Kitap Künyesi
Yazar: Marcel Proust
Çevirmen: Ebru Erbaş
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750747014
Sayfa Sayısı: 72
--reklam--
Kıskançlık Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kıskançlık, Fransız yazar Marcel Proust’un edebiyat tarihine damgasını vuran Kayıp Zamanın İzinde adlı yedi ciltten oluşan nehir romanının beşinci cildi Mahpus’tan seçtiğimiz çok çarpıcı bir bölüm.
Fonunda, aristokrasinin çöküşü ve orta sınıfın yükselişi dönemine denk gelen Üçüncü Cumhuriyet yönetimi altında gerçekleşen büyük toplumsal değişimlerin yer aldığı romanın bu bölümü, kıskançlık duygusunun en karanlık yanlarını ve yıkıcı etkilerini ustalıkla ele aldığı satırlarıyla bütünden farklılaşıyor.
Yazar olmak isteyen Marcel âşık olduğu Albertine’in kendisinin Paris’teki burjuva evine taşınmasını sağlamış ancak kendisi de arzunun ve kıskançlığın pençesine düşmüştür. Neden sürekli birbirimizi sınama ve sahiplenme eğiliminde oluruz, kıskançlık ölümden bile güçlü müdür gibi sorulara yanıt arayan Kıskançlık, Proust’un derin psikolojik gözlemlerine, zengin betimlemelerine aşina olanlar için bir hatırlatma, yeni başlayacak olanlar içinse tadımlık.
--reklam--
Kıskançlık Alıntıları - Sözleri
- "Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır."
- Kıskançlık, bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir.
- “Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız.”
- "Ya acı çekmekten ya da sevmekten vazgeçmeliydim."
- İnsanın birini kendine âşık edebilmek için ne içtenlik göstermesine hatta ne de yalanı iyi kıvırabilmesine ihtiyaç var. Burada aşk derken karşılıklı bir işkenceden bahsediyorum.
- Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır.
- Kalıcı mutluluğa inananların gamsızlığı içindeydim.
- En anlamsız olabilecek şeyler bile sevdiğimiz biri tarafından bizden gizlendiğinde nasıl da bir anda olağanüstü kıymete biner.
- Çoğu kez kıskançlık, aşkla ilgili meselelere uyarlanmış tedirgin bir despotluk ihtiyacından ibarettir.
- “Çoğunlukla nefret ederiz kendimize benzeyenden, kendi kusurlarımızı dışarıdan görmek bizi çileden çıkarır.”
- Kıskançlık bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir.
- "Zaten kıskançlık, sevdiğimiz kadında belli bir yalan söyleme eğilimini keşfetmemize yardım etse de kadının bizim kıskandığımızın farkına varması, aynı eğilimin yüzle çarpılmasına yol açar."
- Yüzünde soylar soplar günahlar dinlenirdi..
- "Nitekim aşk deva bulmaz bir hastalıktır..."
- Sevmediklerimizle yaşarız ancak; bir kadına, bir ülkeye, hatta bir ülkeyi benliğinde barındıran bir kadına yönelik, o dayanılmaz aşkı öldürmek için hayatımıza soktuklarımızla birlikte yaşarız.
--reklam--
Kıskançlık İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kıskançlık çeker yalanın acısını ve görür sakladığından fazlasını: Marcel Proust Kayıp Zamanın İzinde serisinin yazarı.. Aslında yazacaklarım inceleme ifade etmez . Seriyi okumuş olmama rağmen inceleme yazma yeterliliğinde hissediyorum kendimi.. Yazar ve eserleri için inceleme yazmak bana göre daha akademik bir bilgi gerektiriyor. Kıskançlık* kitabı için söyleyeceğim yazarın Mahpus* eserinin bir bölümü.. Eser, yazarın aşık olduğu Albertine ile karşılıklı mahpus oldukları hayatlarında birbirlerini sınama, sahiplenme eğilimleri, kıskançlığı besleyen kaynaklar, vb psikolojik gözlem; yer, kişi tahlilleriyle özellikle de duygu tahlili ile seriyi okuyanlara bir hatırlatma mahiyetinde .. Ve yazarla tanışmak için de ideal bir başlangıç eseri niteliğinde.. Yani Marcel Proust ile tanışmak isteyenler bu eseri başlangıç eseri seçebilirler. Marcel Proust okuma sürecimde hatrı sayılır alıntılar paylaştım. Merak edenler göz atabilirler eserleri hakkında fikir sahibi olmak için.. Ebebiyat severlerin bir gün muhakkak tanışmak isteyeceğini bir yazar Proust.. ... rezilce çırpındığı bir mücadeleyi fazla uzatmayana ne mutlu!... Tamamıyla sahip olamadığımızı severiz ancak.! Gariptir ki ilk aşk, yüreğimizde bıraktığı kırgınlıklarla sonraki aşkların yolunu açsa da belirtilerin ve çekilen acıların özdeşliği üzerinden olsun, bunlara bir çare bulma imkânı sunmaz bize. Bir pasaj ile bitiriyorum. Neden sonra buz kesmiş halde geri dönüp yorganın altına girdim ve tüm gece ağladım. ____ Her dakika beni Albertine'in iyi geceler dileğine daha da yaklaştırıyordu ve sonunda o dilek geldi. Ancak o gece onun kendi varlığından soyutlanmış ve benimle de buluşmayan öpücüğü beni öyle bir kaygıya sürüklemişti ki kalbim çarparak kapıya doğru ilerleyişini izlerken şöyle düşünüyordum: "Onu geri çağırmak için bir mazeret uydurmak, yanımda tutmak, barışmak istiyorsam acele etmeliyim, odadan çıkmasına son birkaç adım kaldı sadece, son iki, son bir, kolu çeviriyor, açıyor, çok geç, kapıyı ardından çekti!" Ancak yine de çok geç değildi belki. Tıpkı bir zamanlar Combray'de, annem beni öpücüğüyle avutmadan gittiğinde olduğu gibi Albertine'in ardından atılmak istiyordum, onu bir daha görmeden huzura eremeyeceğimi, bu bir kez daha görüşün şimdiye dek hiç olmadığı kadar muazzam bir şeye dönüşeceğini ve bu üzüntüden tek başıma sıyrılmayı başaramazsam belki de gidip Albertine'e yalvarmak gibi utanç verici bir alışkanlığa kapılacağımı hissediyordum. Yataktan fırladığımda o odasına varmıştı bile, çıkıp da beni çağırır umuduyla koridoru ileri geri arşınladım, usulca seslenir de duyamam korkusuyla kapısının önünde kıpırtısız bekledim, bir anlığına odama dönüp acaba şansıma sevgilim sanki eksikliğini çekmesinden endişe etmiş gibi davranabileceğim, onun odasına gitmeye bahane edebileceğim mendildir, çantadır, bir şey bırakmış mıdır diye bakındım. Hayır, hiçbir şey yoktu. Tekrar dönüp kapısının önünde dikildim. Ama artık aradaki yarıktan ışık sızmıyordu. Albertine ışığı söndürmüş, yatmıştı; bense orada, kim bilir hangi doğmayacak fırsatın umuduyla kıpırtısız duruyordum. Neden sonra buz kesmiş halde geri dönüp yorganın altına girdim ve tüm gece ağladım. Combray da uykudan önce annesinden iyi geceler* öpücüğü beklerken kalbindeki tarifsiz sızıları bize de hissettiren yazarı hep özleyeceğim. İyi okumalar dilerim. Yazarla tanışmanız dileğimle.. (Sevgican)
66 Sayfaya Koca Bir Hayat Sığmış, gibi: Çok heyecanlıyım.... MERHABA PROUST (: Uzun zamandan beri inceleme yapmıyordum. Biraz tembellik biraz atalet hali ve biraz da kendimi ötelediğim için olsa gerek uzaklaşmıştım yazmaktan. Paslanmış her bir yerimden dilim döndüğünce çiziktirelim bişeyler. Neyse. 3000 küsür (yayın evine göre değişir) sayfalık kitabın 5. serisinin adıdır Mahpus ve kıskançlık onun içinden bir bölüm. İyi bir okur bilir Proust'u ve genelde de ertelenen yazarlardandır. Sağda solda bu konuyla ilgili çok fazla yazı okudum, ordan biliyorum. Ve Proust'u okuyanların ortak derdi de yine onu geç tanımakla ilgili. Gelelim sadede... Şimdi öncelikle Proust' un bu kitabıyla ilgili söyleyeceklerim geneli bağlayan bir durum değildir. Kıskançlık bölümü için sadece şunu söyleyebilirim ki işinizi gücünüzü bırakın ve hemen uygun bir site bulup sipariş verin. (Hala konuya giremedim :) Bazı yemekler vardır, hakikatten hazırlanması uzun sürer fakat uzunca süren emeğin karşılığı da bir o kadar güzel olmasıdır. Değişkenlerle açıklamayı bir kenara koyalım, burda yemeği yapmak için harcanan emeği, Proust' un sadece sevdiği kadının uykuya geçişini 32 sayfada anlatmış olmasından ziyade, yine Proust' un uzun cümlelerini anlamak için ne kadar tavana bakıp zaman geçirdiğinizle alakalı. Ve tabi uzun süren yemeğin size verdiği lezzeti de Arşimet' in Evreka' sına benzetebiliriz. (Teşbihte hata olmaz efennim) Evreka! Sizi çırılçıplak sokağa çıkaran o şey. "Heeeeeeeeeeeeee, o mesele" dedirten şey. "Oha lan" ya da "vay anasssını" da olabilir. (Son teşbih için Feminist dostlardan ve bütün kadınlardan özür diliyorum.) Bu mucize adamın "Kıskançlık" diye anlattığı şey sadece kıskanma duygusunun tanımını yapmaktan öte kıskançlık duymasının nedenlerini kızmadan, mızmızlanmadan, nefret etmeden "neden kıskandım ki acaba" diye kendisini sorgulamasıdır. Yani bir nevi Proust kendi bedenini terk ederek kendisini dışarıdan gözlemliyor arkadaşlar. Bu ne kadar zordur değil mi? Sonuçta bir insanı kıskanabiliriz. Bunun için de kendimize özgü gerekçeler yaratabiliriz. Ama kıskançlığımızın altında yatan nedenlerle pek ilgilen(meyebiliriz)! Diğer yandan kıskançlık bir insanı nereye kadar götürebilir? Proust ölmeye diyor. Öldürmeye değil, ölmeye. Tamam buraya kadar kabul. Fakat Proust sadece burda bırakmıyor. Yaşarken ölür mü bir insan? Ölü gibi gezer mi?, diyelim. Peki kıskanmanın oto-kontrolü' nü sağlayamazsak iş nereye varır? Burda bir antiparantez açıyorum. Hatırlarsanız Flash TV ye bir adam çıkmıştı, karısının bir başka adamla aynı evde birlikte olmasına göz yumuyordu da en son kadın, eşini terk etmesine rağmen Yasin Çakır' ın programına konuk olan adamımız, eşine geri gelmesini söylüyordu. Sonrası malumunuz. Çakır da adama sen "gavat mısın ya da pez. misin? " gibi bir şey söylemişti. Biz tabi ki bu adamı yargılamaktan ziyade onu anlamaya çalışacağız. Adamımızın gerekçesi neydi? Seviyorum. Aslında Porust buna da değiniyor. Aynen şöyle : "Bir sürü insanın birbirine değip geçtiği, bir sürü kapısı olduğundan insanın çıkışta daha ötede bekleyen arabasını bulamadığını söyleyebileceği bir büyük mağazaya Albertine'in tek başına gitmesine göz yummak mı, böyle bir şeye razı gelmemeye kesin kararlı ama bilhassa bedbahttım. Ancak tüm bunlara rağmen Albertine'le görüşmeyi çoktan kesmiş olmam gerektiğini zira benim açımdan onun artık zamana ve uzama saçılmış bir insanın bizim için bir kadın olmaktan çıkıp bir türlü aydınlatamadığımız bir olaylar, çözümsüz sorunlar silsilesine; gemileri batan Serhas gibi cezalandırmak için gülünç şekilde kırbaçlamaya çalıştığımız bir denize dönüştüğü o yürekler acısı evreye girmiş olduğunu bir türlü idrak edemiyordum. Bu evre bir başlamayagörsün, ne yapsak mağlubuzdur. Bunun erkenden farkına varıp da insanı tüketenten, elini kolunu hayal gücünün sınırlarıyla bağlayan beyhude bir mücadeleyi; kıskançlığın, bir zamanlar daima yanında olan kadının gözleri bir anlığına başkasına kayacak olsa aklında tilkiler dolaşan, nice eziyetler çeken adamı bile sonraları aynı kadının tek başına hatta hiç olmazsa bilinenin işkencesi bilinmezliğe yeğdir, diyerek âşığı olduğunu bildiği kişiyle dahi dışarı çıkmasına boyun eğecek hallere düşürecek kadar rezilce çırpındığı bir mücadeleyi fazla uzatmayana ne mutlu!" İşte bu yüzden Proust' u gereksiz ayrıntıya girmekle suçlayanlara da bir cevap vermiş olalım. Hayat bazen detaylarda gizli olabiliyor. Biz burda adamımıza kızmıyoruz, onu anlamaya çalışıyoruz, yani zor olanı yapıyoruz. Adamımızın davranışının doğru ya da yanlış olduğunu değil, "davranışındaki değişiminin evrimine" odaklanıyoruz. Adamımız eşiyle ilk tanıştığı sırada, eşi ona bu şekilde davransa ya da eşiyle tanışmadan ona sorulsa bu durum, adamımız muhtemelen şiddetle karşı çıkacaktır. Bir çoğumuzun yaptığı gibi. Bu bir bakıma Proust' a özgü, hayvana ya da bir çocuğa tecavüz eden adamı idam etmektense onu anlamaya çalışıp sorunun sosyolojik temelleri üzerine belki de kökten olmasa da suçu minimize edecek "altın çözüm önerilerini yaratma" uğruna bir çabayı gerektirecektir. "Kıskançlık" sadece bir bölüm ya da kitaptan öte, detaylarında sakin kafayla gezinirseniz, tıpkı İstanbul gibi, size keşif yolları sunacak olan bir şehir gibi ya da ruhsal ereksiyon geçirebileceğiniz, size "Evreka" yı yaşatıp ciğerlerinizdeki Alveoller' e kadar hissedebileceğiniz, aylar sonra paslanmış bir adama inceleme yazdıracak kadar önemli buluyorum. Diğer yandan yazarımızın kitabi tekniklerine baktığımızda, yoğun bir anlatıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yarattığı karakterle kendisinin zaman zaman yer değiştirdiğini görebiliyoruz. Yani karakterin gözünden yazarı da eleştirdiği oluyor. Dönemine göre devrim yarattığı söylenebilir. Bu açıdan kitap okurken odaklanma sorunu yaşayan okurları zorlayabilir zira bölük dikkati kabul etmiyor kitabımız. Sevgi emek ister gibi, Yeşilçam klasizmine uygun bir talebi var açıkçası. İmgelem gücü jilet gibidir. Onu okuduğunuzda değil de anladığınızda imgelem gücü jilet gibi keser en olmadık yerlerinizi. Patalog olan yazarımız insançocuğunun ruhsal patalojisi üzerine mesleğine yakışır şekilde, başarılı bir iş çıkardığını her bir kelime örgüsünden anlıyorsunuz. Size bilimsel edebiyat yapıyor yahu. +Yok canım olur mu öyle şey (!) - E valla oluyor yani. Uzundan kısası, Kayıp bir Zamanın İzindedir Proust. Şimdi' nin Geçmiş'ine hiçbir duygu beslemeden, bize tıpkı bir taytro sahnesinin görünen güzelliğinin yanında perde arkasının karmaşasını da anlatıyor. Demem o ki Sayın PROUST : İyi ki geldin, hoşgeldin. ~~Kitapla kalınız~~ (Naçiz`Hane)
Dikkat dikkat, bu yazı, inceleme başlığı altında yazılmasına rağmen kesinlikle bir inceleme değildir! Ona göre okuyunuz, ya da okumayınız! Sevgili okuyucu, ben sizi sıkacak kadar uzun yazamıyorum beee, okursun bence ;) Kendimle ilgili bir tespitim bu kitapta öyle güzel tasvir edilmiş ki! Ön profilden ayrı, yan profilden apayrı görünme mevzuuu! Şimdi efendim kemerli burnu olanlar (benim gibi) pek de yandan foto olayını sevmeyip türlü akrobasi hareketleri ile kendilerince rütuş yaparlar ;) (en azından ben yaparım ;) ) Gerek burun, gerek çene yapısının tüm kusurları kabak gibi belli olur, saklasan ne çare sensin yahu ;))) Hah, işte, benim için bu kitaptaki konu bu: Marcel sevgilisinin yandan bakılınca bambaşka bir kadına dönüşmesine değiniyor, birden fazla kez hem de. Öyle işte, bu kısacık kesit anlatıdan da aklımda bu kaldı;) Ama uyarmıştım, bu bir inceleme değildir, demiştim ;) Son notum ise, bence çeviri kötüydü cümlelerin başını sonu kaçırdım, zaten dikkatim minnacık dağılıp gittim :( (nightwalker)
--reklam--
Kıskançlık PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Marcel Proust - Kıskançlık kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kıskançlık PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Marcel Proust Kimdir?
Fransız modern edebiyatının temsilcilerinden Marcel Proust, 10 Temmuz 1871'de, Paris yakınlarındaki Auteuil'de doğdu. Babası varlıklı bir profesör olan Adrien Proust ile annesi Jaenne Weil tarafından Paris'te büyütülen Marcel Proust, 10 yaşına geldiğinde bir astım krizi geçirdi ve bundan sonraki yaşamında hastalıkların pençesinden kurtulamadı. Hastalığına rağmen okulunu başarılı bir öğrenci olarak tamamladı ve askeri hizmetinden sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan üniversiteye devam eden Proust bir yandan da Sorbonne'da felsefeci Henri Bergson'un derslerine katılıyordu. Ailesinin maddi varlığı nedeniyle rahat yaşamı garanti altına alındığından, mesleki bir eğitime gerek duymayan Marcel Proust, tüm zamanını küçüklükten beri ilgi duyduğu yazarlığa ayırmaya karar verdi. Düzyazıları ve makaleleri 1892 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.
1895'ten itibaren Eğitim Bakanlığı'nda çalışmaya başlayan Marcel Proust, Bakanlık'ta kaldığı beş yıl içinde Hazlar ve Günler adlı öykü kitabını yazdı. Gerek eleştirmenler gerekse okur tarafından pek başarılı bulunmayan bu eser bir anlamda yazarın bundan sonra ele alacağı konuların açıklanması açısından önem taşıyordu: Yabancılık çekilen bir dünyadaki yalnızlık ile kendi kimliğinin arayışı içindeyken aşk, hastalık ve zamanın etkileri.
Proust, ilk kitabının ardından sekiz yıl boyunca bir kitap üzerinde çalıştı. Kitabı tamamlamasına çok az bir zaman kala uğradığı hayal kırıklığı nedeniyle sekiz yıllık uğraşının ürünü kitabını yırttı ancak onu atamadı. 1952'de Jean Santeuil adı altında yayınlanan bu kitap yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Kayıp Zaman İzinde adlı romanın bir tür hazırlık çalışması olarak değerlendirildi. Jean Santeuil'in odak noktasının anlatıcının subjektif öyküsü oluşturmuştur. Yazar bu eseriyle geçmiş olaylarla ilgili duyguların içinde bulunulan anda yaşanılanlardan daha kuvvetli olduklarını kanıtlamak istiyordu. Düşüncelerini vurgulamak için her şeyin tekrarlandığı bir anlatım biçimi uyguladı. İlk anlatılanda olayların gerçekten olup bittiği zamanı diğerinde ise akılda kalanları anlatıyordu.
1903 yılında babasını kaybeden ve annesiyle birlikte yaşayan Marcel Proust'un yaşamındaki en önemli olaylardan biri 1905'te annesi Jaenne Weil'i kaybetmesidir. O tarihte 34 yaşına giren eşcinsel yazar için annesi hayatının en önemli kadınıydı. Geçirdiği sinir buhranlarından ve gördüğü tedavilerin ardından Proust, deneme yazılarında önemli edebiyatçıları ve felsefecileri inceledi. Bunların başında çalışmalarını Fransızca'ya çevirdiği John Ruskin ve eleştirilerinin hedefi olan Charleb Augustin Sainte-Beuve geliyordu. Aynı dönemde üzerinde çalıştığı Bergson'un bilgi kuramı, Proust'un anlatım tekniğini düzeltmesindeki en önemli etkendir. 1908'de kaleme almaya başladığı ancak 11 yıl sonra yayınlanan Taklitler ve Seçmeler adlı yapıtı başyapıtı için ön çalışma oldu.
1908'den sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı Geçmiş Zaman Peşinde adlı dizi romanı üzerinde çalıştı. Bu roman 1927'ye kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak yayınlandı. 1913 Swannların Semtinde çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler; Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermanteslerin Semtinde, Sodom ve Gomorra, Mahpus Kadın, Kaybolan Albertine, Yeniden Kazanılan Zaman yayınlandı.
Otobiyografik bir havanın estiği bu roman dizisinde birbirine paralel iki düzlem bulunmaktadır. Proust'un yaşantısından alınan tek tek epizotlar, burjuvazinin tam bir tablosu ve en ince ayrıntılara kadar araştırıp anlattığı aristokrasinin çöküşü olarak yoğunlaşır. Proust bunu yaparken şimdiki zamana ve geçmişe ait bilinç içindekileri çağrışımlı olarak birleştirmek amacıyla olayları kronolojik bir sıraya koymadı. Geçmiş zaman anımsama yoluyla ve birinci şahıs olarak öyküyü anlatan kişinin içsel birliğine uyan kayboluşu zaman yeniden kazanılmaktadır. Sürekli geriye bakışlarla yaşam daimi bir dolaşım halindedir. Roman dizisinin sonunda şair yani Proust, kendi yaşantısını anlatan romanı yeniden yazmaya karar verir. Yazar anlattığı düşünceleri doğrudan doğruya yansıtabilmek için edebi teknik olarak iç monoloğu kullanmıştır. Benliğin zaman içindeki psikolojik değişimi ile güncel ve eski olayları bir bütün haline getirerek insanın ruhsal yaşantısını işleyen Marcel Proust, 18 Kasım 1922'de, Paris'te yaşamanı yitirdi.
Eserleri
Roman: Swannların Semtinde (Du cote de chez Swann, 1913), Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Geçmiş Zaman İzinde (A la recherche du temps perdu,1918), Guermanteslerin Semtinde (Le cote du Guermantes, 1920), Sodom ve Gomorra (Sodome et Gomorrhe, 1921), Mahpus Kadın (La prisonniere, 1923), Kaybolan Albertine (Albertine disparue, 1925), Yeniden Kazanılan Zaman (Le temps retrouve, 1927), Taklitler ve Seçmeler (Pastiches et melanges, 1919)
Öykü: Hazlar ve Günler (Les plaisirs et les jours, 1896)
--reklam--
Marcel Proust Kitapları - Eserleri
- Hazlar ve Günler
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
- Okuma Üzerine
- Kayıp Zamanın İzinde
- Swann'ların Tarafı
- Guermantes Tarafı
- Sodom ve Gomorra
- Mahpus
- Albertine Kayıp
- Yakalanan Zaman
- Sainte-Beuve'e Karşı
- Swann'ın Bir Aşkı - I
- Edebiyat ve Sanat Yazıları
- Swann'ın Bir Aşkı
- Üst Kat Komşusuna Mektuplar
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I
- Swann'ın Bir Aşkı - II
- Aşk Karşılıklı İşkencedir
- Kayıp Zamanın Etrafında
- Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde
- Lemoine Vakası
- Prenses'e Mektuplar
- Swann'ların Tarafı - Combray
- Kalan Son Güzel Kağıdım
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - II
- Swann'ların Tarafı - Memleket İsimleri: İsim
- Kıskançlık
- Swann'ların Semtinden 2. Cilt
- Vikont’un Ölümü
--reklam--
Marcel Proust Alıntıları - Sözleri
- ".. hangi aşkın yarası Öldürdü sizi terk edildiğiniz o sahillerde!” ______ (Hazlar ve Günler)
- Hayatta önemli olan, neyin sevildiği değil, sevmektir. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I)
- Kuşlar gelene dek ağaç, panjurları kapalı, boş, ölü bir ev gibidir. (Kayıp Zamanın Etrafında)
- "Ya acı çekmekten ya da sevmekten vazgeçmeliydim." (Kıskançlık)
- “Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız.” (Kıskançlık)
- Bizler, başkaları için konuşup kendimiz için susarız. Ayrıca sessizlik, konuşmanın aksine kusurlarımızın ve yapmacıklığımızın izlerini taşımaz. (Okuma Üzerine)
- Kıskançlık, bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir. (Kıskançlık)
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez. _____ (Yakalanan Zaman)
- İnsanın birini kendine âşık edebilmek için ne içtenlik göstermesine hatta ne de yalanı iyi kıvırabilmesine ihtiyaç var. Burada aşk derken karşılıklı bir işkenceden bahsediyorum. (Kıskançlık)
- Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elâlem için değil. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)
- .. Araba beni, tek gerçek olduğuna inandığım, beni gerçekten mutlu edebilecek şeyden uzağa sürüklüyordu; hayatım gibi. _____ (Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde)
- (...) çünkü aşkla ölüm birbirine benzer; her ikisi de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya iter. (Swann'ın Bir Aşkı - II)
- Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. (Okuma Üzerine)
- Hor görülseler bile fikirlerin,sokuldukları zihinlerde hemen ölmediklerini,etkilerini orada sürdürdüklerini biliyorum… (Prenses'e Mektuplar)
- "Mutluluğumuz sadece kaygımızın bitişine bağlıdır." (Albertine Kayıp)
- "Allah hikmeti dilediğine verir." Bakara 269 (Üst Kat Komşusuna Mektuplar)
- Kitaplarımızda genel olarak bahsettiğimiz şeyler bizde ilhamı neyin tetiklediğini gösterir, çok geçmeden zihnimize bütün gücüyle hakim olan şeyi görürüz. (Edebiyat ve Sanat Yazıları)
- Tıpkı bazı mutluluklar gibi bazı felaketler de fazlasıyla gecikirler ve bir süre önce gelseler içimizde ulaşacakları boyuta ulaşamazlar. (Albertine Kayıp)
- "Soluk aynalar ve sönmüş alevler" en değerli lütuf; ve kuşkusuz hâlâ o aleve boyun eğerek (bu defa Baudelaire'den değil Hugo'dan bir alıntı: "O (kadın) yarı canlıydı, ben yarı ölü") (Prenses'e Mektuplar)
- “Çoğunlukla nefret ederiz kendimize benzeyenden, kendi kusurlarımızı dışarıdan görmek bizi çileden çıkarır.” (Kıskançlık)
Yorumlar
0 yorum