Kitap Künyesi

Yazar: Suat Derviş

Derleyen: Devrim Horlu

Derleyen: Burak Albayrak

Tasarımcı: Hamdi Akçay

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İSBN: 9786053753414

Sayfa Sayısı: 312

--reklam--

Kara Kitap Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Hayaletler, fırtınalı geceler, ölümler, eski evler ve doğaüstü güçler… Bunların yanı başında kıskançlık, güzellik ve aşk…

İlk kitabı olan Kara Kitap’la birlikte, daha önce Latin harfleriyle hiç yayımlanmamış Fatma’nın Günahı, Ne Bir Ses… Ne Bir Nefes… ve Buhran Gecesi adlı romanlarının yer aldığı bu ciltte, Suat Derviş’in gotik edebiyata girebilecek özellikler gösteren, dört kadının hikâyesinin anlatıldığı dört eserine bir arada yer verilmiştir.

--reklam--

Kara Kitap Alıntıları - Sözleri

  • "Yalnız yalan söylendiği zaman yemin edilir".
  • Dünyada mantıktan daha soğuk, mantıktan daha saçma ne vardır?
  • Ben de henüz okumasını bilmeyen bir insan kadar, belki de ondan fazla cahilim. Onların içinde geçen bütün bir hayat neye yaradı? Bunca sene çalıştığım halde bütün bu ciltlerin içinde bir hakikat bulamadım. Hepsi benim dimağımı şüpheye düşürmekten başka bir şeye yaramadılar.
  • Dünyada her zaman... Her zaman fenalık iyiliğe, kin aşka galip gelecek.
  • Hep aynı yerleri görmek bana usanç verir. Hep aynı şeyler, aynı insanlar beni sıkar.
  • ben kimseyi sevmedim.
  • Fakat insan seni, aşkını kaybetmemek için her şeyi yapar, her şeyi
  • Hayatımda bir zaman oldu, ben de bütün diğer insanlara benzedim. Ben de herkes gibi güzelliği sevdim. Güzel olmak, beğenilmek ve sevilmek istedim.
  • Allah'ım, yaşamak istiyorum. Soguktan, sıcaktan, kardan, fırtınadan korkmadan, her şeyden zevk bularak yorulmadan, kınılmadan, solmadan yaşamak istiyorum. Öyle bir yaşayış ki...
  • Beni annem bile sevmedi
  • Felakete en yakın olanlar, en mesud olanlardır
  • Büyük felaketlerin ruhları yükselttigini, ruhları temizlediğini söyleyen, iddia eden insanlar birer delidir. Bunlar hakiki kederleri, ruhu yaktığı gibi asabı da yakan insani kederleri bilmeyen birer delidir.
  • Sizi gördüğüm zaman hiç... Hiç güneş görmediğimize hükmettim.
  • Korkuyu çok sevdik ama az ürettik
  • Oh, ben onu sevmemişim. Şimdi anlıyorum ki onu sade beğenmişim. Ve artık beğenmiyorum. Fakat vicdanen muazzep değilim. O da beni beğenmiyor. O da beni sevmiyor. Zannediyorum ki her şeyin sonundayız.

--reklam--

Kara Kitap İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Suat Derviş'in yazdığı ilk roman kara kitap.Ondokuz yaşında yazdığı bu kitabı diğerleri kadar sevemesemde yazdığı yaşı göz önünde bulundurursak oldukça başarılı.Kitap dört romanın birleşmesinden oluşuyor.Suat Derviş okumaya bu kitaptan başlarsanız devamını getiremeyebilirsiniz.Tavsiyem birkaç romanını okuyup yazarı anlayıp bu kitabı okumanızdır. (Tuğçe)

Sevgili @osmanbalcigil' in 'İpek Sabahlık' eseriyle tanıdığım Suat DERVİŞ' in ilk kitabı olan Kara Kitap ile karşınızdayım. Çok küçük yaşlarda yazdığı ve daha önce hiç yayınlanmamış 'Ne Bir Ses... Ne Bir Nefes...' - 'Buhran Gecesi' ve 'Fatma'nın Günahı' adlı romanların da yer aldığı bir kitap. Tüm eserler Osmanlıca' dan çevrildiği için kitap arkasında bulunan sözlüğe bol bol bakmak durumunda kaldım. Ve bu benim için ara ara kitaptan kopmama sebep oldu. Ayrıca kitapta sunuş/önsöz bölümü var benim gibi hemen okumayın o kısmı çünkü kitapta önemli yerleri söylediği için biraz hayal kırıklığı oluyor. Gotik tarzda yazılan bu eseri çok beğendiğim söylenemez ama o dönemde, o yaşta böyle bir tür yazmış olduğu için bile okunmayı hakediyor bence. Ben aynı yazara ait Fosforlu Cevriye ile devam ediyorum. Kitaplarla ve sağlıkla kalınız efendim. (2021/18) (Ebru)

Tatilde olmak, Bozcaada turu, yeni yerler keşfetme tutkusu, İstanbul’a dönüş, atölyede staja başlama, mesai bitiminde gözünün ucunu görememe derken merakla büyük istekle başladığım Türkiye’de kadın hareketi denilince akla gelen başarılı kadınlardan Suat Derviş’in ilk kitabı Kara Kitap’ı uzun bir okuma yolculuğu ile tamamladım. Hayatımın son 6 günü -koronavirüs faktörünü göz önüne alalım lütfen- dolu dolu aynı zamanda mental ve bedensel yorgunluk olarak da içinden çıkması zor günlerdi. Stajım bir süre daha devam edecek ve ben o kadar dirayetli güçlü bir insan mıyım bilmiyorum, daha önce hiç bunu deneyimlenmemiştim. Daha önce hiç Türk edebiyatında gotik yazar da okumamıştım. Suat Derviş’i geçtiğimiz ay ölüm yıldönümünde -23 Temmuz- yapılan paylaşımlar ile tanıdım. Geç öğrenmem, tanımamam benim ayıbım. Neyseki geç de olsa da güç olmadı. Gazeteci ve yazar kimliğinin dışında kadın ve insan hakları savunucusu, siyasi bir isim Suat Derviş. 20.yüzyılın öncü isimlerinden biri. Ayrıca eserleri yabancı dile çevrilen ilk Türk yazarlardan, Almanya’da eğitim gördükten sonra ülkesine dönüp gazetecilik mesleğini yapmış. Aslında babasının ölümü sebebiyle Berlin’deki -felsefe ve konservatuar-eğitimini yarıda bırakması gerekmiş. Gazetede ve kitaplarında onun düşünceleri için toplumcu gerçekçi olarak bahsediliyor. İlk kitabının daha önce Türk edebiyatında yazılmamış bir alan olan gotik edebiyatından olması, değindiği konular sebebi ile büyük bir yankı uyandırmış. Yaşamı, düşünceleri, politik duruşu ile şahsına münhasır bir insanmış Suat Derviş. Kominist düşünceleri ve bu düşüncelerinin arkasında duruşu sebebi ile eşi ile tutuklama ve mahkeme süreci geçirmiş, sonrasında bir daha o günleri yaşamamak adına çareyi ülkeden kaçmakta bulmuş. Bu dönemde iş bulamamasının da büyük etkisi olmuştur tabii. Yurtdışında yaşaması, yabancı dil bilmesi-Almanca ve Fransızca-, kitaplarının Fransızca olarak da yayınlayabilmesi ile yazar kimliği ile tanınmış. Birçok eseri farklı dillere basılmış, birçok kıtada okunmuş. Yaklaşık 15 yıl yurtdışında yaşadıktan sonra ülkeye geri dönmüş, yazarlığa gazeteciliğe siyasette aktif olmaya devam etmiş. 69 yaşında hayata gözlerini yumana kasar doğru bildiği düşünceleri savunmuş, aktivist kelimesinin içini dolduran bir insan olmuş. Suat Derviş’i geç tanımış bir insan olarak onu tanıtmayı hayatından bahsetmeyi kendime borç bildim. Kara Kitap kitabı edebiyatımız için de önemi olan bir eser, ilk gotik öyküleri barındırıyor. 4 öyküden oluşuyor, bu öykülerde kadınların toplumda varolma çabasını, aşkın yıpratıcılığını, ölümü, yaşam sevgisini, toplumu anlatıyor yazarımız. İlk aklıma Fatma’nın Günahı öyküsünde anlatılan Fatma ve Zehra’nın hikayesi geldi. Aşık olmuş sevmiş kadınlar Fatma ve Zehra, aşkı iliklerine kadar yaşamış ve sevdiği tarafından sevilmediğini değer görmediğini anlayınca hayatta olan ilişkileri kopan kadınlar onlar. Bu öyküde Zehra terk edildikten sonra Fatma ona, seni şimdi daha iyi anlıyorum dedi. Kendisi de bu acıyı yaşadığı için beni şimdi daha iyi anlarsın demedi, yüreğinin nasıl yandığını biliyorum dedi. Daha önce gotik yazar denilince akla ilk gelen ve en çok bilinen Edgar Ellen Poe’nun öykülerinden okumuştum, onun dilini yakaladığım en çok etkilen öykü Buhran Gecesi idi. Kabus ile yaşamın, aşk ile gerçeğin ayrılamadığı fantastik öğelerin ön planda olduğu bir öykü idi. Daha önce o çevrede aşkı ve güzelliği ile meşhur kadının kocasının ölümünden sonra evine hayalet olarak gelmesini anlatıyordu, hayaletimiz Zehra’nın başından geçenleri onun ağzından okuduk. İlk öykü Ne bir ses..Ne bir Nefes’in konusu çok başka idi. Yazarın toplumsal yönünün, gerçekleri açıklığıyla yazdığını en çok hissettiğim öykü de bu idi. Genç ve güzel Zehra’nın ona yalnız kaldıktan sonra evlenme teklifi ederek hayatıma alan Osman’ı, aralarındaki aşk ilişkisini, Osman’ın önceki evliliğinden doğan ve babasını hiç görmemiş Kemal’in öyküsü bana birazcık Aşk-I Memnu’yu hatırlattı. O senin annen annen diye Kemal’i silkeleyelim geldi. Kötü sonla bitti. Kitaba ismini veren Kara Kitap öyküsü kambur, cüce ve aşık Hasan ile hastalığa yakalanıp ölüm döşeğinde olan Şardan’ın hikayesi idi, bu öyküde de gotik öğeleri sıkça gördük. Türk aktivist Suat Derviş’i kalemimden geldiğince tanıttığım ve ilk kitabı Kara Kitap’ı özetleyerek ayrıntılı bir inceleme yazmaya çalıştım. Okuması keyifli ve merak uyandırıcı bir eserdi, yazarın diğer kitaplarını da sıra ile okumayı planlıyorum. Özellikle Türk edebiyatında ve edebiyat tarihinde başarılı kadın yazarları okumaya, onları tanımaya, tanıtmaya ve eserlerini duyurmaya özen gösteriyorum. Sahip çıkmamız gereken değerlerimiz onlar bizim, hepimizin, doğrusu dünyamızın. Bir yandan salgın hastalıklar, iklim krizi, ekonomik dalgalanmalar ile boğuştuğumuz bir yandan da orta doğunun Taliban ismi ile terör estiren koca bir ülkeyi ele geçirerek halka ve özellikle kadın ve kız çocuklarına yaptığı işkenceleri, ayrımcılığa, yaşam haklarının kısıtlanmasına şahit oluyoruz. Birlik içinde, ayakta ve yıkılmadan kalabilmek için inandığımız doğruların düşüncelerin bayraklarını sıkı sıkıya sarılmamız gerekiyor. En önemlisi de elimizdeki bayrağı, sergilediğimiz düşüncelerin doğruluğundan, gerçekliğinden emin olmamız gerekiyor. Akla mantıkla uygun doğrularının bayraklarını güven ile sıkıca taşıyan insanlara ve en çok da Suat Derviş‘e saygılarımla! (ms.toprak)

--reklam--

Kara Kitap PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Suat Derviş - Kara Kitap kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kara Kitap PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Suat Derviş Kimdir?

Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..

Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.

Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.

Hayatı

Gençliği

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

İlk eserleri

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.

İlk gazetecilik deneyimleri

Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.

Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.

Berlin yılları

1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.

Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar

Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.

Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.

1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.

Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.

Politik yaşamı ve mahkumiyeti

Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.

Paris yılları

1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.

Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.

Yurda dönüşü

Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.

Son yılları ve ölümü

1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.

Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

--reklam--

Suat Derviş Kitapları - Eserleri

  • Fosforlu Cevriye
  • Ankara Mahpusu
  • Çılgın Gibi
  • Bir Haremağasının Hatıraları
  • Kara Kitap
  • İki Kadın İki Aşk
  • Aksaray'dan Bir Perihan
  • Hiç
  • Gönül Gibi
  • Şoför Mustafa
  • İstanbul'un Bir Gecesi
  • Kendine Tapan Kadın
  • Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
  • Hiçbiri
  • Behire'nin Talipleri
  • Dirilen Mumya
  • Beni mi?
  • Sınır
  • Ahmet Ferdi Bir Kış Gecesi
  • Anılar Paramparça
  • Alev Dudaklı Kadın
  • Emine
  • Onu Bekliyorum
  • Yeniden Yaşayabilseydik
  • Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz
  • Fukara Ölüsü
  • Fosforlu Cevriye
  • Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?

--reklam--

Suat Derviş Alıntıları - Sözleri

  • "Sen hiç tek başına, kimsenin bulunmadığı ve hiç bir aksiseda (yankı) vermeyen bir boşlukla konuştun mu?" (Kendine Tapan Kadın)
  • “Alnının teri, yorgunluğun, canın pahasına kazanıp bıraktığın şeyler kime kalacak biliyor musun, tanımadığın birsürü insana.” (Beni mi?)
  • Siyah istanbulin ve kırmızı fes giyen haremağaları canlı mahluklardan ziyade birer heyulayı hatırlatıyorlardı. (Bir Haremağasının Hatıraları)
  • ben kimseyi sevmedim. (Kara Kitap)
  • Hayat öyle güzel bir şey ki yarabbi! (Yeniden Yaşayabilseydik)
  • Hiç kimse kendinden başkasını, hakiki muhabbet diye anladığımız duygularla sevemez! Sade ben değil, herkes... herkes öyle. Tahlil etmeyen, menfaatsiz, fedakâr sevgiler, şimdi bize sizin zamanınızın hikâyeleri kadar hayali geliyor. Başka asırların zevkini okşayacak tarzda yapılmış, şiirler, besteler gibi, ruhumuzda ufacık bir tesir bırakmadan, kaybolup gidiyor. (Hiçbiri)
  • Yaşamak için sana ihtiyacım var. (Yeniden Yaşayabilseydik)
  • “Bu gece niçin bu kadar mahzunsunuz?” “Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için.” (Çılgın Gibi)
  • Güzel serin bir menbaadan tatlı bir su içip hararetini teskin ettikten sonra bir bardak kuyu suyu içen adam, ne hissederse ben de bugün tanıdığım erkekler karşısında aynı hisle mütehassisim, insan beğenmediğini sevebilir mi? (Gönül Gibi)
  • Sahiden bir daha gelmeyecek mi ? (Şoför Mustafa)
  • Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi? (Aksaray'dan Bir Perihan)
  • -Niye güldün? -Ağlamamak için! (Hiç)
  • Bazen müellif ne kadar az eserine benziyor. (Anılar Paramparça)
  • O, kendisini herkesten kıskanıyordu. Kendisini kimseye layık görmüyordu. Kendisine aşkla arzuyla yaklaşan insanlardan nefret ediyordu. Kendilerini onun aşkına layık gören bu küstahlari tokatlamak istiyordu. (Kendine Tapan Kadın)
  • Saadeti dünyanın her kıtasında, her eğlencesinde, her hissesinde aradım. Ve nihayet onu evimde buldum. (Beni mi?)
  • Kalbimde bir cehennem yanarken, dünyada kopan kıyametin nazarımda ehemmiyeti yoktur. (Gönül Gibi)
  • Ben aşk olmasa yaşanabileceğini dahi kabul etmiyorum. (Sınır)
  • Gideceği yolu düşündükçe çarmıhını sırtında taşıyan bir İsa gibi bütün vücudu dehşetle titriyor ve dizleri hemen orada bükülüp kıvrılacak gibi adeta kesiliyor. (Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır)
  • Sen de bana onlar gibi kötü olma. Sen beni anla. (Yeniden Yaşayabilseydik)
  • Hiçbir saadet pürüzsüz olamaz. (Bir Haremağasının Hatıraları)