Kitap Künyesi

Yazar: Pascal Mercier

Çevirmen: Neylan Eryar

Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi

İSBN: 9786054927159

Sayfa Sayısı: 248

--reklam--

Lea Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Lea annesinin ölümünden sonra büyük bir yalnızlığa düşer ve kendi iç dünyasına çekilir. Babasının bile girmesine izin vermediği bu dünyadan onu, Bern Garı'nda duyduğu ve hayatında bir dönüm noktası olan bir keman sesi çıkarır. Tutkuyla ve hırsla keman çalarak dış dünyayla bağlantı kuran Lea'nın olağanüstü bir yeteneğe sahip olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte baba-kızın hayatları ve ilişkileri yıllar içinde önlenemez şekilde değişir. Zirveye çıkmak uğruna bütün değerlere sırt çeviren kızının sevgisini ve yakınlığını yitirmemek uğruna seçtiği yol, baba Martijn van Vliet'i şaşırtıcı bir karara yöneltecektir.

Lizbon'a Gece Treni romanıyla milyonlarca okur ve hayran edinen Pascal Mercier, Lea'da yine baba-evlat teması üzerine yoğunlaşırken derin duygular, mantık dışı anlar, suç ve suçluluk kavramları üzerine düşündürüyor.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Lea Alıntıları - Sözleri

  • Aslında parayla ilgili konuları birisi kaleme almalı. Her şeyi açıkça yazmalı: Yoksulluğu, zenginliği, altın çılgınlığını, kaybetmeyi, yolsuzluk yapmayı, utancı, şerefsizliği, yazılı olmayan kuralları - her şeyi. Olduğu gibi, tüm çıplaklığıyla. Paranın saçtığı zehrin lanet olası öyküsünü. Paranın duyguları nasıl eritip yok ettiğini.
  • Özgüven: Neden böyle ne yapacağı bilinmiyordu? Niçin gerçeklere gözünü kapatıyordu? En değerli hazinemiz ve mutluluğumuzun vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşünerek yaşamımız boyunca geliştirmeye, sağlamlaştırmaya ve yitirmemeye çalışırız onu.
  • "Sizin de hiç başınıza geldi mi? İnsanın hayal gücünün çok önemli bir anda kontrolden çıkarak, kendine özgü, denetlenemeyen yollara sapması ve ona, sandığından başka bir kişi olduğunu göstermesi? Hem de ruhunda her şeyin olabileceği ama tek bir şeyin yapılmaması gerektiği bir anda: Hayal dünyasında gezinerek ihanet!"
  • Oysa artık her şey ne kadar değişmişti ve bu değişim ne denli korkunçtu.
  • İşte kızımı tam da bunlardan uzak tutmayı isterdim: Soluğu kesilerek izleyicinin tepkisini beklemekten, alkışların ve kabul edilmenin bağımlısı olmaktan, beğenilme bağımlılığından ve beklenen alkışların zayıfladığı ve azaldığı zaman yaşayacağı düş kırıklığının zehrinden.
  • Kişinin kendisinin de payı olan ruhsal bir acıya katlanması, tamamen elinde olmayarak çektiği ruhsal acıya katlanmasından daha kolay değil midir?
  • İç dünyamızın bütünlüğünü, değişkenliğin cıva gibi akışkan olmasına ve oluşan çatlakları bir usta gibi anında onarabilme yeteneğine borçluyuz. Ve bu ustalık kendi varlığından ne denli habersizse, o denli güçlüdür.
  • "Ama sonradan bu sessizliği dinledim, o korkunç sessizliği, ölüm sessizliğini. Bu akşam yine o sessizliği dinlemek zorunda kalacağım."
  • Nerede hata yapmıştı? Kendini neyle suçlayacaktı? Yanlış yapmakla mı? Yanlış algılamakla mı? Aslında böyle bir şey olabilir miydi: yanlış veya doğru algılamak? Algılar- zaten nasılsa, öyle değil miydiler, nokta?
  • Yorgunluğunun ve bıkkınlığının ardında sarsılmaz bir gururun gizlendiğini kavradım. Bana, suskun ve yorgun tarzıyla, içinde acımasızlığı barındırmayan kazanma arzusunun nasıl bir şey olduğunu öğretmişti.
  • Benim niçin dostlarım yoktu? Herhangi bir bağlantı gerekmeksizin benim düşünce dünyama girebilecek ve oradakileri ben açıklamadan anlayabilecek insanlar?
  • Özgüven: Neden böyle ne yapacağı bilinmiyordu? Niçin gerçeklere gözünü kapatıyordu? En değerli hazinemiz ve mutluluğumuzun vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşünerek yaşamımız boyunca geliştirmeye, sağlamlaştırmaya ve yitirmemeye çalışırız onu. Sonra birdenbire aldatıcı bir sessizlikte önümüzde açılan bir kapıdan dipsizliğe düşeriz ve tüm gerçekler görsel yanılsamaya dönüşür.
  • Bir zamanların sokak serserisi, anarşist öğrencisi ve kurnaz satranç oyuncusu, artık ruhsal yaşamın ne denli kırılgan olduğunu ve kendi kendimizle baş edebilmenin ne çok desteğe ve aldanmaya mal olduğunu biliyordu.
  • O gün çalarken, notalarla inşa ettiği hayali tapınak, ileride artık yaşama dayanamadığı zaman içinde gizlenebileceği yerdi.
  • İnsan kendi deneyimlerini çocuğuna nasıl aktarabilir? Onda, tüyler ürpertici bir acımasızlık sezdiği zaman ne yapabilir?

--reklam--

Lea İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Çocukluğunda bir sokak serserisi, anarşist öğrenci ve kurnaz satranç oyuncusu olan, İsviçre’de bir enstitünün dahi ve aynı zamanda en genç profesörü Martin Van Vliet ve kızı Lea’nın yaşadığı kalp kıran bir trajedi Lea. Çocukluğundan beri insanlarla iletişimde zorlanan Martin, tek istisna olan kişi, karısı Cecile’i zorlu tedaviler sonrası kaybetmiştir. İçine kapanan kızına ulaşmakta zorluk çekmektedir. Lea’yı içinde olduğu ruh durumundan çıkaran, metro istasyonunda duyduğu keman sesi olur. Birden canlanan Lea için yeni bir dönem başlar. Sekiz yaşında bir çocuktan beklenmeyecek şekilde kararlı ve inatçı bir şekilde keman kariyerine başlar. Hayatına giren iki keman öğretmeni Lea’nın içindeki büyük yeteneği ortaya çıkarırlar. İlk öğretmeni Marie Pasteur ve sonraki öğretmeni David Levy ile Lea arasındaki ilişki Lea açısından çok daha fazlasıdır; duygusal açıdan çok fazla bağlanır bu iki kişiye. Martin kendini dışarıda kalmış hisseder, yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkındadır. Lea’nın tutkusu ve inatçılığı sebebiyle müdaheleden kaçınır. Fakat sahne aşkı, başarı hırsı ve inatçılığının gerisinde ruhsal açıdan büyüyemeyen bir çocuk olduğu çok geç anlaşılır. Kızını frenlemek isterken diğer yandan onun iradesine karşı koyamayan Martin ve Lea arasındaki iletişimsizlik, baba ve kızının hayatını geri dönülmez şekilde değiştirir. Hikaye gerçek anlamda trajedi. Hikayenin başında, sona dair ipuçları veriliyor ve adım adım gidiliyor trajik sona. Başından sonuna boğazımda düğümle okudum ve duygusal açıdan çok zorlayıcı oldu benim için. Hikayeleri benim gibi içselleştirerek okuyanlar anlayabilir hissettiklerimi. Pascal Mercier son zamanlarda çok severek okuduğum yazarların başında geliyor. Ne yazarsa yazsın büyük zevkle okurum. (Diğdem Abşin)

Yazarından okuduğum ilk eser olmakla beraber, bu eser yazarın yazdığı son romanmış. Benim de talihim bu ya, yazarların hep son yazdıklarından başlıyorum onları okumaya, tanımaya. Eser bir baba ve kızının trajik öyküsünü hüznğn bol olduğu bir mecrada anlatıyor. Aslında burada yazana anlatıcının hikayesi ve yazanın da kendi hikayesi karşılaştırmalı olmasa bile karışık bir şekilde anlatılıyor. Bence bu kadar karmaşaya gerek yoktu. Hem başkasının öyküsünü anlatırken arada kendi öyküsünün kırıntılarını da işe katmak, okurun kafası az da olsa karıştırıyor. Romanın Kahramanı olan küçük kızın psikolojik analiz ve betimlemeler, ruh dünyasının çözümlemeleri insanı etkileyecek nitelikte. Ebeveynlerinden birinin ölümü ile çocukların düştüğü büyük buranın resmi niteliğinde olan eser, genel bir sonucu hak etmese de özel de çocuğun yaşadığı problemlerin, bir problem Dünyası yarattığı anlatılmaya çalışılmış. Burada baba figürünün korumacı tarafının zararlarından söz edildese de ben buna pek inanmıyorum. (Nedim Kardaş)

--reklam--

Lea PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Pascal Mercier - Lea kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Lea PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Pascal Mercier Kimdir?

Pascal Mercier 1944 yılında Bern'de doğdu. Berlin'de yaşamaktadır. Lizbon'a Gece Treni yazarın üçüncü romanıdır. Asıl adını yazarlıkta kullanmayan ve felsefe eğitimi görmüş olan Mercier'nin son romanı Lea 2007'de yayımlanmıştır.

--reklam--

Pascal Mercier Kitapları - Eserleri

  • Lizbon'a Gece Treni
  • Sahnede Ölüm
  • Lea
  • Sözlerin Ağırlığı

--reklam--

Pascal Mercier Alıntıları - Sözleri

  • Bir başkasının dildeki üstünlüğüne karşı koyarak kendi dilini nasıl bulur insan? (Sahnede Ölüm)
  • “Oysa kendi ruhlarındaki hareketleri dikkatle izlemeyenler mutlaka mutsuz olurlar.” (Lizbon'a Gece Treni)
  • “Yaptığımız her şeyin yalnızlık korkusundan yapıldığı doğru mu? Hayatımızın sonunda pişmanlık duyacağımız her şeyden vazgeçmemiz bu yüzden mi? Düşündüklerimizi bu kadar nadiren söylememizin nedeni bu mu? Yoksa niye bütün o şiddetli geçimsizlik çekilen evliliklere, yalancı arkadaşlıklara, can sıkıcı doğum günü yemeklerine tutunup kalıyoruz ki? Bütün bunlardan vazgeçseydik, sinsice gelişen şantaja bir son verseydik ve kendimize tutunsaydık, ne olurdu? Bastırılmış arzularımızın ve onların tutsaklaştırılmasına duyduğumuz öfkenin bir fıskiye gibi fışkırmasına izin verseydik? Çünkü korkulan yalnızlığın temelinde ne vardır aslında? Söylenmeyen sitemlerin sessizliği mi? Evlilik yalanlarının ve dostane yarı gerçeklerin mayın tarlasından soluğunu tutarak görünmeden geçmek için duyulan zorunluluğun olmaması mı? Yemek yerken karşımızda kimsenin oturmama özgürlüğü mü? Yaylım ateşi gibi süren buluşmalar kesildiğinde önümüzde açılan zamanın bolluğu mu? Bunlar harika şeyler değil mi? Cennetsi bir durum? Öyleyse neden korkuyoruz bunlardan? Nesnesini düşünmediğimiz için var olan bir korku mu duyuyoruz sonunda? Düşüncesiz ana-babalar ve öğretmenler tarafından kafamıza sokulmuş bir korku? Özgürlüğümüzün ne kadar büyüdüğünü görselerdi başkalarının bize imrenmeyeceklerinden nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?” (Lizbon'a Gece Treni)
  • Yolculuk edemeyen insanlara neden acırız? Dıştan genişleyemeyecekleri için içlerinde de yayılıp genişleyemezler de ondan; kendilerini çoğaltamazlar, böylece kendi içlerinde kapsamlı gezilere çıkamazlar, başka kim ve ne olabileceklerini keşfetme fırsatından da yoksun kalırlar. (Lizbon'a Gece Treni)
  • Ama yaşamak istemediğim bir başka dünya daha var ; Bedenin ve bağımsız düşüncenin kötülendiği, başımıza gelebilecek en iyi şeylerin günah diye damgalandığı bir dünya. Diktatörleri, gaddarları ve katilleri sevmemizin istendiği bir dünya. (Lizbon'a Gece Treni)
  • Senin dilinde konuşabilmeleri için hep başkalarına yardım ettin. Onlara kendi dilinin sesini ödünç verdin ve onların senin dilinde özel seslerini bulmalarına yardım ettin. Senin kendi sesin bu dilde kulağa nasıl geliyor? Senin sesin nasıl?…. Başından geçenleri anlatırken, düşüncelerini, anımsamalarını ve yaşadıklarını anlatırken senin sesin nasıl çıkar? (Sözlerin Ağırlığı)
  • Oysa artık her şey ne kadar değişmişti ve bu değişim ne denli korkunçtu. (Lea)
  • Yazdığı sözcüklere okuduğu sözcüklerden daha çok güvenirdi. Yazarken kendine, kendini yalnızca dinlerken olduğundan daha yakındı. (Sözlerin Ağırlığı)
  • Hayat , yaşadığımız şey değidir; yaşadığımızı hayal ettiğimiz şeydir. (Lizbon'a Gece Treni)
  • O gün çalarken, notalarla inşa ettiği hayali tapınak, ileride artık yaşama dayanamadığı zaman içinde gizlenebileceği yerdi. (Lea)
  • Nerede hata yapmıştı? Kendini neyle suçlayacaktı? Yanlış yapmakla mı? Yanlış algılamakla mı? Aslında böyle bir şey olabilir miydi: yanlış veya doğru algılamak? Algılar- zaten nasılsa, öyle değil miydiler, nokta? (Lea)
  • Gregorius keşke uçakta değil de otobüste olsaydım dedi, o zaman son durakta yerinden kalkmadan okumaya devam edebilir ve otobüsle geri dönebilirdi. (Lizbon'a Gece Treni)
  • Şimdiki Zaman kipi, her zaman sözcüğüyle birleşince açık, sınırsız bir gelecek çağrıştırıyordu, bu açıdan da bir tür yalan barındırıyordu içinde. (Sözlerin Ağırlığı)
  • Hayal gücü, özgürlüğün asıl yuvası. (Sözlerin Ağırlığı)
  • "Şiir zamanı yavaşlatır,onu yukarıya kaldırır ve bizi ondan kurtarır." (Sözlerin Ağırlığı)
  • Özgüven: Neden böyle ne yapacağı bilinmiyordu? Niçin gerçeklere gözünü kapatıyordu? En değerli hazinemiz ve mutluluğumuzun vazgeçilmez bir parçası olduğunu düşünerek yaşamımız boyunca geliştirmeye, sağlamlaştırmaya ve yitirmemeye çalışırız onu. Sonra birdenbire aldatıcı bir sessizlikte önümüzde açılan bir kapıdan dipsizliğe düşeriz ve tüm gerçekler görsel yanılsamaya dönüşür. (Lea)
  • İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşabiliyorsak gerisine ne oluyor? (Lizbon'a Gece Treni)
  • Bir haftadır yazıyorum. Babamın müziği ve benim notlarım eriyip tuhaf, akışkan bir şimdiki zamana dönüşüyorlar. Kendimi geçmişe kaydırarak babamla müziğini paylaşıyorum, kendimi senin bunları okuyacağın geleceğe kaydırarak seninle düşüncelerimi paylaşıyorum. Yani, şimdinin dışında her yerde olan bir şimdiki zaman. (Sahnede Ölüm)
  • Mahkumların zamanı… bambaşka bir zaman, dışarıdaki zamanla hiçbir bağı yok, yavaş, yoğun bir zaman, o zamanda bir tek şey yapılabilir: Geçmesini beklemek ve sonra, çok sonra dışarıdaki zamana dönebilmen ve orada bir anda yönünü kaybetmemen için senden geriye bir şey bırakmasını umut etmek. (Sözlerin Ağırlığı)
  • “ Birinin, senin gibi, hakkımda çok şey bilmesinden nefret ediyorum, “ (Lizbon'a Gece Treni)