Kitap Künyesi

Yazar: Mehmet Görmez

Yayın Evi: Otto Yayınevi

İSBN: 9786054696451

Sayfa Sayısı: 264

--reklam--

Kalbin Erbaini Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Beden ülkesinin sultanı kalptir. Yaratan ve O'nun yarattıkları kalbe vurgu yapar.

Kalp işgal edilir, meşgul olur ama miracı vardır. Katı olur, kötü olur ama sıcaklığı, safiyeti ve samimiyeti vardır. Değişir, bozulur ama salahı, istikameti, terbiyesi vardır. Yakarır, sorumluluğunu bilir, ahlakı ve sadakati vardır. Ne mutlu bize ki kalbi imar eden vahiy vardır. Yumuşar, bayram eder, sonunda bir yolculuğa çıkar sonsuzluğa varır.

Salaha erer, saf olur, istikamet üzere olur ve 40'lara erer sonunda bir kitap olur.

(Tanıtım Bülteninden)

Kalbin Erbaini Alıntıları - Sözleri

  • "Dosdoğru yola ilet Allah'ım."
  • Kânûnî döneminde Çankırı'da yapılan Süleyman Camii'nin duvarlarına şöyle anlamlı bir hat nakşedilmiştir: "Kalbin semasına doğan ilk ışık hikmet yıldızıdır. Sonra ilim ayıdır. Sonra marifet güneşidir. Kalbe doğan hikmet yıldızının ışığında eşyanın hakikati müşahede edilir. İlim ayının ışığında mana âlemi müşahade edilir. Marifet güneşinin ışığında ise Hz. Mevlâ müşahede edilir."
  • Sadaka, kişinin Rabbine, kendine ve bütün insanlara karşı sadakatini gösteren her davranıştır.Yani sadaka, sıdk üzere olan sadıkların davranışıdır.
  • "Sözünde ve özünde doğru olmayan birini havada uçarken görürseniz taşlayıp düşürün. Çünkü keramet ile istidracı ayıran temel faktör istikamettir."
  • "Dünyada her an yolcu gibi ha­reket et."
  • "Bizim, Hakikat'le randevumuz var."
  • Bir şeyin değeri fa zlalığıy­ la ölçülmez. Bir şey i n değeri ifade ettiği anlam ile ölçülür.
  • iman, kalbe hayat vermezse ibadetler şuursuz birer alışkanlığa dönüşür.
  • Pek çok islam bilgini şunu söylemiştir. İman sosyal boyutunu kaybettiği zaman müslümanlar toplumsal dinamiklerini kaybetmeye, dolayısıyla da çökmeye başlar. Günümüzde iman algısı sosyal hayat boyutundan yoksun kalmakta ve vicdanlara mahkum edilmektedir. O zaman da İslam'ın birey ve toplum üzerindeki ahlaki, sosyal ve kültürel yansımasının önü baştan kesilmiş olmaktadır.

Kalbin Erbaini İncelemesi - Şahsi Yorumlar

https://www.dunyabizim.com/m/ancak-kalbi-olan-direnebilir-makale,15.html “Ancak bir kalbi olanlar direnebilirler.” diyordu Kemal Sayar, Kalbin Direnişi adlı kitabında ve kalbi olanların yenilmeyeceğini söylüyordu. Direnmeyi ise; anlam boşluğuna kapılmadan, umudun ferahlatan gücünü akılda tutarak, hayatla ‘kolaya kaçmadan’ baş edebilmek olarak tarif ediyordu. Kalbe, kalp adının verilmesi onun çok değişken olan yapısıyla alakalıydı. Sevinç ve neşe içerisindeki bir kalp bir sözle, bir davranışla hatta bir bakışla bir anda tepetaklak olup hüzne gark olabilirdi. Yahut tam da kendini kasvet kapladığı bir anda gördüğü bir yüz, duyduğu bir ses, aldığı bir haber onu son sürat dâhil olduğu iklimden çıkarıp püfür püfür esen rüzgârın arkadaşlığında nazlı nazlı salınan rengârenk çiçekler ve yeşilin bin bir tonuna sahip ağaçlar arasındaki şelale seslerine kuş cıvıltılarının eşlik ettiği; kışların gelmeyeceği, baharların hiç bitmeyeceği hissi veren nezih bir atmosfere taşıyabilirdi. Küfür ile kararmış olduğu hâlde bir sözü/bir hakikati tasdik onu iman nuruyla dopdolu hâle getirirken, giymiş olduğu iman libası yine aynı şekilde bir sözü/bir hakikati inkâr ile sessizce üzerinden çıkıp gidebilirdi. Onun için kalp önemliydi. Kalbin bu önemine binaen olsa gerek, kalbe dair; kalbi vahyin mecraı, ilim, iman ve hikmet nuruyla muttasıf, en güzel hasletlerle müzeyyen, her türlü marazdan mahfuz ve kalplerin manevi tabibi anlamında tabîbu’l kulûb olan Resul-i Ekrem (sas)’e ait kırk hadisin de yer aldığı Kalbin Erbaini adlı kitabına Prof. Dr. Mehmet Görmez İslam geleneğinde de rağbet gören sembolik anlatıma riayetle Beden Ülkesinin Sultanı: Kalp başlığındaki yazısıyla giriş yapıyor. Kalp beden ülkesinin sultanıdır ve o da her sultan gibi hem çok zayıftır hem çok güçlüdür. Onun da orduları vardır; askerleri, bekçileri, habercileri, hizmetçileri… O iyi olursa etrafındakiler de iyi olur, kötü olursa etrafındakiler de kötü. O sebeple kalbin istikamet üzere sabitkadem olabilmesi için Resul-i Ekrem (sav)’in dilinden düşürmediği şu duaya sarılmak gerekir: “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Rabbim, benim kalbimi senin dinin üzere sabit kıl.” Dinin özü, dindarlığın hülasası Dinin özüdür, dindarlığın hülasasıdır; ihlas ve samimiyet. İhlas ve samimiyetin olmadığı her adımın, her işin, her ibadetin sonu akimdir. Bu sebeple olsa gerek ki kadim zamanlarda ebeveynler çocuklarına, hocalar talebelerine ibadetin eğitiminden önce niyetin eğitimini verirlermiş. Çünkü niyet ibadetten önce gelir, ibadetin değerini, kıymetini niyet belirler. Ancak niyet eğitiminden geçmiş müminlerin kıldıkları namaz ruhun miracı, tuttukları oruç sahibine kalkan, kestikleri kurban Rabbe yakınlık, verdikleri sadaka ömre bereket vesilesi olur. Bir taraftan, “Uzaklarda bir yerlerde boynu bükük bir hâlde bizi bekleyen kalbin ibadeti ihlas ve samimiyetin kapısını ne zaman çalacağız?” diye soran yazar bir taraftan da “Sahi yolculuğumuz nereye? Bizler kimin muhaciriyiz?” diye sorarak okurlarını, yaratıcıya gizli/açık hiçbir şeyi ortak koşmadan gerçekleştirecekleri samimi bir imana davet ediyor, Kalbin İbadeti: İhlas ve Samimiyet adlı bölümde. Çağımızın en büyük hastalıklarındandır, malumatfuruşluk. Teknoloji ve internet marifetiyle bilgiye erişimin herhangi bir sınırlama ya da kota getirmeksizin her geçen gün daha da kolaylaşıyor olması, irfan yoksulu ilim sahiplerinin(!) zuhur etmesine sebebiyet vermiştir. İlimsiz bir irfanın tek başına bizleri maksada ulaştırmayacağı gibi, irfana dayanmayan ilmin de her zaman birçok yönden eksik kalmaya mahkûm olacağını ifade eden yazar, hepimize Resul-i Ekrem (sav)’in “Allah’ım faydasız ilimden.. sana sığınırım.” hadisinden mülhem vücut bulan Yunus’un şu dizelerini hatırlatıyor: İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsin Ya nice okumaktır? İstikamet, en çok ihtiyacımız olan, ama sahibi olmamızın da bir o kadar zor olduğu hasletlerden. Zira nefis ve şeytan(lar) var, heva ve hevesler var, arzu ve istekler var, menfaat ve ihtiraslar var, bağımlılık ve tutkular var. Kalbin kıblesini “istikamet” olarak belirleyen yazar, istikameti Müslüman’ın bu dünyadaki yolculuğu olarak tarif ediyor ve “iman ve istikamet” noktasında durduğumuz yeri sorgulamamızı istiyor. Kendisi Rahman ve Rahim olan ve elçisini de âlemlere rahmet olarak gönderen Yüce Allah, ilahi rahmetin mümin gönüllerde de tecelli etmesini ister. Elçisi “Merhamet ancak kalbi katılaşmış inançsız bedbahtların kalbinden kaldırılmıştır.” der. Yazar ise kalbin terbiyesi olan merhamet eğitiminin yalnızca okuma yazma öğrenerek elde edilecek bir erdem olamayacağının altınız çizer. Sulh ve salahın başlangıç merkezi kalptir, kalbin salahı salih ameldir. Yeryüzünü imar için görevlendirilen insanın kendisinden beklenildiği şekilde yaşanılası bir dünya inşa etmek için bireysel olarak salih bir kalbe, samimi bir niyete ve salih amellere sahip olması yetmez. Def-i mazarrat celb-i menafiden evladır fehvasınca bunun için salih olanlardan aynı zamanda muslih olmaları beklenir. Çünkü “Rabbin, ahalisi ıslah edici kimseler olan şehirleri zulüm ile helak edecek değildir.” (Hûd/117) Doğruluğun davranışla aranması ya da doğruluğun davranışla aranma teşebbüsü olarak tarif edilir sadaka, Tâcu’l-Arûs’ta. Sadaka, kişinin Rabbine, kendine ve bütün insanlara karşı sadakatini gösteren her davranışıdır. Yani sadaka, sıdk üzere olan sadıkların davranışı olarak tezahür eder. O yüzden kalbin sadakati olarak görülür sadaka Kalbin Erbaini’nde. Sıdktan/doğruluktan ayrılmamamız istenir, sözün sıdk olanının cennete götüren hasletlerden olduğu zikredilir hadislerde ve sıdkın sadece söze özgü, sözden beklenen bir ilke olmadığı vurgulanır şu cümlede: “Susarak” yalan üzere hayat sürenler, yalan söz söyleyenlerden hep fazla olmuştur. Yeryüzünü imar için görevlendirilen insanın öncelikle kendi gönül dünyasının imar edilmiş olması gerekmektedir. Kendisi ruhen ve fikren paramparça, darmadağınık, yıkık dökük ve pejmürde bir hâlde olan herhangi bir insanın “himmete muhtaç dede kime himmet ede” misali bir başkasının sadrına şifa, derdine deva ve yarasına merhem olması mümkün değildir. Mekke’den Medine’ye hicret eden Resul-i Ekrem (sas)’in Medine’ye varır varmaz yaptığı ilk üç işin içinde, yeryüzü kendisine mescit kılınmış olmasına rağmen, mescit de vardır. İnsanı bölüp parçalamadan bir bütün olarak muhatap alan İslam dininin Peygamberi; “çarşı” inşası ile insanların bedenlerinin, “suffe” inşası ile akıllarının doyurularak ihtiyaçlarının giderilmesini gözetirken “mescit” inşası ile de gönül dünyalarının açlıklarının giderilmesini ve beslenmesini hedeflemişti. Günümüzde de mescitler inşa ediliyor her yerde, ama yazar, buna muadil olacak şekilde “Gönüller inşa edemiyoruz. Namazlarını bu mescitlerde ihya eden Müslümanlar mescidin fonksiyonlarını ihyaya soyunamıyor.” diyor ve ilave ediyor: “Görkemli mescit yapmak İslam’ın estetiğini, zarafetini ve güzelliğini mimaride göstermek önemlidir. Ancak İslam’ın iyiliğine, ahlakına ve kardeşliğine dayalı görkemli ümmet olmak daha önemlidir.” Kelam sıfatıyla konuşmuştur yüce Rabbimiz kullarıyla. O manada Kur’an bir “söz”dür. İnsanlar da konuşurlar gerek Rableriyle gerekse hemcinsleriyle söz vesilesiyle. Ama söz vardır bir türlüdür yine söz vardır bir başka türlüdür; Yunus’un hikmet fışkıran dilinde ifade olunduğu üzere: Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz O sebeple kalbin tercümanıdır dil, kalbin hâline göre kavl-i hasen vardır, kavl-i maruf, kavl-i adl, kavl-i sedid, kavl-i tayyib, kavl-i kerim, kavl-i beliğ, kavl-i meysur, kavl-i leyyin vardır; bir de kavl-i sû, kavl-i münker, kavl-i zûr, kavl-i lahn, kavl-i zuhruf vardır. Söz de tıpkı bir insan gibidir. Nitekim “Uslûbu beyan ayniyle insan.” denmiştir. Tevhidin bireysel ve toplumsal boyutları Yazar, kalbin eylemi olarak “iman”ı gösteriyor. Bu bölümde, ilgili hadislerde geçen rakamları nasıl anlamamız gerektiği yönündeki izahlarıyla ufkumuzu açıyor. Örneğin; “Müslümanın diğer bir Müslüman üzerindeki hakkı beştir.” hadisinden hareketle, “Bir Müslümanın diğer bir Müslüman üzerinde altıncı bir hakkı yoktur, diyemeyiz.” diyor. Ayrıca imanın bir sonucu olarak gerçekleşen Tevhid inancını da sadece Allah’ın varlığına ve birliğine iman olarak sınırlandırmayı doğru bulmuyor ve tevhidin bireysel ve toplumsal boyutları olduğuna da dikkat çekiyor. İmanı yalnızca gönüllere, ibadeti yalnızca camilere tahsis ettiğimiz zaman dinin fonksiyonunu kaybedebileceği noktasında bizleri uyarıyor. Tevhidin mücessem eylemidir namaz, aynı zamanda kalbin miracı. Yazar önce miraca bir tanım getiriyor; “Mirac, bir yükseliştir. Fiziğin metafiziğe, bedenin ruha, ruhun sahibine, kulun Allah’a yükselişidir. Beşerilikten insanlığa yükseliştir.” Ardından da miracın her bir Müslümanın şahsında gerçekleşebilme şartını dile getiriyor, “Müslümanlar bu yükselişi tıpkı Resul-i Ekrem gibi ancak O’nun razı olacağı bir hayatı yaşayarak gerçekleştirirler.” ve miracın göklere olduğu kadar, insanın kendi semasına yani kalbine ve iç dünyasına doğru da yapması gereken bir yolculuk olduğunun altını çiziyor. Kalbin bir diğer ibadeti olarak “oruç” çıkıyor karşımıza, yeryüzünde hak ve adaletin tesis edilmesi için görevlendirilmiş insanın bu sorumluluğunu bihakkın yerine getirebilmesi için gerekli olan hususlardan biri olan güçlü iradenin kazanımına imkân veren bir ibadet olarak. Hızlandırılmış bir kurs, yoğun eğitimli bir mekteptir Ramazan, ama akıl ve ilim verilmez bu mektepte; akıl ve ilmin ön şartı olan iradeler eğitilir. Literal olarak “kavurucu ateş” anlamına gelir ve ondan kötülükleri yakıp yok ederek gitmesi beklenir. Bir semboller haritası olan hac, kalbe yolculuğun adıdır. Sembollere yüklenen anlamlar bilinerek ifa edilirse eğer; ihram, ölüm elbisesine bürünmenin; mikat, Allah’ın emrine amade olunduğunun ilan edildiği bölgenin; Kâbe, kulluğun keskin çizgilerle sınandığı yerin; tavaf, sonsuzluğa akıp gitmenin; sa’y, mümin olma sorumluluğunu idrak etmenin; Arafat, Kâbe’den uzaklaşıp sahibine yakın olmanın; Müzdelife, hayatımızı bir film şeridi gibi seyretmenin; Mina, aşırı istek ve arzuları taşlamanın; hac, şeytandan ve kötülüklerden anneden doğulduğu gündeki safiyete ulaştıracak şekilde kaçmanın diğer adı olur. Bugün insanoğlunun en büyük sorunlarından olan arzusuna gem vuramama, isteklerini dizginleyememe, tutkularını terbiye edememe hastalığına çare olarak kalplerin rağbetinin Rabbimize olması gerektiği söylenir Kalbin Erbaini’nde. Kalbi imar edecek kitap olarak Kur’an gösterilir. Sayfalarca Kur’an’ın hususiyetlerinden bahsedilir; onu anlamak ve bunun için de onu okumak gerektiğinden, ama anlamak için okumanın yetmeyeceğinden, bunun için hizmetin de gerekliliğinden söz edilir, Mevlana’ya atfedilen bir söze istinaden: “Herkes Kur’an’ı Kur’an’a hizmeti kadar anlar.” Kalbin hastalıkları olsun da onun bir tabibi olmasın mı? Hastalıklı kalplerin sahibi bireylerin oluşturduğu toplumumuzda her geçen gün çözülmenin, tefessühün, kokuşmanın, dejenerasyonun dudak uçuklatan örneklerine son sürat şahitlik etmeye devam ederken bizler; hepimizin rahmet yüklü, hikmet dolu mesajların sahibi bir önderin sunacağı reçeteye çok acil bir şekilde ihtiyacımız var. Bu manada sorularımıza cevap, sorunlarımıza çözüm bulabilmek için ümmetine karşı pek şefkatli ve merhametli ve aynı zamanda tabîbu’l kulûb olan Resul-i Ekrem (sav)’in sireti en çok müracaat edilmesi gereken temel bir kaynak olarak bütün ihtişamıyla orada bizleri bekliyor. Kalplerin gecesi Kadir gecesidir. Yazar gecenin faziletini gecenin karanlığına değil karanlıkları ortadan kaldıran Kur’an’a atfeder. Aynı şekilde Müslümanların Allah katındaki değerini yücelten de Kur’an’dır. Ne zaman ki insan Kur’an’ın kadrini bilemez olmuştur; işte o vakit beşerin ve ümmetin de kadri düşmüştür. Kalplerin sevinçleri bayramdır ve bir mümin, bayramını gittiği yere götürecek kadar güçlü bir insandır. Kalbin mesuliyeti bilmeden konuşmaktır. Hele ki din hakkında her kafadan bir ses çıktığında, bizi birleştirmek için gelen dinin, bizi ayrıştıran bir unsur olarak kullanılmaya başlanması ve din üzerinden toplumsal gerginlik meydana gelmesi kaçınılmazdır. Nifak, kalbin tabiatını bozmaktır, tabii olmamaktır. Mâlâyâni kalbin ağır yüküdür, cennet mâlâyâninin olmadığı bir ödüldür. O yüzden, eğer daha yaşarken yaşadığımız dünyayı cennete dönüştürmek ve cennetliklerin özellikleriyle bezenmek istiyorsak boş, faydasız ve lüzumsuz işlerden uzak durmamızdır bizden beklenen. Resul-i Ekrem (sas) kulun işlemiş olduğu her bir günahın kalbine konan siyah bir lekeye dönüştüğünden bahseder. Şayet kul tövbe eder ve o günahından arınırsa kalbi tekrar eski safiyetini, temizliğini, paklığını kazanır; ama kul tövbe etmez ve o günahında diğer günahlarla birlikte ısrar ederse çoğalan siyah lekeler kalbin tamamen kararmasına ve âdeta paslanmasına sebebiyet verir. Bu mecazi anlatım Mutaffifin suresinde de kendine yer bulur, kalpleri pas tutmuştur, şeklinde. Aslında kalbe dair mecazi anlatım sadece bununla sınırlı değildir Kur’an’ı Kerim’de; kalbin sertleşmesinden, katılaşmasından, taştan daha da sert olmasından, kilitlenmesinden, bağlanmasından, kapanmasından, kılıflara bürünmesinden, hatta kalplerin hastalanmasından, gözlerini kaybedip körleşmesinden ve nihayetinde mühürlenmesinden de söz edilir. Kadim zamanlarda kalbi işgal eden siyah noktalar ve kara lekeler; inançsızlık, inkârcılık, sevgisizlik, merhametsizlik, kin, öfke, intikam, haset gibi kötü duygu ve düşüncelerle izah edilmiş; yalan, gıybet, dedikodu, kibir, kendini beğenmişlik, bencillik, su-i zan, tûl-i emel gibi illetler kalbi saran siyah noktalar olarak tarif edilmiştir. Fakat günümüzde bu hadisin daha öte anlamlar ifade ettiğine işaret eden yazar, bugüne kadar söylenenleri tasdik etmekle birlikte modern zamanlarda kalplere musallat olan kara lekelerin sağanağa dönüştüğünü de ifade eder. “Bugün kalbin pasını silmek ve her türlü işgalden kurtarmak için bir gönül ahlakına, yürek terbiyesine ve bir merhamet eğitimine ihtiyaç vardır.” diyerek de biz çözüm önerisi sunmaktadır. Kendilerinde dua ihtiyacını öldüren toplumlar, genellikle yozlaşmaktan ve çökmekten kaçıp korunamamışlardır. İnsan, hayatı boyunca kazandıkları ölçüsünce değil, aksine tam olarak kendisinde hissettiği yüksek ve aşkın ihtiyaçlar ölçüsünce insandır. O sebeple olsa gerektir ki Resul-i Ekrem (sav), “Allah’ım hayretimi artır.” diye dua ederek kaynağı bilgi olan hayretin talibi olmuştur ve ondan bize intikal eden bütün dua örnekleri, yazarın ifadesiyle “düşünsel öğelerin” ağır bastığı metinleri oluşturmuştur. Yine yazara göre:“Onun duaları Allah’ı tanıma, insanı tanıma, ahlak ve toplumsal usuller, yüce ideallere ulaşma; bireysel, toplumsal ve ahlaki alçaklık, adilik ve tehlikelerden bir korku ve bir kaçış hakkındadır.” Kalbin Erbaini, sağanak hâlinde gelen ve insan kalbine musallat olan her türlü kara lekelerden gerek haberdar olmak gerekse zararlarından azami ölçüde korunarak süreci hasarsız bir şekilde atlatmak muradında olan herkes için hem okumaları hem de başkalarının okumalarına vesile olmaları gereken başucu niteliğinde bir kitap. Sahibine sadaka-i cariye olması duasıyla. (Selma Kavurmacıoğlu)

Kalbin Tercümanı: Üniversiteden bir hocamın tavsiyesi üzerine almayı düşündüğüm daha sonra ise arkadaşımın bana hediye etmesi ile okumaya başladığım bu kitap eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamıza ait. Kalbin Erbaininde, hocamızın seçtiği kırk hadis açıklamalarıyla beraber ele alınıyor . Başta ki hadisler özellikle bu şekilde devam ederken sonlara doğru seçilen hadislerle anlatılan konuların birbirinden farklı olduğu göze çarpıyor. Ancak bu kitaba farklı bir boyut kazandırmış yazarla muhabbet ediyormuş hissi bırakmış. Bu sebeple bunu hiç yadırgayamadım. Gayet güzel ve okunası bir kitap olmuş. Yazan hocamızdan ve emeği geçenlerden teşekkür ederiz:) Fazla uzatmaya gerek olmadığını düşündüğüm için son olarak yazarın bir hadisi açıklarken anlattığı ve kitabın en sevdiğim kısımlarından biri olan bir anısıyla bitireyim. "Bir gün rahmetli babam, kendisinden ders alan arkadaşlarımın da bulunduğu bir mecliste bize şunu sordu: "Çocuklar sizce cennetin en güzel nimeti nedir?" Biz de "Kuranı Kerim de Cennet-i Adn var, Cennet-i Firdevs var." dedik ve cennetin nimetlerini tek tek saymaya başladık. "Yok ben öyle düşünmüyorum." dedi. "Öyleyse bu nimetler nedir efendim?" dedik. 'Cennette ne boş ve ne beyhude bir söz işitirler, ne de bir yalan' ayetini okudu ve "Bence cennetin en güzel nimeti bu olsa gerek." dedi. Pek haklı.... (Ayşegül)

DİB eski başkanlarından sayın Mehmet Görmez hocamız İslam dinini bu kitapta özetlemiş. Müslümanlar olarak dinimizi sağlam ve sahih kaynaklardan öğrenmemiz gerektiği bir hakikattir. Bu nedenle bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. İyi okumalar ... (Sacettin)

Kalbin Erbaini PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Mehmet Görmez - Kalbin Erbaini kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kalbin Erbaini PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Mehmet Görmez Kimdir?

Mehmet Görmez, 1959 yılında Gaziantep'in Nizip ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Nizip'te, ortaöğrenimini ise Gaziantep İmam Hatip Lisesi'nde tamamladı. 1983 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni 1987 yılında bitirdi. Aynı yıl Temel İslâm Bilimleri Bölümü Hadis Anabilim Dalında yüksek lisansa başladı. 1988'de Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı'nın tahsis ettiği bursla bir yıl süreyle Kahire Üniversitesi'nde inceleme ve araştırmalarda bulundu.

1990'da başladığı doktorasını 1995'te Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu adlı teziyle tamamladı. 1995-1997 yılları arasında Kazakistan'daki Ahmet Yesevi Üniversitesi'nin ilahiyat fakültesinde görev yaptı. Görmez, 1998'de yardımcı doçent, 1999'da ise doçent oldu. 2001-2003 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde dersler verdi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi iken 13 Ağustos 2003'te Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevine getirildi.

2006 yılında profesör unvanı alan Mehmet Görmez, 11 Kasım 2010'da Ali Bardakoğlu'nun kendi isteğiyle görevinden ayrılmasından sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'na atandı. 31 Temmuz 2017 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığından emekliye ayrılmıştır.

Görmez, emekliliği sonrası kurucusu olduğu İslâm Düşünce Enstitüsü'nün ve Uluslararası İslâm Düşünce Vakfı'nın başkanıdır.

Evli ve üç çocuk babası olup Arapça ve İngilizce bilen Mehmet Görmez'in yayımlanmış birçok eseri vardır.

Kitapları

Hadis İlminin Temel Meseleleri, Otto Yayınları.

Kalbin Erbaini, Otto Yayınları.

Gazzali’de Sünnet Hadis ve Yorum, Otto Yayınları.

Sünnet ve Hadisin Aktüel Değeri, Kitabiyat Yayınları.

Sünnet ve Hadisin Anlaşılması Ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu, Otto Yayınları.

Gençliğin Anlam Arayışı, Otto Yayınları.

İslam’da Zor Zamanlar, Otto Yayınları.

--reklam--

Mehmet Görmez Kitapları - Eserleri

  • Kalbin Erbaini
  • Hadis İlminin Temel Meseleleri
  • Gazali'de Sünnet Hadis ve Yorum
  • Gençliğin Anlam Arayışı
  • Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu
  • Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu
  • İslam’da Zor Zamanlar

--reklam--

Mehmet Görmez Alıntıları - Sözleri

  • Gazali ye göre, akıl ile nakil arasında çelişki görülen her yerde, sadece aklı esas alarak nakli reddetmek ne derece ifrat ve yanlışlık ise, nakli esas alıp aklı yok saymak da o derece aşırılık ve tefrik olur. (Hadis İlminin Temel Meseleleri)
  • Gazali; felsefe ve mantığı, kelam ve tasavvuf için birer araç olarak kullanmıştır. (Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu)
  • Bir şeyin değeri fa zlalığıy­ la ölçülmez. Bir şey i n değeri ifade ettiği anlam ile ölçülür. (Kalbin Erbaini)
  • Her kim aklı yalanlarsa şeriatı da yalanlamış olur. Zira şeriatın doğruluğu yine akılla öğrenilmiştir. Eğer akli delil doğru olmasaydı, gerçek peygamber ile sahte peygamberi, yalancı ile doğruyu ayırt edemezdik. Şeriat akıl ile tesbit edildiği halde, şeriatın kendisi aklı nasıl yalanlayabilir? (Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu)
  • Pek çok islam bilgini şunu söylemiştir. İman sosyal boyutunu kaybettiği zaman müslümanlar toplumsal dinamiklerini kaybetmeye, dolayısıyla da çökmeye başlar. Günümüzde iman algısı sosyal hayat boyutundan yoksun kalmakta ve vicdanlara mahkum edilmektedir. O zaman da İslam'ın birey ve toplum üzerindeki ahlaki, sosyal ve kültürel yansımasının önü baştan kesilmiş olmaktadır. (Kalbin Erbaini)
  • Hz Peygamber e ait olmayan Kuran a muhalif bir sözün ona isnat edilmesi en az ona ait hüküm ve hikmet ihtiva eden bir sözün reddedilmesi kadar yanlış bir davranıştır. Bu sebeple olsa gerektir ki Hanefi fakih ve usulcülerinden es-Serahsi şöyle demiştir. "Her türlü bidat ve hevanın aslı ahad haberlerin Kur'an ve meşhur sünnete arzını terk etmekten neşet etmiştir. Bazları Hazreti Peygambere ulaşıp ulaşmadıkları şüpheli oldukları halde ve kesin bilgi ifade etmemelerine rağmen bu tür hadisleri asıl kabul ettiler sonra da Kur'an ve meşhur sünneti bu asıllara göre yorumladılar. Böylece tâbi olması gerekeni metbu kesinlik arz etmeyen bir şeyi de esas olarak kabul ederek bidat ve hevaya düştüler" (Hadis İlminin Temel Meseleleri)
  • Ahlak ibadetin nihai gayesidir. Bir dinî davranışın, bir ibadetin Allah nezdinde kabul olup olmadığını, o ibadetin bizde ahlaka dönüşüp dönüşmediği belirleyecektir. "Ameller niyetlere göredir." hadisi, aynı zamanda kötü niyetle yanlış gayeyle dindarlık sergilenebileceğini de ifade etmektedir. Elbette biz kişinin niyetini bilemeyiz. Oysa İslam'ın din-ahlak ve ibadet- ahlak ilişkisine dair ortaya koyduğu ilke ve esaslar, bizim niyeti bilebileceğimizi gösteriyor. Buna göre dindarlık bir ahlak doğurmuşsa, ibadet kişinin hayatında bir ahlaka dönüşmüşse bu, onun hem niyetinin hem de ibadetinin Allah nezdinde makbuliyetini gösterir. | Mehmet Görmez, İslam’da Zor Zamanalar -Bir Okuma Usûlü- , OTTO Yayınları, 1.Basım: 2021, s.68 (İslam’da Zor Zamanlar)
  • Ahlak dinin özü, ibadetin de gayesidir (Gençliğin Anlam Arayışı)
  • Rabbimiz sadece iman eden, itaat eden kullarına nimet vermez ; isyan edenlere de verir. Bazen isyan edenlere daha fazla verir (İslam’da Zor Zamanlar)
  • Hayâ ile hayat bulabilmek için ahlakı merkeze alan gerçek bir dindarlık anlayışına dönmeliyiz. (Gençliğin Anlam Arayışı)
  • Kânûnî döneminde Çankırı'da yapılan Süleyman Camii'nin duvarlarına şöyle anlamlı bir hat nakşedilmiştir: "Kalbin semasına doğan ilk ışık hikmet yıldızıdır. Sonra ilim ayıdır. Sonra marifet güneşidir. Kalbe doğan hikmet yıldızının ışığında eşyanın hakikati müşahede edilir. İlim ayının ışığında mana âlemi müşahade edilir. Marifet güneşinin ışığında ise Hz. Mevlâ müşahede edilir." (Kalbin Erbaini)
  • Oysa hiçbir peygamber kendi kavminin kültürünü evrensel bir din kuralına dönüştürmemiştir. Bir dine girebilecek en büyük bidat, peygamberin gönderildiği kavmin örfünü, âdetini, geleneğini, kültürünü din hâline getirmektir. (Gençliğin Anlam Arayışı)
  • İslam toplumu, tarih boyunca Sünnet ve Hadisi yanlış anlamaktan çektiğini uydurma hadislerden çekmemiştir M. Gazali (Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu)
  • Gazali'nin yerinde tespiti ile "İslam ümmeti, tarih boyunca sünnet ve hadisin yanlış anlamak ve yorumlamaktan çektiğini, uydurulan binlerce mevzu hadisten çekmemiştir." (Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu)
  • Cüneyd-i Bağdadi'nin meşhur sözüdür: "Bir kimseyi gökte uçarken veya su üstünde yürürken görseniz dahi eğer o kimsede Kur'an ahlakı yoksa dönüp bakmayın bile." (İslam’da Zor Zamanlar)
  • "Dünyada her an yolcu gibi ha­reket et." (Kalbin Erbaini)
  • " İslam toplumu tarih boyunca sünnet ve hadisi yanlış anlamaktan çektiğini, uydurma hadislerden çekmemiştir." Gazali (Sünnet ve Hadisin Anlaşılması ve Yorumlanmasında Metodoloji Sorunu)
  • Akıl, vahyin biricik muhatabıdır (Gençliğin Anlam Arayışı)
  • Eğer yeryüzünde kötülük olmazsa yaratılışın gayesi bozulur (İslam’da Zor Zamanlar)
  • Her kim manaları lafızlarda ararsa onları zayi eder. (Gazali'de Sünnet Hadis ve Yorum)