Kitap Künyesi

Yazar: Jorge Amado

Çevirmen: Şerif Hulusi

Orijinal Adı: Terras Do Sem Fim

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750709654

Sayfa Sayısı: 330

--reklam--

Kızgın Toprak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kızgın Toprak, 1940'lar Brezilya'sında, hepsi birbirinden hırslı toprakağalarının hüküm sürdüğü kakao plantasyonlarında yaşananların öyküsünü anlatıyor. Servet avcısı serüvenciler, zengin erkeklerin peşindeki güzel kadınlar, kumarbazlar, karınlarını doyurmaktan başka bir düşüncesi olmayan göçmenler, kiralık katiller, keskin nişancılar, kakao plantasyonlarında acımasızca sömürülen işçiler... Yeni ekim alanları açabilmek için gaddarca yok edilen ormanlar, gözü dönük toprakağaları arasındaki kan davaları... Sözün kısası, bu çılgın dünyayı hepsi de farklı açılardan yaşayan insanların öyküsü...

Mucizeler Dükkânı, Tarçın Kokulu Kız, Tereza Batista, Gecenin Çobanları ve Ölü Deniz adlı romanlarını da yayınladığımız Jorge Amado, sert bir gerçekçiliğin ürünü olan Kızgın Toprak' tan söz ederken, "En sevdiğim kitabım," diyor, "benim köklerimin, yoğrulduğum kanın öyküsü."

Latin Amerika edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından Amado, bir zamanlar Brezilya'nın Bahia bölgesinde yaşanan "kakaoya hücum"un çarpıcı romanını sunuyor okurlarına.

(Tanıtım Yazısından)

--reklam--

Kızgın Toprak Alıntıları - Sözleri

  • “ İşte hakikatin ta kendisi! Gidenlerin hiçbiri geri dönmedi, önüne büyü gibi, köpeğe kemik atar gibi bir hayal atıyorlar…”
  • Toprağa doymayanların, paradan başka bir şeyi gözü görmeyenlerin ilkel, yabani dünyasıydı bu.
  • Rüzgar deli deli esmeye başladı az sonra; gemiden, Bahia'nın üstüne çöken geceye bölük pörçük sözler, görkemli sözcükler sürükledi: toprak, para, kakao, ölüm...
  • Para sahibi olmak aslına bakarsan, kötü şey değildir, yalnız başka hiçbir şeyi istememek şartıyla. Hayatta gözü paradan başka bir şey görmeyen adam, tasalı beyzadedir; paranın lafını duydu mu, gözü görmez, kulağı duymaz olur. Onun için bu dolaylarda bunca sıkıntı var ya.
  • Dışarıda şiir dolu bir gece vardı. Bu şiir içyağı kokan meyhaneyi bile, sokağın çakıl taşları üstüne konmuş bir ay parçası, yarı açık kapılardan bir yıldız görünüşü, yitirilmiş bir aşkla elden gitmiş günlerin türküsünü çağıran ağır, iniltili bir kadın sesi şeklinde sarmıştı.
  • Burada ölülere de dirilere de oy verdirilir.
  • Çiftliklerde ırgatların ayaklarına yapışan yapış yapış kakao, çanuru hiçbir su ile yıkanıp temizlenemeyecek kalın bir kabuk haline getirdi. Herkesin ırgat, katil, albay, hukuçu, doktor, tacir, ihracatçı; herkesin ruhuna, içine, yüreğine bu çamur yapışmıştır. Bunu oradan sökecek ne eğitim ne kültür ne de duygu inceliği vardır. Çünkü kakao zenginlikti, kakao güçtü, kakao hayatta her şeydi. Sadece kara toprağa dikilmiş, usaresi bol bir şey değil, onların içine işlemiş bir şeydi de. Onların içinde bitiyor, yüreklerine her cömertçe hamleyi boğan uğursuz bir gölge serpiyordu.
  • Bu diyarda, bir kakao plantasyonu bir piskopos bile yetiştirebilir. Kakao plantasyonu tren, katiller, mala el koymalar, şehirde evler, kahveler, okullar, tiyatrolar, barlar ve hatta bir piskopos bile verir. Evet, bu diyarda yalnız kakao değil, her şey, ne istersen yetiştirir.
  • İnsan kanıyla sulanmış bu topraklar, yeryüzünün kakao yetiştirmeye en elverişli topraklarıdır.
  • Her seçim daima kavgalara, silahlı savaşlara, ölümlere sebep olurdu. Horacio her zaman kazanır, her zaman da kaybederdi; çünkü, İlheus'ta hile bir kaide haline gelmişti. Burada ölülere de, dirilere de oy verdirilir, dirilerin çoğu da Horacio'nun parayla tutulmuş haydutlarından korkarak oy verirlerdi.
  • Sen bütün işleri kurşunla, ölümle bitirmek istiyorsun. Ama, bir şey sorayım. İnsanları öldürmekten zevk mi duyuyorsun? Sende hiç duygu yok mu yahu? İçinde hiç mi bir şey yok senin? Şurada hiçbir şey? Sinho elini kalbine koydu.
  • Kölelik olduğu zamanlarda, ben daha çocuktum, de­di ihtiyar doğrularak. Babam köleydi, anam da öyle. O za­manlardan pek farkımız yok. Hiçbir şey değişmedi. Geri­si boş laf.
  • Mevsim, güney rüzgarlarının mevsimi. Arada bir nasıl da deli eser, benim diyen gemi direnemez önünde.

--reklam--

Kızgın Toprak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kakao savaşlarını anlatıyor gayet iyi bir dille yazılmış insanı okurken sıkmıyor yaklaşık 1 günde okudum gerilim tarzı sevenlerin okuması gereken kitaplardan biri (Aydın Onur Cebeci)

Brezilyalı yazar Jorge Amado’nun 1943 yılında yayınlanan romanı Kızgın Toprak, küçük bir köyün ormanlık alanlarının kakao plantasyonlarına dönüştürülmesinin hikayesini anlatıyor. Amado, kendisi de babasının kakao plantasyonunda büyümüş bir yazar. Bakir bir ormanın para ve güç hırsıyla katledilmesini, toprak için her şeyi yapmaya hazır toprak ağalarını, bu plantasyon sahiplerinin mala el koyma, kundak ve adam öldürmek gibi pis işleri için kullandıkları fedailerini, medyadan yargıcına doktorundan eczacısına herkesin tüm gücü elinde toplamış plantasyon sahiplerine hizmet etmelerini çok başarılı bir şekilde anlatmış. Bu anlatımını büyülügerçekçi ögeler de barındıran bir halk destanına o kadar güzel bağlamış ki, bir yerlinin ormanı kakao için yok edecekleri lanetlemesini de barındıran bu kısmı defalarca okudum. Yine böyle bir toplumda kadınların yazgılarını da atlamamış Amado, üç kız kardeşin iki sayfalık hikayesi beni çok etkileyen bölümlerden biri oldu. Kitap ilk sayfasından itibaren etkisi altına aldı beni ve ne ara yarıladım ne zaman bitirdim farketmedim bile. İlk bölümde çok fazla karakter varmış gibi gelse de, ikinci bölümden itibaren hepsi kurguya ve birbirlerine bağlanmaya başlıyor ve kitap sizi alıp götürüyor. Kitaba başladığım andan bitirdiğim ana kadar Latin Amerika topraklarında büyülü bir yolculuğa çıktım sanki, her sayfada o coğrafyaya, kültüre, insanların arasına gittim. Kısacası Amado’nun kalemine hayran kaldım, kesinlikle en sevdiğim yazarlardan biri oldu. Yakın zamanda okumayı planladığım Tarçın Kokulu Kız ve Gecenin Çobanları başta olmak üzere elimdeki tüm eserlerini mutlaka okuyacağım. Kızgın Toprak’ın birçok Amado eseri gibi ne yazık ki şu anda basımı yok, umarım yakın zamanda yeniden basılır hepsi. Mutlaka tavsiye ederim. (İpek Dadakçı)

Kızgın toprak Amado'nun en güzel eserlerinden bir tanesidir. Latin Amerika edebiyatının özellikle Birezilya'nın en gözde yazarı olan Amado'nun eserleri tüm Dünyada birçok dile çevrilmiştir. Amado Kızgın Toprakta Kakao plantasyonlarında çalışan fakir köylü halkı, yeni dikim alanları açmak için katledilen ormanları, toprak ağalarının hırslarını, hayat kadınlarının acıklı hikayesini öylesine dokunaklı ve şiirsel işlerki okur kitabı elinden düşüremez. Pek yakında -abimle Ankara sokaklarında sahaf sahaf gezip ikinci elini zorda olsa bulduğumuz Mucizeler Dükkanı adlı kitabına başlayacağım yazar ülkemizde çok fazla tanınmaz ama o benim için Tolkien ve Eco'dan sonra bir roman doğayenidir. Gökan Karagöz (Gokan Karagoz)

--reklam--

Kızgın Toprak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Jorge Amado - Kızgın Toprak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kızgın Toprak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Jorge Amado Kimdir?

Jorge Amado Brezilyalı romancı (Pirangi, Bahia 1912). Başlangıçta kakao tarım işletmeleri sahipleri döneminde Bahia'daki yaşamı işleyen, toplumsal yergili romanlar yazdı. Daha sonra lirik, düşünce ve mizah yüklü bir üslupla kaleme aldığı Dona Flor e Seus Dois Maridos (Dona Flor ve İki Kocası, 1966) gibi romanlarıyla ün kazandı. Amado, 2001’de Brezilya’nın Salvador kentinde öldü.

--reklam--

Jorge Amado Kitapları - Eserleri

  • Kızıl Tarlalar
  • Dona Flor ve İki Kocası
  • Tarçın Kokulu Kız
  • Mucizeler Dükkanı
  • Kızgın Toprak
  • Tereza Batista
  • Jubiaba
  • Gecenin Çobanları
  • Ölü Deniz
  • Kırlangıç ile Tekir Kedi
  • Su Kinkasının Qeyri-Adi Ölümü
  • Boksör
  • Amerika'nın Türkler Tarafından Keşfi
  • Pusu
  • İhtiyar Denizciler
  • Möcüzələr Dükanı
  • Top ve Kaleci

--reklam--

Jorge Amado Alıntıları - Sözleri

  • Benim hiç kimsem yok. (Jubiaba)
  • Asla bitmeyen bir yolculuktu bu, bir bardak suyun bir başka bardaktakine benzediği gibi birbirine benzeyen adamlarca tekrar tekrar başlayan bir yolculuk. … İsimler değişse de göçmenler hep aynıydı. Yüzleri birbirinin aynıydı, açlık aynıydı, kadercilik aynıydı, yürüyüşlerindeki azim aynıydı. Taşların, dikenleri, yılanların, kertenkelelerin üstesinden gelip Caatinga’yı aşarak taşı toprağı altın olan Sao Paulo’ya gidenler ve ne toprak ne de altın bulabilmiş olarak Sao Paulo’dan dönenler… (Kızıl Tarlalar)
  • Durmaksızın büsbütün hayallerini gerçekleştirmek için Yola koyulan ve o yolda hayallerini gerçekleştiren durmaksızın durmaksızın.. (Tarçın Kokulu Kız)
  • Bana söyleyebilir misin neden hep iki aşka ihtiyaç duyulur, neden gönül bir taneyle yetinmez? (Dona Flor ve İki Kocası)
  • Ne beyazlar ne de siyahlar var, para beyazlatıyor, burada siyah olan yoksulluktur. (Mucizeler Dükkanı)
  • Bu diyarda, bir kakao plantasyonu bir piskopos bile yetiştirebilir. Kakao plantasyonu tren, katiller, mala el koymalar, şehirde evler, kahveler, okullar, tiyatrolar, barlar ve hatta bir piskopos bile verir. Evet, bu diyarda yalnız kakao değil, her şey, ne istersen yetiştirir. (Kızgın Toprak)
  • Ah! Arkanjo. Sen insanların ışığıydın, görmek için gözlerimiz, konuşmak için ağızlarımızdın. Sen bizim gücümüzdün, aklımızdın. Geçmişi, geleceği sen biliyordun, başka kim bilebilir? (Mucizeler Dükkanı)
  • Kocanın onuru , suçluların kanıyla temizlenir. (Tarçın Kokulu Kız)
  • Ezilenlerin savunucusu sayın önder acaba biliyor mudur ki, hiçbir sınıftan olmayan, bütün sınıflarca hor görülen, yaşamın dürüst savaşımlarına sokulmayan, alınlarına kara vurulmuş milyonlarca kadın vardır? Haklarını koruyan yasaları yoktur, örgütleri yoktur, emeklilikleri yoktur, manifestoları, bayrakları yoktur, hastalanırlar, doktorları, hastaneleri yoktur, aç susuz kalırlar, işsizlik ödenekleri yoktur, çocuk doğurmaya, ev kurmaya, sevmeye hakları yoktur, yalnızca orospuluk etmeye hakları vardır, bunları biliyor muydunuz? (Tereza Batista)
  • İyi ya da kötü her şeyin sonu vardır. (Tarçın Kokulu Kız)
  • Her şey için bir yer ve her şey kendi yerinde (Dona Flor ve İki Kocası)
  • Ölüyə təzə kostyum geyindirmək axmaqlıqdır. Bu paltar qurdlara yaxşı yem olacaq! Amma gör nə qədər adam geyinməyə şey tapmır... (Su Kinkasının Qeyri-Adi Ölümü)
  • Çiftliklerde ırgatların ayaklarına yapışan yapış yapış kakao, çanuru hiçbir su ile yıkanıp temizlenemeyecek kalın bir kabuk haline getirdi. Herkesin ırgat, katil, albay, hukuçu, doktor, tacir, ihracatçı; herkesin ruhuna, içine, yüreğine bu çamur yapışmıştır. Bunu oradan sökecek ne eğitim ne kültür ne de duygu inceliği vardır. Çünkü kakao zenginlikti, kakao güçtü, kakao hayatta her şeydi. Sadece kara toprağa dikilmiş, usaresi bol bir şey değil, onların içine işlemiş bir şeydi de. Onların içinde bitiyor, yüreklerine her cömertçe hamleyi boğan uğursuz bir gölge serpiyordu. (Kızgın Toprak)
  • Aşk, yaralı bir yüreğin kapısına dayandığı zaman içeri girmek için izin beklemez. (Tereza Batista)
  • Jesuino'nun dediği doğruydu: fakir fukara için yaşamak çok şeydi zaten. Bunca yoksulluğa, sonsuz güçlüklere, hastalıklara göğüs gererek hiçbir yardım görmeden, yalnızca ölmek gelirken ellerinden, yaşamak. İnatçı insanlardı bunlar, kolayca süpürülüp yok edilmeye boyun eğmiyorlardı. Yoksulluğu, açlığı, hastalıkları, göğüsleme yetenekleri ta eskilerden geliyordu. Onlardaki bu güç, Zenci taşıyan gemilerde, kölelik günlerinde doğmuş, gelişmişti. Vücutları zahmete alışmış, yoksullukla yoğurulmuşlardı. Dahası var, yaşamakla yetinmiyor, yaşamanın zevkini çıkartıyorlardı ayrıca. Karşılaştıkları zorluklar arttıkça, gitara, armonika çalarak gülüp eğleniyorlardı. Kedi Öldüren tepesinden Liberdade yoluna, Retiro'ya ve Bahia'nın bütün yoksul mahallelerine, çalgı sesleri ve şarkılar yayılıyordu dalga dalga. Güler yüzle göğüslüyorlardı sefaletlerini, yoksulluklarıyla alay ediyor ve yaşayıp gidiyorlardı. Doğdukları zaman, beşiklerinin çevresine gökten melekler inmiyordu. Tanrı'nın olduğu kadar dizanterinin, açlığın, bakımsızlığın da sevgilisi olan bu çocuklar, bu çetin ve neşeli hayat okulunda yetişiyorlardı. Analarından babalarından alıyorlardı dayanma gücünü ve gülüp eğlenerek yaşama yeteneğini. Yazgıya boyun eğmiyor, teslim olmuyorlardı yenik ve düşkün olarak. Hayır, her şeye karşı duruyor, hayatı göğüslüyor, yaşantılarının bütün çıplaklığını ve acılığını kahkahalara, müziğe, kardeşlik sevgisine ve Bahia halkının uygarca inceliğine bürüyorlardı. İşte böyle yaşıyordu bu sade insanlar, bu çetin cevizler. İşte biz böyleyizdir halk adamları, neşeli ve inatçı. Asıl gevşek olanlar yüksektekiler. Sinirleri yatıştırıcı bir sürü ilaçları tıkınarak yaşar bunlar. Bunalım, psikanaliz baskıları içinde çırpınırlar, Oedip ve Elektra komplekslerinin etkisiyle içlerinde, analarıyla yatmak, babalarıyla sevişmek isteğini duymanın sıkıntısı içindedirler. Serserilik etmeyi ve buna benzer abuk sabuk şeyler yapmayı pek hoş bulurlar. (Gecenin Çobanları)
  • On yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur; tutukevleri ve polisler bütün düzenlerde aynıdır ve hiç ayrımsız hepsi aynı derecede rezildir. Üniformalar sadece müzelik bir nesne oldukları zaman dünya gerçekten uygarlaşmış olacaktır. (Mucizeler Dükkanı)
  • Bir orospu soyunup bir adamın altına yattığı ve ona ufak bir ücret karşılığında yaşamın en yüce zevkini verdiği zaman, bu paradan kaç kişi pay alır, sosyal adaletin ateşli savunucusu sayın bay bunu biliyor mu? (Tereza Batista)
  • “Bu kadar çok şey bildiğiniz halde neden hala bu kadar çok okuyorsunuz üstat Pedro?” “Ah arkadaşım ,gördüklerimi ve bana söylenenleri anlamak için okuyorum.” (Mucizeler Dükkanı)
  • Zaten bu dünyada kim beklenmedik bir ihtiyaçla karşılaşma tehlikesinden azadeydi ki? (Dona Flor ve İki Kocası)
  • zaman daima geçmişin özlemini çekmekteydi. (Kırlangıç ile Tekir Kedi)