Kitap Künyesi
Yazar: Hasan Cemal
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051417158
Sayfa Sayısı: 580
--reklam--
Kürtler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"… Büyücüler, ay tozundan yaratıldıkları için topraktan gelen insanları küçümsermiş. İnsanlar da büyücülerin kendilerinden daha yetenekli olmasını çekemez, onları uğursuz sayarmış. Böylece bu iki zeki varlık karşılıklı hep düşmanlık besler, birbiriyle hep savaşırmış.
Bu savaşların sonuncusu, yeryüzünün en güzel köşelerinden biri olan Gül Ovası'nda, insanların kurduğu akıl ülkesinin topraklarından birinde yaşanmış…
Akıl Ülkesinin Padişah'ı, Hayal Ülkesi'nin Büyücü Kralı'nı yenmiş…"
Usta yazar Ahmet Ümit'ten küçük ama enginlere sığmaz bir masal Olmayan Ülke; tüm evreni içinde barındıran bir su damlası gibi…
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Kürtler Alıntıları - Sözleri
- İnsanlar anadillerini seçemiyorlar. Bir dille doğuyorsunuz. Ben de Kürtçe’yle doğdum ve Kürtçe’yle büyüdüm.
- Konuşanı çok ama düşüneni az bir Türkiye'de yaşıyoruz.
- Dil yasağı olmaz! Herkes kendi anası gibi kendi anadilini de sever. Kürt var mı? Var. Kürtçe var mı? Var.
- “Bana insan haklarından söz etme!”
- Ey ağrının isyan kızı....Ey özgürlüğün yıldızı..
- Fransa, 1960 yılı... Ülke, Cezayir sorunu dolayısıyla iç savaşın eşiğine gelmiş durumda. (...) Fransız ordusunun Cezayir'de uyguladığı baskı yöntemleri büyük tartışma ve kavga konusu. İşkence haberleri kamuoyunu dalgalandırıyor. Jean-Paul Sartre, Cezayir'deki Fransız askerlerine çağrı yapıyor: "Emirlere uymayın!" Ortalık karışıyor. Sartre'ın tutuklanmasını isteyen yakın çalışma arkadaşlarına Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle şu unutulmaz karşılığı veriyor: "Voltaire'i tutuklamak olur mu hiç?"
- Birînа Kurdîtiyа min kûre kûre kûre kûre kûr
- . Kürd’üm ...
- Torna tezgahından çıkmış gibi "tek tip" düşünenin ağır bastığı bir Türkiye bu. Aykırı düşüneni, farklı düşüneni hâlâ cezalandırabilen bir Türkiye bu. Herkesin "devlet gibi" düşünmesini isteyen bir Türkiye bu. Herkesin "kendisi gibi" düşünmesini isteyen insanların yaşadığı bir Türkiye bu. Farklılıktan korkan, farklılığın renk ve yaratıcılık olduğundan habersiz bir Türkiye'de yaşıyoruz hâlâ. Düşüncenin karşısına düşünceyle değil küfürle, sopayla, cezayla çıkılıyor bu ülkede hâlâ.
- Cudi Dağı'nın etekleri yemyeşildi. İnsana yaşama sevinci aşılayacak kadar güzeldi altımızdan akıp giden doğa görüntüleri. Bir yanda patlayan bahar, öbür yanda patlayan silahlar! Bilmem ki, cennette cehennem yaratmak insanoğluna mı özgü?
- "Ben romanlarımı Kürtçe yazma konusunda bilinçli bir karar verdim. Çünkü anadilim Kürtçe. Ben seçmedim. İnsanlar anadillerini seçemiyorlar. Bir dille doğuyorsunuz. Ben de Kürtçe'yle doğdum ve Kürtçe'yle büyüdüm. Hayata ilişkin ilk bilgilerim, ilk yargılarım, ilk ölçülerim Kürtçe'yle oldu. ... Yurtdışında roman yazmaya karar verdiğimde üç tane dil vardı önümde: Kürtçe, Türkçe, İsveççe. ... Ben Kürtçe'yi tercih ettim. ... ahlakî bir sorumluluk duydum Kürtçe'yle ilgili olarak. Çünkü Kürtçe yasak. Bunun altını çizmek gerekli. Eğitim dili olarak, kamu dili olarak yasak, resmî dil olarak yasak. ... eğitim, medya, radyo-televizyon dili olarak yasak. Ahlakî olarak bunun çok yanlış olduğuna inanıyorum ben. Sadece Kürtçe'yle ilgili değil, bütün dillerle ilgili. Çünkü bu diller insanın ihtiyacı sonucu ortaya çıkmıştır. İnsanın kültür mirasının çok önemli parçalarıdır. Bunların yok olması, insanlığın yok olması anlamına gelir. İnsanlığın, vicdanın, merhametin yok olması anlamına gelir." Mehmed Uzun
- Kafaların içindeki demirperdeler yıkılmadan insanlığın acıları bitmeyecek. İnsanların aklını sloganlardan kurtarmak bir numaralı görev olmalı. Beynimizi sloganların emrine vermekten kaçınalım. Tutsak akıllar var oldukça, ne yapsak boş!
- Bu ülkede, üniter devlet çerçevesinde demokrasi ve insan haklarının gereğini yaparak herkes, hepimiz kardeşçe, barış içinde yaşayabiliriz. Bunun önkoşullarından biriyse, Güneydoğu'da olan biteni serinkanlı ve hamaset yapmadan serbestçe tartışabilmeyi öğrenmektir.
- Ey Ağrının İsyan Kızı....Ey Özgürlüğün Yıldızı..
--reklam--
Kürtler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
okuduğum kitap 2003 yıllı doğan yayıncılık tarafından basılmış kalınca bir kitap başlığı Kürtler Hasan Cemal'in deyişiyle'' Bu yalnız Kürtlerin değil, Türklerin de kitabı'' bende Hasan beyin bu sözüyle ne demek istediğini kitabı okuduktan sonra anladım ve katıldığımı belirtmek isterim. Kısaca kitapta neler anlatıldığını belki merak edip okuyacak arkadaşlara aşağıdaki gibi sıralamak istiyorum. -1925 yıllında çıkarılan şark ıslahat planının 41 maddesinde bu topraklar üzerinden yaşayan herkesin sadece Türkçe konuşması diğer dillerin yasaklanması -12 eylül 1980 yılında Diyarbakır cezaevinde yapılan insanlık dışı işkenceler -Barzani ve Talabani ile yapılan konuşmalar -1995 yılında Pkk'yi bitirmek için Türk ordusunun Kuzey Irağa girmesi -1990 yıllarda Vedat Aydın ve Musa Anter gibi diğer bazı aydınların öldürülmesi - Susurluk olayı ... - iki ateş arasında kalmış halkın acıları -köy yakma ve boşaltmaları kitapta neler anlatıldığını yazarsam galiba sayfa uzayıp gidecek. son olarak bu topraklara huzurun gelmesi için farklıların zenginlik olduğunu kavrayıp baskılarla hiçbir zaman çözüm olamayacağının bilincine vararak, demokratik yollarla çözüm yollunu aramalıyız... (Searching for meaning into unmeaningful life)
Çok yanlı bulduğum, okurken beni çok rahatsız eden ama "Eee,bakalım sonunda neye bağlayacak" diye merak ederek okuduğum bir yazardı. Kitap bittiğinde ise tüm vatansever duygularımla yazarı bir daha okumama kararımı çoktan vermiştim. (Çalışkanarı Çiğdem Özdemir)
Kitap İnceleme Yazısı Kitap Adı: Kürtler Yazarı : Hasan Cemal (1944-…) Yayınevi : Everest Yayınları Baskısı : 3. Baskı/ Nisan 2015 / 576 Sayfa Barkodu : 9786051417158 Etnik kimlik sorunları ile ilgili gözlem, tespit, anı ve öneriler içeren okuduğum bu 11. Kitap. Okuma listemde başka kitaplar da var. Fakat bu kitap, tarihsel bir süreç içerisinde, olayları, sonuçları, hataları, tarafların beklenti, tepki ve yanlışlarını daha detaylı işleyen bir kitap. Bu nedenle, planladığımdan daha uzun zamanda okumak zorunda kaldım. Ortada bir sorun olduğunda herkes görüş birliği içerisinde. Etnik kimlik ve aidiyet, kültürel adaptasyon sorunları, yalnızca ülkemizde değil, çoğu ülkelerde gündem maddeleri arasındadır. Bizdekini de “Kürt sorunu” diye etiketlemek biraz noksan ve yanlı yaklaşım olur. Cumhuriyet döneminden önce, işaret veren bu kimlik sorunu, ötelenerek günümüze kadar büyütülerek taşınmıştır. Buna genel anlamda “birlikte yaşama sorunu” , “ortak medeniyet sorunu” demek bizi çözüm arayışına daha kolay götürür. Din, dil, inanç, felsefi ve siyasi eğilim, yönelim ve tercihlere göre, tüm toplum bireylerini tektipleştiren bir devlet anlayışı elbette kabul edilemez. Yönetim, iletişim, eğitim, kayıt, dokümantasyon disiplini için, kamusal alanda resmi dil elbette tek dil olmalıdır. Fakat ana dil, yani anamızın doğduğumuzda bize öğrettiği dil, ailenin iç iletişim dili, kendimizi ifade ettiğimiz dil, rüyamızı gördüğümüz dil, varoluşumuzun ayrılmaz bir parçasıdır. Anadilimle düşünüp yazdığım bir şiirden, anıdan, makaleden, özlemden, hasretten beni mahrum ettiğinizde, tüm duygularımı köreltmiş ve beni kendi toprağımda esir almış olursunuz. Bu durum benim çevreme, yönetici kurumlara, karar verenlere karşı sevgimi, güvenimi azaltmaz mı? Ben Türkçe/Kürtçe konuşuyorsam, tüm ifade sanatlarımı, vurgu ve metaforlarımı en iyi konuştuğum dil ile yazabilirim. Sonra isterse yüz farklı dile çevirsinler. İşte bu alanda geçmiş dönemde çok acımasız/ mantıksız/gereksiz/gerekçesiz hatalar yapılmıştır. Kürtçe olarak evde, sokakta konuşmak, müzik dinlemek suç sayılmış, bu sözde suçu işleyenlere de düşman gözü ile bakılmıştır. Kültürel yok saymalar, ötekileştirmeler zamanla sosyal bir travmaya dönüşmüş ve terörün kapısını aralamıştır. Kürtçe radyo, TV, gazete, dergi ve özel kurs açma hakkı sonradan verilmiş olsa da, kültürel kırgınlık, kızgınlık tam izole edilememiş ve zaman zaman da iyi niyetli atılan adımların da suiistimal edildiği gözlemlenmiştir. Birçok süreç başlatılmış ve sonuca yaklaşırken, bilinmeyen neden/etken ve faktörlerden dolayı kesintiye uğramıştır. Bir bireyin dilinin, dininin, mezhebinin, milliyetinin, sosyolojik yaşam algısının farklı olması elbetteki suç değil, noksanlık değil, günah değil, ahlaksızlık değildir. Fakat hak ve özgürlük arayışında, Yaşadığı toplum içerisinde, yasal düzeni yok sayıp, şiddete başvurup, mala-mülke zarar vermeye, can almaya yönelmişse bu bir hak arama, özgürlük tercihi değil, tartışmasız bir terör eylemidir. Ve devlet kendini, vatanı ve milleti koruma adına meşru ve haklı müdafaa hakkını kullanmak durumundadır. İnanç, milliyet, emek, ideoloji, felsefi düşünce birliği ancak, anayasal güvence ile lokal düzeyde bir kültürel örgütlenme ile toplumda yer edinebilir. Renk ve motiflerden oluşur toplum. Toplumun tamamına tek tip bir tercih dayatılamaz, tüm toplum bu önerme ile dizayn edilemez. Ortak beklenti, idealler, güvenceler, ekonomik kazanımlar, amaçlar üzerine bir aidiyet ve medeniyet anlayışı geliştirilebilir. Siyasi, tarihsel, kültürel ve mantıksal hatalar; bireyin kendi iradesi dışında edindiği etnik ve folklorik aidiyetini, olağanüstü büyük bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkarmıştır. Yurdumuzda, 26 farklı etnik kültür aidiyeti olduğu belirtiliyor. Bir de bu demografik yapıya 5 milyon sığınmacı göçmen eklenmiştir. Her kendini farklı kimlikle tanıyanın, aynı topraklar üzerinde, ayrı bir devlet kurma emeli/ideali ile yaşaması, büyük bir gaflet ve yanılgıdır. Böyle bir girişim ve heves; ülkenin birliği, bütünlüğü, güçlenip, kalkınmasında gözü olan diğer ülkelerin de iştahını kabartmakta ve onların tezgahına düşülmektedir. Bu sorun, yani birlikte yaşama sorunları; kültürel birliktelik, sosyolojik gözlem, empati, yerel dayanışma, yasal güvence, bilimsel yöntemlerle çözüme kavuşabilir. Diplomatik girişim ve siyasetin dili ise pişmiş aşı servis etmek için, iletişim için gereklidir sadece. Askeri ve siyasi otoriteye havale etmek, sorunu derinlemesine anlamamaktır. Milli birlik ve beraberlik içinde, coğrafya kaderimizi, çokkültürlülük ruhu ile yüceltmeliyiz. Diğer türlü, 26 etnik kökenden oluşan milletin bütünlüğünü, renklerine ayırmaya kalkıştığımızda, bunun bir de alt tonları, alt kümeleri çıkacaktır. O zaman yüzlerce alt kimlikler oluşacak, aşiretler, mezhepler, tarikatlar, cemaatler, fraksiyonlar, klanlara bölünmüş bir toplum bizi yavaş yavaş taş devri anlayışına sürükleyecektir. Duygu, düşünce, inanç, bilim ve sanat dünyamız zedelendi. Öykü, türkü, şarkı, destan ve ruhumuzu derinden etkileyen diğer sosyal üretimler azaldı, yok denecek kadar az. Bu durum da bireyler ve kültürlerarası iletişimi ve duygudaşlığı olumsuz etkiliyor. Alınganlıklar, kırılganlıklar, küslükler, doyumsuzluklar, duyarsızlıklar, vurdumduymazlıklar had safhada. Dünya genelinde 6.000 dil ve 3.000 etnik grup olduğu belirtilmektedir. Hepsi ayrı bir devlet statüsü için mücadele etse ve başarılı olsa, BM’ye kayıtlı 185 ülkenin, 6.000’e çıkması nasıl bir kaos doğuracağını varın siz hesap edin. Anayasal vatandaşlık hak ve ödevleri, her yurttaşa aynı sorumluluğu yüklüyorsa, zaten bütünlük sağlanmış demektir. Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki, karşılıklı acıların anlatıldığı, çözümlerin de aralarda sunulduğu, samimi ve objektif dille bize sunulan bu kitap beni çok etkiledi. Daha önce önermiş olduğum kitaplarla birlikte, bu kitabın da dikkatlice ve tüm taraflarca okunması, birlik ve beraberliğe, kaynaşmaya bizi daha da yaklaştıracaktır. Evet acılar ve zorluklar insanı olgunlaştırır. Fakat bir noktada son bulmalı ki, kalan ömürde insanca yaşama hakkımız da olsun ve gelecek nesiller aynı acıyı tatmasın. Analar ağlamasın, babalar içten yanmasın. Samsun, 18.02. 2020 Ali Rıza MALKOÇ (Ali Rıza MALKOÇ)
--reklam--
Kitabın Yazarı Hasan Cemal Kimdir?
İttihat ve Terakki partisinin en önemli şahsiyetlerinden olan Cemal Paşa'nın torunudur. 1965 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu. Gazeteciliğe 1969 yılında Ankarada haftalık Devrim dergisinde başladı. Yeni Ortam dergisi, Anka Ajansı ve Günaydın gazetesinde çalıştıktan sonra 1973 yılında Cumhuriyet gazetesine girdi. 1981-1992 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde genel yayın yönetmenliği yaptı. 1992-1998 yılları arasında Sabah gazetesinin birinci sayfa yazarlığını yaptı. Halen Milliyet gazetesinde haftada altı gün iç ve dış politika yazıları yazıyor. Nokta dergisi 1989 Doruktakiler ve Gazeteciler Cemiyeti Fıkra Ödülünü kazandı. Genel yayın yönetmenliğini yaptığı Cumhuriyet gazetesi 1986da Sedat Simavi Ödülünü kazanarak yılın gazetesi seçildi.
--reklam--
Hasan Cemal Kitapları - Eserleri
- Delila
- Kürtler
- Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım
- Barışa Emanet Olun Kürt Sorununa Yeni Bakış
- Cumhuriyeti Çok Sevmiştim!
- 1915: Ermeni Soykırımı
--reklam--
- Türkiye'nin Asker Sorunu
- Tank Sesiyle Uyanmak
- Kürdistan Günlükleri
- Özal Hikayesi
- Demokrasi Korkusu
- Tarihi Yaşarken Yakalamak
- Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor
--reklam--
- Ergenekon Nasıl Çökertilir
--reklam--
Hasan Cemal Alıntıları - Sözleri
- Jacobo Timerman'a 1977'de işkence yaptıran ve yaptıranlar,1983 sonrası yargılanıp mahkum oldular Arjantin'de.İlhan Selçuk'a 1972'de işkence yapan ve yaptıranlar ellerini kollarınını sallaya sallaya ortalıkta dolaşmaya devam ettiler Türkiye'de... İkisi de yaşadıklarını kitaplaştırdılar. Şöyle dedi Jacobo Timerman kitabında: "Arjantin bir gün nasıl mutlu olacağını öğremecek." Şöyle dedi İlhan Selçuk kitabında: "Aklımda Seneca'nın bir özdeyişi: -Yeryüzünde gün ışığına layık olamayan nice insan var,ama güneş her gün doģar!" Arjantin ve Türkiye,birbirlerine hem çok uzak hem de çok yakın... (Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor)
- "Arapların kahramanları arasında hălă Saddam Hüseyin var.Humeyni var.Tamamen bir başarısızlık öyküsü olan Nasır var.Hălă Kudüs'ü Haçlılar'dan kurtaran Selahattin Eyyubi var.Oysa,Arapların bir kahraman olarak Atatürk gibi bir sosyal reformcuya ihtiyaçları var." (Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor)
- Utanmanın ne olduğunu bilmeyen Moskof siyaseti ve onların Morgenthau(Amerika'nın Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'daki Büyükelçisi) gibi ahmak ve budala yardakçıları, bütün kabahati öldürülmek istenen Türk'e yükletmek için dünya basınını yaygaralara boğmaya çalışıyorlar. (1915: Ermeni Soykırımı)
- Demirel: "Adalet partisini neden kapattınız?" Evren: "Danışma Meclisine çengel attı." Demirel: "Büyük Türkiye Partisini neden kapattınız?" Evren: "Geçmişe dönüklük,intikamcılık..." Demirel: "Doğru Yol'u neden seçime sokmadınız?" Evren: "Koalisyon olurdu." (Özal Hikayesi)
- Acılar insanları derinleştirir! Toplumları da öyle. Olgunlaştırır. (Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım)
- Hayatta bayılırız yanılmazlığı oynamaya. Nedense hep haklıyızdır. Oysa ahmaklıktır bu. (Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım)
--reklam--
- "Atalarımın başına gelenleri biliyorum.Buna kiminiz katliam,kiminiz soykırım,kiminiz tehcir,kiminiz trajedi diyorsunuz.Atalarım da Anadolu deyimiyle kıyım derdi.Bir devlet kendi yurttaşlarını,hem de savunmasızlarını,çoluk çocuk,kadın yaşlı demeden,kök saldığı ortamdan söküp,bilinmez bitmez yollara salıyorsa,bunun sonucunda da bir halk būyük bir bölümüyle yok oluyorsa,bugün bizlerin bu durumu izah edecek kelimeleri tercih etme kıvranışımız,insan olma õzelliğimizin hangi vasfıyla izah edilebilir?" (Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor)
- Eğer çocuğumun üzerinde otorite kurabilmem ve söylediğimi yaptırabilmem ona tokat atmaktan geçiyorsa, ben bu otoriteden vazgeçiyorum, diyebilecek miyiz? (Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım)
- "Tarih bir özgürlük okuludur.Bizi önyargılardan kurtarır.Ve sorunlarımıza başka bir açıdan bakmayı öğretir." (Özal Hikayesi)
- Sevdiğiniz bir şeyi her kaybedişinizde, kendiniz de bir şey kaybedersiniz. (1915: Ermeni Soykırımı)
- "Kadın sorgulandığı anda insanlık bitmiştir..." (Delila)
- Kimliğinde Kürt yazmıyordu Kürtlerin... (Delila)
- O yetkiyi nereden aldın diye sorulamaz mı? Ne yazık ki yazamıyoruz... (Tank Sesiyle Uyanmak)
--reklam--
- Bakan olan, bakanlık koltuğuna otururken istifasını da yazar, başbakanına sunar. Ama bu istifa mektubunda tarih yeri boştur; o boşluğu gerektiğinde dolduracak olan, Özal'dan başkası değildir. (Özal Hikayesi)
- . Kürd’üm ... (Kürtler)
- Tarihten ders almak hiç de kolay değil. Özellikle bizim ülkemizde herkes yaşayarak öğrenmenin peşinde. (Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım)
- 2009 Agustos ayı, Başbakan Erdoğan yüreğinden konuşuyor ve barış adına bir umut dalgası kabarıyor! (Barışa Emanet Olun Kürt Sorununa Yeni Bakış)
- Bir zamanlar 'yollar yürümekle aşınmaz' demiştim. Bu gibi günler için de söylemiştim. Gün gelir yine yürürüz. Demokrasi için. (Tank Sesiyle Uyanmak)
- İnançlı insanlardık. Bu zulüm yani dilimizi yasaklamak, kimliğimizi inkâr etmek dinimizde de yoktu. Biz Türkçe'yi hiç inkâr etmedik ama kendi dilimizi de unutmadık. (Delila)
- Kafa karışıklığı... Herkesin hayatta kafa karışıklığına uğradığı dönemler vardır. Kimi bu karışıklığın içinde boğulur gider, kimi de kurtarır kendini. (Hayat İşte Böyle Geçip Gidiyor)
Yorumlar
0 yorum