Kitap Künyesi

Yazar: Ahmet Cemal

Editör: Faruk Duman

Tasarımcı: Ayşe Çelem

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750715211

Sayfa Sayısı: 400

--reklam--

Lanetlenmiş Ağustosböcekleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Edebiyatımızın ve düşünce dünyamızın öncü kalemlerinden Ahmet Cemal, deneme yazınımıza bir kere daha unutulmayacak bir katkıda bulunuyor. Yazarın yeni denemelerini topladığı Lanetlenmiş Ağustosböcekleri, edebiyattan sinemaya, tiyatrodan resme, çeviri uğraşından politikanın sanata etkisine dek uzanan yazılardan oluşuyor. Kültür hayatımızın son on yılında yaşanan olayları, tartışmaları, gündem oluşturan konuları günü gününe ele alan, ama güncelle asla sınırlı kalmayan yazılar bunlar... Cemal, yaşamın getirdiklerinden, okuduğu bir kitaptan, katıldığı bir tartışmadan yola çıkarak insanı her çağda, her yaşta ilgilendirecek sonuçlara varıyor. 

Kurumuş gırtlaklardan bir çığlıktır yükseldi, bir müzik de diyebilirim buna, vahşi bir şarkı, tepeden aşağı, yolun üzerinden denize doğru yuvarlandı. Olduğumuz yerde kalakaldık ve korkuyla birbirimize baktık. Çünkü ağustosböcekleri de bir zamanlar insandı. Hep şarkı söyleyebilmek için yemeye, içmeye ve sevmeye son verdiler. Şarkılara kaçışları sırasında gittikçe daha kuruyup küçüldüler; şimdi ise özlemleriyle yitik, özlemleriyle büyülenmiş olarak şarkılar söyleyip duruyorlar - ama aynı zamanda da lanetlenmiş olarak, sesleri insan sesi olmaktan çıktığı için...,

--reklam--

Lanetlenmiş Ağustosböcekleri Alıntıları - Sözleri

  • Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ...
  • "Zaman kötüydü, o yüzden olmadı..." - zaman mı kötüydü, yoksa düşünme eylemi mi yeterince yogunlaştırılmamıştı? İnsan kafasının bir icadı olan zaman, ne zaman o kafaya bağımsız kötülük yapabilme gücüne sahip oldu?
  • "Para, ün ve iktidar hırsının gözleri bürüdüğü, üç kuruş gasp ederiz diye gencecik bir flütçünün acımasız ellerle boğulduğu, ortaçağ karanlığının her gün biraz daha koyulaştığı, köylerin, kasabaların, kentlerin etnik boğuşmalarla kan gölüne döndürüldüğü, gerçeğin mafya liderlerinden sorulduğu, hapishanelerde yazarların, bilim adamlarının çürütüldüğü, devletin ve halkın iliklerine kadar soyulduğu, soygunun soyana kâr kaldığı, goygoycuların minareye kılıf hazırladığı, eğitimin ve yönetimin şeriatçılara teslim edildiği, politikacıların çoğunun iktidar labirentlerinde kaybolduğu ya da çıkar peşine düştüğü, erdemin, dürüstlüğün, onurun unutulduğu, kültürün kültürfizikle karıştırıldığı bu şiddet, soygun ve ikiyüzlülük toplumunda birçok kişi, tıpkı benim gibi, herkesin ‘şıkıdım şıkıdım’ oynamadığının farkında.Ama acaba reklam rekabeti, ün ve çıkar hırsı ile gözleri kararmış olanlar yeterince farkında mı? Böyle bir toplumda ‘kültür’ün yeri ne? Soru bu..." Onat Kutlar, Ase'nin Ölümü
  • "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese
  • "Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar."
  • ... herkesin yaşama hakkının dokunulmaz sayılmadığı bir toplumda dokunulmaz olan hiçbir hayat yoktur; ölümleri umursananlar ve umursanmayanlar diye sınıflandırma alışkanlığını edinmiş bir toplum, hayatın kendisini bir bütün olarak yadsıyor demektir.
  • Çünkü, diyorum kendi kendime, artık her şeyin çoktandır ucuza gitmeye başladığı bir ortamda ve zamanda, belki hayatını ucuzlatmamakta direnmek de -en azından bazıları için- ayakta kalabilmenin kendine özgü bir yoludur.
  • bugünün insanının insanlığına yeniden kavuşabilecek için görmesi gereken en önemli eğitim, sevgi eğitimi - yoksa, hep "özlemleriyle yitik, özlemleriyle büyülenmiş olarak", kendi yüreklerine bile duyuramadıkları şarkılarını söyleyip duracaklar!
  • 1950'lerden sonra ise, bilindiği gibi, hedefler çok değişecektir. Gerek resmi politika, gerekse, artan ölçüde olmak üzere, belli bir aydın kesimi, "kendi kimliğini sağlamlaştırma" ile "yabancı örnekler doğrultusunda tümüyle başkalaşma" arasında bocalamaya başlayacak, bu arada hortlayan/hortlatılan Osmanlılık da, düşünen insan yetiştirme hedefinin yerine kapı kulları üretme çabasını geçirmeye çalışacaktır. Başta Köy Enstitüleri olmak üzere, bir zamanlarki Cumhuriyet Aydınlanma'sının yaratıcısı ve taşıyıcısı bütün kurumların sistemli biçimde ortadan kaldırılmış olmasının başkaca bir açıklaması yoktur.
  • MÖ I. yüzyılda şairi ve şiiri kurtarmak için yalvarmak üzere bir başka ülkeye giden Augustus'un dönemi ile, MS XX. Yüzyılda bir sabah vakti Lorca'yı kurşuna dizmis bir dünyayı karşılaştırmak, sanırım ilginç sonuçlar verebilir.
  • Üniversite'yi unutmuyorum. Üniversiteler. Size sahte bir kültür öğretiyorlar, kabul edilen tek değerin nicel mahiyette olduğu bir kültür. Üniversite sizi bir sayıdaki bir rakam haline getirmekle yetinmeyip, mesela beş yüz bin mühendis yetiştirdiğinde, sizde güvenlik, rahatlık ihtiyacını geliştiriyor ve, doğal olarak, sizi patronlara, ve onların da ötesinde, zihinsel vasatlığını bildiğiniz siyasetçilere hizmet edecek şekilde eğitiyor. Öyle ki, bilgin olmak isteyen sizler, sonunda vasat bir siyasetçinin masasındaki -ama masanın ucunda- bir sandalyede oturacaksınız. Ve bundan gurur duyacaksınız. Açık Düşman, Jean Genet
  • ... hep küçücük azınlık olan bizler kendi kuytuluklarımızda burası için, bu ülkenin insanları için bir şeyler üretmeyi hep sürdürdük. Adlarımızı, adlarımızın kalıcılığını, yüzlerimizin sonradan hatırlanıp hatırlanmayacağını bir an bile düşünmeksizin, hiçbir alacalı rengin peşinden koşmaksızın, hep bir sepia tonunun silik soyluluğuyla yetinerek, çalışmayı sürdürdük.
  • Her şeyden önce, bir insanlık durumudur yalnızlık. Çünkü doğada, insanın dışında hiçbir canlı, sırf birliktelik uğruna da birlikteliği aramaz.
  • Okuma yoluyla bilgilenmeyi bir yaşam zorunluluğu sayamamış kuşaklara "genç" diyebilmek, gerçekten güç oluyor!

--reklam--

Lanetlenmiş Ağustosböcekleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Para, ün ve iktidar hırsının gözleri bürüdüğü, üç kuruş gasp ederiz diye gencecik bir flütçünün acımasız ellerle boğulduğu, ortaçağ karanlığının her gün biraz daha koyulaştığı, köylerin, kasabaların, kentlerin etnik boğuşmalarla kan gölüne döndürüldüğü, gerçeğin mafya liderlerinden sorulduğu, hapishanelerde yazarların, bilim adamlarının çürütüldüğü, devletin ve halkın iliklerine kadar soyulduğu, soygunun soyana kâr kaldığı, goygoycuların minareye kılıf hazırladığı, eğitimin ve yönetimin şeriatçılara teslim edildiği, politikacıların çoğunun iktidar labirentlerinde kaybolduğu ya da çıkar peşine düştüğü, erdemin, dürüstlüğün, onurun unutulduğu, kültürün kültürfizikle karıştırıldığı bu şiddet, soygun ve ikiyüzlülük toplumunda birçok kişi, tıpkı benim gibi, herkesin ‘şıkıdım şıkıdım’ oynamadığının farkında.Ama acaba reklam rekabeti, ün ve çıkar hırsı ile gözleri kararmış olanlar yeterince farkında mı? Böyle bir toplumda ‘kültür’ün yeri ne? Soru bu..." "Onat Kutlar, Ase'nin Ölümü" Onat Kutlar 30 Aralık 1994 tarihinde Cafe Marmara'da Arkeolog Yasemin Cebenoyan ile birlikte oturuyorlarken terör örgütü tarafından bombalı saldırı düzenlendi. Olay yerinde Yasemin Cebenoyan https://imgyukle.com/i/VpAnVG hayatını kayberken Onat Kutlar ağır yaralandı kaldırıldığı hastanede 11 Ocak 1995 tarihinde hayatını kaybetti. "aydın" insanlarımızdandı onlar, aydın diyorum zira bu kelime şuan ayaklar altına alınmış olsa da bu ülkede bir avuç aydın da var, ve onları unutturmamak adına da uğraş vermeye devam edeceğiz... Ahmet Cemal'de Onat Kutlar'ı sık sık anar ve bu durumu şöyle dile getirir: "Onat Kutlar'ı yitirişimiz gibi, yitirdiğimiz her gerçek aydının yokluğuyla birlikte bir darbe daha yiyoruz!.." Diğer insanları pek bilmiyorum ama kaybedilen her gerçek aydından sonra bu ülkede biraz daha yalnız ve biraz daha eksik hissetmemek elde değil, zaten bir avuç olan bu insanların yerine de kimseler yetişmiyor Onat Kutlar'ın dediği gibi "para, ün ve iktidar hırsının göz bürüdüğü" bu sözde ve sahte aydınlara insanın kendini yakın hissetmesine imkan var mı? Aydın yetiştirebilme bağlamında özürlü olan bu toplumun niteliklerini Onat Kutlar 7 Kasım 1993 tarihindeki yazısında şöyle açıklıyor: "Nasıl bir toplum olduk? Nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz?.. Okullarından mantık derslerini kaldırmış, değerli öğretmen ve eğitimcilerini ya dışlamış ya da küstürmüş, tam bir çürüme ile kirlenmiş, kısa yoldan köşe dönmeye koşullanmış, tüm medyasında bir bayağılaşma yarışına girmiş, eleştirel bakışı da, belleği de, moral değerleri de yitirmiş bir toplumun küçüklerinden de büyüklerinden de ne bekliyoruz?.. Onat Kutlar'a "Gündemdeki Konu" kitabına İlhan Selçuk'un yazdığı önsözden bir bölüm ile şimdilik veda edelim; "Onat Kutlar omurgalıbir yazardı, belkemiğinden yoksun sürüngenlerden değildi. İnsan eliyle enlem ve boylamları çizilmiş dünyamızda doğrultusu hiç şaşmadı. Kolay gibi görünen bu erdemi koruyabilmek, sanıldığından çok güçtür. Yaşadığımız yıllarda pusulasını şaşırmış aydınlar öylesine çok ki elini sallasan ellisi, saçını sallasan tellisi... Onat, çağdaş Türkiye'nin bir 'önsöz'üdür; çünkü sanatın, yazının uygarlığın 'sonsöz'ü yoktur; üstelik,biliyorum ki bu kısacık 'önsöz' , Onat için hiç mi hiç yeterli değildir.Yaşasaydı, daha neler yazabileceğini düşündükçe yitirdiğimizin ne olduğunu çok daha çarpıcı biçimde duyumsuyorum.Ne var ki bu yazıyı bir ölünün değil, bir dirinin kitabına önsöz gibi yazdığımı da söylemeliyim.Onat yaşarken diriydi, öldükten sonra da diri kalacak." Ahmet Cemal benim şimdiye kadar en çok içselleştirdiğim yazardır, yaşanmışlıkların bize kattığı olgunlukları destekleyen yazarlar ayrı bir öneme sahip oluyor o yüzden tesadüf eseri bir kitabına denk gelişimin ardından bu okuduğum dördüncü kitabı ve elimde beş kitabı daha mevcut bir yazarın tüm kitaplarını alma gibi bir takıntım hiç olmadı ama ilk kez bir yazarın tüm kitaplarına baş köşemde yer veriyorum bir kitabı daha kaldı onu da yakın bir zamanda getirteceğim... Ahmet Cemal üzerine daha çok söz söyleme ve söyletme amacımın altında yatan sebebi Ahmet Cemal'den dinleyin: "Kanımca bir şeylerin, tanıyalım ya da tanımayalım, başka insanlarda da yankılanmasını isteyebiliriz. Çünkü o yöne kayınca, çok farklı bir paylaşım gerçekleşiyor. Bir şeylerden yakınan, bir şeylerin değişmesini isteyen tek kişinin siz olmadığınızı anlıyorsunuz." Yüzlerce deneme yazdı bu yankıyı oluşturmak adına onlarca çeviri yaptı, bir ömür boyu kiralık bir apartman dairesinde yaşadı para ve pulu reddederek yardıma muhtaç olan insanlara onlardan habersiz yardım etti. Öğrencilerine hep sevgiyi aşıladı bu nefret çağını sevgiyle aşabilecek olduğumuza inandı ve en önemlisi düşünmeyi öğretmek adına çaba sarf etti bunun da geri dönüşüne yurtdışında okuyan bir öğrencisinin yıllar sonra yolladığı bir kartta "konular önemli değil ben sizden düşünmeyi öğrendim hocam" diyordu, bir öğretmenin bu hayattaki en büyük kazancı da bu değilmi..? "Hayatı boyunca çevirdiği ve o zamanlar sayısı kırka yaklaşan kitaplar, yazdığı kitaplar ve sayısını bilmediği onca yazı, gerek yönettiği gerekse yayımlanmasına katkıda bulunduğu onca dergi, evinin hemen hemen bütün duvarlarını kaplayan kitaplığı, yetiştirdiği ve yetiştirmeye, birlikte bir şeyler üretmeye çalıştığı onca öğrenci -hayır, bunların hiçbirine, ama hiçbirine yer yoktu. Bütün bunları herhangi bir "resmi" bildirim formunda "varlığım" diye gösterebilmesi mümkün değildi." Bu durumundan ben daha önce bahsettim tekrar tekrar bahsedeceğim bu alıntıyı bankadan kredi talebinde bulunmak için gittiğinde yazmıştı, bu ülkenin gerçek sanatçı ve aydınına verdiği değerin azlığını ya da yokluğunu ifade etmek için bu alıntıyı daima kullanacağım. Ahmet Cemal'i bu olay çok etkiler çok trajik bir konudur milyonlarca kişinin çevirdiği kitapları okuduğu bu ülkede banka memurunun maddi bir varlık gösteremediği için ve maaşını yeterli görmediği için vermediği kredinin talep formunda oluşan maddi boşluğunu ifade ediyor bize Ahmet Cemal... "Hep küçücük azınlık olan bizler kendi kuytuluklarımızda burası için, bu ülkenin insanları için bir şeyler üretmeyi hep sürdürdük. Adlarımızı, adlarımızın kalıcılığını, yüzlerimizin sonradan hatırlanıp hatırlanmayacağını bir an bile düşünmeksizin, hiçbir alacalı rengin peşinden koşmaksızın, hep bir sepia tonunun silik soyluluğuyla yetinerek, çalışmayı sürdürdük." Tahmin edeceğiniz üzere burada mevcut olan sahte aydınlara bir sitem mevcut. Gazetede köşeyazarı olan Ahmet Cemal'in gündemdeki bir olaydan yola çıkıp yazdığı bir eleştiri metni bu, topluma hiçbir katkı sağlamadan tabiri caizse sürekli ağlayan, sürekli yakınan "sözde aydınlara" verdiği bir cevap bu günümüze bakarak yorumlarsak ne kadar haklı olduğunu görüyoruz çünkü Ahmet Cemal adının kalıcılığının yok olması pahasına gündemdeki her konuda halkını uyardı o da diğer gerçek aydınlar gibi unutlmanın kurbanı oldu kendi yazdığı kitapları okunmuyor sözleri unutuluyor lakin o sahte aydınlar hâlâ en ön safta Siyasi pozlar ve medyatik olaylarla gündemimizde bizim asıl gündemimiz sahtelikle dolu ne zaman gerçekleri görmeye başlayacağız bilemiyorum ama bu ülkenin gerçek vatansever sanatçılarının hiçbir zaman değer görmediğini çok iyi biliyoruz ve bu gerçekler bir yerde yankılanacak çünkü yazdıkları yansıyacak bazen bir çift göze ve bu gözler bu aydınlara kayıtsız kalmayacak.. "Kimi zaman bazı yazılarımı "fazla Atatürkçü" ya da fazla "Kemalist" bulanlar var. Öylelerine yanıt olarak, Atatürkçülüğü ya da Kemalizmi "fazla" kaçırmayalım derken nerelere gelmiş olduğumuzu anımsatmak, sanırım yeterli olacaktır." Diyor Ahmet Cemal bu cümleler çok değerli üzerinde düşünmemiz gerekiyor.. "Türkiye Cumhuriyeti'nin bir üniversitesinin Eğitim Fakültesinde, adı "Türk Eğitim Tarihi" olan bir ders olsun, ama bu derste öğrencilere Köy Enstitülerinin, Halkevleri'nin, Tercüme Bürosu'nun adı bile edilmesin; başka deyişle, cumhuriyetin ilanından hemen sonra başlayan Türk Aydınlanması'nın temel taşları suskunlukla geçilsin - Mustafa Kemal'in aydınlığından alınan öç, Cumhuriyet gençliğinin eşsiz bir cehalet uçurumuna itilmesiyle sonuçlanmıştır." Mustafa Kemal'in aydınlığından alınan en büyük öç "Bozkırın Kıvılcımları"mı yetiştirme görevi üstlenen nitelikli üst eğitim kurumu olan Köy Enstitülerinin kapatılması oldu bunu da başka bir eserden bir alıntı ile daha iyi ifade etmek istiyorum Mahmut Makal'ın mezunlar ile yaptığı konuşmaların derlendiği bir kitaptan; " Biz köylü çocuklarının kıskanılmasını iki noktada topluyorum ben: Ağaların çıkar kapılarını değiştirip yoksul ve geri kalmış köylümüze geçitler tanımış olmak. Öteki de, yaşam boyu toprağa basan ayakların, kaldırım taşları çiğneyenler karşısında görülüp sözü geçen, yol gösteren ve eğiten-öğreten olarak birdenbire belirmiş olmalarıdır.... Saygılı ve alçakgönüllü, masum oluşumuz, kent ağalarınca da sömürülmüştür. Bizi hep, boynu bükük, eyvallahçı, sanki hiçbir şeyden anlamayan bir kitle olarak görmek istemişlerdir. Bir 'arkeolog' olarak ortaya çıkan Tonguç Baba, toprağın altını üstüne getirdi ve orada yatan cevheri çıkardı.. akıllar durdu, gözler kamaştı. Bu kamaşmadan birçok göz bozuldu. Perişan oldular, düşünceye daldılar: Bu ışığı yok etmenin yollarını aradılar. Bunu başardılar da. Yalnız, açıkça ve gerçekçi, haklı bir savaşımın sonucu olarak değil, oyunla ve haksız suçlamalarla yaptılar bunu." (İsa Sarıaslan, Pazarören Köy Enstitüsü,1945 Mezunu) Son olarak Sevgi Kültürü üzerine bir yazısını paylaşıp bitireyim: "Sevgililer günlerinde sevgili olduklarını etrafa göstermek için ortalığa dökülenler in sevgililiklerini hiçbir zaman inandırıcı bulamadım. Tıpkı, sevgiyi bir eyleme ve insandan insana yönelik bir sorumluluk kaynağına dönüştürmekten kaçınanların sevgilerini de hiçbir zaman inandırıcı bulamadığım gibi... Sevgi kültürü, toplumun, daha doğrusu sürünün, sevgileri sınıflandırma ve girdikleri sınıfa göre değerlendirme hastalığının, bir insana onu sevdiğinizi hangi koşullar altında söylemek ya da söylememek gerektiğini saptamaya kalkışan korkunç faşizmin karşısına çıkmaktır. Sevgi kültürü, sevmenin eyleminden ve beraberinde getireceği sorumluluktan kaçmamaktır. Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir.. Yaşamımda... ansızın yaşadığından korkup ya da her nedense, kendine yakıştıramayıp, yaşadıklarını inkar yoluyla sevgilerini kirletenleri de tanıdım... sevgileri sorumsuz yaşayabileceklerini ve böylesininin sevgi olabileceğine kendini inandırmış olanlarla da karşılaştım..." "İnsanları değiştiremezsin / Sadece onlara sevgi verebilir / Ve o sevgiyi almalarını bekleyebilirsin..." John Donne https://youtu.be/n8u24QCtj1Y (Adem Yüce)

İnsan konulu denemelerden oluşan, kimi zaman ürperten, kimi zaman duygulandıran, kimi zaman farkına vardıran, çokça düşündüren konulara değinilen, keyifle okunabilecek bir kitap Lanetlenmiş Ağustos Böcekleri... Her bir başlığı muazzam, ahmet cemal ufkunuzu genişleten bir yazar.Kitaplarının hepsi birer bilgi kaynağı, hem okudukça entellektüel birikiminiz artıyor, hem de edebiyat ve sanat alanında gelişim kaydediyor ve Türkiye’nin gerçeklerine dokunuyorsunuz.Gerçek sanatı takip etmek isteyenlerin okuması gereken yazarlardan biri.Ayrıca çevirdiği kitapları alıp herkes evinde ahmet cemal için bir köşe ayırmalıdır mutlaka.Sonsuzluğa adını yazdıranlardan biridir sayınAhmet Cemal minnettarım.. İnsani değerlerden, aydın ve cahil kavramlarına, hayal kurmanın öneminden, duyguları içten geldiği şekliyle yaşamaya, tarih ve geçmiş arasındaki bağlantıdan, geçmişe sahip çıkmaya, zaman kavramından, eleştirel düşünmeye, kültürel kimlik sorunundan, yazılı dostlara, olayların sıradışı oluşunun onlara tarihte bir yer edindirdiği gerçeğinden, omurgalı-omurgasız aydınlara birçok konu var kitapta... Kitapta bazı cümleleri okuduktan sonra, sadece o cümleyle ilgili bir yazı yazma dürtüsü uyandırıyor insanda. Altında derin anlamlar gizleyen, insanı düşünmeye, sorgulamaya ve yazmaya iten bu güzel cümleleri bence herkes okumalı diyorum. Keyifli okumalar diliyorum (Sinan Akbaş)

--reklam--

Lanetlenmiş Ağustosböcekleri PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ahmet Cemal - Lanetlenmiş Ağustosböcekleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Lanetlenmiş Ağustosböcekleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ahmet Cemal Kimdir?

Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri verdi. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi.

--reklam--

Ahmet Cemal Kitapları - Eserleri

  • Dokunmak
  • Kıyıda Yaşamak
  • İnsana Dönmek
  • Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
  • Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
  • Önce Şairleri Yaktılar
  • Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
  • Sanat Üzerine Denemeler
  • Giderayak
  • Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
  • Oynamak Varken
  • Geçmiş Bir Dua Kitabından
  • Odak Noktasında Yaşananlar
  • Okuyan Gençliğe Mektuplar

--reklam--

Ahmet Cemal Alıntıları - Sözleri

  • 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Brecht, Hitler için, “Girişimlerinin büyük boyutları, onu büyük adam kılmak için yeterli değildir,” der. Bu örnekten yola çıkarak neyin önlenmesi gerektiğini de şöyle açıklar: “Küçük ve sıradan lümpen, egemen sınıflar ona bu olanağı hazırladılar diye büyük lümpene dönüşmemeli, gerek lümpenlikte, gerekse bizim tarih anlayışımızda özel bir yere sahip olmamalıdır...” (Oynamak Varken)
  • Sanat, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslup kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir... (Sanat Üzerine Denemeler)
  • Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır? (Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor)
  • “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, Yarın’a Dün’le beslenerek yol alır...” Brecht’in bu iki cümlede dile getirdiği, Walter Benjamin’in, “Bugün’ü Dün’ün uzantısı, Yarın’ın da kaynağı olarak yaşamak,” diye tanımladığı tarih bilinciyle örtüşmektedir. (Oynamak Varken)
  • "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." (Giderayak)
  • “Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?” “En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?” (Dokunmak)
  • Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ... (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Sanat, en kısa tanımıyla bir "alternatif dünya" kurgulama eylemidir; sanatçı da bu kurguyu gerçekleştirilen kişidir. (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!" (Önce Şairleri Yaktılar)
  • "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan (Giderayak)
  • Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi. (İnsana Dönmek)
  • "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein (Giderayak)
  • "Sizin yaşadım dedikleriniz, benim hayatımın yanında ancak birer dipnotu olabilir!" (Dokunmak)
  • Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor. (İnsana Dönmek)
  • Birilerinin yanından sadece geçip gitmeyi birileriyle birlikte yaşamak sananların sayılarının hızla kabardığı bir dünya. (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
  • Dünya tamamlanmamış bir taslaktır. van Gogh (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Felsefenin yapılamadığı bir dilde, düşünülebilir mi? Hem, kim istiyor ki artık bu ülkede gençlerin düşünmesini? Kuşaklardır eğitim politikamızda o gençlere "nasıl düşünmeleri gerektiğini" öğretecek yerde "neleri düşünmeleri, neleri düşünmemeleri gerektiğini" ezberletmek için çaba harcamıyor muyuz? (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)