Kitap Künyesi
Yazar: Alper Canıgüz
Yayın Evi: April Yayıncılık
İSBN: 9786055162825
Sayfa Sayısı: 216
--reklam--
Kan ve Gül Bir Kara Dejavu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…”
Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk…
Kan ve Gül, fantastik bir polisiye.
Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman.
Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik.
İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete… geçmesi pekâlâ mümkündür.
Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması… galiba iyi olacaktır.
Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır.
Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.
Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir?
Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır?
Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?
Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.
Gelecek, bazıları için, hakikaten de uzak bir hatıradan ibarettir. Böyleleri açısından varoluş, hayatın meşum bir noktasında, şimdiki zamandan ileriye doğru uzanan bir yol olmaktan çıkıp, onları geçmişle gelecek arasına sıkıştıran bir hapishaneye dönüşmüştür. Bu, trajik bir hal midir? Herhalde öyledir. Fakat burada bize düşen, kimseyi yargılamak değil; bir köle, ama muhakkak ki pek isyankâr bir köle saymak gereken insanın hazin kaderine dair bir hikâye anlatmak. O yüzden, gelin, az önce sözünü ettiğim iflah olmaz türün bir mensubu sıfatıyla, size her şeyi ta en ortasından başlayarak anlatayım.
Evlendiğim ve boşandığım tarih, nikah dairesindeki memur ve avukatımızın tuhaf ve müşterek bir cilvesiyle, aynı güne denk gelmekteydi. Doğum 17 Ocak 1995, ölüm 17 Ocak 2004. Dokuz sene; flört dönemimiz de hesaba katılınca, on altı. Flört ne demekse? “Ayrılık acısından kurtulmak için gereken süre, birlikte geçirilenin yarısı kadar” demişti bir arkadaşım Nergis’le boşandığımızda. O zamanlar sekiz seneyi kendimi öldürmeden ya da ne bileyim, en iyi ihtimalle aklımı kaçırmadan geçirebileceğime pek ihtimal vermemekteydim ya, yuvamızın yıkılışının onuncu sene-i devriyesini geride bıraktığım günlerde, o arkadaşımın bu teoriyi belki de beni teselli etmek için uydurduğunu düşünmeye başlamıştım. Çünkü bu aşkın, bu sevdanın üstünden kış geçiyor, bahar geçiyor, yaz geçiyor, ömür geçiyor lâkin kalbimdeki yara geçmiyor, geçemiyordu.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Kan ve Gül Bir Kara Dejavu Alıntıları - Sözleri
- Artık sevmeyen kadının gözlerini hemen tanırsınız. Denizi yırtan bıçak gibidir.
- İnsanın tabiatında, mana aramak gibi bir maluliyet söz konusu, malumunuz.
- "... , soyguna uğramış bir insan, kendisinden ne çalındığını bilmediği sürece, soyulmamış demekti."
- Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.
- Kanımca bir insanın en büyük eseri hayatıdır.
- "Ey güvenli limanım, biricik sevgilim, hayat ışığım... Ey benim güzel pişmanlığım..."
- “Görüyorsun dostum," diye bana döndü Abdül. "Hayat hep bir arayış...”
- "Unutmayın güle rengini veren kandır."
- "Bu aşkın, bu sevdanın üstün den kış geçiyor, bahar geçiyor, yaz geçiyor, ömür geçiyor lakin kalbimdeki yara geçmiyor, geçemiyordu."
- "Kendine acımak, geçmişe yazıklanmak faydasız ve anlamsız bir işti. Olmak, olmamanın bir fonksiyonuydu."
- "Çok fazla düşünüyorsun ama basit düşünmeyi başaramıyorsun."
- Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir?
- "Yeni bir dünya tasarlayabilmek ancak aşkla mümkündü."
- "Evleneceğim sonra. Bir cesedi tek başına taşımak zor iştir çünkü ve aşk, karşılık bulmayan iki sevgi."
- Othello'nun dediği gibi, soyguna uğramış bir insan, kendisinden ne çalındığını bilmediği sürece, soyulmamış demekti. Ne yazık ki, gelecek bir daha hiç eskisi gibi olmayacaktı.
--reklam--
Kan ve Gül Bir Kara Dejavu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir?” Alper Canıgüz’e bu kitabıyla -merhaba- dedim. Evet, biliyorum çok klişe olacak ama ben kitabı bir çırpıda okudum. Ne yapaydım kitap çok akışkandı. Farkında mısınız günümüz yazarları eski dönem yazarları gibi betimleme yapmıyorlar. Böylelikle kitabın akışı bozulmuyor ve okuyucunun dikkati hiçbir şekilde dağılmıyor. Sonuçta “Bir çırpıda okuduk.” klişesi çıkıyor ortaya. Yazar hikayeyi daha önce benim karşıma çıkmayan bir özgünlükte işlemiş. Bir dejavu sayesinde kahramanın seyri değişiyor. Arkasından dönen dolaplar, bilmeceler ve bir cinayet… Kitabın ilk sayfaları olağan giderken ilk ters köşeyle farklı bir dünyaya geçiyoruz ve kitabın seyri gerçekten değişiyor. Devamında gelen bir kaç ters köşe de okuyucuyu diri tutmayı başarıyor. Bunun üstüne güzelde bir final koyunca ortaya gerçekten başarılı bir iş çıkmış, tebrikler. Aslına bakarsanız kitap hiç olağandışı değil. Hikayede 5-6 isim geçiyor. Olaylar da sıradan. Fakat güzel fikir, özgün bir tema, akıcı bir anlatım ve okuyucuyu diri tutacak ters köşelerle başarılı bir kitap haline gelebiliyor. İşte bu yüzden tüm oklar yazara çevriliyor çünkü olağan bir olayı bize soluksuz okutabiliyor. Tebrik ederim Alper Canıgüz. Bütün kitaplarını okuyacağım. Kitapta siyasi diyalogların geçtiği bir kaç bölüm vardı. Ben oraları hiç okumadım, “Sakın bir söz daha söyleme, Neden biliyor musun? çünkü inanırım Eyşan.” dedim ve atladım. Çünkü ben kitabı çok sevmiştim ve o bölümler beni kitaptan soğutabilirdi. Bu yüzden bu riski alamazdım. İnşallah doğru yerlere sallamıştır, amin. Şakayı bir yana fırlatalım daha önce Ot Dergisini de bu sebepten eleştirmiştim. Bir daha da alıp okuyasım gelmedi. Aynı şekilde Zülfü Livaneli’nin benim için ilk kitabına başlayacak zamanda bir şahıs için “Edebiyatımızın usta kalemi” yorumu yapması, beni kendisinden soğutmuştur. Bunuda buraya not olarak ekleyelim: Unutmadık. (1000okur)
Alper Canıgüz, kendine has bir hayran kitlesi oluşturmayı başarmış bir yazar. “Kan ve Gül” isimli yeni kitabına dair bu yazıyı yazmaya başlarken, 3 Nisan tarihinde raflarda yerini alan kitap, henüz 40 günlük bir ömre sahipti. Yazımın yayınlandığı bu kitap sitesinde, bugüne kadar 40 kişi tarafından okunan bu kitap için, 30 oy kullanıldığını, 19 kişi tarafından beğeni aldığını, 8 inceleme yazısı yazıldığını ve kitaptan 78 pasajlık alıntı yapıldığını gördüm. Bu sayıları küçümsemeyin. Örneğin ülkenin popüler ve çok satan yazarlarından Canan Tan’ın yine Nisan’ın ilk günlerinde satışa çıkan “Başıbozuk Sevdalar” isimli kitabı bu sitede, bugüne kadar 6 kişi tarafından okunmuş, 2 beğeni almış, 1 inceleme yazısı yazılmış ve 13 pasajlık alıntı yapılmış. Oysa tanınırlık ve okunurluk açısından Canan Tan’ın Alper Canıgüz’den daha popüler olduğuna şüphe yok. Bunun iki yazarın okurlarının derinlik ve tutkunluk farklılığından kaynaklandığını söyleyebiliriz. “Kan ve Gül” Alper Canıgüz’ün okuduğum dördüncü kitabı. Canıgüz’ün toplam kitap sayısı ise beş. “Tatlı Rüyalar”ı da okuyacak olsam, Alper Canıgüz külliyatının tamamına hâkim olmuş olacağım. Alper Canıgüz kitaplarını bu kadar ilgi çekici kılan şey, edebiyatımızda örneği çok rastlanamayan fantastik polisiye türüne giren eserler olması. “Kan ve Gül” de, bu sınıfa giren bir eser. Alper Canıgüz kitaplarını okuyanların hemen hemen hepsinin ortak tepkisi, ellerine aldıkları kitaplarını bir çırpıda okuduklarını iddia etmeleridir. Bu oldukça doğru bir tespit ama hızlıca okunan kitapların kolayca hazmedileceğini iddia etmek o kadar da kolay değil. Her bir kitabı, yenisi çıkana kadar üçer ay ara ile tekrar tekrar okumak ve her defasında ayrı bir lezzet almak mümkün. “Kan ve Gül”ü, dil ve okuma lezzeti, karakter zenginliği açısından, Canıgüz’ün daha önce okuduğum, Alper Kamu maceralarını içeren kitapları ya da “Gizli Ajans” seviyesinden bir basamak aşağıda bir eser olarak tanımlayabilirim. Ancak senaryo doygunluğu, toplumsal arka plan, realiteyle kurduğu bağlar açısından daha sağlam bir eser. Kitap kısaca bir zamanda yolculuk hikâyesi. Fiziken geriye dönen ama zihni geldiği yılda takılı kalan bir pembe roman kitapları çevirmeninin, yaşamındaki çıkmaz sokaklara ve çok sonradan fark ettiği bir cinayete geçmişte çözüm aradığı bir yolculuk serüveni. Dönülen yıl 1994 ve dönülen zamanın merkez üssü Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü. Öğrencilik yıllarına geri dönen, romanın kahramanı Aziz, dönemin okul atmosferini, dönemin öğrenci gençliğini, siyasi gelişmelerini ustalıkla hikâyesinin arka planında örüyor. O arka plana bakınca, bu günkü toplumsal kuraklık insanın içini daha da bir acıtıyor. Alper Canıgüz edebiyatında en başarılı bulduğum alan, karakterlerin zekâ pırıltısı taşıyan diyalogları, insanın salaklığının ve aklının iç içe geçtiği davranış tercihleri, ideal ile kapasite arasındaki acınası çırpınışları. Boğaziçi mezunu, pembe romanlar çevirmeni Aziz’in, sonradan eşi olacak sevgilisini, geçmişe döndüğünde, ilk kez tanıştığı bir arkadaşının evinde yakalaması ve ne yapacağını şaşırıp kız arkadaşından para isteyerek oradan ayrılması, tarif etmek istediklerimi özetleyen bir senaryo parçası. Alper Canıgüz edebiyatının diğer bir takdir edilesi özelliği, gerçeküstü ve gerçek olma potansiyelleri birbirine yakın sahneler kurgulayabilmesi. Halk otobüsündeki yılanlı sahne ile Darülaceze’de oynanan tiyatro oyunundaki Azrail rolünün etkilerini de, bu tip kurgulara örnek gösterebilirim. Romanın en çarpıcı karakteri sosyopat olarak tanımlanabilecek olan ve bir cinayete kurban giden Abdül. Esas çarpıcı olan ise sosyopat olarak tanımlanabilecek bu karakterin konuşma metinlerindeki insanlık, dünya ve Türkiye tespitlerinin yerli yerinde olması; “Gelenek insanların ahmak olduğunu varsayar, modernite ise sorumluluk sahibi, zeki canlılar olduğunu. Bu yüzden kısa ve orta vadede hep gelenek kazanır.” “Kan ve Gül”ü, doğum yılları 1965 ile 1979 yılları arasında olan X kuşağına bir saygı duruşu olarak da tanımlamak mümkün. Bu sebeple, kitapta her bir bölümün başında, intiharı ile X kuşağının dünya üzerindeki etkisinin sonlanmasını simgeleyen Kurt Cobain’e ait şarkı sözleri yer alıyor. Bu kuşağın bir üyesi ve romanın geçmiş dönemli yıllarında İstanbul’da öğrenci olan birisi olarak, kitabın bendeki etkisinin oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. 559C Rumeli-Taksim otobüsünü, Beşiktaş Çarşı’yı, Kadıköy Barlar Sokağını uzaktan da olsa tekrar hatırlatması bile başlı başına, romanı benim için özel kılıyor. Alper Canıgüz, kendi ortalamasını, düzenli bir ortalama ivme ile ileri taşımaya devam ediyor. Peşinden, ilgili, yaratıcı ve üretken hayran kitlesini de sürükleyerek. (Sinan Tütüncüler)
--reklam--
Kan ve Gül Bir Kara Dejavu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alper Canıgüz - Kan ve Gül Bir Kara Dejavu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kan ve Gül Bir Kara Dejavu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alper Canıgüz Kimdir?
Alper Canıgüz 13 Şubat 1969 yılında İstanbul’da doğmuştur. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunudur. Lise döneminden itibaren öykülerini dergilerde yayınladı. Yayınevlerinde çevirmenlik yaptıktan sonra üniversitede öğretim görevlisi olarak çalıştı. Bir dönem reklam ve metin yazarlığı yaptı.
--reklam--
Alper Canıgüz Kitapları - Eserleri
- Tatlı Rüyalar
- Oğullar ve Rencide Ruhlar
- Gizliajans
- Cehennem Çiçeği
- Kan ve Gül Bir Kara Dejavu
- Kıyamet Park
- Gizliajans
--reklam--
Alper Canıgüz Alıntıları - Sözleri
- Eh, neticede olgunluk dediğin, hayatı daha fazla acıyla kabullenebilme yetisi değil midir? (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
- Çünkü en çok sevdiklerin yaralar seni. (Gizliajans)
- "Hüzünlü bir hikâye anlat bana." "Hüzünlü mü? Niye ki?" "Babacığım," dedim. "Sen de biliyorsun, vakit mutlu hikâyeler için çok geç." (Cehennem Çiçeği)
- Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar. (Oğullar ve Rencide Ruhlar)
- Artık sevmeyen kadının gözlerini hemen tanırsınız. Denizi yırtan bıçak gibidir. (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
- "...ama işte ne yaparsınız, aşkta ve mizahta çok çabuk iş işten geçiyor." (Kıyamet Park)
- Beni yıpratan kendi iç hesaplaşmamdı. (Oğullar ve Rencide Ruhlar)
- "...baştan aşağı pozitif enerji olmuştum artık. Hazırdım dünyanın canına okumaya." (Oğullar ve Rencide Ruhlar)
- İnsanın tabiatında, mana aramak gibi bir maluliyet söz konusu, malumunuz. (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
- "Cidden tuhaf yaratıklar bu kadınlar." (Oğullar ve Rencide Ruhlar)
- İnsanın tüm varoluşsal dertlerine deva olacak bir çözüm bulmak imkansız. (Tatlı Rüyalar)
- "Çoğu insanın kafası çelişkilerle, ruhu komplekslerle dolu ve ne istediğini bilmiyor." (Tatlı Rüyalar)
- "Herkesin delirmek için bir nedeni vardır." (Cehennem Çiçeği)
- “Görüyorsun dostum," diye bana döndü Abdül. "Hayat hep bir arayış...” (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
- "..sanki hiç sevmemişiz gibi..." (Cehennem Çiçeği)
- "Unutmayın güle rengini veren kandır." (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
- Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı? Bu masumane görünen soru, içinde korkunç bir gizli argüman barındırmaktadır: Bu da sevginin ölçülebilir bir şey olduğu iddiasıdır. Biliyor musunuz, çocuk o güne kadar bunu hiç düşünmemiştir bile. O hayatı ve hayatın bir parçası olarak kendisini ve diğerlerini doğallıkla sevmektedir. Ne ki, birden tartmaya başlar... Annemi mi daha çok seviyorum babamı mı? (Gizliajans)
- Yanıp küle dönüşmüş bir şatodan başka birşey bırakma ölümün ellerine. (Kıyamet Park)
- "Sartre haklıydı. "Öteki" cehennem demekti." (Oğullar ve Rencide Ruhlar)
- "Kendine acımak, geçmişe yazıklanmak faydasız ve anlamsız bir işti. Olmak, olmamanın bir fonksiyonuydu." (Kan ve Gül Bir Kara Dejavu)
Yorumlar
0 yorum