Kitap Künyesi
Yazar: Dücane Cündioğlu
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9786054322633
Sayfa Sayısı: 232
--reklam--
Kur'an Çevirilerinin Dünyası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ortada birbirinden farklı iki Akif olduğu kesin Biri cemiyet-i beşeriyeye hizmet için yazan Akif, diğeri de kendisi (!) için yazan Âkif. Çelişki mi? Tutarsızlık mı? Yol değiştirmek mi? Nedir bu farklılığın sebebi? Hangisi gerçek? Âkifimizin hangi yönünü öne çıkarmalı: Sanatını mı, fikirlerini mi, şahsiyetini mi? Tanzimatın getirdiği ikilikler türünden bir ikilem mi bu? Hem mektep, hem medrese, hem muhafazakârlık, hem modernlik Bir yanda mazi, bir yanda âti Şizofreni dedikleri bu mu yoksa?
--reklam--
Kur'an Çevirilerinin Dünyası Alıntıları - Sözleri
- Netice itibariyle halkı etkilemek, imanı kurtarmak, hatta Kur'an'ın revnakını artırmak gibi iyi niyetlerle, Kur'an'ın sadece ontolojik değil, epistemolojik temelleri de yerle bir ediliyor. Son bir asır, bu iyi niyetli çabalar sonucunda, Kur'an'ı tanınmaz hale getirdi. Tıpkı ceviz ağacından yapılmış, sedef işlemeli, kendisine değer biçilemez nadir bir Osmanlı rahlesinin üzerini, "eskidir" diye plastik boyayla boyayan cahil mirasçılar gibi, birileri kalkıp "putları yıkıyoruz, hurafeleri siliyoruz" diyerek Cenab-ı Allah'ın hikmet dolu ayetlerinin üzerini ucuz sloganların parlak renkleriyle kapattılar. İşin acı tarafı, bütün bunları İslam'a hizmet adına yaptıklarına inandıklarından dolayı da yüzümüze bakıp şöyle dediler: "Nasıl güzel olmuş mu?"
- Sizin anlayacağınız, aşılacak çok tepe var ve fakat henüz talib yok!
- "Ne emel kaldı derûnumda ne de sevdâ-yı mecâz"
- Mânâ yerine ayet duraklarına uyulması halinde ortaya çıkacak ifade bozukluklarına yine mütedavil bir meâl’den-Rum Süresi'nin ilk beş ayetinin çevirisini misal olarak verebiliriz: 1 Elit lâm mim. 2- Rum(lar) yenildi: • Nerede yenildiler? 3– (Arabların bulunduğu bölgeye) en yakın bir yerde. Onlar (bu) yenilgilerinden sonra yeneceklerdir; • Ne kadar bir sürede? 4- Birkaç (3-9) yıl içinde. (Onların) bu (yenilgileri)nden önce de, sonra da emir Allah'ındır (ferman O'nundur). O gün mü'minler sevinir(ler): • Ne sûretle veya hangi sebeple? 5— Allah'ın yardımiyle. (Allah), dilediğine yardım eder. 0, gaalibtir, esirgeyendir. Ayetlerin çevirisi, Arapça cümlelerin okunuşuna, Türkçe cümlelerin de kuruluşuna uygun değildir. Çünkü gulibet (yenildi) fiiliyle, onun mütaallakı olan fî ednâ'l-ardi (en yakın bir yerde) ibaresi arasında her ne kadar bir ayet durağı varsa da orada vakf yapılmamasını ihtar eden bir işaret de vardır; dolayısıyla burada yer zarfının fiilden ayrılmasının sebebi, mânâya değil, fâsılaya riayet zaafıdır. Keza seyağlibûne (yeneceklerdir) fiiliyle, onun müteallakı olan fî bid i sinîn ibaresi arasında da bir ayet durağı vardır. Fakat orada vakf yapılmaması gerektiğini gösteren bir işaret de bulunmaktadır; dolayısıyla burada zaman zarfının fiilden ayrılmasının sebebi, mânâya değil, fâsılaya riayet zaafıdır. Son olarak yefrahu (sevinir/ler) fiiliyle, bu fiilin müteallakı olan bi-nasrillahi (Allah'ın yardımıyla) ibaresinin arasında yine bir ayet durağı vardır; ancak orada da diğerleri gibi aynı işaret bulunmaktadır. Burada sebebini müsebbeb'den (fiilden) ayrılmasının nedeni de aynı şekilde fâsıla'ya riayet zaafıdır. Şimdi yukarıdaki ayet çevirilerini tekrar yazalım: 2-3. Rumlar yenildi + en yakın bir yerde. 3-4. Onlar bu yenilgilerinden sonra yeneceklerdir + birkaç yıl içinde. 4-5. O gün mü'minler sevinirler + Allah'ın yardımıyla. Bu cümlelerin Türkçe'ye bu şekilde çevrilmesinin savunulur bir tarafı yoktur. Hem Arapça ibarelerin kendisinden, hem de bu ibareleri Türkçe'de ifade etmekten kaynaklanan bir güçlük ortada olmadığı halde, ayetlerin bu şekilde çevrilmesinin ve üstelik her ayetin-paragrafbaşı gibi içeriden boşluk verilmek sûretiyle-numaralanmasının, gereksiz yere fâsılalara tâbi olmaktan başka hiçbir mazereti bulunmamaktadır. O halde mânâyi anlaşılır bir biçimde ifade etmek için, ayet numaralarını yeniden düzenleyip fiilleri cümlenin sonuna almak yeterli olacaktır: 1-5. Elif lâm mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildi. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde yeneceklerdir. (...) O gün mü'minler Allah'ın yardımıyla sevinirler. (...)
- Buraya kadar yaptığımız açıklamalara istinaden Türkçe Kur'an çevirilerine ilişkin tesbit ve tenkidlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz. 1. Tercümeler sırasında, Kur'an-ı Kerim'in bir sözlü metin olduğu dikkate alınmamakta, bu nedenle Kur'an'ın kendisine özgü dili çevrilmeden kalmaktadır. 2. Kur'an-ı Kerim'in bir sözlü metin olması dolayısıyla, metninin düzeni, pasajlarının kurgusu ve ifade özellikleri, yazıh metin kompozisyonundan farklıdır. Tercümelerde bu farklılık tamamiyle ihmal edilmiş, metnin düzeni hakkında herhangibir çalışma yapılmamıştır. 3. Kur'an-ı Kerim'in yazılı halini ifade eden terim Mushaf tır ve Mushaf'ın bugünkü halini alması; yani metne ayet duraklarının konulması, numaralanması, kelimelerin noktalanması, harekelenmesi, hiziblerin, aşırların, secavend işaretlerinin yerleştirilmesi türünden düzenlemelerin yapılması zaman içerisinde olmuştur. Çevirilerde, bu düzenlemelere nerelerde ve nasıl riayet edilmesi gerektiği üzerinde düşünülmemiş, bunlar olduğu gibi çeviri metne yansıtılmıştır. Kiraat farklılıklarına gelince, çoğu çevirinin hiçbir zaman böyle bir meselesi olmamıştır. 4. Türkiye'de estetik değerinin yanısıra, hafızların ezberlemelerini kolaylaştırmak maksadıyla hattatların mushafları berkenar olarak yazmaları güzel bir âdettir. Ancak bu âdetin, çeviri metni, olumsuz yönde etkileyebileceği dikkate alınmamış ve bu ihmal nedeniyle meâllerde anlam sorunları ortaya çıkmıştır. 5. Cümlelerin ayet duraklarıyla bölünmesinin Arap dili açısından bir mânâsı ve işlevi vardır. Ancak bu işlev, çeviri metinde geçersiz olmakla birlikte, sakıncalar da doğurmaktadır. Bu yüzyılda ayet duraklarının numaralanması bazı açılardan faydalı olmakla birlikte kimi anlam bozukluklarına yol açabilmektedir. Çevirilerde bu hususlar gözardı edilmiş ve herhangibir tedbir almak nedense akla gelmemiştir. 6. Arapça ve Türkçe farklı dil ailelerine mensup olduklarından aralarında ciddi yapısal farklılıklar mevcuttur. Her iki dilin, içinden çıktıkları toplumsal yapı ve çevre de birbirinden çok ayrıdır. Çevirilerde -bu farklılıklar gözardı edildiğinden dolayı ne Arapça'ya ne de Türkçe'ye benzemeyen garip bir gramer yapısı ortaya çıkmıştır. 7. Her dil belli bir muhitin, hatta belli bir dünyagörüşü'nün izlerini taşır ve çeviriyi güçleştiren hususlardan biri de bu izleri her zaman aktarmanın mümkün olmayışıdır. Çevirilerde, ifadelerin 'yananlamları'nın zâyiine yol açan bu durum önemsenmemiş ve yaygınlaşan standart form nedeniyle miktarı artan bu kayıpların, çeşitli tedbirlerle (msl. dipnotlar yoluyla) önüne geçilmesi pek düşünülmemiştir. 8. Kur'an-ı Kerim'in üslûbunun zaman zaman nesre, zaman zaman nazma yakınlaşması sebebiyle çevirilerde bu inceliğin dikkate alınması gerekli olmaktadır. Yananlamların, nazma yakın bir üslûbun kullanıldığı yerlerde yoğunlaşması doğaldır. Amaç-dilde seçilecek kelimelerin ve yapı biçimlerinin, kaynak-dildeki değişkenlere göre ayarlanması, sadece estetik bir kaygının değil, anlama sadakatın da bir gereğidir. Ancak çevirilerde, bu denge gözetilmeyerek standart bir dil kullanılmış, mânânın üslûba bağlı bir keyfiyet olduğu âdeta unutulmuştur. 9. Arapça ile Türkçe arasında aykırılıklar olduğu kadar, yakınlıklar da vardır ve bu durumun çeviriye bir kolaylık sağlayacağı muhakkaktır. Ancak bu müşterek kelimelerin, Arapça'nın Kur'an sonrası asırlarda kazanmış olduğu manalan da içerdikleri düşünülecek olursa, kelime seçimlerinin titiz bir biçimde yapılması ve farklı manalann akla gelebileceği durumlarda, -Kur'an'da kullanılıyor olsa bile-bu kelimelerden vazgeçilmesi çevirinin sıhhati geregidir. Ancak mevcut çevirilerde bu hususa riayet edilmemis, kelimeler gelişigüzel bir biçimde kullanılmıştır. 10. Hiçbir dil, diğerinden daha üstün değildir; sadece daha farklıdır. Bu bakımdan bir dilden bir dile yapılan çevirilerde karsilaşılacak güçlükler, dillerin birbirlerinden üstün olmasından değil, farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Türkçe çevirilerde görülen başarısızlık, Türkçe'nin yetersizliğiyle izah edilmek isteniyorsa da bu makul ve makbul bir bahane değildir. Sorun, mütercimlerin sadece Arapça'ya değil, Türkçe'ye de hâkim olmamalarından kaynaklanmaktadır. Bütün bunlardan sonra, Türkçe Kur'an çevirilerinin en ciddi za- afının, tek kelimeyle yöntemsizlik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü her çevirinin bir yoruma, her yorumun ise bir yönteme dayanmak zorunda olduğunun farkına varılamamıştır1
- Bu konuda Nûr Suresi'nin 36-37. ayetleri misal olarak verilebilir; zira 36. ayet, berkenar mushaflarda sayfanın ön yüzünde ve en altında, 37. ayet ise sayfanın arka yüzünde ve en başında yer almaktadır. Bu ayetin çevirisini mütedavil bir meal'den verelim; 36-(Bu kandil) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anilmasına izin verdiği evlerdedir. Onların içinde sabah akşam O'nu tesbih eder (Şânının yüceliğini anar)lar: Ayetin ikinci ve son cümlesine dikkat edilecek olursa, tesbih etme eyleminin öznesi zikredilmemiştir. Kimler tesbîh ederler? Sayfayı çeviriyor ve 37. ayeti okuyoruz: 37- Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar. Bu ayetin ilk cümlesine dikkat edilecek olursa, burada da cümlenin öznesi zikredilmekte ve fakat bu öznenin ('erkekler'in) ne yaptağından söz edilmemektedir. Bu sorun, her iki ayetin de iki aynı cümle gibi algılanıp çevrilmesinden kaynaklanmaktadır. 37. ayetin ilk kelimesi olan ricalun (erkekler), bir önceki sayfanın son ayetin deki yusebbihu (tesbîh ederler) fiilinin öznesidir. Cümle hern 36. ayetin fàsılası, hem de sayfanın düzeni nedeniyle ikiye ayrıldığından, bir sayfada fiil fâilsiz kalmış, diğer sayfada ise fail fiilsiz olarak zikredilmiştir.
- Arapça'da ve Türkçe'de kelimelerin yapısı ve bu yapıların manaya delalet yolları birbirinden farklıdır.
- • Arapça'da mâ edatı, bazı yerlerde mevsul, bazı yerlerde nafiye, bazı yerlerde ise masdariye olarak kullanılmaktadır. Edatin cümle içerisindeki yerinin doğru bir biçimde takdir edilememesi halinde, ciddi müşkillerle karşılaşmak kaçınılmazdır. Meselâ Bakara: 102 ayetinde geçen unzile fiilinin başındaki 'mâ’, meusul olduğunda başka, nâfiye olduğunda daha başka bir mânâya gelmektedir. Kezâ, Leyl: 3 ayetinde geçen 'halaqa' fiilinin başındaki ‘mâ' mevsul veya masdariye olduğunda, ayet farklı iki anlama da gelebilmektedir. Kâfirûn Sûresi'nde de durum aynıdır. 12
- Bir düşünelim bakalım, "imana gelmezler" ifadesiyle "Onlar inanmazlar" ifadesi arasında ciddi bir alaka var mı? Yok, zira ilkinde, defalarca imana davet edildiği halde imana gelmeyen inatçılardan söz edilirken ve bu ibare mezkur cümlenin bir parçası olarak zikredilirken, sadeleştirmeciler bu inceliği anlayamamışlar ve "Onlar inanmazlar" şeklinde müstakil ve dümdüz bir cümle icad etmişlerdir.
- Aksi takdirde "Adem'in zevcesi" tabirini okuyacak ve fakat, Hristiyan geleneğindeki "Havva'nın ihaneti" sendromuna Kuran'ın verdiği beliğ cevabı görmekten mahrum kalacağız.
- Özetlemek gerekirse, Kuran-ı Kerim'in bir başka dile çevrilmesindeki güçlüklerden ilki, Kuran'ın nazil olduğu dile (Arap diline) özgü hususiyetlerden; ikincisi ise, Kur'an-ı Kerim'in kendi üslubundan kaynaklanmaktadır.
- Sen Kur’an’ına sahip çıkmazsan, Kur’an’ının sana sahip çıkmasını nasıl umabilirsin ey Müslüman?!?
- Aslen eleştiri İlahiyat camiasının içinden çıkmalı. Lakin yetersizlik ve hiyerarşi buna mani oluyor.
- Yazılı bir metinden okunduğunda "sıkıcı ve çetin" bulunan bu üslûb, dinlenildiği takdirde, kelimenin tam anlamıyla büyüleyicidir.
- Hasılı, ben ancak işaret edebilirim, teşhir edemem.
--reklam--
Kur'an Çevirilerinin Dünyası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yöntemsizlik, Ciddiyetsizlik, Vukûfsuzluk, Ufuksuzluk, Köksüzlük, Tarihsizlik: Kur’an çevirilerinde yöntemsizlik olduğu kabul edilmeli ve bir yöntem geliştirilmeli! İşte yazar tam da bu konunun üzerinde duruyor, okuyuculara ve mütercimlere yöntem sunuyor, bazı sorular soruyor dikkat çekiyor. Kur’an-ı tercüme ederken Kur’an’ın sözlü bir metin olduğu unutulmamalı. Mütercimin kaynak ve amaç dile (Türkçe) dair bilgisi iyi düzeyde olmalı. Kaynak dil ile kastedilen farklı farklı dönemlerin ya da günümüzün Arapçası değildir, o dönemin Arapçasıdır. Dönemin Arapçasına hâkim olunmalı, sözcük ve deyimlerin doğru ve uygun bir biçimde Türkçeye aktarılması gerekir. Kur’an’ın inmiş olduğu dönem sonrasında kelimelerin kazandıkları yeni anlamların Kur’an’a atfedilmemesine dikkat edilmeli (Bknz: s44), Kur’an’ın inmiş olduğu dönemdeki karşılıklarıyla değil, kendi dönemimizdeki (ya da sonraki dönemlerdeki) yaygınlaşmış anlamlarıyla çevirmemeye, yorumlamamaya dikkat etmeliyiz. Tercüme ederken de uygun karşılık bulmak için çaba sarf edilmeli aceleci, kopyacı ve anlam daraltıcı bir yaklaşım benimsenmemeli, böyle bir tutum Kur’an çevirilerinin çoğunun aynı hataları yapmasına ve çoğu çeviride olduğu için bu hataların benimsenmesine yol açar. Deyimler için: Müddessir 4-5, Fil 3, Tebbet 4-5; Anlam daralması için: Maun 4 ve bir başka çeviri yanlışı örneği için de Bakara suresi 42. Ayeti inceleyebilirsiniz (Karıştırmak, bulamak, örtmek…). Çeviriyi yaparken ayet duraklarından çok mânâ göz önünde tutulmalı, kıraat farklılıklarını da (varsa) belirtmeliyiz. Arapçanın ve Türkçenin birbirlerine karşı bir “üstünlüğünü”, “zayıflığını” ortaya koymak gibi gereksiz bir zahmete girilmemeli iki dilin birbirinden farklı olduğunu kabul etmeliyiz. Farklılıklardan dolayı mütercimler bahaneler üretmemeli ona göre davranmalı. Son olarak bazı konuları başlıklar halinde yazıp bu incelememi (daha doğrusu özetimi) bitireyim. 1- Parantezli ve parantezsiz meallere dair 2- Bazı meallere getirilen eleştiriler; a. Ali Bulaç’ın, b. Yaşar Nuri Öztürk’ün, b.1) Bir yerde Öztürk’ün parantez yerine eğik çizgi ”/” kullanmasını eleştiriyordu ve şöyle diyordu: “Oysa “parantezsiz meâl” iddası sözde bir iddadır ve aradaki fark (evet tek fark) parantez yerine, eğik çizgi işareti kullanmaktan ibarettir.” Bu dedikleri Öztürk’ün bazı ayet çevirileri için geçerli olabilir örneğin: Nahl 43. “…Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur'an ehline sorun.” Evet bu gibi ayetlerde okuyucu şunu anlayacaktır zikir = Kur’an, fakat okur Alak suresi 2. Ayet gibi ayetlere baktığı zaman durum farklılaşıyor: “İnsanı, embriyodan/ilişip yapışan bir sudan/sevgi ve ilgiden/husûmetten yarattı.” Bu çeviriden anlayacağı şey daha farklıdır, okur burada kendisine tek bir anlamın/yorumun değil birden fazla anlamın/yorumun seçenekler halinde (eğik çizgi) sunulduğunu görür. Hangi anlamı tercih edeceğini kendisi karar verir. (Ben bile bu eğik çizgiyi sık sık kullanıyorum:) 1- Embriyodan 2- İlişip yapışan bir sudan 3- Sevgi ve ilgiden 4- Husûmetten Seçsin istediğini ya da hepsini… c. Suat Yıldırım’ın, d. Edip Yüksel’in, e. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın 28 Şubat 1999(?) tarihinde hazırlamış olduğu, f. Elmalılı Hamdi Yazır’ın orijinal ve sadeleştirilmiş versiyonu olan mealine dair eleştirileri de mevcut… Cündioğlu’nun ilk kez okuduğum kitabıydı diğer kitaplarını da merak ediyorum, okumayı düşünüyorum. Bu kitaptaki takındığı tavrın ve tespitlerin isabetli ve yerinde olduğunu düşünüyorum, her meal okurunun okumasını kesinlikle tavsiye ederim. “Sen Kur’an’ına sahip çıkmazsan, Kur’an’ının sana sahip çıkmasını nasıl umabilirsin ey Müslüman?!?” (Emre Taştankaya)
Cündioğlu bu kitabı üstü kapalı olarak Kuran'ın çevrilemeyeceğini savunmak, Kuran'ı çevirisinden anlama umudunu kırmak ve Arapça öğrenmek gerektiğini aşılamak için yazmış. Kuşkusuz bunu açıkça bildirseydi kitap ciddiye alınmayacaktı. Eleştirel bir okuma yaptığınızda bu olasılık çok güçlü olarak karşınızda beliriyor. Bu kitabı yıllar önce okumuştum ve bugüne dek fikrim değişmedi. Yazarın diğer kitaplarını da okuduysanız (örneğin "Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet") bu tarzı orada da kullandığını görürsünüz. Yazarın görüşleri, dilbilime ve çeviribilime uzak olduğu izlenimi uyandırıyor. Gelenek çizgisinden çıkmaya yeltenen bütün çevirileri sahte entelektüel bir kılıfla aforoz ediyor. Kitabı hızlı okumak çok zor çünkü Osmanlıca yazılmış. Akıl hocası Fethullah Gülen gibi, kendini olduğundan daha derin, daha entelektüel göstermek için Osmanlıca kullanıyor. Türkçe sözcüklerle yazmakta zorlanan birinin Kuran'ın Türkçe çevirilerini eleştirmesi ironik. Kuran çevirisi konusunda iki laf etmek isteyen veya en basitinden fikir sahibi olmak isteyenlerin Cengiz Özakıncı'nın Dil ve Din kitabını okumaları şart. Tavsiye değil, şart! (Gerçeğin Kitabı)
Meal-tefsir üzerine çalışan arkadaşlarımızın kesinlikle kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitap. Çeviri yaparken dikkat edilmesi gereken hususları madde madde örneklerle açıklamıştır. Türkçe’nin zenginliği, dilimizin diğer dillerle ilişkisini yalın ve anlaşılır şekilde işlemiştir. Özellikle meal üzerinden örnekleri dikkat çekiyor. Meal yazarlarının bazı ayetleri farklı ve kendine göre tevîl ederek yazdıklarından dem vurarak isim zikretmiştir:) çok güzel ve tavsiyedir. (Merve Sarıkaya Yiğit)
--reklam--
Kur'an Çevirilerinin Dünyası PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dücane Cündioğlu - Kur'an Çevirilerinin Dünyası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kur'an Çevirilerinin Dünyası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dücane Cündioğlu Kimdir?
1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.
--reklam--
Dücane Cündioğlu Kitapları - Eserleri
- Hz. İnsan
- Göz İzi
- Ölümün Dört Rengi
- Cenab-ı Aşk
- Motto
- Düşünce Düşlenir
- Daire'ye Dair
- Hakikat ve Hurafe
- Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
- Sanat ve Felsefe
- Sinema ve Felsefe
- Mimarlık ve Felsefe
- Akif'e Dair
- Söz'ün Özü
- Keşf-i Kadim
- Anlamın Buharlaşması Ve Kur'an
- Felsefenin Türkçesi
- Anlam'ın Tarihi
- Kur'an Çevirilerinin Dünyası
- Bir Mabed Bekçisi
- Arasokakların Tarihi
- Philo Sophia Loren
- Bir Mabed Savaşçısı
- Başörtü Risalesi
- Bir Kur'an Şairi
- Bir Mabed İşçisi
- Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset
- Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi
- Mehmet Akif'in Kur'an Tercümeleri
- Kur'an ve Dil'e Dair
- Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet
- Tarih ve Siyaset'e Dair
- Bir Mabed İşçisi
- Bir Mabed Bekçisi
- Bir Mabed Savaşçısı
--reklam--
Dücane Cündioğlu Alıntıları - Sözleri
- Ne var ki bu genç adam yalnızlık duygusundan hiç sıyrılamayacak, kendisini hep ayrı, aykırı hissedecek(…) (Bir Mabed Bekçisi)
- -Nurullah Ataç’a ithafen- “Nesir yok artık. Beyaz sayfaları kirleten kelime leşleri. Mabedin enkazı üzerinde hora tepen binlerce deli ve başlarında başsız bir heyulâ: Ataç” (Bir Mabed Bekçisi)
- Bil ki Kur’an, Arap Dili ve Arap Dili’nin üslub ve belâğatıyla nazil olmuştur. O nazil olduğunda Arapların hepsi Kur’an’ı anlıyorlardı ve onun bütün ayrı ayrı kelime ve terkiblerindeki mânâları biliyorlardı. Kur’an, tevhid’i ve dinî vecibeleri hâdiselere uygun olarak beyan etmek maksadıyla cümle cümle, ayet ayet inzâl ediliyordu...(İbn Haldun, 438) (Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı)
- Eller karıncalanmış. Karıncalar kanlanmış. Kabalar kalabalıklaşmış. Kalabalıklar kabalaşmış... (Hakikat ve Hurafe)
- Rüzgarda unutulmuş bir mum gibi hisseder hep kendisini; fânussuz, yani kimsesiz, yani çaresiz… (Bir Mabed Bekçisi)
- "İmam-ı Azam hazretleri ,"Kur'an'ı doğru okuyamayanlar için Kur'an'ın tercümesiyle namaz câiz olur " demiştir." (Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi)
- Modernleşme/Dünyevileşme projesinin dindarlık anlayışı, Maûn Sûresi'nde kendisine veyl olunan o gafletin ve riyakârlığın eşlik ettiği öte dünyada hesaba çekilme bilincinden yoksun, gösteriş meraklısı ortakkoşucuların dindarlık anlayışının aynısıdır. (Philo Sophia Loren)
- Dindar bilinç düşünmeyi bilmez, gücünün de zaaflarının da kökeni budur: düşünmemek, sadece inanmak. (Söz'ün Özü)
- Ülkemizde ne yazık ki fikirlere değil, sloganlara rağbet etmek daha revaçta. Slogan atmak daha cazip, daha kârlı, daha masrafsız bir yol; üstelik etkileyici de. Düşünen değil, etkilenen insanlar... Tartışan değil, saldıran hasımlar... Öğretmeye veya öğrenmeye talip olmak yerine aldâtmaya veya aldatılmaya müheyya aydınlar... (Keşf-i Kadim)
- Sizin anlayacağınız, aşılacak çok tepe var ve fakat henüz talib yok! (Kur'an Çevirilerinin Dünyası)
- ' daha insancıl, daha adil bir düzen istedim. Direndim, insanları daha mutlu görebilmek için. Yaşam da bu değil mi zaten ? Ben de yaşadım insan gibi. ' (Arasokakların Tarihi)
- Sanatın en başından itibaren yasayla, düzenle, genel ahlakla, hatta toplumla başının belada olmasının en temel nedeni bu serazadlığı değilse nedir? (Sanat ve Felsefe)
- Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı, bulman gerekeni sen kendinde aramalısın. (Cenab-ı Aşk)
- Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez. İtiraf etmek çok zor ama ne yazık ki böyle: tüm varlığımızla yinelenemez ve yenilenemez bir çevrimin içindeyiz. (Ölümün Dört Rengi)
- Hakikatte ise sevgi elbette yaşamın özüdür... (Sinema ve Felsefe)
- “Sanat halk içindir” tekerlemesi, “köylü efendimizdir” gibi bir klişe. Puşkin “mabedimden çekil” diyor sürüye; “sen tekmeden ve küfürden anlarsın.” | CM ~ Fildişi Kule’den (Bir Mabed Bekçisi)
- Şiirin arkasında kalmak başka, şiirin arkasına saklanmak daha başka. (Akif'e Dair)
- ... "kimi gülistan da gonca gül olur" imiş; kimi gonca güle har [diken] olur gider" imiş... (Daire'ye Dair)
- Yoksula, yetime, esire seve seve yedirirler; "Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, o suratsız kara günde Rabbimizin azabından korkarız" derler (İnsan: 8- 1 0) (Söz'ün Özü)
- İnsan insanı insanda tanır. (Hz. İnsan)
Yorumlar
0 yorum