Kitap Künyesi
Yazar: Hasan İzzettin Dinamo
Yayın Evi: Tekin Yayınevi
İSBN: 9789754780567
Sayfa Sayısı: 608
--reklam--
Kutsal İsyan - 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Mustafa Kemal, Bekirağa bölüğündeki ziyareti bitirmiş, Rauf Beyle yanyana kurulmuş, Cevat Abbas'ı karşılarına almış bir Lando ile Şişli'ye dönüyordu. Araba, Sultanahmet tramvay durağına varmıştı ki Mustafa Kemal'in gözleri, orda, elinde bir demet leylakla bekleyen genç bir kadının gözleriyle karşılaştı. Bu, Fikriye idi. Harbiye - Aksaray tramvayını beklediği anlaşılıyordu. Mustafa Kemal arabacıya:
- Biraz durur musun ahbap, dedi. Araba, tam Fikriye'nin önünde durdu. Mustafa Kemal eliyle işaret ederek:
- Durmayın binin, eğer bizim eve gidiyorsanız! dedi.
(Arka Kapak)
--reklam--
Kutsal İsyan - 2 Alıntıları - Sözleri
- Mustafa Kemal beyi iyice tanıyor musunuz? ... emin olunuz ki bu büyük insan bir gün yalnız Türkiye’nin değil bütün dünyanın en ünlü adamı olacaktır.
- Mustafa Kemal: — Gel bakalım, evlât, bir arzun mu var? Diye sordu. — Var paşam, zâtınıza söyleyeceklerim var! — Haydi, çekinme, söyle öyleyse! Adam boğazını temizledikten sonra: — Paşam, dedi, bana zâtınızı vurmak için vazife verdiler. — Peki, öyleyse, vur beni, yap vazifeni haydi. — Aman paşam, sen vurulacak adam mısın? Sen, baş tacı olmağa lâyıksın. Sonra ceketinin iç cebinden yepyeni bir tabanca çıkarıp masanın üstüne bıraktı: — işte, paşam bana verdikleri tabanca. «Git, o vatan, millet haini, padişahımızın düşmanı olan paşayı vur» dediler. Ben de zâtınızı öyle sanarak öldürmeğe karar verdim. Üç gündür arkanda dolaşıyorum. Bütün düşüncelerim alt üst oldu. Meğer beni aldatmışlar! Az kalsın milletin babasını vuracaktım. Senin hemşerilerle konuşmalarını dinledim, baktım ki sen yalnız bizi düşünüyorsun. Bizi düşmanların elinden kurtarmak istiyorsun, asıl hain onlar; o senin düşmanın olacak namussuzlar. Ben de artık sendenim paşam.
- Demek ki, yaşamak hep kendi kendine gelin - güvey olmalardan meydana gelmiş uzun bir aldanış zincirinden başka bir şey değildi.
- Bir tek tümen kumandanının, Mustafa Kemal’in, ayrı - üç fırsatta yaptığı saldırıların, yalnız bir savaşın akımına değil, belki bütün savaşa, belki de bir milletin kaderini böyle derinden etkilediği tarihte çok az rastlanılır olaylardandır."
- Vahidettin, Ferit Paşanın bütün direnmesine karşın bu müfettişliğe(ordu müfettişliği) Mustafa Kemal’in gitmesini istemişti. Sadrazam, içinde sekiz on paşanın adı yazılı bir liste getirip padişaha göstermiş ve bunlardan birini müfettiş olarak seçmesini istemişti. Listenin en başında başarısız paşalardan biri olan Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın oğlu Mahmut Muhtar Paşa’nın adı yazılıydı. Mustafa Kemal’in adı listenin sonlarına doğruydu. Vahidettin listeye şöyle bir göz gezdirmiş: — Bu! Diyerek şahadet parmağını Mustafa Kemal’in adı üzerine basmış, sonra şöyle demişti: — Mustafa Kemal, ordunun en kudretli kumandanıdır, onun gitmesini istiyorum. Böylece Mustafa Kemal’in müfettişliği perçinlenmişti.
- — Haydi, uyanın artık; harekete geçmek için daha ne bekliyorsunuz? Görmüyor musunuz Türkiye’nin zincire vurulduğunu? Türkiye, yabancı kan içicilerden, onu yağma edilsin diye bırakan vicdansız, mesuliyetsiz devlet adamlarından kurtarılmağa muhtaçtır!
- Filibe garına vardığında ağır ağır doğrulmuş, vagonun açık penceresinden dışarı bir göz atmış, bir anda binlerce Türk’ün birden: — Mustafa Kemal! — Yaşa Türk! — Kemal! Sesleri kulaklarını çınlatınca şaşırmıştı.
- Anadolu toprağına ayak basan düşman ordusu üzerine...ilk kurşunu İzmir’in işgalinde Efzon taburunun bayraktarı üzerine atan "Hukuk-u beşer(İnsan Hakları)" gazetesi sahip ve başyazarı Osman Nevres (Hasan Tahsin Recep) olmuştu, ikinci kurşun da Ali Bey’in(Çetinkaya) alayından bir müfreze eliyle Ayvalık’ta atıldı. Kentin içinde de kısa süren sokak savaşları oldu.
- ...haritada İstanbul’u göstererek gök gürültüsü gibi bir sesle: — Anlamıyorum ki efendim, dedi, buradaki rahatımızı feda etmemek için koskoca memleketi veriyoruz, bu ne akıldır?
- — Size, Çanakkale’dekinden, Anafartalar’dan daha büyük zaferler dilerim. İnşallah, bu zavallı memleketi kurtarmak size nasip olacaktır, yolunuz açık olsun!
- Mustafa Kemal, o Kurtuluş ufkuna doğru atılmış altın ok, Akdeniz’e değinceye dek şaşmadan yoluna gidecekti.
- En güzel hürriyet düşleri zindanda görülür. Schiller.
- Rum eşkiyaları ve disiplinli Pontos çeteleri, üç ay içinde üç bin yüz altmış Türk’ü işkenceler içinde öldürmüşlerdi. İşte, bütün Anadolu metropolitleri Türklerin Rumlara yapmakta olduğu vahşice cinayetler diye İtilaf devletlerine bu olayları bildiriyorlardı.
- Hayatımızda seveceğimiz insan öyle az ki. Onları da felek, ancak bir kaç gün, bir kış güneşi gibi gösterip sonra kalın bulutların arkasında yitiriyor.
- Prens Sabahattin...Fransız sosyologlarının etkisinde sosyal bilgi tezine dayanırken siyasal alanda da daha ileri görüşlüydü. Cumhuriyete ve demokrasiye dek gidecek bir devrim istiyordu. Prens Sabahattin’e göre Abdülhamit’in devrilmesiyle de ulusun yoksulluğunu meydana getiren daha derin nedenler vardı. Müslüman Türk toplumunun asıl belini büken, genel eğitim sisteminin bozukluğu idi. Türk halkı, birşey olarak kişisel girişim niteliğinden yoksundu. Köylü, çiftçi vb. bilgi sahibi olamadığından para sahibi olamıyor, böylece de büyük işler kuramıyor ve yoksul kalıyordu. İşte, Kanunu Esası denen anayasanın kabulünden sonra memlekette bir sosyal bilgi ve kişisel girişim kampanyası açmak, böylece de batı uygarlığını yürüten buhar ve endüstri çağına girmek gerekiyordu.
--reklam--
Kutsal İsyan - 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kutsal İsyan'ın ikinci cildi, 15 Mayıs 1919 tarihi ile 1-2 Eylül 1919 tarihleri arasında geçen 3.5 aylık bir süreyi kapsıyor. Mustafa Kemal'in Anadolu'ya geçişi ve kurtuluş savasını örgütleme mücadelesi tüm ayrıntıları ile kitapta yer alıyor. İstanbul-Samsun-Havza-Amasya-Sivas-Erzurum ve tekrar Sivas... Ayrıca eş zamanlı olarak İstanbul ve Ege'de cereyan eden olaylar ayrıntılı olarak anlatılıyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın gerçek hikayesini okumak isteyen kitapseverlere ve özellikle genç kardeşlerime şiddetle öneriyorum. (Zeki Erdem)
15 Mayıs 1919 yani 100 yıl evvelden başlıyoruz kitabımıza. Zaman ne de çabuk geçiyor değil mi? Ben bu sefer farklı bir başlangıç yapmak istiyorum. Eğer ülkemizde sadece ‘okuduğun kadar konuşmak’ diye bir durum var olsaydı (ki keşke olsaydı) sizce ne olurdu? Ben çok düşündüm ama muallakta kaldım. Çok fazla konuşan gene mi olurdu yoksa ülkeye yıllarca süren bir sessizlik mi çökerdi? Çıkamıyorum işin içerisinden ve bu sefer de bu konuya takıldım. Kitabımızda 1919 yılından değil de Mustafa Kemal’in gençlik yılı, Selanik yaşamı üzerinden başlıyoruz. Yazarla gene anlaşamıyoruz. Gene Osmanlı sultanına demediğini bırakmıyor. Bu konuyu açıklamıştım zaten. Benim Ata’m ne kadar kötü de olsa yöneticisini sürekli yermez; ne kadar iyi de olsa sürekli de övmez. Ben böyle öğrendiğim için böyle söylüyorum. Şimdi bile büyüklerimizi sevmesek de saygı duyuyoruz. Onlara hürmeten değil, bu bizim asaletimizden. Kötü söz söylemesi çok kolay ama biz asil insanlarız. Değmiyor, dediğimiz an konu kapanıyor. Böyle de olmalı zaten. Şahsen ben böyle düşünüyorum. Kitapta sayfalar 108i gösterdiğinde gene yazarla çatışmaya giriyoruz. Bu aşağılık baş örtüsü ve rezil serpuş diyerek sadece FES’i kastetmediğini çok iyi anlıyorum çünkü. Bakıldığı zaman bunu son dönemlerde de görüyoruz. Ödül alan ve hiçbir faydalı ürün vermeyen birçok insan işte önüne gelen dini unsura saldırıyor mescit yaptırmayacağız falan diyor. İnsanlar istediği gibi ibadet edebilir bana göre, sizce de öyle değil mi? Biz kimiz de bir başkasının yaşantısına karışıyoruz? Bizim yarattığımız, hayatı ve ölümü bizim elimizde olanlar var mı? Var diyen varsa bu ayrı, ona saygı duyacağım ama herkesin kendi özgürlüğü varsa, bu düzende herkes ibadetini rahatça ve kimseyi rahatsız etmeden yapar. İstediği gibi de giyinir. Herkesin yaptığı kendini ilgilendirir. Özellikle DİN üzerinden yapılanları da bu paragrafta kınamak istedim. Şimdi kim aşağılık, kim rezil acaba... Ki bu yazar kendisiyle aynı sayfada nasıl çelişiyor biliyor musunuz? Gene aynı sayfada Mustafa Kemal’in şu cümlesini aktarmak istiyorum: Fes veya Şapka veya Kalpak, hangisi olursa olsun mesele bunda değildir. Hepimiz el ele vererek devletimizin menfii için çalışmalıyız. O dönemleri en iyi o dönemin insanlarından okumak şansım olduğu için sürekli hakaret içeren bir kitabı sabrederek okumaya çalışıyorum. Sabrımın sonlarına geliyorum ve bu yazarın neden çok fazla tutulmadığını da çok iyi anlıyorum şimdi. İnsanların birbirine saygı içinde yaşaması çok zor geliyor, herkes karşısındaki kendisine köle olsun, ona muhtaç yaşasın istiyor. Eskiden çok fazla sahte peygamber muhabbetleri dönerdi, artık herkes kendini Tanrı ilan etmiş. Ne kadar mükemmel. Ne kadar eşsiz..! Kitabın yarısının oldukça geçmişe odaklandığını görüyoruz tekrar niteliğinde. Ardından artık SAMSUN ile başlayan Kutlu Yolculuk zamanlarına odaklanıyoruz. Burada yaşananları çok açık bir dille okuyoruz. Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak atanması, hazırlıklar, yaşanılan süreç ve diğer her unsur inceleniyor burada. Şimdi yazara gene muhalefet olacağım. Mustafa Kemal’i gene kötü örnek gösteriyor. Nasıl mı? Mustafa Kemal sanki bir kadın avcısı, bir sapık vs gibi kötü şöhret yaratacak tanımlamalarla tanıtılıyor sürekli ama sürekli bunlar tekrarlanıyor. Hani adamın bütün gençliği sanki SEX odaklı geçmiş gibi. Dedim ya bu yazara hiç kanım ısınmadı ama o dönemi anlamak için mecburum okumaya. Çok kapsamlı bir eser diye. Yok yani bu kadar da olmaz ama katlanamıyorum artık. Yok akşama Ayşeyle giriyor, yok Fatma ile sabahlıyor. Bu ne anasını satayım sanki koskoca Paşa’nın hiç işi yok, bütün gün karı kızla zaman geçirecek. Böyle hülyalı sahnelerin çok karşısındayım her zaman. Her insanın cinsel hayatı olur, vardır ama bunu bir kadın hastalığı varmış gibi sürekli göze sokmanın anlamı yok. Yani ben burada Milli Mücadele dönemini okumak için varsam, bunu ve bunun gelişimini; ordunun durumunu, savaş yıllarında halkın durumunu, Ata’nın karşılaştığı zorlukları ve verilen mücadeleyi okumalıyım. Ben ileride Allah verir de Tarih eğitmeni falan olursam bunu çocuklara nasıl öğreteceğim? Öğretmene bak, çocuklara Atatürk diye kahramanlıklarını değil de SEX hayatını anlatan bir seri öneriyor. Böyle rezillik, böyle ucuzluk olabilir mi? Şimdi diyeceksiniz ki bu kadar nefret ettin madem neden okuyorsun? Oldukça haklı bir soru ama bende size şunu diyeceğim, başka bir böyle eser vardı da ben mi okumadım da bunu seçtim? Yok ki ağabeyler. Yok yani. Keşke olsa, gocunmam 100.000 sayfa da olsa 6 ayımı sırf buna harcar gene okurum. Keşke olsa ama yok. Olanlarda da yetinmek böyle zor. Allah şahit eğer bu günümüz yazarlarından biri olsa ve o dönemi anlatsa kitabını da yazarını da yerden yere vurmasını çok iyi bilirdim. Sadece şunu söyleyeceğim. Aç olduğunuzda UCUZ etin yahnisi bile GÜZEL gelebiliyor. Gerçekten çok açsanız ve yiyecek başka bir şeyiniz de yoksa. Üzgünüm ama durum bu... Burada bir tarih tazelemesi yapalım istiyorum hep beraber. => 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa, maiyetiyle birlikte Samsun’a ayak basar. Burada halkın yavaş yavaş kendine bağlandığını görür ve bundan çok etkilenir. Bin bir macera sonrası (Enver Paşa’nın uçak anıları canlandı gözümde bir an) sağ salim gideceklerdir buradan. Burada ilk etap 6 gün kalırlar. => 25 Mayıs 1919’da Havza’ya varırlar. Burada Sıtkı Hoca ve onun verdiği nutukla ateşlenen bir halk göreceğiz. Yine burada uzun bir süre kaldıkları, ilk defa bir devlet yani Lenin Rusya’sı ile görüşerek dikkatlerini üzerie çeken bir Mustafa Kemal Paşa göreceğiz. Ayrıca büyük kahramanlardan Topal Osman’da burada kitaba dahil oluyor. Havza gerçekten de adı gibi çok önemli bir havza oluyor desek yeridir arkadaşlar. Burası çok mühim. (bu son cümleyi de ne zaman kullansam Ali İhsan Yavuz aklıma geliyor arkadaş) Evet güzel dostlarım. Böylelikle gene sonlara doğru hız ve heyecan kazanan bir kitabımızın daha sonuna geldik. Gün bitmeden yetiştirmek için çok inatlaştım kendimle ama bazı yerlere doyamayıp tekrar baştan aldığım, bazı yerlere odaklanamadığım ve bir de günlük gelen giden insan rutinim nedeniyle yetiştiremediğim ve bu kapsamlı eseri de atlatmaktan memnuniyet duyar; hepimize iyi geceler ve iyi okumalar dilerim. Esen kalın.. (Sadık Kocak)
Kurtuluş Savaşı'nın hikayesini en ufak ayrıntısına kadar ve mükemmel bir sıralama ile anlatan dizidir. Büyük emek ürünü bir kitap serisi olmuş. Anlatımı da o kadar kuvvetli ki, hem kitap hızlı akıyor, hem de olayların içine girip o coşku ve yerine göre de hüznü yaşıyorsunuz. Bugünlere kolay gelinmediğini anlamak için zaman ayırıp okumak gerek. (Alican Mert)
--reklam--
Kutsal İsyan - 2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo - Kutsal İsyan - 2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kutsal İsyan - 2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hasan İzzettin Dinamo Kimdir?
Hasan İzzettin Dinamo (d. 1909, Akçaabat, Trabzon - ö. 20 Haziran 1989), Türk yazar.
Ailesiyle önce İstanbul'a sonra Samsun'a yerleşti. Babası I. Dünya Savaşı'nda öldü. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ndeki eğitimini tamamlayamadan ayrılan yazar, geçimini çeviriler yaparak ve özel ders vererek sağladı.
Dinamo, gençliğinde bireysel şiirler yazsa da Nazım Hikmet'in şiirleriyle tanışınca kendine toplumcu bir çizgi çizdi. Nazım'ın yanında, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve A. Kadir gibi şairlerle birlikte çalıştı. yedi ciltlik Kutsal İsyan ve Savaş ve Açlar gibi önemli romanlara imza atmıştır. 1977 yılında, "Kutsal Barış" adlı romanıyla, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştır. Genellikle savaş dönemini anlatan romanlarının yanında şiir kitapları ve bir de öykü kitabı bulunmaktadır. İlk şiirlerinde Rıza Tevfik , Yusuf Ziya, Orhan Seyfi'nin etkileri görülür. Servet-i Fünûn dergisinde hece vezniyle şiirler yazmıştır. Aruz ölçüsünü kullanmış olsada yeniden heceye dönmüştür. Hapiste sayısız şiirler, romanlar, destanlar yazmıştır. Deniz Feneri, Kutsal İsyan, Savaş Ve Açlar adlı kitapları önemlidir.
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo Kitapları - Eserleri
- Savaş ve Açlar
- Öksüz Musa
- Kutsal İsyan - 1
- Açlık
- Kutsal İsyan - 2
- Kutsal İsyan - 3
- Musa'nın Mapusanesi
- Koyun Baba
- Musa'nın Gecekondusu
- Kutsal İsyan - 4
- Kutsal İsyan - 5
- Ateş Yılları
- Çoban Şiirleri
- Deniz Feneri
- Kutsal Barış 1
- Kutsal Barış 3
- Kutsal Barış 2
- Kutsal Barış 4
- 6-7 Eylül Kasırgası
- Kutsal İsyan - 6
- Kutsal İsyan - 8
- Kutsal İsyan - 7
- Ateş Ormanları Arasından
- Özgürlük Türküsü
- Adalet Sıtması
- Türk Kelebeği
- Kavga Şiirleri
- Anadolu'da Bir Yunan Askeri
- Kenti Yiyen Çocuk
- Gecekondumdan Şiirler
- Tuyuğlar
- Sürgün Şiirleri
- Karacaahmet Senfonisi
- İkinci Dünya Savaşı'ndan Edebiyat Anıları
- Nazım'dan Meltemler
- Savaşta Çocuklar
--reklam--
Hasan İzzettin Dinamo Alıntıları - Sözleri
- Fırsat bulsanız da okuyun, bulmasanız da okuyun." (Öksüz Musa)
- Düşünmek kahramanlıktır, Düşünmek, bir çiğ tanesidir. bir anlıktır. Düşünmenin ötesi, karanlıktır cancazım, karanlıktır. (Kavga Şiirleri)
- Düşünmek, salt insanoğlunun harcı. Yine insanoğlu, en büyük düşman ne yazık, düşünceye karşı. (Kavga Şiirleri)
- <
Türk Kelebeği) - Yine zindan, yine çark, yine bıçak, yine kelepçe, Gece başlıyor, kardeşler, gece. (Kavga Şiirleri)
- Tarihimizi okuyunuz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar, hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Mustafa Kemal (Kutsal İsyan - 3)
- "Ama çok yoksullar değil mi?" "Çalışan insanlar hep yoksuldur kızım." (Savaş ve Açlar)
- İnsan yürekleri de gittikçe taşlaşmakta. (Çoban Şiirleri)
- "insanoğlundan tiksinicek duruma gelmiştim. İçimde insan sesinin hiç işitilmediği kuytu ormanlara, dağ başlarına kaçmak eğilimi çan çalıyordu." (Musa'nın Mapusanesi)
- İnsan, neden her istediğini olamıyordu? Bu adaletin ya da adaletsizliğin anahtarı kimin elindeydi? Toplum, yetenekli çocuklarını neden elinden tutup yetistirmiyordu? Bir Rousseau, bir Pestalozzi gibi düşünen insanların varlığına dayanan bir toplum, bir eğitim sistemi var olmadıkça bütün yetenekler güz yaprakları gibi yağmurun, rüzgarın önünde sürüklenmek zorundaydı. Toplumlar, çocuğun anası babası olmadıkça yeteneklere kurtuluş yoktu. (Açlık)
- Yapamadım,yol verdim gözlerimdeki yaşa. (Çoban Şiirleri)
- İstanbul soluk alınamayacak, içinde kımıldanılamayacak bir arslan kafesine dönmüştü. İşgalciler, ellerinde ateşten kırbaçları bulunan arslan terbiyecileri gibi bu kafesin kızgın demir çubukları çevresinde dönüp duruyorlardı. (Kutsal İsyan - 1)
- En son türkümde seni söyleyeceğim. Bir emperyalist tankı altında şair yüreğim ezilirken. Ya da dünyanın en güzel bir sabahında Bir duvar dibinde kurşuna dizilirken... (Özgürlük Türküsü)
- Yıkıldı üstümüze zaman bir dağ gibi. (Çoban Şiirleri)
- Umut gerçi kahpe bir şeyse de o gülümsedikçe ortada her zaman sahip olacağımız bir şey var demektir. Sen, şu sırada büsbütün umutsuz değil, salt öfkelisin. Tabancanı, hiçbir vakit öfkelenince kullanma, aziz kardeşim. (Adalet Sıtması)
- Ben, Aziz Nesin’i güçlü mizah sanatiyle orda tanıdım.Eski Marko Paşa’da yazdığı çok güzel yazılarını eski dostum Sabahattin Ali’ce kaleme alındığını sanıyordum, orda bana okumam için verdiği «İt Kuyruğu» adlı hikâye kitabını okuduktan sonra bunun yazarı birden bire gözümde dağ gibi büyüdü. Sonra iyi ahbap olduk. İyi bir okuyucu olduğumu da anlamış olacak ki, bundan sonra bütün oracıkta yarattığı mapusane ürünlerinin sanırım ilk okuyucusu ben oldum. Akbaba’cı Yusuf Ziya ile bağlantı kurar kurmaz sıtmalı bir yazı işine girişti. Artık, başnı kaşıyacak zamanı yoktu. Ha bire yazıyordu. Dışarda serbest gezen okuyuculanın daha sonra okuyup kahkaha patlatacakları ,biraz daha sonra da İtalya’da dünya mizah birinciliği alacak olan Fil Hamdi hikâyesini henüz müsvedde halindeyken ilk okuyan biz oluyor, kasıklarımız çatlarcasına gülüyorduk. O kötü koşullar altında başka hiçbir şey de beni güldürememişti. Bütün emniyet örgütünü son kerte zekice hicveden bu hikâye haklı olarak sonra Altın Palmiyeyi Türkiye’ye doğru yola çıkarmıştı. Aziz Nesin dışarda gene, güzel bir de sevgili bırakarak mapusaneye gelenlerdendi. Bu yüzden de içerde para kazanmak, sonradan karısı olacak sevgiliyi çıkıncaya dek dışarda barındırmak gerekiyordu. Yusuf Ziya da Nesin’i doludizgin sömürüyordu. Bir hikâyesine yedi buçuk yada on lira veriyordu. Geçmiş gün, iyi usumda yok. (6-7 Eylül Kasırgası)
- Kent düzeni, belli bir saatten sonra kentin deliğini deşiğini kilit altına alıyor, yarattığı kanunsuz sürülerini kutsal masallardan uzak tutmaya çalışıyordu. Sokakta işsiz, aşsız, korumasız kalmış bir insan için, toplumların yarattığı kutsallikların ne anlamı olabilirdi? Bütün kutsalliklar en sonra insan denen değerin korunması, daha büyük bir değer olması için değil miydi? İnsan, hiçbir kutsallık için bir kurban değildi. Klan çağlarıyla Ortaçağ, artık tası tarağı toplayıp karanlık mezarına göç etmemiş miydi? (Açlık)
- Biz dünyadan geçip gittikten sonra da ay pek çok kereler doğacak, fakat bizi bulamayacaktır. -O.Henry- (Ateş Yılları)
- En güzel hürriyet düşleri zindanda görülür. Schiller. (Kutsal İsyan - 2)
- ...insanın evini ancak kendisi, mezarını başkaları yapar. Ben, bunu bilirim. (Musa'nın Gecekondusu)
Yorumlar
0 yorum