isə içəriyə işıq düşür. Amma içəridən də bayıra işıq düşür. (Kağıttan Kentler)
  • Ve çoğu insan özgürlükte günah buluyor. (Aynı Yıldızın Altında)
  • Acının olayı bu, acı hissedilmek ister. (Aynı Yıldızın Altında)
  • Nereye itilirsem oraya gitmekten yorulmuştum. (Tek İsim, Tek Kader)
  • "Düşünceler sadece düşünce, sen düşüncelerinden ibaret değilsin. Düşüncelerin sana ait değilken bile sen kendine aitsin." (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)
  • Bu şehire, bu insanlara, bu yollara, seni bana imkansız kılan herşeye çokça küskünüm haberin olsun. (Aynı Yıldızın Altında)
  • "It's gonna hurt because it matters." (Tek İsim, Tek Kader)
  • Ve asıl olay, birisini kaybettiğinde eninde sonunda herkesi kaybedeceğini fark ediyorsun. (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)
  • “İş o yerə gəlib çatdı ki, gördüm, biləyimin dərsi elə ağ, elə kövrəkdir ki, mən buna cəsarət etmədim.Mənə elə gəldi ki, öldürmək istədiyim şey bu dərinin, ya da nəbz kimi döyünən bu nazik, göyümtül damarların altında deyil, hardasa başqa yerdədir, daha dərindədir və ona çatmaq daha çətindir” (Kağıttan Kentler)
  • Kalp seçemez, sadece sever. (İlk Aşk)
  • "Bu labirentten nasıl çıkacağım!" (Alaska'nın Peşinde)
  • "Neden iyi insanlar hayatta berbat şeyler yaşar?" (Alaska'nın Peşinde)
  • Anlaşılan dünya bir dilek fabrikası değilmiş (Aynı Yıldızın Altında)
  • Eksik parçaların eksildikten sonra bir daha asla içindeki yere tekrar yerleşemiyor bence. (İlk Aşk)
  • Getmək həmişə ağırdır, çətindir, amma gedəndə, yerindən tərpənənə kimidir bu hiss.Sonra görürsən ki, bundan asan iş yoxmuş. (Kağıttan Kentler)
  • Size herkes bakabilirdi. Asıl nadir olan, sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktı. (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)
  • “Size herkes bakabilirdi. Asıl nadir olan; sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktı.” (Kaplumbağa Kabuğunda Dünya)