Kitap Künyesi
Yazar: Kadir Mısıroğlu
Yayın Evi: Sebil Yayınevi
İSBN: 9757480211
Sayfa Sayısı: 120
--reklam--
Kırık Kılıç Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yıldırım Beyazıt devrini, anlatan tarihî roman. -Bu da bir hapishâne mahsûlü olup kronolojik olarak yukarıda tanıtılmış bulunan Uzunca Sevindik isimli romanın bir devamıdır.
--reklam--
Kırık Kılıç Alıntıları - Sözleri
- Fransız o şövalyelerinin kumandanı olarak Niğbolu'da Türkler'le ilk defa karşılaşmış bulunan bu asilzâde asker, önce esir düştüğüne pek içerlemiş, tahammül edilmez bir ızdırap duymuştu. Gururunu inciten bu esâret ona pek ağır gelmişti. Fakat bir yıldan ziyâde, eskiden barbar sandığı Türkler arasında yaşamak, onun birçok, yanlış düşüncelerini düzeltmiş, gerçeği görmesini sağlamıştı. Uzun boylu, geniş omuzlu, sarışın, kalın pazulu bir genç olan Korkusuz Jan saraya giden yolu yavaş yavaş ve mütereddid adımlarla katederken zihni karmakarışık bir haldeydi. Âdeta esirlikten kurtulduğuna, memleketine ve yakınlarına kavuşacağına sevinemiyordu. Gördüğü iyi muâmelelerden dolayı birçok kereler bir daha Türkler'le harb etmeyeceğine yemin etmişti. Pâdişah'ın kendilerine: " — Geçmiş olsun!.." demek için onları son defa olarak huzuruna kabul edeceğini bilmese, saraya bile gitmeyecekti. Fakat o yüce Türk hükümdarını bir kere daha yakından görmeye can atıyordu. Taht salonuna ilk alınan Korkusuz Jan oldu. Pâdişah, sedef kakmalı tahtının üstünde bir zafer âbidesi gibi dimdik oturuyor, heybetli sakalları, kocaman kavukları ve uzun cübbeleriyle ellerini kavuşturmuş, Osmanlı Bey ve Paşaları, O'nun etrafında ayakta bekliyorlardı. Genç ve yakışıklı Fransız şövalyesi Korkusuz Jan, şapkasını çıkararak tahta doğru ilerledi. Birkaç adım mesâfede durarak hafif bir reverans yapıp Pâdişahı selâmladı. Pâdişah belli belirsiz bir baş işaretiyle bu selâma mukabele ederken: “ — Geçmiş olsun!.. Memleketinize saâdet ve selâmetli gidiniz!.." dedi. Korkusuz Jan, gördüğü iyi muâmeleye teşekkür etmek istiyor, fakat söze nasil başlayacağını kestiremiyordu. Heyecan ve utançtan, omuzuna kadar dökülen uzun ve kumral saçları bile " sırsıklam ter olmuştu. Nihâyet kendisini toparlayarak, gördüğü misâfirperverlikten, memleketindeyken Türkleri başka türlü tanıdığından, böyle bilse onlarla harbetmek için Niğbolu'ya gelmesinin imkânsız olacağından bahsetmeye başlamıştı. Birden bire O'nun yeminini hatırlayan Pâdişah: . * — Yeter" der gibi elini havaya kaldırarak: *“ — Janl.." dedi. "İşittim ki; bir daha aleyhime silâh kullanmamak için yemin etmişsin!.. Şimdi bu yeminini sana iâde ediyorum. Yurduna döndüğün zaman benimle yine savaşmak istersen, bütün Avrupa hükümdarlarını yardıma çağırabilirsin!.. Ne kadar büyük bir ordu toplayabilirsen, bana şan ve şeref kazanmak için o kadar fırsat vermiş olursun. Beni harb meydanlarında dâima karşında bulacağına emin olabilirsin. Çünkü ben, harb ve zaferler için yaratılmış bir insanım. Benden ileride bulunmak arzusuna kapılanlar, dâima benden geride kalacaklardır!.." Pâdişah sözünü bitirdiğinde Korkusuz Jan'ın hürmet ifâde etmek üzere eğik duran başı, daha da eğilmişti. Ne cevap vereceğini kestiremiyordu. Esâretten kurtulduğunun kendisine ifâde edildiği bir ânı yaşıyordu. Fakat bir esirlikten kurtulurken kendisi için, ömrünün sonuna kadar devam edecek bir başka esirlik başlıyordu. Bu da karşısındaki “asil düşman'ın kudretli şahsiyetiyle temsil etmekte bulunduğu yüce Türk Milleti'nin ulaşılmaz meziyetlerine duymaya başladığı büyük hayranlıktı!..
- Düşüncenizde yanılmış olursanız katledilen, mâsum olduğu için Allah huzuruna tertemiz çıkar!.. Siz de niyetiniz üzere mes'ul olmazsınız. Ama düşüncenizde isabet varsa büyük bir fitne önlenmiş olur!.
- » — Sen” dedi. “Beni ve hislerimi anlamaktan çok uzaksın!.. Bak işte, birkaç yıl diyorsun!.. Herhalde birkaç yıl sana birkaç gün gibi geliyor. Evet haklısın!.. Herkes sevdiği kadar hisseder. Demek ki; sen beni işte bu kadar seviyorsun!.. Ama gel de bir de bana sor bakalım!.. Birkaç yıl değil, sadece birkaç saat bile sensiz olmak nedir?!. Dilerim Allah'tan hiç kimsenin küçük bir yardım ve fedakârlığına muhtaç olmayasın!.. Ama olursan, büyük bir ihtiyacın için değil, belki sana gelecek en küçük bir zararı def için bile öz canımı fedâ etmek bana haz ve Saadetlerin en ulaşılmazını bahşedecektir. Bir diken, senin ayağına batacağına benim gözümün bebeğine batsın isterim.. Beni anlayabiliyor musun acaba ?!. ”
- Bizler, bu şartları kabul edersek Timur'un sulhe râzı olup yakamızı bırakacağını mı zannediyorsunuz!.. O'nun bütün bu istekleri aslında bir bahânedir. O harb istemekte fakat yakışıksız tekliflerle mahsus sulh taraftarı imiş gibi gözükmeye çalışmaktadır. Şartlarını kabûl etsek dahi, yeni şartlar ileri süreceğinden ve bunlar her defasında daha da ağırlaştıracağından emin olmalıyız. Ne çabuk unuttunuz, daha geçen gün gelen mektubunda: "- Nasıl gökte bir tanrı varsa, yeryüzünde de bir tek hükümdar bulunmalıdır!." demiyor muydu?!. Bence İstanbul muhasarasından vazgeçerek Timur'un üzerine yürümeli ve mâsum halkın imdâdına koşmalıdır. Zira mâruf sözdür ki, "Mazarratların def'i menfaatlerin celbinden evlâdır," diyerek sözlerini bitirdi. Ortalığa ağır bir sükût hâkim olmuştu. Kimse ne söyleyeceğini kestiremiyordu. Kumandanlarının, bu haklı sözlere rağmen tereddüd içinde olduklarını gören Yıldırım Bâyezid, hafifçe doğrularak: "- Beylerim, paşalarm!.." hitabıyla söze başladı. "Görüyorum ki; tereddüd içindesiniz!.. Timur'un tekliflerini kabul ettiğimiz takdirde artık devletimizin istiklâlinden bahsedilemez!…. Sizce namusun hiçbir kıymeti yok mudur?! Savaş için neyimiz noksandir ki, ondan şefersiz bir sulh dileyelim. O, sayısız bir orduya mâlikse, bizim de askerimiz az değildir. Eğer ondan aman dileyecek olursak bundan böyle silâh kuşanmamız abes olmaz mı?!. Başkasına tâbi olup zelilâne yaşamaktansa şerefle ölmeyi bilmeliyiz. Hem bir kere harb olsun, bakalım kim ölür, kim kalr!.. O, Allah'ın bileceği bir şeydir. Bize düşen ülkemizi ve halkımızı mertçe, azim ve şerefle müdâfaa etmektir!.."
- Taht salonuna ilk alınan Korkusuz Jan oldu. Pâdişâh, sedef kakmalı tahtının üstünde bir zafer âbidesi gibi dimdik oturuyor, heybetli sakalları, kocaman kavukları ve uzun cübbeleriyle el lerini kavuşturmuş, Osmanlı Bey ve Paşaları, O'nun etrafında ayakta bekliyorlardı. Genç ve yakışıklı Fransız şövalyesi Kor kusuz Jan, şapkasını çıkararak tahta doğru ilerledi. Birkaç adım mesafede durarak hafif bir reverans yapıp Pâdişâhı selâmladı. Pâdişâh belli belirsiz bir baş işaretiyle bu selâma mukabele ederken: " — Geçmiş olsun!.. Memleketinize saâdet ve selâmetli gidi niz!.." dedi. Korkusuz Jan, gördüğü iyi muâmeleye teşekkür etmek isti yor, fakat söze nasıl başlayacağını kestiremiyordu. Heyecan ve utançtan, omuzuna kadar dökülen uzun ve kumral saçları bile sırsıklam ter olmuştu. Nihayet kendisini toparlayarak, gördüğü misâfirperverlikten, memleketirıdeyken Türkler'i başka türlü tanıdığından, böyle bilse onlarla harbetmek için Niğbolu'ya gel mesinin imkânsız olacağından bahsetmeye başlamıştı. Birden bire O'nun yeminini hatırlayan Pâdişâh: " — Yeter" der gibi elini havaya kaldırarak: " — Jan!.." dedi. "İşittim ki; bir daha aleyhime silâh kul lanmamak için yemin etmişsin!.. Şimdi bu yeminini sana iâde ediyorum. Yurduna döndüğün zaman benimle yine savaşmak istersen, bütün-Avrupa hükümdarlarını yardıma çağırabilirsin!.. Ne kadar büyük bir ordu toplayabilirsen, bana şan ve şeref ka zanmak için o kadar fırsat vermiş olursun. Beni harb mey danlarında dâima karşında bulacağına emin olabilirsin. Çünkü ben, harb ve zaferler için yaratılmış bir insanım. Benden ileride bulunmak arzusuna kapılanlar, dâima benden geride kala caklardır!.." Pâdişâh sözünü bitirdiğinde Korkusuz Jan'ın hürmet ifâde et mek üzere eğik duran başı, daha da eğilmişti. Ne cevap vereceğini kestiremiyordu. Esâretten kurtulduğunun kendisine ifâde edildiği bir ânı yaşıyordu. Fakat bir esirlikten kurtulurken kendisi için, ömrünün sonuna kadar devam edecek bir başka esirlik başlıyordu. Bu da karşısındaki "asîl düşman"ın kudretli şahsiyetiyle temsil etmekte bulunduğu yüce Türk Milleti'nin ulaşılmaz meziyetlerine duymaya başladığı büyük hayranlıktı!..
- Yeniçeriler, son derece sıkı bir disiplin altında yetiştirilir, savaş san'atıyla birlikte dinî bilgileri de öğrenirlerdi. Enderun'un küçük mescidinde beş vakit namazlarını cemaatle kılarlardı. Çünkü buraya alınan çocuklar arasında yedi yaşından küçük olanı bulunmazdı. Zaten her Müslüman çocuğu, en geç yedi yaşında muntazaman namaz kılmaya başlardı. Dersler ve silâh talimleri de, namaz vakitlerine göre ayarlanmıştı.
- " — Devletimizin dört tarafı düşmanla çevrilidir. Biz bu kadar düşman arasında yaşayabilmek için kılıçlarımızı bir an bile elimizden bırakmamaya mecburuz. Ancak dinimizin yüce emirlerini de hatırdan uzak tutmayarak hak ve adâletten aslâ ayrılmamalıyız. Zira unutma ki; devletler, ancak ve ancak adâlet sayesinde varlıklarını devam ettirebilirler. Sen, dini ve askeri bilgileri yeterince öğrenmiş buunuyorsun. Şimdi sıra, bu bilgileri tatbike gelmiştir. Çünkü insanları olgunlaştırıp devlet ve millet için faydalı olabilecek hâle getiren tecrübedir. Bu sebeple seni "Saruhan Sancağı'mıza vâli tayin ediyorum, Şehzâdelerin idârecilikte ilk yıllarını mühim bir vilâyetin valiliğinde geçirmeleri devletimizde öteden beri tatbik “dilen yerinde bir Adettir.
- İnsan yüzü gülerken sathî, ağlarken ise çok derin bir mâna kazanıyordu.
- Firuz Bey, çocukların gece gündüz mahpus gibi daima mektepte kaldıkları için sıkıldıklarından ve hiçbir eğlenceleri olmadığından bahsedince Emir Buharî Hazretleri: " -Neden haftada bir gün olsan "Karagöz"ü getirip kukla oynatarak çocukları eğlendirmiyorsunuz?" dedi. Firuz Bey, hayretle büyük Veli'nin yüzüne baktı ve: " -Karagöz'ü seyretmek caiz midir, Efendi Hazretleri?!." diye sordu. Emir Buharî, Karagöz'ün oyunlarının birçok ibretrlerle dolu olduğunu, bunun sanıldığı gibi sırf bir eğlence olmayıp insanları güldürüp eğlendirirken düşündürüp ders de verdiğini anlatmaya koyuldu. O'nun söylediklerine göre Karagöz'ün perdesi bu ölümlü dünya aleminin ta kendisiydi. Oyunları da, insanların hayat ve düşüncelerinin aksayan taraflarını göstermekteydi.
- Türkler Avrupa yakasına çıktıkları sırada bugünkü Romanya bölgesinde iki Prenslik vardı. Bunlar "Eflak" ve "Boğdan" Prenslikleriydi. Osmanlılar bunları iki memleket manasına gelen "Memleketeyn" kelimesiyle adlandırmışlardı. Eflak ve Buğdan'ın başında bulunan Prenslere ordu kumandanı manasında "Voyvoda" denilmekteydi.
- ...vefâkârlığından şüphe etmek haksızlık değil miydi? Hiç, ciddi bir sebep olmasa kendisini görmeye gelmemezlik eder miydi?!
- -Seni görmek, o içimde tatlı ürpertiler uyandıran âhenkli sesini duymak benim için âdetâ önüne geçilmez bir tiryâkilik hâlini aldı.
- -Kendimi sensiz yaşayabilmeye alıştırmak istedim!.. Fakat olmadı. Olmuyor. İşte bak yine geldim.
- — Sen" dedi. "Beni ve hislerimi anlamaktan çok uzaksın!.. Bak işte, birkaç yıl diyorsun!.. Herhalde birkaç yıl sana birkaç gün gibi geliyor. Evet haklısın!.. Herkes sevdiği kadar hisseder. Demek ki; sen beni işte bu kadar seviyorsun!.. Ama gel de bir de bana sor bakalım!.. Birkaç yıl değil, sadece birkaç saat bile sensiz olmak nedir?!. Dilerim Allah'tan, hiç kimsenin küçük bir yardım ve fedakârlığına muhtaç olmayasın!.. Ama olursan, büyük bir ihtiyacın için değil, belki sana gelecek en küçük bir zararı def için bile az canımı feda almak bana haz ve saadetlerin en ulaşılmazını bahşedecektir. Bir diken, senin ayağına batacağına benim gözümün bebeğine batsın isterim!.. Beni anlayabiliyor musun acaba?!."
- Olacakları evvelden bilmenin faydadan çok zararı olmalı ki, Allah kaderi meçhul kılmıştır!..
--reklam--
Kırık Kılıç İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yıldırım Bayezid'i Şehzade Ertuğrul'u Timur'u ve Yıldırım Bayezid döneminde yaşanan olayların roman tarzında kaleme alındığı akılda kalıcı ve güzel bir eser. (Ali Bozkurt)
--reklam--
Kırık Kılıç PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Kadir Mısıroğlu - Kırık Kılıç kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kırık Kılıç PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Kadir Mısıroğlu Kimdir?
Türk tarih araştırmacısı, yazar, şair, hukukçu ve eski gazeteci. Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı mütevelli heyeti başkanı ve Sebil Yayınevi kurucusu.
1933 yılında Trabzon'un Akçaabat İlçesi'nde doğdu.İlk ve orta tahsilini Akçaabat'ta, liseyi Trabzon'da tamamladı. 1954 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Öğrenciliği müddetince birçok yurt açıp çalıştıran Mısıroğlu, fakülte yıllarından itibaren hukukçuluktan çok tarihçiliğe meylederek yakın tarih ile alakalı araştırmalara başladı. Mısıroğlu, 1964 yılında, ilk eseri olan Lozan; Zafer mi, Hezimet mi?! kitabının birinci cildini kaleme aldı ve aynı sene Sebil Yayınevini kurdu. 1970 Yılının ocak ayında Milli Türk Talebe Birliği'nde Harf Inkılabı ile alakalı verdiği bir konferansı hakkında yargılandı ve Eskişehir Örfi İdare Mahkemesi'nce mahkumiyet kararı verildi. 1976 yılı başından itibaren İslami bir dergi olan Sebil Dergisi'ni çıkarmaya başladı. Bu dergideki birtakım yazılarından dolayı kısa bir müddet sonra hakkında 163. maddeye istinaden davalar açıldı. 1980 ihtilali ile Mısıroğlu'nun da aralarında bulunduğu MSP Merkezi Umumi Heyeti hakkında tevkif kararı verilince yurt dışına kaçtı. 1991 yılında Türkiye'ye geri dönen Kadir Mısıroğlu, çalışmalarına devam etti.
Acıbadem Altunizade Hastanesi'nde 5 Mayıs 2019'da 86 yaşında hayatını kaybetti. Çamlıca Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Üsküdar'daki Nasuhi Mehmet Efendi Camii haziresine defnedildi.
Ödülleri
Mısıroğlu Macar İhtilali isimli kitabı üzerine Hür Macar Yazarlar Birliği'nin en büyük ödüllerinden olan Gümüş Madalya ile taltif edilmiştir. Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başkanlığını yaptığı Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Osmanoğullarının Dramı isimli eserinden dolayı Jüri Özel Ödülüne layık görülmüştür.
--reklam--
Kadir Mısıroğlu Kitapları - Eserleri
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1
- Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı
- Doğru Türkçe Rehberi
- İslâmcı Gençliğin El Kitabı
- Filistin Dramı'nın Düşündürdükleri
- Sultan II. Abdülhamid Han
- Yunan Mezalimi
- Üstad Necip Fazıl'a Dair
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 1
- Sultan Vahideddin
- Kanlı Düğün
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 2
- Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 3
- Geçmis Günü Elerken - 1
- Barbaros Hayreddin Paşa
- İslam Yazısı'na Dair
- Moskof Mezalimi
- İslam Dünya Görüşü
- Mimar Koca Sinan
- Kırık Kılıç
- Osmanoğulları'nın Dramı
- CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar
- Uzunca Sevindik
- Sultan Abdülaziz
- Muhtasar İslâm Tarihi 1
- Düzmece Mustafa
- Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 2
- Geçmiş Günü Elerken 2
- Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 3
- İthaflı Fıkralar
- Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet
- Zağanos Paşa
- Kavuklu İhtilalci
- Piri Reis
- Cemre
- Veli Bayezid'in Bedduası
- Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi
- Cem Sultanın Papağanı
- Asrın İhaneti
- Aşıklar Ölmez
- Trabzon Meb'usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey
- Osmanlı Tarihi 1.Cilt
- Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler
- Sokollu Mehmed Paşa
- Zoraki Asi
- Musul Meselesi ve Irak Türkleri
- Makbul Ve Maktul İbrahim Paşa
- Benden Tarihe Haberler
- Malkoçoğlu Kardeşler
- Muhtasar İslâm Tarihi 2
- Özlü Sözler
- Hicret
- Osmanlı Tarihi 2.Cilt
- Muhtasar İslâm Tarihi 3
- Macar İhtilali
- Osmanlı Tarihi 3. Cilt
- Of Lala
- Üç Hilafetçi Şahsiyet
- Zaferden Zafere
- Perili Köşk
--reklam--
Kadir Mısıroğlu Alıntıları - Sözleri
- Bu nazariyeye göre; Eskiden Dünya hakimiyetinin merkezi Roma şehri idi. Bütün Dünya'ya hükmedenler orada otururlardı. Sonra bu merkezilik Bizans'a yani İstanbul'a geçmiştir.Bu süretle İstanbul '' ikinci Roma '' ya varis olan Moskova, '' Üçüncü Roma '' adıyla yad olunmaya değer bir ehemmiyet kazanmıştır. O halde Moskova'yı Hıristiyanlığın en kuvvetli merkezi olması dolayısıyla '' Üçüncü Roma '' kabul etmek zatureti vardır. Artık Dünya'nın kaderine Moskova'dan hükmedilecektir !... (Moskof Mezalimi)
- Bugün Dünya'nın özleyip de bir türlü gerçekleştiremediği, farklılıklara tahammül ve karşılıklı saygı, o devletin temel bir idârî prensibiydi. (Sokollu Mehmed Paşa)
- Olacakları evvelden bilmenin faydadan çok zararı olmalı ki, Allah kaderi meçhul kılmıştır!.. (Kırık Kılıç)
- "Türkiye arabaların kanunlarından kurtulacaktır" (İleri, 28 Şubat 1340) (Hilafet Risâleleri, İsmail Kara, sh. 541) (CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar)
- İSLAM DAVASI İÇİN ÇALIŞMAYAN ALNINI SECDEDE KALDIRMASA BİLE MESULDÜR!.. (Özlü Sözler)
- Bütün lise hayatım boyunca iki dindar hocayla karşılaşabilmiştim. Bunlar coğrafya muallimi merhum İsmail Hakkı Berkmen ile halen hayatta olan Ahmed Saka Bey'lerdi. İdare ve müdürümüz dindarlık ve milliyetçiliğe haşin bir sûrette karşıydı. Bundan dolayı pek çok kereler disiplin kuruluna girip çıkmak mecbûriyetinde kalmışımdır. Bu arada binbir güçlükle temin edebildiğimiz namaz odasına asılmış olan bir takvimin kartonundaki M. Kemal Paşa resmini yırtma sebebiyle üç gün "tard-ı muvakkat" cezasına çarptırılışım zikre değer. Bilahare büyütülen bu hâdise yüzünden, mezuniyet imtihanlarından sonra olgunluk imtihanlarının ikisini vermiştim ki mektepten tamamen uzaklaştırılma cezasına çarptırıldım. Ayrıca, güya beni himaye etmiş olmak töhmetiyle o zamanın başmuâvini İsmail Hakkı Berkmen ve edebiyat muallimi Kaya Bilgegil (sonradan profesör) de altı ay Vekâlet emrinde kalmak sûretiyle iz'ac olunmuşlardır. Ben de müteakip iki imtihan için Giresun'a gittim. O zaman olgunluk imtihanı dört dersten yapılırdı. Sualler bakanlıktan gelirdi. Yolda imtihanların birini kaçırmıştım. Diğerini de Giresun'da vermiştim. Kaçırdığım imtihan için 1954 Ekimi'nde Erzurum'a gittim. Bu dersin imtihanını da Erzurum Lisesi'nde vererek nihâyet lise mezunu olabildim. (Hicret)
- Maksadım yazıma başlarken belirttiğim gibi bu mes'elenin ilmi cihetlerini sâdece bir fihrist kabilinden beyan etmektir. Gâyem, böyle büyük bir işe girişmezden evvel yapacağımız işin doğru olup olmadığının hissî ve siyâsî olmaktan ziyade ilmi bir sûrette münakaşa edilmesinin ehemmiyetini belirtmektir. Temas ettiğim mes'elelerin her biri ayrı bir ilim dalıdır. (İslam Yazısı'na Dair)
- Bir parkta bulunmuş bir çocuğa, babalık veya analık iddia eden iki insan mevcud olsa, deliller de, ortada olsa, bunlardan biri müslim, diğeri gayri müslim olsa fakat müslim köle olsa, kadı, çocuğu gayri muslim fakat hür olan insana verir. Çünkü bu taktirde çocuk gayri müslim fakat <
> olacaktır. ->Tek başına sırf şu misal bile, İslam'da hürriyete atfedilen ehemmiyeti göstermeye kâfidir. (Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi) - "--- Râsulullah (s.a.v.)in fitne hakkında olan sözü hanginizin hatırındadır?" deyû sormuş, içlerinden Huzeyfe: ---Ya emirelmü'minin!.. Resûl-i Ekrem'in fitne hakkında olan sözü ayniyle benim hatırımdadır ki, kişinin ıyâl(çocuklar) ve mal ve evlâdından ve komşusundan dolayı fitneye dûçar olmasıdır.Bu misullû günahlara savm ve salât ve emr-i bilma'ruf ve nehy-i anil munker kefaret olur deyu vermiş. Hz.Ömer: "--- Muradım o değil, deniz gibi temevvüç edecek fitneyi soruyorum." dedikde Huzeyfe: "---Ya emirelmü'minin!.. Senin için onda bir beis yok.Senin zamanınla onun arasında kapalı kapı var!.."demiş Hz.Ömer: "---Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?" dedikte Huzeyfe: "---Kırılacak!.. demekle Hz.Ömer: "--- Öyleyse artık kapanmaz!.." deyip izhar-ı teessüf etmiş." (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
- Ağaçlar ayakta ölür!.. (Geçmis Günü Elerken - 1)
- Sultan Selim Han, bu suale cevap verip vermemek arasında tereddüdde idi. Paşa'yı uzun uzun süzdükten sonra:"-Paşa! Siz sır tutarsınız. O'nun için size söyleyebilirim. Şehre girmesine elbet gireceğiz, ama karanlık bastırdıktan sonra!.."dedi. (Veli Bayezid'in Bedduası)
- M.Kemal Paşa'nın evvelce, İngilizler'le "Hilâfet'i yıkmak" esası üzerine anlaşmış olmasına rağmen, zaferden sonra bu vaadinden vazgeçerek "halife" olmak istediği kat'idir.Ancak bu dinî bir zaruret ve inanıştan ziyade âlemşumûl bir şahsi otorite sağlamak maksadının eseri idi. (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
- Bugün memleketimizin bir numaralı mes’elesi Güneydoğu Anadolu’daki anarşi değildir!.. Kıbrıs’ın kaybedilmek üzere olması da değildir!.. Bütün bunların hepsinden daha ehemmiyetli olan, lisânımızdaki korkunç tahrîbattır!.. (Doğru Türkçe Rehberi)
- Risale-i Nur, harf inkılabından sonra İslam harfleri davasını siyasi bir mesele olmaktan ziyade bir "ibadet" , "Sevap" ve "kültür" mevzu olarak ele almış ve talebeleri bütün gayretlerini bu sahaya hasretmişlerdir.. (İslam Yazısı'na Dair)
- Ben tahta değil, bir yangının kızgın külleri üzerine oturdum ! Sultan Vahideddin Merhum (Sultan Vahideddin)
- Büyük ve alemşümul İslam nizâmının iman şuur ve vecdini kaybeden bir insan için bayram birkaç dost ziyaretinden başka nedir? Lakin kim kime dostluğuyla, kelimenin hakiki manasıyla yar olup da, onu düştüğü esfel-i safilinden ala illiyyine doğru çekebilir? Ve kimde böyle bir cazibeye kapılmak istidada kaldıki? Günlük meşgalelerin basit ikliminde bunalmış, ruhen ve bedenen yorgun asrımız insanını kurtaracak, gerçek cehd ve gayret olmadan, kendi kendine sırf günlerin arka arkaya sıralanması sebebi ile gelen ve sadece bir şiarı İslam diye ismen ve şeklen devam eden bayramlar, kime ne verebilir ki? (Aşıklar Ölmez)
- Kader geçmişte malum, gelecek içinse meçhuldür (Malkoçoğlu Kardeşler)
- Bu itibarla bizde hari değişikliği aynı zamanda ve evveliyetle dini bir mes'ele teşkil etmekte olduğu halde, bugüne kadar mes'elenin bu vechesi üzerinde gerektiği şekilde du rulmamıştır Tarih boyunca milletler iki sebeple allabe değiştirmişlerdir. a-Din değiştirme, b-Esåret. (İslam Yazısı'na Dair)
- Aziz gençler!.. Unutmayınız ki, devletinizi, âlemşümul bir imparatorluktan mânâ ve maddede küçük bir Türkiye hâline getiren dâhili ve hârici düşman faaliyetlerine cevaz, meşrüiyyet ve hattâ itibar bahşeden Lozan'dır!.. Yeniden büyük devlet olma imkân ve ümitlerimizin yegâne kaynağı olan gençler!.. Unutmayınız ki, Lozan'ı yırtıp çiğnemedikçe "Büyük Türkiye" nin şafağı sökmeyecektir. Kadir MISIROĞLU 27 Ramazan 1390/ 26 Teşrinisani 1970 Serencebey/İstanbul (Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1)
- Sultan Abdülaziz merhumu hal' eden devlet içâli arasında birinci derecede rol oynayan dört kişidir. Bunlara “Erkân-ı Erbaa” veyahud da “Hal'erkânı” denilmektedir. Bunlar; Hüseyin Avni paşa, Midhat Paşa, Rüşdü Paşa ve Hasan Hayrulâh Efendi'dir. Bunların terceme-i hâlleri evvelce tafsil edilmiş olduğu üzere, burada ayrıca izah edilecek değildir. Ancak karakter ve niyetleri itibariyle onlar hakkında birkaç cümlelik bir izahatla kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görmekteyiz. Bunlardan bir numaralı ele başı Hüseyin Avni Paşa'dır. Evvelce kaynaklara istinâden nakledilmiş olduğu Üzere ahlâksız, sarhoş, muhteris, diktatör ruhlu, kindar ve rüşvetçi bir adamdır. Bu işe karışmaktaki gâyesi, sadece ve sadece saray kadınlarına karşı çirkin bir hareketinden dolayı sürgüne gönderilmiş olması sebebiyle Sultan Abdülaziz'e karşı duyduğu kin ve nefret ile ondan intikam almak ve diktatör olmak heveslerinden ibarettir. (Sultan Abdülaziz)
Yorumlar
0 yorum