Kitap Künyesi

Yazar: George Orwell

Çevirmen: Zeynep Ünalan

Yayın Evi: Kapra Yayıncılık

İSBN: 9786257300339

Sayfa Sayısı: 111

Karakurbağası Üzerine Kuruntular Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

George Orwell’in birbirinden ilginç on üç bağımsız denemesinden oluşan Karakurbağası Üzerine Kuruntular; bambaşka açılardan dünyaya bakmayı zevk edinen bir yazarın, bazen sivri dili ve açık yürekliliği bazen de görebilenin gözlerine mahsus güzellikler eşliğinde derinleştirerek sunduğu entelektüel bir panorama.

Her şey, çirkin bir karakurbağasının güzel gözlerine bakan Orwell’in, bu canlıya dair fikirlerimizi yeniden şekillendirerek güzele ve çirkine dair algılarımız arasında yepyeni bir “bağ kurma”sıyla başlıyor. Böylelikle, hayatımıza anlam katan estetik duygusunun zaman zaman dünyaya dair algımıza nasıl da ket vurabildiğini görüyoruz. Kayda değer deneyimlere ulaşabilmek için görünenle yetinmemek gerektiğini İngiliz mutfağından; kötü insanların da iyi kararlar verebildiğini Bray Köyü Papazı’ndan; başarının, mutsuzluğa gem vuramadığını Kral Lear ve Tolstoy’dan öğreniyoruz. Dünyayı anlamlandırmak pahasına deliliğin sınırlarında gezinen Salvador Dali’den; para kazanmak uğruna kitap incelemeleri yazan iyi niyetli ve bir o kadar da çaresiz eleştirmenin yaşantısına; hem çarkların dişlerinde ezilenlerin hem de bu zindandan firar edebilen dâhinin deneyimlerini okuyoruz.

Karakurbağası Üzerine Kuruntular Alıntıları - Sözleri

  • Bilimsel eğitim zihne rasyonellik, kuşkuculuk, deneysellik alışkanlıklarını kazandırmak anlamına gelmeli, öylesine bir sürü bilgiyi zihne yığmak değil.
  • Düşmanın ağzından çıktığında, gerçek de gerçek olmaktan çıkıyor anlaşılan.
  • Doğru olmadığını bildiğimiz şeylere inanma potansiyelini hepimiz taşıyoruz ve sonra, sonunda yanlış düşündüğümüz kanıtlandığında gerçekleri arsızca eğip büküyor, haklı olduğumuzda ısrar ediyoruz.
  • Gerçeği göremeyecek kadar uygarlaştık.
  • İnsan tabii ki yaşamak istiyor, gerçekten de ölüm korkusundan ötürü hayatta kalıyor. Fazla yaşlanmadan ölmenin daha iyi olduğunu düşünüyorum.
  • İnsan yalnızca hayatın amacının mutluluk olduğunu varsaymadığı zaman mutlu olabilir.
  • Sanki bazı hastalıklar sadece gelir düzeyi düşük insanlara taarruz ediyormuş gibi gelir insana.
  • Katliamlar hakkındaki gerçekler, ne yazık ki yalan ve propagandalardan çok daha beter. Gerçekten oluyor hepsi.
  • İnsanlar savaşın dehşetinden bahsediyor fakat hangi insan icadı silah, gaddarlıkta sıradan hastalıklara yaklaşabilir ki?
  • Fakat dünya, güneşin çevresinde dönmeye devam ediyor ve asla tasvip etmeseler de ne diktatörler ne bürokratlar engelleyebilir bu süreci.
  • Güç ve kurnazlığa başvurmadan hiçbir şey başaramazsınız fakat bunları kullanmak baştaki hedefinizi çarpıtır.
  • İnsanlar hep savaşın korkunçluğundan söz ederler. Oysa insanların ürettiği silahların hangisi bazı yaygın hastalıkların acımasızlığıyla yarışabilir ki?
  • Kendini büyük güç odaklarıyla özdeşleştirip, her şeyi rekabet ve prestij açısından değerlendirmek çılgınlığı, modern bir alışkanlık.
  • Bütün devrimler başarısızlıkla sonlanır ama aynı başarısızlıkla değil.
  • Bir duvardan talep edebileceğimiz ilk şey dik durmasıdır. Dik duruyorsa iyi bir duvardır ve hangi amaca hizmet ettiği bundan ayrı olarak değerlendirilebilir. Fakat bir toplama kampını çevreliyorsa, en iyi duvar bile yıkılmayı hak eder.

Karakurbağası Üzerine Kuruntular İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Dali ve Tüm O Anti-Sosyalleri Yaratan Toplum: Direkt Dali'nin nasıl var olduğu hakkında konuşmak istiyorum. Dali apaçık şekilde berbat bir insan ve bir birey olarak topluma zararlı. Yapmış olduğu bütün davranışlar,sanatı nedeniyle hayranları tarafından affediliyor ve hatta onun sanatçı ruhunun bir kanıtı olarak gösteriliyor olsa da o yalnızca gösteriş meraklısı, süslü püslü bir narsist. Konu Dali'nin ne kadar iyi bir sanatçı olduğu değil,George Orwell'in de kitapta belirttiği gibi Dali'nin yaptığı eserlerindeki teknik yeterliliğe bakarsak yaptığı işi ortaya çıkarabilmek için çok çalıştığı ve becerikli bir çizer olduğu kesin. Peki bu onun bütün bu özelliklerinin,kendi deyişi ile ''Çocukluktan Beri Süregelen ve Zaman ile Artan Napolyon Olma Arzusundan'' ileri geldiği ve bu arzunun fazlasıyla yok edici olduğu gerçeğini değiştirir mi? Napolyon olmaktaki Dali'yi cezbeden nokta,gerçek güç değil,başarı değil sadece ve sadece toplumun gözü önünde olmak ve toplumdaki bütün fertler seyirci iken kendisinin sahnede olması. İyi de neden bir insan bunu arzuluyor? Nasıl bir insan böyle birine dönüşebiliyor? Dali'yi var eden şey toplumun ta kendisi. Eğer bu toplumdan bir Dali çıkabiliyorsa,bu toplumun kendisi de hem George Orwell,hem de Salvador Dalidir. Garip olan da bu zaten. Nasıl aynı toplum böylesi iki ucu var etmiş olabilir ? Şu ana kadar sanki George Orwell'in yaratılışını savunuyor ve Dali'nin varolmaması için çabalamak gerektiğini düşünüyormuşum gibi konuşsam da bence durum böyle değil. Dali hakkında konuştuğu kısmın sonunda Orwell,Dali gibilerin var olmaması için toplumun düzeltilmesi gerektiğini söylüyor * * * Bunu ciddi sert bir dil ile söylüyordu,kitabı okuyalı çok olduğu için alıntılayamıyorum. * * *. Yaratıcı insanların varlığından ne kadar da rahatsız olduğu ortada. Pekala Dali'nin zararlı olduğunu kabul edelim,birebir ilişkilerinde. Bu yine de insanoğlunun sanatsal gelişimine inanılmaz katkı sağladığı ve aşırı ikonik bir karakter olduğu gerçeğini değiştirir mi? Dali'nin röportajlarını internetten izlerseniz cidden ''Manyak'' olduğunu görürsünüz ve kesinlikle çok uç bir insan. Toplumun sanatsal doruğu tam olarak kendisi. Aynı şekilde Orwell ise merhametin doruk noktası. Şahsi kanaatim eğer böylesi insanları var edebiliyorsa toplum,bu düzlemde ilerlemeye devam etmelidir. Ancak bunun yan etkisi olarak,psikopat politikacılar ve yüzlerce seri katil de ortaya çıkacaktır. Sanırım yine de buna değer. Mi ? (Polycephaly)

Dali'den 1984'e: İlk izlenim olarak kitap kapağına ve başlığa değinelim. Salvador Dali eleştirisinden kitap ve yazar eleştirilerine kadar çeşitli konular hakkında denemeler okuyoruz. Başlıkta ve arka kapak yazısında da buna istinaden karar verilmiş. Ancak başlıkta başarılı olunamamış. Keza ‘’Dali’den Karakurbağaya Kadar Bazı Düşünceler’’ daha uygun olabilirmiş. Özgün adı ‘’Essays’’ yani ''Denemeler'' olarak geçiyor. Kapak tasarımı ise, ‘Dali bıyıkları’nın karakurbağaya verilmesini anlıyorum, mandala kısmını anlamıyorum. Oldukça gerçekçi bir Karakurbağa’ya ‘bıyıklar’ takılarak arka plana savaş temalı bir görsel çok daha uygun düşebilirmiş. Kitap genel olarak 1939 ila 1946 yılları arasında kaleme aldığı denemelerden oluşuyor. Savaş, faşizm ve stalinizm elbette sosyalizm hakkında görüşlerden bahsediliyor. Özellikle en önemli eserlerinden 1984’ün yazımında etkili olan düşüncelerine şahit oluyoruz. Benim gözüme çarpan birkaç nokta; ‘’…Bu şekilde düşünmenin, birbirini geçersiz kılan iki farklı düşünceyi aynı anda savunabilme kabiliyetinin tıbbi adı şizofreni olmalı.’’ Syf. 70, Burnunuzun Ucunda, Yıl 1946 ‘’…birbirini çürüten iki fikri birden savunmak, birbirleriyle çeliştiğini bile bile ikisine birden inanmak, mantığa karşı mantığı kullanmak(…) İşin inceliği buradaydı: Bilinçli bir şekilde bilinçsizliğe razı etmek, sonra da biraz önce kendi kendinizi razı ettiğiniz uyutma işlemini unutmak.’’ Syf. 55, 1984, Alfa Yayınları İngsos’un kutsal ilkelerinden biri olan ‘İkilidüşün’ mantığıyla karşılaştığımız yerlerden biri. Yazısında bu ilkeyi şizofreni ile bağdaştırırken, distopik olarak ele aldığı 1984 kitabında fikri başkarakter Winston’a işliyor, romandaki şekliyle okuyucu içinde daha anlaşılır bir zemin hazırlamış oluyor. ‘’…Rus aileleri başka ülkelerin açlıktan kırılan, sefalet içindeki emekçi sınıfını gösteriyordu. Oysa Batılı ülkelerdeki işçilerin durumu SSCB’dekilere göre öyle iyiydi ki, Sovyet vatandaşlarının yabancılarla temasa geçmesini engellemek Sovyet politikasının temel ilkelerinden biriydi.’’ Syf. 72, Burnunuzun Ucunda, Yıl 1946 ‘’Kitleler asla kendiliklerinden de ayaklanmazlar, sırf ezildikleri içinde. Aslında karşılaştırma yapacakları bir standart olmadığı sürece asla ezildiklerinin farkına bile varmazlar.’’ Syf.263, 1984, Alfa Yayınları Umberto Eco önsözde anlatılanların dörtte üçü distopya değil, tarih diyordu ve oldukça haklı. Orwell’in gözlem yeteneğinin ne kadar kuvvetli olduğunu aynı zamanda yaptığı çıkarımlar doğrultusunda da zekasının ne kadar parlak olduğunu bu kitapta rahatlıkla anlıyoruz. Bahsettiği kitaplar arasında Arthur Koestler’dan ‘Gün Ortasında Karanlık’ yer alıyor. Kitap 1945 yılında yayınlanarak Orwell’i etkilemeyi başarmış. Bu kitapta ise Stalin etkisi altında Sovyet’ten bahsediyor. Koestler’in devrim, savaş hakkındaki yorumu ve gerçekçi bir kalemde ele aldığı eleştirileri merak uyandırıcı. Anti-Faşist yazarımızın etkisini 1984’de nasıl yakalıyoruz? ‘’Kitleler eğitilmeden sosyal kalkınma mümkün değil; sosyal kalkınma olmadan kitleleri eğitmek olanaksız.’’ Syf. 94, Athur Koestler ‘’Güçlerinin bilincine varıncaya kadar isyan etmeyecekler ve isyan etmedikçe de güçlerinin bilincine varmayacaklar.’’ Syf. 97, 1984, Alfa Yayınları George Orwell önemli yazarlardan biri. Buradaki deneme/makalelerinden kitaplarında yansıttığı fikirleri, temel taşları topluyoruz. Henüz tüm kitaplarını okuyamamış olsam da hem yazarı daha iyi anlamak ve tanımak için önemli bir kitap olduğunu savunuyorum hem de sadece 1984 değil diğer kitaplarına ait fikirlerin, temel taşlarında bu denemeler arasına karıştığı düşüncesindeyim. Orwell’in atlanmaması gerektiğine inandığım kitaplarından birisi oldu. Listesine ekleyenlere keyifli okumalar diliyorum... (Rumeysa Bal)

Ölüm dediğimiz gerçekliğin acı yanına eklemlenen yoksulluk tokadıyla birlikte insan denen mahlukatın tavır, anlayış ve ruhsal düzlem arasında bağıntıları çok güzel anlatan kitap, okuyucuyu her satırda zihninde üçüncü bir göz gibi kendi romanın içinde bulmaktadır. Bu bağlamda romanın sert gerçekliği hem acıma duygusunu hem de günümüzle karşılaştığımızda hafif bir sevinç kurnazlığına sebebiyet vermektedir. Ve yoksulların ölümü; insanın hem kalbine hem ruhuna hem de acının zihinsel işkencesine nasıl katlanılabilir; olduğu noktayı, geçmişi ve geleceği hesaplamsı bağıntısı sunarak hem bireysel hem de toplumsal bir idrak hafızası sunmaktadır. Kitap bu bağlamda okuyucuya karın ağrısı, zihinsel işkence, göz yaşı , hüzün ve acı armağan ederken; bireysel gelişimine de yön verecek yan karakterler sunarak insanın ne’liği üzerine de sorgulama yaptırmaktadır . (By pippo)

Kitabın Yazarı George Orwell Kimdir?

1903'te Hindistan'ın Bengal eyaletinin Montihari kentinde doğdu. Ailesiyle birlikte İngiltere'ye döndükten sonra, öğrenimini Eton College'de tamamladı. Gerçek adı Eric Arthur olan Orwell, 1922-27 yılları arasında Hindistan İmparatorluk Polisi olarak görev yaptı. Ancak, İmparatorluk yönetiminin içyüzünü görünce istifa etti. 1950'de yayımladığı Bir Fili Vurmak adlı kitabı, sömürge memurlarının davranışlarını eleştiren makalelerin derlemesidir. İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru yazdığı Hayvan Çiftliği, Stalin rejimine karşı sert bir taşlamadır. Orwell'in en çok tanınan yapıtlarından Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, bilim-kurgu türünün klasik örneklerinden biri olmanın yanı sıra, modern dünyayı protesto eden bir romandır. Burma Günleri ise, Orwell'in Burma'daki (bugünkü Myanmar) İngiliz sömürgeciliğini dile getirdiği ilk kitabıdır. Orwell, 1950'de Londra'da öldü.

George Orwell Kitapları - Eserleri

  • 1984
  • Katalonya’ya Selam
  • Aspidistra
  • Burma Günleri
  • Wigan İskelesi Yolu
  • Paris ve Londra'da Beş Parasız

  • Papazın Kızı
  • Kitaplar ve Sigaralar
  • Neden Yazıyorum
  • Boğulmamak İçin
  • Balinanın Karnında
  • Faşizm Kehanetleri
  • Aslan ve Unicorn

  • Savaş Günlükleri 1
  • Edebiyat Üzerine
  • Politics and the English Language
  • Savaş Öncesi Günlükleri 2
  • Qeydlər
  • All Art is Propaganda
  • Shooting an Elephant

  • Savaş Sonrası Günlükleri
  • Essays
  • Bir İdam
  • Beyaz Adamın Laneti
  • Hayvan Çiftliği (Çizgi Roman)
  • Karakurbağası Üzerine Kuruntular
  • Totalitarizm Üzerine

  • Kısa Kısa Sevinçlerdi
  • Notes on Nationalism
  • 1984
  • Aforizmalar
  • Seçme Yazılar 1
  • Seçme Yazılar 2
  • Хорошие плохие книги

  • Hayvan Çiftliği
  • 1984

George Orwell Alıntıları - Sözleri

  • Sizin, annenizin evin baş köşesinde tuttuğu fotoğraftaki beş yaşındaki çocukla ne gibi bir ortak yanınız var? Hiç, sadece aynı kişisiniz. (Bir İdam)
  • Zihnine ölümcül bir karanlık çökmüştü. (Papazın Kızı)
  • "Bu müharibə arabir ölüm hallarının baş verdiyi komik operadan başqa bir şey deyil" (Katalonya’ya Selam)
  • Herkes zengin ile yoksula iki ayrı yasa uygulandığını bilir. Ama bunun ne anlama geldiğini kimse kabullenmez. (Bir İdam)
  • “Savaş bütün kötülüklerine rağmen bir hadde kadar cevaplandırılamayan bir güç sınamasıdır, bir gücünü dene makinesi gibi. Büyük güç paraya döner ve sonucu öngörmenin de hiç bir yoku yoktur.” (Aslan ve Unicorn)
  • Tarih, yenilene vah yazık der ama ne değiştirebilir ne de yardım eder. (Aslan ve Unicorn)

  • Büyük klasiklerin hepsi günceldile çevrilecek, geridildeki asılları yok edilecek düşüncenin imkanı olmadığından, suçun da imkanı olmayacak artık. (1984)
  • Dışarı çıkıyorm, sokakları ev basmış… (Edebiyat Üzerine)
  • Hepimizi satın almışlar, hem de kendi paramızla. (Boğulmamak İçin)
  • Mutluluğu tarif etmenin zorluğu aşikâr. Adil, düzenli bir toplum imgesi de insana çekici ya da ikna edici gelmez. Ama iyi ütopyalar yazanların çoğu, daha dolu dolu yaşasaydık hayatın nasıl olacağını göstermek isterler. (Faşizm Kehanetleri)
  • Gerçeği göremeyecek kadar uygarlaştık. (Karakurbağası Üzerine Kuruntular)
  • Düşünen kimse siyasetten uzak duramaz, durmaz. (Faşizm Kehanetleri)
  • “Makineleşmeye ve standartlaşmaya karşıyım; o yüzden sosyalizme de karşıyım ,” dediğinizde aslında “İstersem makineler olmadan da yaşamayı tercih etmekte özgürüm. ” demiş olursunuz ama bu saçmalıktır.Hepimiz makinelere bağımlıyız ve makineler çalışmayı bıraktığı anda çoğumuz ölürüz. (Wigan İskelesi Yolu)

  • Diktiğim bütün küçük bitkiler; hercaimenekşeler, acı baklalar, pembe karanfiller ve lahanalar belli ki tavşanlar yüzünden tamamen kaybolmuş. Hâlâ toprakta olan birkaç şalgamı da eşeleyerek çıkarıp yemiş ama havuçlara dokunmamışlar. Daha kötüsü ise çileklerin çoğunu mahvetmiş olmaları. Bir kaçı iyi durumda ama çoğu yok olmuş; kök boğazları hâlâ duruyorsa baharda canlanabilirler. (Savaş Sonrası Günlükleri)
  • Onun çirkinliği özüne aittir ve kurbanının yüzüne karşı dalga geçen zorba gibi «Evet, ben çirkinim, ve sen bana gülmeye cesaret edemezsin» demek içindir. (Aslan ve Unicorn)
  • Birini seviyorsan gerçekten severdin, verecek başka hiçbir şeyin yoksa bile sevgin yeterdi. (1984)
  • Kısacası; Her şeyin kendiliğinden olanı güzeldir... (Edebiyat Üzerine)
  • Bu sabah bir yılan daha bulmuşlar, ama bu seferki kesinlikle çayır yılanı. Olayı gören adam hayvanı boynundan bağlayıp dilini kesmeye çalıştıklarını anlattı, böylece kimseyi "sokamayacağını" düşünüyorlar. (Savaş Öncesi Günlükleri 2)
  • Artık cepheyi görmüş ve ondan fena halde tiksinmiştim. (Katalonya’ya Selam)
  • Tabii ki, bir romancı doğrudan içinde yaşadığı çağdaş tarih hakkında yazmakla yükümlü değildir. Ama halkı ilgilendiren büyük olaylara aldırmayan bir romancı ya aylak ya da düpedüz aptal biridir. (Balinanın Karnında)