Kitap Künyesi
Yazar: Hans Fallada
Çevirmen: Ahmet Arpad
Editör: Didem Ünal
Tasarımcı: Emir Tali
Orijinal Adı: Kleiner Mann, was nun?
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051852300
Sayfa Sayısı: 550
--reklam--
Küçük Adam Ne Oldu Sana? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Fallada, yaşananları bu derece gerçekçi ve doğru bir şekilde, böylesi hayata yakınlıkla aktardığı için övgülerin en büyüğünü hak ediyor.”
-Hermann Hesse-
20. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Hans Fallada’yı dünya çapında üne kavuşturan, beyazperdeye uyarlanan 1932 tarihli Küçük Adam, Ne Oldu Sana?, sansürsüz haliyle okurla buluşuyor. Bir süre önce, Fallada’nın el yazmaları incelenerek, romanda aktarılan gerçekleri ve sert siyasi saptamaları bu kadar açık ve ayrıntılı biçimde yayınlamaya çekinen yayıncısı tarafından metne sansür uygulandığı tespit edilmişti. Fallada’nın “Nazi karşıtı faaliyet” suçlamasıyla bir süre hapsedilmesine de neden olan başyapıtı, 85 yıl sonra özgün haliyle ilk kez yayınlanıyor.
Roman, 2. Dünya Savaşı öncesinde, ekonominin çöküşüyle yoksulluğun arttığı ve Nazi rejiminin güç kazanmaya başladığı günlerde geçer. 1930’ların Almanya’sında hayata tutunmaya çalışan milyonlarca “küçük adam”dan biri olan Johannes Pinneberg, üç kişilik ailesine onuruyla bakabilmek için var gücüyle çalışmaktadır. Gün geçtikçe güçleşen yaşam koşulları, onları neredeyse açlık sınırına kadar götürür. Pinneberg, hayat mücadelesinde her gün umudunu biraz daha yitirecektir. Nazizmin ayak seslerinin yaklaştığı bu ortamda, içinde duyduğu büyük öf ke, çaresizlik ve haksızlıklara karşı sesini yükseltemeyen bütün toplumların ortak duygusu olarak tarihe geçecektir.
“Yaşanan gerçeklere sadakati inanılmaz… Uzun zamandır Küçük Adam, Ne Oldu Sana? kadar ilgi çekici bir kitap okumadım.”
-Thomas Mann-
--reklam--
Küçük Adam Ne Oldu Sana? Alıntıları - Sözleri
- Ödediği azıcık para karşılığında ona bir sürü ek iş yaptırıyordu. Bu alçaklık değil miydi?
- İşyerlerinde en büyük sorun, patronlar değil, birbirleriyle sürekli çekişip duran çalışanlardır.
- Bezelye, besleyici bir yemekti, çok et sağlıklı değildi.
- Yine bomboş bir gün. Böylesine bir yaşam...
- Önce her şeyi berbat ediyorlar, sonra da bizden güçlü ve özverili olmamızı istiyorlar.
- Siz küçük insanlar, kendinizi iyi hissetmediğiniz sürece diğer küçük insanlarla dayanışma içindesiniz. Durumunuz değiştiğinde ise...
- Bugün... Birçok insanın işsiz olduğu, yaşam mücadelesi verdiği günümüzde hiçbir patron işçisini umursamıyor! Artık herkes nasıl ayakta kalırım diye savaşıp duruyor!
- "Her şeyin düzeleceği günler yine gelecek," diye teselli etti kuzucuk. "Her şeyin daha kötüye gideceği günler gelecek," dedi eşi.
- Issız bir adada tek başına yaşadığında daha başarılı olacağına inanan birisiydi. Başkaları sanki rahatını kaçırıyordu.
- ...Tutun beni yere yuvarlanmayayım. Bizim damat buna sendika diyor! İki arada kalmış bir birlik o, sarı sendikanın alası! Tanrım! Çocuklar, ne güzel bir espri, öyle değil mi?
- "...Organize olamadığınız için dedi," Bay Mörschel. "Aranızda birlik ve beraberlik olmadığı için. İşte bu nedenle de işverenler istedikleri gibi at koşturuyor!"
- Dışarıdaki dünya kavgalar ve düşmanlıklarla doluydu. İyilik denen şey çoktan unutulmuştu.
- Eminim geçmişte güzel günler yaşamıştır. Fakat enflasyon...
- Her pazarın ardından pazartesi gelir. İnsan, pazar günü saat on birde, "Yarına daha çok var," diye düşünür.
- "Bakın Heilbutt, yukarıdakiler bize istedikleri kadar kötü davransınlar, baskı yapsınlar, düşük maaş versinler..." "Öyle de yapıyorlar" diye Heilbutt atıldı. "Bizler onlar için değersiz varlıklarız. Bizler onların beslenip büyüdükleri gübreleriz.
--reklam--
Küçük Adam Ne Oldu Sana? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Onu Boşver de Bize Ne Oldu?: Güzel kitaptı. Almanya'da 1930'lu yılların başındaki toplum anlatılıyor. Siyasi değil daha çok ekonomik tablo ve insan ilişkileri anlatılmış. Yapıtlarda dönemki siyasiler anlatılır da sıradan insanın hikayeleri pek bilinmez. Her şeye rağmen yaşamaya çalışanların günlük yaşantısı önemsenmez. Bu kitapta bu insanlara yer veriliyor. Neden kitap başlığına küçük adam ismi verilmiş? Çünkü toplumun ekonomik gidişatı kötüyse, yarının belirsizse küçülürsün. Kişiliğin silikleşir, parası olan ezer, işveren ezer, sen ruhunu kaybedersin. Ve küçüldükçe gözüne başkaları daha büyük görünür. Onlara tutunmaya çalışırsın ancak medet umdukların seni daha da küçültür. Bu medet umdukların dini veya siyasi liderler olur ama aslında onlar senin küçülmeni kullanarak büyürler. Hayal kurarsın ama asla gerçekleşmez. Kitapta bir çiftin yaşamını izliyoruz. Evlenmeleri, çocuklarının olması gibi sıradan olaylar anlatılıyor. Bir ev alma hayali kuruyorlar ama tek göz odaya dahi kira vermek büyük bir bütçe yükü oluşturuyor. Düşünsenize bir ev almak, fazladan bir öğün et yemek hayal. Böyle ülkeden sağlıklı yaşam çıkar mı? Şerefiyle, onuruyla satış temsilciliği yapan bu adamın önüne sürekli daha büyük satış hedefleri konuyor. Zaten zor şartlarda çalışan adam bir de ekonomik krizde hiçbir suçu olmamasına rağmen onun ceremesini çekiyor. Çünkü krizlerde büyük adam (!) hamaset yapar, küçük adam bedel öder. Bu anlattıklarım size çok uzak gelmeyecektir. Kitap boyunca pek kimsenin yüzü gülmüyor. Kamu kurumundaki memurların yüzü gülmüyor, çalışanların yüzü gülmüyor, insanlar ahlaken yozlaşıyor. Hadi sabah gelirken trafikte bakın kaç kişinin yüzü gülüyor. Metroda, dolmuşta izleyin kaç kişi huzurlu? Ekonomik tablo kötüyse ve insana değer verilmiyorsa zaten en başta güven sorunu yaşanır. Toplumda insanlar ortak sağduyu ile hareket edemez. Herkes evvela kendini düşünür. Kitapta da sendikalardan kamu kurumlarına, işverenden ev sahiplerine ve işçilere kadar hemen herkes yozlaşmış. Herkes kaygılı, kimse yarını bilmiyor. Baş karakter 14 ay işsiz kalıyor. Yine de çevresindekiler gibi kaçak ağaç kesmiyor, sürekli emek harcıyor. Ama ne onu masum bulabiliyoruz ne de kaçakçıları suçlu. Ama kitap boyunca düşünüyoruz: Küçük adam ne oldu sana? Bazen ben de düşünüyorum ve sormak istiyorum: Paran pul oluyor, izin veren sensin. Küçük adam ne oldu sana? İşsizlik artıyor ama sen günlük kaygılarında kendinden başkasını düşünmüyorsun, küçük adam ne oldu sana? Son model arabaya binip vergi kaçıran çakma sanatçılar simit yemeyi öğütlüyor ve şakşaklıyorsun. Küçük adam ne oldu sana? Daha ne zamana kadar o büyük sandığın kişilere tutunacaksın? Belki de daha uzunca bir süre. Peki ama küçük adam, ne oldu sana? (Yorgun demokrat)
Küçük Adam Ne Oldu Sana? Hans Fallada “Sen küçük bir tezgahtardan başka bir şey değilsin, sen önemsiz birisin, sen küçük bir yaratıksın, biz izin verirsek yaşarsın, izin vermezsek ölüp gidersin!” Sayfa 249 Bu yılın 68. kitabı çok sevdiğim Hans Fallada’nın Küçük Adam Ne Oldu Sana? eseriydi. Kitapta 1930’ların Almanya’sına gidip sıradan diye nitelenen bir tezgahtarın hayatta kalma çabalarına tanık oluyoruz. Ana kahramanlarımızdan bir tanesi de ona bu mücadelede yoldaşlık eden eşi, namıdiğer Kuzucuk... Fallada sadece yoksul insanı anlatmamış. İşverenleri, daha soylu görünen insanların iç dünyasını apaçık önümüze sermiş. Bu kitap sadece işçi ve işveren çerçevesinde bile incelenebilir. Olayları okurken en etkilendiğim durumlardan bir tanesi; insanın yeri geldiğinde maddi durumlardan dolayı yediği yemekten bile kısmasıydı. Yazar gerçekten küçük insanların büyük yazarı. Sade dil akıcı şekilde kullanılmış. Karakter sayısı kısıtlı bu da kafanızı karıştırmayan noktalardan bir tanesi. Belki tempo sonlara doğru daha yükselebilirmiş fakat odak noktası yoksulluk ve yaşam mücadelesi olunca yeterli görünüyor. Şunu da belirtme fayda var Herkes Tek Başına Ölür kitabını daha çok sevmiştim fakat Küçük Adam Ne Oldu Sana? eseri de oldukça gerçekçi bir kitaptı. Zaten arka kapak yazısında Thomas Mann ve Herman Hesse’nin övgü dolu sözleri var. Sıradaki Fallada kitabım Kurtlar Sofrası olabilir... #hansfallada #küçükadamneoldusana #herkestekbaşınaölür #everestyayınları #kitap #roman #almanya #book #kitapönerisi #kitaptavsiyesi #yükselmekisteyenadam (Uğur Karabürk)
Patronun işçisini umursamadığı, birçok insanın işsiz olduğu, artık herkesin nasıl ayakta kalabilirim diye savaşıp durdukları, insanların yasam mücadelesi verdikleri bir dönemde geçiyor kitap. Kitap ilk evliliğe karar veren bir çiftle başlıyor. Ama geçim sıkıntısı yüzüğü parmaklarına taktıkları an yüzünü göstermeye başlıyor. Nasıl kirayı ödeyecekler? Nerede yatacaklar? Çocuk olunca onun masraflarını nasıl karşılayacaklar? Bu durum ne kadar sürecek ve yaşamları nasıl devam edecek? gibi sorunlarla boğuşuyorlar sürekli. Bir yaprak misali ordan oraya savruluyorlar. Zorluklarla hep beklemedikleri an karşılaşıyorlar. Birbirine aşık bu çift yine de pes etmiyor. Adam çok şanslı. Hayat ne kadar berbat olursa olsun, her zaman gülümseyen ve hayata pozitif bakan bir eşe sahip, yani kuzucuğuna. Hayatta yalnızlar. Kimseleri yok. Hep küçük görüyorlar onları. Bir hiçtir karşısındakiler. Küçük tezgâhtardan başka bir şey değildir koca. Önemsiz biridir. İnanın o kadar duygulandım ki okurken. Şu an bile gözlerim dolu dolu yazıyorum. Hislerimi anlatacak kelime bulamıyorum. Kitap 1930 yılında Almanya'da geçiyor ama günümüzde de böyle aileler yok değil. Emma'ya yani kuzucuğa hayran kaldım. Her zaman eşine destek veren bir kadın. Gözyaşlarını içine akıtıyor, asla eşine belli etmiyor üzüntüsünü. Hep hesap yapıyor. Çocuğunun geleceğini düşünüyor. Bunları bir arada tutan şey neydi? Tabii ki aşk. Ama üst üste o kadar şeyler geldiki başlarına, sanki uzun tırnaklı akbaba pençelerini açıp onları yakalıyor, ufak ufak parçalara ayırıyor. Bunlar da akbabayla mücadele ediyor, hayata tutunmaya çalışıyorlar. Asla ve asla bu kitabı unutacağımı sanmıyorum. Her aklıma geldikçe kalbimde bir sızıyla anacağım. (Nuray Takaz Durmuş)
--reklam--
Küçük Adam Ne Oldu Sana? PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hans Fallada - Küçük Adam Ne Oldu Sana? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Küçük Adam Ne Oldu Sana? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hans Fallada Kimdir?
Asıl adı Rudolf Wilhelm Friedrich Ditzen olan Hans Fallada bir hukukçunun oğlu olarak dünyaya geldi. Babası evde çoğu zaman çocuklarına yüksek sesle Shakespeare ve Schiller okurdu. 1899 yılında babasının görevi nedeniyle Berlin’e taşındılar ve 1901 yılında burada okula başladı. Babasının Anayasa Mahkemesi’ne atanması sonucu aile 1909 yılında Leipzig’e taşınır. 1911 yılında burada bir düelloda arkadaşını öldürür, tutuklanarak psikiyatri tedavisi görür. Bu olaydan sonra yaşamı boyunca uyuşturucu sorunuyla uğraşır. 1914 yılında gönüllü olarak orduya yazılır fakat kısa bir süre sonra terhis edilir. Bundan sonra yaşam mücadelesi onu tezgâhtarlık, satıcılık, muhasebecilik, patates yetiştiriciliği gibi çeşitli işlerde çalışmak zorunda bıraktı.
1920 yılında özyaşamöyküsel özellikler taşıyan ilk romanı Der junge Goedeschal’ı (Genç Goedeschal) yayımlandı. 1923 yılında Anton und Gerda(Anton ve Gerda) adlı ikinci romanını tamamladı. Bu sırada uyuşturucu sorunu yüzünden zimmetine para geçirdiği için 3 ay hapis yattı. Daha sonra aynı sorunlar devam etti. 1929 yılı Fallada için büyük değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. O yıl Anna Margarete Issel’le evlendi ve bir yerel gazetede çalışmaya başladı. 1931 yılında Bauern, Bonzen und Bomben (Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar) kitabı yayımlandı. Daha sonrada 1932’de onun dünya çapında tanınmasını sağlayan romanı Kleiner Mann, was nun? (Küçük Adam Ne Oldu Sana?) yayımlandı. Roman ekonominin çöküşüyle Almanya'da yaşanan büyük enflasyon sonucu yoksulluğun, işsizliğin arttığı, sol düşüncenin yaygınlaştığı, Spartakist tepkilerin çatışmalara yol açtığı, buna karşın Nazi rejiminin güçlenmeye başladığı bir ortamda geçiyordu. Roman o kadar beğenildi ki 1934 yılında Frank Borzage yönetmenliğinde Universal Pictures tarafında sinemaya aktarıldı. Bunun sonucunda Nazi karşıtı faaliyetleri suçlamasıyla kısa bir süre hapsedildi, sorgulandı fakat serbest bırakıldı.
Naziler’in iktidarda olduğu bu yıllarda Fallada romanlarına devam etti. 1934’te Wer einmal aus dem Blechnapf frißt (Karavanasından Bir Kez Yiyen) ve Wir hatten mal ein Kind (Bir Zamanlar Çocuğumuz Vardı), 1935’te Das Märchen vom Stadtschreiber, der aufs Land flog (Yaşlı bir Yüreğin Yolcuğu), 1937’de Wolf unter Wolfen (Kurtlar Arasındaki Kurt), 1938’de Der Eiserne Gustav (Demir Gustav), 1940’ta Der Mann ungeliebte(Sevilmeyen Adam), 1943’te Ein Mann will hinauf’ı (Bir Adam Yukarı Çıkacak) yazdı. Fallada bu dönemde Naziler’den baskı görmesine rağmen Almanya’yı terk etmeyecek kadar yurdunu seviyordu. Bir süredir alkol kullanmaya da başlamıştı. 1944 yılında üç çocuk sahibi olduğu eşi Anna Issel’in kafasına silahla vurduğu için 4 ay hapiste kaldı ve boşandı. Bu sıkıntılı günlerde Naziler’in Yahudi karşıtı roman siparişine karşılık yazdığı özyaşamöyküsel romanı Der Trinker’i (Ayyaş) 1944 yılında bitirdiğinde savaşın sonu gelmişti ve Naziler yeniliyordu. Romandaki boşluklar ölümünden sonra dolduruldu ve kitap 1950 yılında yayımlandı.
Savaştan sonra 1 Şubat 1945’te 24 yaşındaki Ursula Losch ile evlendi ve Kızıl Ordu Feldberg’e girince bir süreliğine belediye başkanlığı yaptı. Sonrasında istifa etti ve Berlin’e yerleşti. Alkol ve uyuşturucu sorunları onu gittikçe yıpratıyordu. 1946’da yazdığı son romanı Jeder stirbt für sich allein (Herkes Tek Başına Ölür) yayımlandığında kısa sürede tükendi fakat ikinci baskısını göremeden 5 Şubat 1947’de uyuşturucuya bağlı olarak kalp yetmezliğinden Berlin’de öldü.
Küçük insanların avukatı sayılan Hans Fallada romanlarına kahraman olarak, çeşitli işlerde çalıştığı sırada tanıdığı halktan gelme kişileri seçti, yapıtlarında insanların yaşamını kimi zaman gerçekçi kimi zaman da mizahî bir dille yansıttı. Hans Fallada’nın yapıtlarının bir kısmı ölümünden sonra yayımlanabilmiştir. Bazıları da sinemaya uyarlanmıştır. Son olarak Herkes Tek Başına Ölür adlı romanı bazı elyazmalarının bulunmasıyla 2010’da yeni bir düzenlemeyle basılmıştır. 1981 yılından beri yazarın anısını yaşatmak için Neumünster kentinde Hans Fallada Ödülü verilmektedir.
--reklam--
Hans Fallada Kitapları - Eserleri
- Herkes Tek Başına Ölür
- Neden Ucuz Saat Takıyorsun?
- Küçük Adam Ne Oldu Sana?
- Ayyaş
- Kambur
- Kurtlar Sofrasında
- Yükselmek İsteyen Adam
- Köylüler Kodamanlar ve Bombalar
- Küçük Adam Büyük Adam
- Nightmare in Berlin
--reklam--
Hans Fallada Alıntıları - Sözleri
- Köylüler pasif direnişten aktif direnişe geçtikleri anda her şey kökten değişebilir. (Köylüler Kodamanlar ve Bombalar)
- Efendime söyleyeyim,bir gün tenise gidiyorum,tenis oynarım ben, oyundan sonra üzerimi değiştiriyorum,ne buyurursunuz? Nasıl? Evet ya! Benim saat gitmiş! Benim saat çalınmış. Duyduğun yeisi siz düşünün! Benim her zaman elimin altında bulunan patatesim yok olup gitmiş! Ayrıca bir zahmet şunu da düşünün: Ben babama ne diyeceğim? Evet ,lütfen söyleyin, peder beye ne anlatacağım? Evet,lütfen,lütfen, istirham ederim,siz söyleyin... Bu eski nesil öyle şüpheci ki! (Neden Ucuz Saat Takıyorsun?)
- Kodamanları kodaman yapan kimdir? Onlar gelip belediye başkanlığı koltuğunu zorla mı ele geçirdiler? Hayır, onlar seçildi. Onları seçenler dostlarınız, akrabalarınız, tanışınız esnaf ve tüccar! İşte bu nedenle tümü de suçlu! Zavallı kentliler ne yaptıklarını bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı. Hem de hepsi. Ancak kentliler bizler gibi değildir, işine yarayacak herkesle anlaşır, kimseyle arasını bozmak istemez. (Köylüler Kodamanlar ve Bombalar)
- "Bakın Heilbutt, yukarıdakiler bize istedikleri kadar kötü davransınlar, baskı yapsınlar, düşük maaş versinler..." "Öyle de yapıyorlar" diye Heilbutt atıldı. "Bizler onlar için değersiz varlıklarız. Bizler onların beslenip büyüdükleri gübreleriz. (Küçük Adam Ne Oldu Sana?)
- Fakat maalesef, insanoğlu karşısındakini alçaltıp onu küçük düşürmeye o kadar kolay alışıveriyor ki! (Ayyaş)
- "Kim o?" cılız bir ses duyuluyor: "Benim!" Kulak kabartarak duruyor. Birden anlıyor, pencereyi açarak bağırıyor: "Sen de kimsin? Benim ne demek? Ben nereden bileyim sen kimsin? Saçmalığa bak!" (Neden Ucuz Saat Takıyorsun?)
- “Önüne koyacağınız serçelerle bir aslanın karnını doyurabilir misiniz ?” (Kambur)
- ...Tutun beni yere yuvarlanmayayım. Bizim damat buna sendika diyor! İki arada kalmış bir birlik o, sarı sendikanın alası! Tanrım! Çocuklar, ne güzel bir espri, öyle değil mi? (Küçük Adam Ne Oldu Sana?)
- Issız bir adada tek başına yaşadığında daha başarılı olacağına inanan birisiydi. Başkaları sanki rahatını kaçırıyordu. (Küçük Adam Ne Oldu Sana?)
- Her insanın, en çalışkanın bile, günlük yaşamında kısa da olsa başka bir şey yapmak istediği bir dönüm noktası vardır. Kendini o anda biraz güçsüz hisseder, her şeyi bir kenara bırakır. Duygularına karşı koymaz, hiçbir şey düşünmez, kendini bir akıntıya bırakır. O anda tepesine yumruk inmeye kalksa bile başını çekmez. Evet, sen yaşamın akıntısında sürüklenen bir yaprak gibisindir! Hafif dalgalar seni durgun kıyıya sürükler, fakat sonra tekrar anaforların içine itilirsin. Engel olman kolay değildir. Ya batıp gidersin, ya da bir süre daha sürüklenirsin yaşamın akıntısında. (Kurtlar Sofrasında)
- İçki içmenin en kötü yanının insana kendine olan güvenini kaybettirmesi, sanki bir şeyler yolunda değilmiş gibi hissettirmesi olduğunu çoktan öğrenmiştim. (Ayyaş)
- Evet, bir şeyler yazıyorlardı, fakat o ne yazdıklarını okuyamıyordu. Çünkü yaşlı kedisi geçen yıl gözlüğünü kırmıştı; bu yıl çilekleri satınca belki parası yeni bir gözlüğe yeterdi. (Kurtlar Sofrasında)
- Bu dünya tuhaftı, insanın her yaptığında hep bir hata vardı. Biri sevinirken diğeri ağlıyordu.. (Kambur)
- Ben ne keşfettim biliyor musun? İnsanların yüzde doksanı paraya ulaşmak için çok eziyet çekiyor, gece gündüz hep parayı düşünüyor, sadece ondan söz ediyor, biriktiriyor, kesesine göre harcamaya çaba gösteriyor. Para sorunu hiç bitmeyen, sürekli yaşanan bir sorun. Kısacası dünyanın dönüşü paraya bağlı! Paraya kafa yormayan, ondan hiç söz etmeyen bir insan bu dünyaya yabancı biridir!" (Kurtlar Sofrasında)
- Ah, bizler zavallı insanlarız. Küçük nedenlerle başlamıştı her şey. Ben dolapta unutulmuş bir şişe kırmızı şarapla atmıştım bu yaşama ilk adımlarımı. Kötü bir anımda çıkıvermişti karşıma. Mutlaka onun için de kötü bir rastlantı her şeyin başlangıcı olmuştu... İşte, önemsiz bir şey büyür, gelişir, bizi içine alır ve daha da büyür; ta ki biz altında kalıp ezilene dek. Sonunda da şu kalın demir parmaklıkların ardından özgür dünyaya bakarız. (Ayyaş)
- Gerçek şu ki, biz insanlar, başkalarının ne kadar zor durumda olduğunu ancak kendimiz zor duruma düştüğümüzde anlarız. (Yükselmek İsteyen Adam)
- "...Organize olamadığınız için dedi," Bay Mörschel. "Aranızda birlik ve beraberlik olmadığı için. İşte bu nedenle de işverenler istedikleri gibi at koşturuyor!" (Küçük Adam Ne Oldu Sana?)
- "Ölüm gölgelerin arasındaydı ve o ölümün içindeydi. Sonra gölgeler suskun suskun çevresinde durdular, ona baktılar, ruhuna girdiler ve onun bomboş olduğunu gördüler. Ve gölgeler haykırdı, "Sen ölmek mi istiyorsun? Sen çoktan bir ölüsün! Öl, ölü!" (Kambur)
- Petra, hüzünlendi. İnsan böyledir. Doğru, adam haklıydı. İnsan böyledir. Fakat ben öyle olmak istemiyorum. Ben aldanmayacağım! (Kurtlar Sofrasında)
- Fakat o anı beklemek, onu yaşamak... İşte bu bekleyiş dayanılmaz. (Köylüler Kodamanlar ve Bombalar)
Yorumlar
0 yorum