Kitap Künyesi
Yazar: Mihail Bulgakov
Çevirmen: Ergin Altay
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750732607
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Kızıl Moskova Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bulgakov'un 1920'lerde yazdığı öykü ve köşe yazılarının temel konusu kültür ve insan ilişkileridir.Rusya'nın yönetimini ele geçirmiş olan Bolşeviklerin ülkenin ekonomisini, güvenliğini ve kendi iktidarlarını ayakta tutmaya çalıştığı bu dönemde, yeni bir kültür de ortaya çıkmaya başlar.Bürokraside, orduda, sanat kurumlarında eski kültürle yeni kültür karşı karşıya gelmiş ve bu karşılaşma çoğu kez ürkütücü ve gülünç durumlara yol açmıştır.Bulgakov'un sivri dilini tutmadığı ve tutarsızlıkları alaya aldığı, derin gözlem yüklü bu metinler yönetimle neden anlaşmazlıklar yaşadığını da berrak bir şekilde sergilemektedir.
"Moskova'yı en son bundan en çok altı ay önce görmüş olanlar şimdi kenti tanıyamazlar; Yeni Ekonomi Politikası (Moskova halkı artık kısaca NEP diyor buna) öylesine değiştirdi onu.
Adım adım başladı bu… az az… Sağda solda tahta perdeler kaldırıldı, arkalarından uzun bir aradan sonra tozlu, donuk dükkân vitrinleri görünmeye başladı. Boşaltılmış yapıların derinlerinde lambalar yanıyor, onların ışığında hayat kıpırdıyor: Çiviler çakılıyor, mıhlanıyor, tamiratlar yapılıyor, içleri malzeme dolu sandıklar, kutular açılıyor. Yıkanıp temizlenmiş vitrinler aydınlatılmış.Sergilerin üzerinde yuvarlak, güçlü lambalar yanıyor ya da vitrinlerin çevresinde parlak ışıyan borular var.
Yoksul düşmüş Moskova'nın bunca malı hangi gizli hazinelerden çıkardığını anlamak olanaksızdır. Ama bulmuş ve hepsini bol bol aynalı vitrinlere boşaltmıştı, tezgâhlara yığmıştı."
--reklam--
Kızıl Moskova Alıntıları - Sözleri
- Yüce gönüllüydü! Yaralarından öldü!
- Umarım,kalıtım yoluyla çocuklara kötü özellikler geçmiş olmasın.
- Ay, çam ağaçlarının arasından bir an gösterdi yüzünü, utanarak peçesine sarınan bir Türk kadını gibi, bulutların arkasına çekildi.
- Bir akşam bizim bölüğe ordu komiseri geldi, bana sordu: “Sidorov sen misin?” Cevap verdim: “Evet, benim!” Dik dik baktı gözlerimin içine, sordu: “Nasılsın bakalım?” “İyiyim.” “Okuma yazman yok mu senin?” Elbette, şöyle cevap verdim: “Evet, yok.” Ordu komiseri bir kez daha, gene dik dik baktı gözlerimin içine: “Okuma yazman yoksa, bu akşam Traviata’ya* göndereceğim seni!” “Yapmayın, komiser yoldaş, neden beni gönderiyorsunuz? Okuma yazmam yoksa, bunun suçlusu biz miyiz? Eski rejimde okutmadılar bizi.” Bu söylediğime karşılık şöyle dedi ordu komiseri: “Aptal! Neden korktun öyle? Bu senin için bir ceza değil, yararına bir şey. Orada bir şeyler öğreneceksin, tiyatro izleyeceksin, zevk alacaksın.” Oysa o akşam bizim bölükten Panteleyev’le ben sirke gitmeyi düşünüyorduk. Ve şöyle dedim ordu komiserine: “Peki, yoldaş ordu komiseri, tiyatro yerine, sirkte zevk alsam olmaz mı?” Gözlerini kısıp baktı yüzüme, sordu: “Sirkte mi?.. Nedenmiş o?” “Sirk çok heyecanlı oluyor da ondan...” dedim. “Bu akşam eğitilmiş bir fili çıkaracaklar sahneye, ayrıca, gene kızıl saçlı kızlar, Fransız dövüşü var.” Ordu komiseri parmağını salladı. “Fili gösteririm ben sana şimdi!” dedi. “Akılsız yaratık! Kızıl saçlılarmış... kızıl! Senin kafanda da kızıl saçlar var, akılsız köylü! Eğitilmiş filmiş... Gelgelelim, ne yazık ki sen eğitilmemişsin! Sirk ne kazandıracak sana? Ha? Ama tiyatroda bir şeyler öğreneceksin... İyi, güzel şeyler... Neyse, sözün kısası, seninle çene çalacak zamanım yok benim... Biletini al ve marş marş!” Yapabileceğim bir şey yoktu, ister istemez aldım bileti. Panteleyev’in de okuma yazması yoktu, o da bir bilet aldı, birlikte tiyatroya gitmek üzere yola koyulduk. Üç bardak çekirdek aldık ve “ilk Sovyet tiyatrosu”na gittik. 1. Guiseppe Verdi’nin (1813-1901) 1853’te bestelediği ünlü opera eseri La traviata. (Ç.N.)
- Konuşmacılarımız ne tuhaf insanlar! Konuşurken araya yabacı sözcükler sıkıştıyorlar, işçiler ne dediklerini açıklamalarıni istediklerinde de anlaşılıyorki, ne dediklerini kendileri de bilmiyorlar!.
- İnşa etmek, inşa etmek, inşa etmek! Bu düşünceyle barışık olmamız, onunla ayağa kalmamız gerekiyor. Kurtuluşumuz, başarıya ulaşmamız bundadır.
- ... Sokağın karşısına geçtim, asasını yukarıda tutan polis memurunun yanına gittim. "Biraz önce saatimi çaldılar," dedim. "Kim?" diye sordu memur. "Bilmiyorum." Memur, "Öyleyse düşürmüşsünüzdür," dedi. Onun bu sözü üzerine canım madensuyu içmek istedi. ... S-225
- "Şeytan içime girdi benim!"
- Burada gözün uzaklaştığı her yerde, Huzur uykuya dalmış...
- "Neden öldürüyordunuz?" O anda birden değişiyordu. Ama anlaşılmayacak bir şey yoktu bunda. Önce para için. Sonra, "insanları sevmediği" için. İşte, bazı insanları öldürmenin iki yararı vardı: Hem para kazanıyorsun hem kötü bir şeyi ortadan kaldırdığını bildiğin için haz duyuyorsun.
- "İnşa etmek, inşa etmek, inşa etmek! Bu düşünceyle barışık olmamız, onunla ayağa kalkmamız gerekiyor. Kurtuluşumuz, zorluklardan sıyrılıp çıkmamız, başarıya ulaşmamız bundadır..."
- "Evet, yaralı yüreğim sevgi doludur benim!"
- "Ayakta dikiliyor, ağlıyordum, gözyaşlarım sel gibi akıyordu. Öylece duruyor, bir şey anlayamıyordum. Oysa kafamın içinde kuşlar şarkılar söylüyorlardı... Saçma şeyler... Hatırlıyorum o günü, ah, hatırlıyorum, nasıl bir gündü o gün, ah, nasıl..."
- "İnsanı şarhoş eden şarap değil, zamandır"
- İşte,bazı insanları öldürmenin iki yararı vardı:Hem para kazanıyorsun hem kötü bir şey ortadan kaldırdığını bildiğin için haz duyuyorsun.Tanrı'nın yarattığını.Diyelim ki,bir tırtılı veya bir yılanı...Komarov için bunlar neyse insan da o idi.
--reklam--
Kızıl Moskova İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Devir Kızılların Devri!!!: Fakirliğin,sefaletin,yoksulluğun ve kelimelerin ifade edemeyeceği pek çok sıkıntının içinde olan Dünyada; sabırlar taşmış,gözyaşı kan olmuş,gurur kor olmuş,milletlerin üzeri kara bir örtüyle kaplanmıştır.İnsanlar yakarmakta ancak sesleri duyulmamakta emperyalizm ve para insanları,halkları,toplumları birer hayvana dönüştürecek,insanlık görüp görebileceği en aşağılık seviyelere düşecektir. Birinci Dünya savaşı ile Dünya kavrulmakta halklar para için sermaye için birbirlerinin kanını su gibi akıtmaktadır.Topraklar kanla sulanmaya başlamış hasatlar bakır tadı olmaya başlamış insanlık sefaletine bile güler olmuştur. Bir halk için bıçak artık kemiğe dayanmıştır.1917 Ekiminde kısa boylu keskin hatlı bir adam çıkar ve; “Ekmek,Barış,Özgürlük”der. Kanı kan çözecektir.Dizginler kopmuştur artık.Eğer adı Devrim olacaksa ve rengi de Kızılsa o zaman bu sefer eşitlik için kardeşlik için oluk oluk kan akıtılacaktır.Madem ki sözler yetersizdir madem ki ezilenler ezilmeye devam ettirilmeye çalışılıyordur o vakit kalemin hükmü kılıç ile perçinlenir ve mazlumun adaleti vuku bulur.Artık devir Kızılların devri,devir Bolşeviklerin devridir.Artık komünizmin gölgesi Rusya üzerinde dalgalanacaktır.Artık Dünya eski dünya olmayacaktır. Bazı dönemlerin yazarı olmak zordur tahmin edilenden oldukça zor.İşte Mihail Bulgakov böyle bir dönemin hem de sıcağı sıcağına her şeyin gerçekleştiği böyle bir dönemin yazarlarının başında gelmektedir.Zaman zaman taze rejimi hevesli bir şekilde övmediği gerekçe gösterilerek zaman zaman Menşevik olmakla zaman zamansa muhalefeti temsil etmekle suçlanmış her zaman tenkit edilmiş eserlerine yasaklar konulmuş önüne engeller çıkartılmıştır.Buna rağmen kaleminden,duruşundan vazgeçmeden bildiğini okuyarak gördüklerini yaşadıklarını ölümsüzleştirmiştir. Kızıl Moskova eserinde 1920’li yıllarda çiçeği burnunda komünist SSCB’nin içerisindeki bürokrasi sarmalını,toplumun yeni rejimle tanışmasını kısa hikayelerine yere yer kara mizahın sakin esintileriyle yansıtmıştır.Halk ile bürokratik kitlelerin arasındaki pürüzleri çok güzel bir şekilde önümüze sermiştir. Aslında bize komünizmin bir asır dayanamayacağının şifrelerini daha en başından küçük küçük tatlı anekdotlar şeklinde sunmuştur. Sıkılmadan okuyacağınızı düşündüğüm bir eser… (Hamit Turgut)
Podcast: Kızıl Moskova, Mihail Bulgakov: Podcasti dinlemek için YouTube linki: https://m.youtube.com/watch?v=qoLfA0wLJ2Y Merhaba kitapçokseverler. Mihail Bulgakov'un hayatı ve tüm eserleri serimizin yedinci bölümünde yazarımızın, Bolşevik rejimiyle birlikte bürokraside, orduda, sanat kurumlarında eski kültürle yeni kültürün karşı karşıya geldiği tutarsızlıklara dair gözlerinden oluşan Kızıl Moskova yapıtı üzerine sohbet ediyoruz. “Moskova’yı en son bundan en çok altı ay önce görmüş olanlar şimdi kenti tanıyamazlar; Yeni Ekonomi Politikası (Moskova halkı artık kısaca NEP diyor buna) öylesine değiştirdi onu." diyen Bulgakov'un sivri ve alaylı dilinden 1920'lerin Rusya'sını konuşuyoruz. Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle. [email protected] üzerinden görüş ve önerilerinizi bekleriz. Sevgiler. (Okur Sohbetleri)
Mihail Bulgakov'un 1921-1926 yılları arasında kaleme aldığı öykü ve makalelerden oluşan bir güzel kitap. Devrimin ardından değişen Rusya'da günlük hayattan bizlere kesitler sunan yazar, işçi sınıfının değişimle beraber yaşantılarını, bürokrasinin işleyişini kısa kısa bizleri sıkmadan yazdıklarıyla oluşturulmuş bir kitap aslında, yani makaleler, öyküler ikişer sayfadan oluşuyor ve sizi zorlamıyor.. Görüp yaşadığı gerçekleri öyküleştiren yazar 1920'lerin Rusya'sında "yoldaşlık" terimi ile birlikte komünizmden dilimize bal çalıyor. Benim çok merak ettiğim bir konuydı zaten bu sebeple çok sevdim kitabı. (Burcu Bergen)
--reklam--
Kızıl Moskova PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mihail Bulgakov - Kızıl Moskova kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kızıl Moskova PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mihail Bulgakov Kimdir?
15 Mayıs 1891'de Kiev'de doğdu. 1916'da Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu, fakat birkaç yıl sonra doktorluğu bırakarak hayatını edebiyata adadı. Kiev Şehir Tiyatrosu'nda sergilenen ilk iki oyunu büyük başarı kazandı. İlk eşiyle Moskova'ya yerleşen Bulgakov, 1922-1926 arasında oyun yazmayı sürdürdü, fakat Sovyetler Birliği'nin ideallerini yansıtmadığı gerekçesiyle oyunlarının sahnelenmesi yasaklandı. 1925'te yazdığı hicivli romanı 'Köpek Kalbi' de benzer bir kaderi paylaşarak, Sovyetler Birliği'nde 1987'ye kadar yayımlanamadı. Aynı yıl ilk eşinden boşanarak Lyubov Belozerskaya'yla evlendi. Sanatını icra edememekten bunalan Bulgakov, 1930'da Stalin'e bir mektup yazarak yurtdışına çıkma izni istedi. Fakat bu talebi reddedilen Bulgakov'a Moskova Sanat Tiyatrosu'nda sahne arkasında bir iş ayarlandı. 1938'de, ölümcül hastalığına yakalanmadan hemen önce başyapıtı sayılan 'Üstat ile Margarita'yı tamamladı. 1940'ta böbrek yetmezliğinden öldü. Kitap ilk olarak 1966-1967 yıllarında, dul eşinin çabaları sayaesinde 'Moskva' dergisinde yayımlandı. Kitap olarak 1973'te basıldı.
--reklam--
Mihail Bulgakov Kitapları - Eserleri
- Genç Bir Doktorun Anıları
- Köpek Kalbi
- Usta ve Margarita
- Ölümcül Yumurtalar
- Morfin
- Şeytani
- Kaybolmuş Bir Göz
- Gelecekten Beklentiler
- Usta ile Margarita (Çizgi Roman)
- Beyaz Muhafız
- Bir Ölünün Anıları
- Çelik Boğaz
- Kızıl Moskova
- Stalin'e Mektuplar
- Hayatımızın Bir Günü
- Kol Manşetinde Notlar
- Moliere Efendi
- Adem ve Havva
- Son Günler (Aleksandr Puşkin)
- Saldırı
- Morfin - Leviathan
- Hayatın ve Ölümün Saati
- Bir Delinin Hikayesi
- Seçilmiş Əsərləri
- Altın Kent
- Diaries
--reklam--
Mihail Bulgakov Alıntıları - Sözleri
- "Ayakta dikiliyor, ağlıyordum, gözyaşlarım sel gibi akıyordu. Öylece duruyor, bir şey anlayamıyordum. Oysa kafamın içinde kuşlar şarkılar söylüyorlardı... Saçma şeyler... Hatırlıyorum o günü, ah, hatırlıyorum, nasıl bir gündü o gün, ah, nasıl..." (Kızıl Moskova)
- "Bu yüce yurttaş öldürülmüştür, çünkü ülkemizde halkı köle gibi gören insanlara hiç lâyık olmadıkları sınırsız bir güç ve yetke verilmiştir." (Son Günler (Aleksandr Puşkin))
- "Düşünmek yasaklanamaz." (Bir Ölünün Anıları)
- Bu kocakarılar hepten silinip gitse yeryüzünden ne iyi olurdu! (Genç Bir Doktorun Anıları)
- Lütfen bir akıl verin bana. (Çelik Boğaz)
- Kurbağalar dayanılmaz bir tiksintiyle içimi ürpertiyor. Onlar yüzünden ömrüm boyunca bedbaht olacağım. (Ölümcül Yumurtalar)
- Yine ağlıyorum; Neden gece vakti geliyor bu iğrenç zayıflık? (Morfin)
- "Ah, para, para! Dünyada ne kadar da çok kötülüğe yol açıyor! Hepimiz paradan başka bir şey düşünmüyoruz, ama kaçımız ruhumuzu düşünmüşüzdür ki? " (Bir Ölünün Anıları)
- Ortamda sanki hiçbir şey değişmemişti. Ama ben çok değişmiştim. (Kaybolmuş Bir Göz)
- Ey, hunhar insanlar, neden kıydınız bana ? (Köpek Kalbi)
- Ah, yalnızlıktan, soğuktan, çevremde kimsenin olmamasından içim sızlıyor, daralıyor! (Kaybolmuş Bir Göz)
- "Oralarda bir yerde" Devrim,,,,oluyor. (Morfin)
- İnsanlardan o kadar korkuyorum ki gece koridorda bir ayak sesi veya konuşma işitince çığlıklar atmaya başlıyorum. (Hayatımızın Bir Günü)
- Oyunu yedi buçuk günde, yani dünyanın yaradılışından bir buçuk gün daha kısa sürede yazdık, tamamladık. Buna rağmen, dünyadan daha kötü bir şey çıktı ortaya... (Altın Kent)
- En çok sevdiğimiz insanlar,kendimize en ćok benzettiklerimizdir. (Moliere Efendi)
- Akşamları okumaya başlamıştım -çoğunlukla difteri ve kızıl hastalığı hakkında ama ayrıca tuhaf bir şekilde Fenimore Cooper’a da bağımlılık geliştirmiştim- ve masamın üzerindeki elektrik lambası, semaverimin tepsisine düşen korlu kül, soğumakta olan çayım ve uykusuz geçen aylardan sonra elde ettiğim uyuma şansı için müteşekkirdim. (Morfin - Leviathan)
- Neden bırakmıyorsun peşimi, kader?! Neden yüz yıl önce doğmadım? Ya da daha iyisi:Yüz yıl sonra. Hem daha iyisi, keşke hiç doğmasaydım. Bugün biri şöyle dedi bana:"Torunlarınıza bir şeyler anlatacak olduğunuz için doğdunuz!" Amma saçma! Sanki tek hayalim, kocayınca torunlarıma duvarda nasıl asılı kaldığım gibi saçmalıkları anlatmakmış gibi! Hem yalnızca torunlarım değil, çocuklarım da olmayacak benim. (Gelecekten Beklentiler)
- Diğer bir deyişle, kendi doğduğu yeri çarpan bir yıldırım gibi... (Morfin - Leviathan)
- Ve o havlu Murtin'de yatak odamda yıllarca asılı durdu, daha sonra gittiğim her yere benimle geldi. Sonunda iyice eskidi, havı döküldü, yer yer delindi ve nihayet hatıralar gibi o da silindi, kayboldu. (Çelik Boğaz)
- Çattık! Aklınızı başınıza alın! (Usta ve Margarita)
Yorumlar
0 yorum