Kitap Künyesi
Yazar: Susanna Tamaro
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Orijinal Adı: Illmitz
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750724312
Sayfa Sayısı: 104
Kökler, Yollar ve Yitik Benler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Susanna Tamaro'nun yirmili yaşlarında kaleme aldığı ve bugüne dek yayımlanmamış ilk romanı Kökler, Yollar ve Yitik Benler, bir yol öyküsüdür. Roma'da yaşayan bir gencin Illmitz'e, Avusturya'nın Macaristan sınırında bulunan ufak bir köye gidişinin ve orada deneyimlediklerinin öyküsü... Bunun da ötesinde, kimi zaman sancılı bir iç hesaplaşmaya dönüşen bir içsel yolculuk...
Köklerim oradaydı; ailem, çok uzun yıllar önce daha iyi bir kaderin arayışıyla oradan yollara düşmüştü. Hiçbirimiz oraya bir daha dönmemiştik: Sadece ben, kuyruğunu ısıran yılanların görüldüğü eski resimlerde olduğu gibi, huzursuzluklarıma bir son vermek için oraya gidiyordum.
Kendi varoluşunu anlamlandırma çabasındaki bir gencin, köklerinin ve kökleriyle birlikte kendi benliğinin izini sürdüğü bir arayış... Çocukluk ve yetişkinlik, yaşama veda edenler ve hayatta kalanlar, düşler ve gerçekler, korkular ve umutlar... Bir an için derin bir kayboluş yaşadım; uzakta olduğumu, herhangi bir mekâna ait olmadığımı, bunun geçici seyyahlığımdan değil, kaçınılması olanaksız bir kaderden kaynaklandığını biliyordum.
(Tanıtım Bülteninden)
Kökler, Yollar ve Yitik Benler Alıntıları - Sözleri
- Ruhum hâlâ bir hayalperest.
- Tek sevdiği kitaplardı.
- Beni asıl rahatsız eden şey, sağır edici gürültünün arasında yalnızlığın o incecik temasını işitmekti.
- Bizzat ben bir roman kahramanıyım,kendimi okuyamam.
- Bilmem güldün mü, yoksa küçümsedin mi beni?
- Düşüncelerim beynimin içini kemiriyor. Yalvarırım,gel kurtar beni!
- Yapacak işlerin yoksa zamanın içinde yaşamak zor.
- Düşüncelerim beynimin içini kemiriyor. Yalvarırım, gel kurtar beni!
- ...ve ansızın hayatın sıradanlığı yüreğimi paralayan bir duygu olarak yükseliyor içimde...
- Çocuksu düşüncenin lütfu kaderin alçaklıklarını bilmemektir.
- Sessizliğin dişleri beni kemiriyor!
- “Beni asıl rahatsız eden şey, sağır edici gürültünün arasında yalnızlığın o incecik temasını işlemekti; ama bunu asla kimseyle paylaşmadım. Anlaşılmamaktan korkuyordum. Bu nedenle çocukluğumun büyük bölümünde ikiyüzlülükten değil, hassaslıktan tam bir çocuk gibi davrandım.”
- Ben sadece hayalperest bir ödleğim.
- Düşüncelerim hızla yol alıyor,fazla akışkanlar,bir şeye tutunmayı reddediyorlar.
- Sürprizlere bayılırım çünkü beklenmedik heyecan dalgalarına yol açarlar.
Kökler, Yollar ve Yitik Benler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.Ben sonunun bir yerlere bağlandığı hikayeleri seviyorum daha çok.Bana hiç hitap etmedi açıkçası.Yalnız olan ve hisseden bir adamın bur kasabaya yaptığı yolculuk ve rüyaları anlatılmış. (Zeynep Çiçek)
yitik bir varoluş..: varoluşçuluk üzerine oturtulmuş güzel bir öykü. Kendi varoluşunu sorgulayan ve Roma'da yaşayan kahramanın kökenine yani İllmitz'e, Avusturya'nın Macaristan sınırında bulunan bir kasabaya giderek yaşadığı varoluşsal deneyimleri anlatıyor kitap. gerçekte varolan bir olgunun hayatın tüm gerçekliği içerisinde olabilecek olaylar ile birlikte işlenmiş olan kitapları çok seviyorum. hayali hiç bir şey yok. anı okuyormuş gibi gerçekleşmiş bir yazınsal elinizde var gibi hissedeceksiniz. kitabı güzel kılan tarafı da bu bence. okurken fark ettim ki bu kitabı okuyup kendi benliğini sorgulayacak insan çok fazla olur diye. insanın kendisini tanımlamasına karşıyım. ruhsal sancılar tanımlanabilir şey değildir. sen kimsin? sadece o güne değin ne yaptıklarına bağlı olarak kendini belli kalıplar içerisine hapsetmek olacaktır ki o andan sonra değişmeye ve başka biri olmaya devam ediyorsun fark etmesen de... ve kurduğun her tanım cümlesi seni sadece parmaklıkların ardında tutmaya ve varoluşsal sorunlarının büyümesine sebep olacaktır. dolayısıyla sürekli değişen insan ve ruhu için tanımsızlık en büyük tanımdır. çözümü de burada aramalı insan. çünkü kendisinin aslında varolana değil var olacak olana ihtiyacı vardır. (Uğur De Molinari)
Çok sıradan bir kitap. En güzel yeri ismi sanırım. Güzel seçilmiş. Tamaro çoğu yerde yeni bir karakter dahil ediyor olaya, sonra bir şeyler yaşanıyor ama niye yaşandı ne oldu çözemeden kitap bitiyor her seferinde. Bu ilk romanında da aynı durum mevcut. Yani bir karakter hikayeye dahil oluyorsa bir sebebi olmalı öyle değil mi? Anlamıyorum seni Tamaro. (Burak Kuşcu)
Kitabın Yazarı Susanna Tamaro Kimdir?
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Susanna Tamaro Kitapları - Eserleri
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
- Kitaplardan Korkan Çocuk
- Yüreğimin Sesini Dinle
- Kökler, Yollar ve Yitik Benler
- Anima Mundi
- Luisito: Bir Sevgi Öyküsü
- Sonsuza Kadar
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum
- Tek Ses İçin
- Kaplan ve Cambaz
- Her Melek Korkunçtur
- Aklı Bir Karış Havada
- Düşünen Bir Yürek
- Büyülü Çember
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar
- Yanıtla Beni
- Rüzgar Ne Diyor
- Tombul Yürek
- Ulu Ağaç
- Her Sözcük Bir Tohumdur
- Bakışınla Aydınlanır Dünya
- Büyük Bir Aşk Hikâyesi
- Sessizlik Bir Erdemdir
- Var Olan Ada
- Tobia ve Melek
- Atla, Bart!
- Eve Doğru
- Rüzgar Ne Diyor
Susanna Tamaro Alıntıları - Sözleri
- Benim için gerçekten her kitap son kitaptı. Sonuncuydu çünkü ufka baktığımda hiçbir şey göremiyordum, belki de yazmanın bıraktığı yorgunluk ve halsizlik içindeydim; öte yandan- belirişi ve işlenişiyle- her kitabın çevresinde bir mucize halesi oluyordu. Bilindiği üzere mucizenin, buyrukla yaratılması mümkün değildir. (Her Melek Korkunçtur)
- O ekim ayında, bir parçam- umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti. (Her Melek Korkunçtur)
- "Uyku sırları ortaya çıkartıyor." (Rüzgar Ne Diyor)
- (...) "Eh, en azından senin bir sürü kardeşin var." "O kadar çok olunca yok sayılır. Zaten artık yoklar." "Nereye gittiler?" "Derin donduruculara herhalde." O anda yeniden utanç yüklü bir sessizlik oldu. Bart, Zoe'nin akrabasını yemiş olma olasılığını düşündü. (...) (Atla, Bart!)
- Sakin, korunaklı ve ufuksuz. Kesinlikle benden, senden daha iyi yaşayacaklardır ama hayat gerçekten o mudur? Bu, arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde "Bu olağanüstü bir serüven miydi?" diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan —ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan— hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki? (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? (Var Olan Ada)
- Düzen ve saygı bizi hayvanlardan ayıran biricik değerlerdi. (Rüzgar Ne Diyor)
- Sözcüklerin arkasında sözcükler gizlidir, ama sessizliğin içinde "herhangi bir şey" yuvalanmış olabilir. (Rüzgar Ne Diyor)
- Büyüklerin dünyasında yasalar, sevgiden daha ağır basar.. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Ansızın kollarını göğe doğru kaldırdı, ellerini bir orkestra şefi gibi sallayarak şöyle dedi: " Ve sonra hayata şükrediyorum! Ağaçlara, çuha çiçeklerine, boraya, üveyiklere ve serçelere, çocuklara, otlara şükrediyorum ve tümünü kutsuyorum! Çünkü her şey kutsaldır ve bir lütuftur." (Her Melek Korkunçtur)
- ‘Eğer’ler dünyası bir girdap, bir hortum, bir kara deliktir. İnsan bir an dengesini yitirirse, içine yuvarlanmaması olanaksızdır. (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar)
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var. (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
- Sonra, belki de ölmeden bir an önce, hayatımızı bir an için seyredeceğiz ve gerçekten bizim olan, gerçekten dolu geçen anların farkına varacağız;bunlar belki de bir çiçeğe bakarak,bir ağacın biçimini seyrederek,yanımızdan geçen bir çocuğun başını okşayarak zaman yitirdiğimiz anlar olacaklar. (Her Sözcük Bir Tohumdur)
- “ Bilgelik dolu yazılara bakarsanız işin hoş yanı da sürprizlerdir ama hele bunu gerçekte yaşayın da görün. “ (Tombul Yürek)
- Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- "Gitmek ya da gitmemek, beslediğin ateşe bağlıdır." "Ateş beslenir mi?" "Yakıp yok eden buz gibi bir ateş vardır, bir de sıcak, yeniden yapan bir ateş. Her ikisi de bizim yüreğimizdedir. Hangisinin alevleneceğine biz karar veririz." (Kaplan ve Cambaz)
- "Gerçek yüzlerini en baştan gösterseler, büyük bir olasılıkla hiçbir zaman evlenemezler." (Anima Mundi)
- "Boşuna yaşadım, ölümümde boşuna olacak " (Tek Ses İçin)
- "Her şeye içine girmeden yukarıdan bakabilmenin ne güzel olacağını düşündü." (Rüzgar Ne Diyor)
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.” (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
Yorumlar
0 yorum