Kitap Künyesi

Yazar: Terry Eagleton

Çevirmen: Oya Köymen

Orijinal Adı: Why Marx Was Right

Yayın Evi: Yordam Kitap

İSBN: 9786055541354

Sayfa Sayısı: 270

--reklam--

Marx Neden Haklıydı? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Ünlü Marksist yazar Terry Eagleton, bu meydan okuma ve polemik kitabında, "Marksizm öldü, gününü doldurdu" iddiasının geçersiz ve dayanaksız olduğunu ortaya koyuyor. Marksizme yönelik en yaygın on itirazı özetleyip bunları tek tek çürütüyor. Marksizmin siyasi despotluğa yol açtığı, her şeyi ekonomiye indirgediği, insan doğasına safça inanan bir ütopyacılığa saplandığı, bir tür tarihsel determinizm olduğu vb. iddialarını tekrarlayanların, Marx'ın düşüncelerini ne kadar acınası biçimde hicvettiklerini gösteriyor. Kapitalizmin, büyük krizlerle temellerine kadar sarsıldığı günümüz dünyasında, Marx Neden Haklıydı? önemli ve tam zamanında bir kitapolmanın yanı sıra cesareti, açık yürekliliği ve nesnelliğiyle de öne çıkıyor. Eagleton'ın her zamanki mizahi üslubu, zeka kıvraklığı ve anlatım berraklığıyla dikkati çeken bu kitap, hem akademik çevrelerin, hem de çok geniş bir genel okur kitlesinin ilgisini çekecek özellikte.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Marx Neden Haklıydı? Alıntıları - Sözleri

  • Kapitalizmi kim alt edecek diye soranlar bir anlamda bunun gereksiz bir soru olduğunu unutmaktadırlar. Kapitalizm, karşıtlarından en küçük bir itme gelmeden, kendi çelişkilerinin altında kalmaya tamamen eğilimlidir.
  • "Gerçekçi ol, imkansızı iste!"
  • Eğer Marx, geleceğe dair bir hayli umutlu olmuşsa nedeni, bu iç karartıcı tarihsel sicilin büyük ölçüde bizim hatalarımızdan kaynaklanmadığının farkında olmasıydı. Tarihin bu kadar kanlı oluşunun nedeni, insanların çoğunun kötü ruhlu olması değildi. Bunun nedeni maruz kaldıkları maddi baskılardı. Dolayısıyla Marx, insanların kötü kalpli olduğu mitine boyun eğmeden geçmişi gerçekçi biçimde tartabilirdi. Ve bu geleceğe güvenmesinin bir nedeniydi. Onun materyalist olması böyle bir umut beslemesine yol açmıştır.
  • Bu koşullarda marksizmin bittiğini iddia etmek, kundakçılar daha kurnaz ve becerikli hale geldiği için itfaiyeciliğin modasının geçtiğini söylemeye benzer.
  • Ya Marksizm değil de kapitalizm miadını doldurmuşsa?
  • Devrim fikri genellikle şiddet ve kaos görüntülerini akla getirir. Sosyal reformun ise daha çok barışçıl, ılımlı ve tedrici olduğunu düşünürüz. Ama bu yanlış bir karşıtlıktır. Pek çok reform barışçıl olmaktan çok uzaktı. ABD sivil haklar hareketini düşünün; devrimeilikle ilgisi yoktu ama ölüm, dayak, linç ve vahşi bir baskılama vardı. 18. ve 19. yüzyıllarda sömürge Latin Amerika'sında her liberal reform teşebbüsü şiddetli sosyal çatışmaları körüklemişti.
  • "Yani sizin bu Marksist ütopyanızda hâlâ yol kazaları olabilecek mi?" Bu, Marksistlerin uğraşmaya alışık olduğu alaycı bir sorgulama türüdür. Aslında bu soru, Marksist yanılsamalardan ziyade yorumcunun cehaletini göstermektedir. Çünkü eğer ütopya mükemmel toplum demekse, o zaman "Marksist ütopya" ifadesi birbiriyle çelişen sözcüklerdir.
  • Marksistler her şeyden çok Marksist olmaya gerek kalmamasını isterler. Bu bakımdan Marksist olmak Budist ya da milyarder olmaya benzemez.
  • Zamanımızda, Marx'ın da öngördüğü gibi, servet eşitsizlikleri son derece derinleşti. Günümüzde bir Meksikalı milyarderin geliri, en yoksul 17 milyon hemşerisinin gelirine eşittir. Kapitalizm, şimdiye kadar tarihin tanık olduğu en büyük zenginliği yarattı ama bunun maliyeti özellikle yoksulluk sınırında yaşayan milyarlar bakımından astronomiktir. Dünya Bankası'na göre 2001'de 2,74 milyar insan günde 2 dolardan az bir parayla yaşıyordu.
  • Genellikle özgürce yaptığımız hareketler karşımıza yabancı güçler olarak çıkar. Marx'ın yabancılaşma ve meta fetişizmi teorileri sadece bu gerçeğe dayanır.
  • Marx'ın işçi sınıfını bu kadar önemsemesi, başka şeylerin yanı sıra, onu evrensel özgürleşmenin taşıyıcısı olarak görmesinden kaynaklanıyordu:
  • Marx açık bir şekilde maddi servetin, ahlaki sağlığımıza zarar verebileceğini düşünmektedir. Gene de bazı idealist düşünürlerin yaptığı gibi ahlaki olan ile maddi olan arasında bir uçurum görmez. Ona göre üretim güçlerinin serpilmesiyle yaratıcı insan gücü ve kapasitesi de gelişir.
  • Modern çağın en radikal akımı olan devrimci ulusçuluk artık bütün kuvvetini tüketmişti. Büyük anlatı denen şeyleri reddeden ve Tarihin Sonu'nun zaferini ilan eden postmodernizm kültürünü yeşerten, her şeyden önce, şimdi olanların, aşağı yukarı geleceği de temsil edeceğine duyulan inançtı.
  • Batılı milletler ise ancak başka ülkelerin halklarını öldürürken kendi aralarında bir toparlanma yaratabiliyordu.
  • Günümüzde bir Meksikalı milyarderin geliri, en yoksul 17 milyon hemşerisinin gelirine eşittir. Kapitalizm, şimdiye kadar tarihin tanık olduğu en büyük zenginliği yarattı ama bunun maliyeti özellikle yoksulluk sınırında yaşayan milyarlar bakımından astronomiktir.

--reklam--

Marx Neden Haklıydı? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

4+1 Soru: Öyle bir kitle var ki, bu kitlenin düşüncesi her şeye muhalefet olmak. Siyah ayakkabı ister, neden daha koyusunu getirmedin derler. Daha koyusunu getirirsin, bu da çok koyu oldu ya derler. Sürekli bir eleştiri yaparlar, ama kendilerine çözüm önerisi sorulduğunda; onu da ben mi bulayım yahu, hem bak ben öbür tarafı da şöyle şöyle eleştiriyorum derler. Bir çözüm önerisi sunamazlar, sürekli şikayette bulunurlar. Hiç kimse bir şeylerin mükemmel olacağını iddia etmedi ki. İdeolojilerden tutun ayakkabılara kadar, hiçbir şeyin mükemmel olması beklenemez. Her şeyin elbette hataları olacaktır. Ancak şu koca düzendeki akıl almaz hataları göz ardı edip de sürekli komünizme saldıran kitle bana artık komik gelmeye başladı. Onlara şu alıntıyı bırakıp, incelememe devam edeyim: gonderi/96588805 İncelemede, 21. yy koşullarında çok yüzeysel bir şekilde Marksizm’i ve kapitalizmi ele alacağız. 1- İşçi sınıfı diye bir şey kalmadı. Ağır işlerde çalışan insanların sayısı azaldı, sosyalist bir devrim nasıl düşünülür? - Hımm, öyle mi diyorsun? Bana sorarsan, işçi sınıfının bitmesi mantıken mümkün değil. İşçi sınıfı sadece fabrikada çalışanlar mıdır? Sadece tekstil işçileri midir? Hayır. O zaman nedir işçi sınıfı: “İşçi sınıfı, kendi başlarına üretimde bulunarak geçimlerini sağlayamayan ve yaşayabilmek için emek güçlerini satmak zorunda olan kişilerden ve geçimlerini bu kişilere borçlu olan aile bireylerinden oluşur. Dolayısıyla, ister kol güçlerini isterse kafa güçlerini kullansınlar, tüm ücretli çalışanlar, iş bulsalar çalışacak olan işsizler ve aileleri, işçi sınıfının içindedir.” ¹ Böyle bir durumda, işçi sınıfının bittiğini iddia etmek, akıl kârı değildir. Sorunun ikinci cümlesine bakalım: “Ağır işlerde çalışanların sayısı azaldı, devrimi kim yapacak?” En basitten yola çıkalım; kapitalistin nihai amacı kâr etmektir. Sürekli kârını arttırmanın yolunu arayan kapitalistin yapacağı en mantıklı seçenek, maliyeti azaltmaktır. Bunun da yöntemlerinden biri işçiye verilen ücreti düşürmektir. Peki işçiye verilen ücreti düşürdüğünde, işçilerin tepki koyup greve gittiğini görüyorlar. Bu yüzden, bunu ülkelerinde yapmaları olanaksız. Nerede yaparlar? Geri kalmış (Geri bırakılmış mı deseydim acaba?) ülkelere giderek, oraya fabrikalarını açarlar, kendi ülkelerinde verdikleri ücretin onda birine çalıştırırlar. Böylece kendi ülkelerindeki potansiyel işçi tehdidini azaltırlar ve insanları işçi sınıfının yok olduğuna inandırırlar. Aslında yok olmamıştır bu insanlar, sermayedarlar kendi milleti yerine başka milletleri yok pahasına çalıştırır. (Kendi milleti de ahım şahım değil de, kötünün iyisi artık...) Ve sen de dersin ki, Aa Avrupa’ya bak yahu, ne de güzel kurmuşlar sistemi. Ama Avrupa’nın bu zenginliği, Afrikalının gözyaşlarından gelir. Olayların içinde olduğunda trajik olan bu durum, geniş çerçevede ne komiktir. “Ekonomide hiçbir şey asla göründüğü gibi değildir. Rakamlardaki iyi durumun insanların mutluluğuyla çok az ilgisi vardır ya da hiç yoktur. Varsayalım ki iki kişinin yaşadığı bir ülke var. Kişi başına düşen gelir, varsayalım, 4000 dolar. Bu ilk bakışta hiç de kötü değildir. Ama bu ülkede yaşayan iki kişiden biri 8000 dolar alıyor, öteki hiçbir şey. O zaman bu adam ekonominin gizli bilimlerini anlayanlara sorabilir: ‘Payıma düşen geliri nereden alabilirim? Hangi bankadan ödüyorlar?’” ² 2- Kapitalizme tamamen düşman mı olmalıyız? Kapitalistlerin ünlü bir sözleri de var: Çok çalışan her işi başarır. Bu kesinlikle imkansız. İşçilerin gününün büyük bir kısmını çalışmaya ayır. Kendilerine ayıracak vakti kalmasın. Sonra da bu insandan bir şeyler üretip, zengin olmasını bekle. Bu bir saçmalık. Gerçek şudur ki ne kadar çok çalışırsan o kadar az kazanırsın. “‘Fırsat eşitliği’ dedikleri, 42 kilometrelik bir maraton koşusuna yarışmacıların büyük bir bölümü doğru dürüst beslenemeden, eğitim alamadan ve sırtlarına yük bindirilerek katılırken, iyi beslenmiş ve eğitimli bazı yarışmacıların aynı koşuya 40. kilometrede başlamasından başka bir şey değil. Elbette, yarışa 40. kilometrede başlayanların birkaçı kalan 2 kilometreyi bile koşamayacak ve 42 kilometre koşanların birkaçı tarafından geçilecektir. İşte bu kişileri gösterip, ‘Gördünüz mü, zenginler kaybedebiliyor, yoksullar kazanabiliyormuş, önemli olan koşmak’ demekten daha utanmazca bir şey olabilir mi?” ³ Kapitalizmin ahlaksız yönlerini az çok anlayabildik. Peki, sorunun başlığındaki gibi tamamen düşman mı olmalıyız? Aslında hayır. Marx’a göre sosyalizmin gerçekleşmesi için kapitalizm gereklidir. “Yalnızca kapitalizm, özçıkarla, acımasız rekabetle ve sürekli yayılma ihtiyacıyla hareket ederek üretim güçlerini, farklı bir siyasi düzenin altında, yaratılmış olan üretim fazlasını, herkese yeterli bir biçimde kullanılabileceği bir seviyeye getirebilir. (…) Marx'ın eserlerinde kapitalist gelişimi alkışladığı yerler vardır, çünkü sosyalizmin yolu yalnızca böyle açılabilecektir. Örneğin 1847'deki bir konferansında, sosyalizmin gelişini hızlandırdığı için serbest ticareti savunur.” ⁴ Sosyalist bir düzen için bolluk gerekir, bu bolluğu yaratabilecek olan da kapitalizmdir. Ahlaksız rekabetini kullanarak dünyanın servetlerini arttırır. Bu da sosyalizmde kaynakların adaletli bölümü için uygundur. (Burada kapitalizmin küçük de olsa övüldüğüne bakmayın, birazdan yine yerin dibine geçireceğim. :) ) 3- Marksizm, bireysel özgürlüklere karşı mıdır? Marksizm, bireysel özgürlüğün sağlanmasının tek yolunun toplumsal özgürlük olduğunu savunur. Liberal toplumu reddetmez, aksine yeni toplumu bunun üstüne inşa eder. Liberal toplumlardaki birilerinin özgürlüğü için birilerinin paha ödemesine karşıdır. Bunun çözümünü önerir, toplumsal bir kurtuluşla bireye ulaşılabileceğini söyler. “Bu, bireysel özgürlüklerin azaltılması değil, zenginleştirilmesi anlamına gelir. Bundan daha güzel bir ahlak sistemini düşünmek zordur. Kişisel düzlemde bunun adı sevgidir.” ⁵ 4- Sosyalizmde herkesin ücreti eşit midir? Marx, “Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi'nde gelir eşitliğini reddeder çünkü insanların kendilerine özgü ihtiyaçları vardır; bazıları, diğerlerine göre daha pis ya da tehlikeli işlerde çalışır, bazılarının doyuracak daha çok çocuğu vardır vb.” ⁶ Sovyetler Birliğinde de benzer şekilde gelirler eşit değildir ama birbirlerine çok yakındır. En az vasıflı bir işçi (örneğin sokak temizleyicileri) 50-60 ruble alırken, parti liderleri ve fabrika müdürleri 200-300 ruble alırlardı. Bu ücret bandını günümüze uyguladığınızda, bir işçi 3.000 lira civarı alıyorsa, bir müdürün veya parti liderinin 15.000 lira civarı aldığını düşünmemiz gerekir. Ama kapitalizmde ücret farkı o kadar astronomiktir ki, değil 15.000, milyonlarla, milyarla ölçülür. Ve sormamız gereken asıl soru: Marx Neden Haklıydı? “ABD’de en zengin 3 kişinin servetlerinin toplamı, ABD’nin en düşük gelirli %50’sinin toplam servetine eşit. Eğer sağlık sigortası olmayan 27 milyon ABD’liden biriyseniz ve korona sebebiyle hastanelik olmuşsanız bunun faturası 35.000 dolar tutuyor. Eğer şanslıysanız ve sadece grip olmuşsanız 3300 dolar ödüyorsunuz. Sağlık sigortası olsun olmasın ABD’lilerin %25’i kendilerinin ya da aile yakınlarının tedavi masraflarından kaçınmak için hastaneye gitmemeyi tercih ettiğini söylüyor. ABD’de nüfusun %56’sı hayatlarında en az bir kez tedavi masraflarını ödemekte zorlandığını belirtiyor. Tedavi masrafları için çekilen krediler, bireysel iflasın en önemli nedeni olmasını sürdürüyor. ABD’de salgının yarattığı ilk panik anında 1 litrelik el dezenfektanı fiyatları serbest piyasanın bir nimeti olarak 350 dolara kadar çıktı. [Bizde de fiyatların fırladığına hepimiz tanık olduk.] Vietnam ve Kore savaşlarındaki ABD kayıplarının toplamından fazla ABD’linin öleceği düşünülen salgın esnasında halkı bu sorunlarla cebelleşirken ABD yönetimi ne yapıyor? Emperyalist ABD; Venezuela’da yeni bir darbe örgütlemek, Orta Doğu’da tekrar inisiyatifi ele geçirmek, Küba’yı diplomatik olarak izole etmeye çalışmak ve Küba’ya yardım malzemesi taşıyan gemileri donanmasıyla engellemekle meşgul.” (2020) ⁷ “Fakir Küba'da, geniş halk kitlesine mümkün olan en geniş toplumsal eşitlik sağlanmıştır: Okuma yazma bilmeyen kimse kalmamıştır. On altı yaşına kadar her çocuğun giyim, yiyecek ve yetişme giderleri devletçe karşılanmaktadır. 300 bin genç, devlet burslarından yararlanmaktadır. Eğitim ve sağlık hizmetleri, taşıt araçları, spor yarışmaları, düğün ve cenazeler, telefon, su, gaz, elektrik parasızdır. Havana hariç, meskenlerde kira ödemeden oturulmaktadır. Meskenlerin mobilyasının bile toplumca karşılanmasına yönelinmiştir. Tarla, fabrika, büro, üniversite ve okullarda yemekler, genellikle parasız verilmektedir.” ⁸ (1970 verileri, tahmin edildiği gibi nüfusun artışıyla bu rakamlar da yükselmiştir.) Bu veriler şu ünlü sözü doğrulamaya yetiyor: “Ya sosyalizm, ya barbarlık!” Sosyalizmde salgınlar olmayacak mı? Elbette olacak. Ama kaynaklar verimli bir şekilde, gerekli yerlere aktarılacak. Ha, sosyalizmde yolsuzluk, ahlaksızlık olmayacak mı? Gerekli önlemler alınmazsa mutlaka olacak. İnsanların karıştırdığı en büyük nokta şu: sosyalizmi mükemmel sanmak. Sosyalizm mükemmel değildir, sosyalizmde de hatalar olur, sosyalistlerin de hataları olur. Ama kaldırımın üstüne kıvrılmış, yırtık elbiseli bir çocuk olmaz. Geceleri geç saatte evine dönen işçinin çelimsiz vücudu donmaz. Bir işçinin nasırlı ellerine baktığınızda, çocuklarına okul gereçlerini nasıl alacağını kuruş kuruş hesapladığına baktığınızda, gelecek kaygısından geçirdiği uykusuz gecelerine iyice baktığınızda, Marx’ın neden haklı olduğunu göreceksiniz. “Aklımızın bir karış havada, romantik olduğumuzu söylüyorlarsa, eskide kalmış kimi idealistler olduğumuzu, gerçekleşmesi imkansız şeyler düşündüğümüzü, geniş halk yığınlarını örnek bir insanlık modeline; yeni insana dönüştüremeyeceğimizi söylüyorlarsa, biz de bin kere şöyle cevap vereceğiz; evet mümkün. Mümkün olmalı, mümkün olmak zorunda ve mümkün olacak yoldaşlar!” - Che Guevara ¹,³ : https://www.cafrande.org/21-yuzyilda-marksizm-ve-sosyalizm-isci-sinifi-her-zaman-devrimci-midir-erkin-ozalp/ [Marksist çevirmen yazar/erkin-ozalp] ² : Biz Hayır Diyoruz, Eduardo Galeano ⁴,⁵,⁶: Marx Neden Haklıydı, Terry Eagleton ⁷ : https://youtu.be/T63nQZwgJzg [BSMTV, Kapitalizm ve Korona] ⁸: Rejim ve Devrim, Doğan Avcıoğlu (Emir)

Marx neden haklıydı ? Terry Eagleton ünlü bir Maksist yazardır. Bu kitapta Marx'ın tüm fikirlerini toptan bir savunması bulunmamakta birlikte asıl amacı Marx hakkında söylenen artık dile iyice yapışan bazı yanlış düşünceleri çürütmek. Bir düşünürün yazdıklarıyla, o düşünürün yazdıklarını uyguladığını söyleyenler; işte düşünürü yanlış anlaşılma noktasına iten esas neden bu. Kitap, Marx ve Engels'in bir çok çalışmasına değinerek bu yanlış anlaşılmaların önüne geçip bunu hicivle harmanlayıp, anlaşılır kılmak adına günümüzden bir çok örnek de vererek anlatıyor. Kitabın sonuç bölümü yazarın Marx hakkındaki tüm düşüncelerini yansıtıyor. "İşte hepsi bu. Marx tutkuyla bireye güvenir ve soyut dogmaya karşı derin kuşku duyardı. Mükemmel toplum anlayışıyla uğraşmaya hiç vakti yoktu; eşitlik kavramına ihtiyatla yaklaşır ve hepimizin sırtına ulusal sigorta numaramızın vurulduğu işçi tulumu giydiğimiz bir geleceği tahayyül etmezdi. Görmek istediği tek tiplilik değil, çeşitlilikti. Ne de erkelerin ve kadınların, tarihin yardıma muhtaç oyuncakları olduğunu öğretti. Devlete karşı sağcı muhafazakarlardan bile daha düşmanca bir tavrı oldu; sosyalizmi, demokrasinin düşmanı değil, onu derinleştirici bir güç olarak gördü. Onun iyi yaşam modeli, insanın kendisini sanatsal olarak gerçekleştirme düşüncesine dayanır. Bazı devrimlerin barışçıl biçimde gerçekleşebileceğine inanır ve hiçbir acıdan sosyal reforma karşı çıkmazdı. Dar bicimde el emekçisi olan işçi sınıfına odaklanmadı. Ne de toplumu tamamen kutuplaşmış iki sınıftan ibaret gördü. Maddi üretim saplantısı yoktu. Tam tersine mümkün olabildiğince bundan kurtulmaktan yanaydı. Onun hayali çalışmak değil, boş zamandı. Eğer ekonomiye bitmez tükenmez bir dikkatle eğildiyse, nedeni, bunun insanlığın üstündeki gücünü azaltmak istemesiydi. Onun materyalizmi samimi, ahlaki ve manevi inançlarla bütünüyle uyumluydu. Orta sınıflan bolca övdü ve sosyalizmi büyük özgürlük, sivil haklar ve maddi refah mirasının vârisi olarak gördü. Doğa ve çevreyle ilgili düşünceleri şaşırtıcı biçimde zamanının ötesindeydi. Kadınların özgürlüğünün, dünya barışının, faşizme karşı mücadelenin ya da sömürgecilikten kurtuluş mücadelelerinin ve bunların yol açtığı siyasi hareketlerin ondan daha sadık savunucusu olmamıştır. Acaba şimdiye kadar başka hiçbir düşünür bu kadar hicvedilmiş midir?" Şimdi gelelim Marx hakkındaki kitapta yer alan ve çürütülmeye çalışılan on itiraza. Bu itirazları özetleyerek yazıyorum. Yanıtların kitapta veriliş tarzı; öncelikle hemen itirazı çürütecek bir iki nükteli cevap, sonra uzunca - konudan çıkıyormuş gibi görünse de- itirazın ortaya çıkış nedenlerini ve Marx'in çalışmalarının dayanak gösterilerek aktarıldığı bölüm en son olarak yazarın bütün bölümü toparladığı öznel değerlendirme şeklinde yer alıyor. 1- Marksizm, dünyanın temelli olarak değiştiğini görmeyerek yanılan ya da görmekten korkan, her iki anlamda da, son derece inançtı kişilerin inancıdır. 2- Marksizm teoride iyi olabilir ama ne zaman uygulamaya konmuşsa sonucu terör, zorbalık ve kitle katliamı olmuştur. (..) Sosyalizm özgür olmamak, aynı zamanda piyasaların yok edilmesinin zorunlu sonucu olarak mal kıtlığı demektir. 3- Marksizm bir tür determinizmdir. İnsanların özgürlüklerini ve bireyselliklerini bir yana atar. Marx tarihin hiçbir insan eyleminin karşı koyamayacağı ve acımasız bir güçle kendi kendine çalışan bazı demir yasaları olduğuna inanıyordu. Nasıl kapitalizm kaçınılmaz olarak sosyalizme yol açacaksa, feodalizminde kaderinde kapitalizmi doğurması vardı. Gerçekte, Marx’ın tarih teorisi sadece Tanrı’nın takdiri ya da kaderin seküler bir yorumudur. Marksist devletler gibi bu, insan özgürlüğüne ve haysiyetine bir saldırıdır. 4- Marksizm rüyada görülen bir ütopyadır. Zorlukların, şiddetin ya da çatışmaların olmadığı mükemmel bir toplumun mümkün olacağına inanıyor. Kömünist sistemde çekişme, bencillik, sahip olma isteği, rekabet ya da eşitsizlik olmayacaktır. Kimse çalışmayacak, insanlar birbirleriyle tam uyum içinde yaşayacak ve mallar sonsuz biçimde akacaktır. Bu şaşırtıcı derecede saf bakış açısı, insan doğasına safça inanmaktan kaynaklanmaktadır. İnsanın doğal olarak bencil, açgözlü, saldırgan ve rekabetçi yaratıklar olduğumuz ve hiçbir sosyal mühendisliğin bunu değiştiremeyeceği olgusu görmezden gelinmiştir. Marx’ın geleceğe ait saf rüyası bir bütün olarak onun politikasının gerçek dışılığını yansıtır. 5- Marksizm her şeyi ekonomiye indirger. Bir tür iktisadi determinizmdir. Sanat, din, siyaset, hukuk savaş, ahlak, tarihsel değişim bütün bunlar en kaba ifadelerle ekonominin ya da sınıf mücadelesinin yansımalarından başka bir şey değildir. İnsani mesellerin gerçek karmaşıklığı tek renkli bir tarih görüşüyle yok sayılmıştır. Marx ekonomi saplantısı yüzünden karşı çıktığı kapitalist sistemin tersine çevrilmiş bir imajı haline gelmiş- tir. Düşünceleri değişik tarihsel deneyimlerin tek bir katı çerçeveye sıkıştırılamayacağının farkında olan modern toplumların çoğulcu bakış açısına aykırıdır. 6- Marx materyalistti. Maddeden başka hiçbir şeyin Var olduğuna inanmıyordu. İnsanlığın manevi yönlerine hiç ilgi göstermiyordu ve insan bilincini sadece maddi dünyanın bir yansıması olarak görüyordu Dine karşı acımasızca dışlayıcıydı ve ahlakı basitçe sonuca varmak meselesi olarak görüyordu. Marksizm insanlığın bütün en değerli şeylerini kurutur, bizleri çevremizce belirlenen etkisiz hantal maddi yığınlara indirger. İnsanlığa çizilen bu ruhsuz rotanın çıkacağı yol açıktır ki Stalin’in ve Marx’ın diğer izleyicilerinin kıyımlarıdır. 7- Marksizm’le ilgili hiçbir şey sınıf konusu kadar bıktırıcı saplantıdan daha çağdışı değildir. Marksistler dikkat etmemiş olabilir ama sosyal sınıf manzarası Marx’tan bu yana tanınmayacak ölçüde değişmiştir. Özellikle safça sosyalizmi getireceğini hayal ettikleri işçi sınıfı neredeyse iz bırakmadan silinip gitmiştir. Artık sınıfın giderek daha az umursandığı sosyal alışkanlığın giderek arttığı bir dünyada yaşıyoruz, sınıf mücadelesiyle ilgili laflar, kafirlerin kazıklara bağlanıp yakılması kadar arkaiktir. Şeytani, silindir şapkalı kapitalist gibi devrimci işçi de Marksist hayalciliğin bir uydurmasıdır. 8- Marksistler siyasette şiddeti savunurlar. Makul, ılımlı, kademeli reform yolunu reddederek yerine kanlı devrim kaosunu koyarlar. Küçük bir isyancı gurup ayaklanarak hükümeti devirecek ve isteklerini çoğunluğa dayatacaktır. Marksizm ile demokrasinin kanlı bıçaklı olmasının bir nedeni de budur. Marksistler sadece ideoloji diyerek ahlakı küçümsedikleri için politikalarının halka getireceği kargaşa umurlarında değildir. Onlara göre ne kadar can kaybı olursa olsun bu süreçte sonuç, araçları haklı çıkarır. 9- “Marksizm, çok güçlü bir devlete inanır. Sosyalist devrimciler özel mülkiyeti kaldırdıktan sonra despotik iktidarları aracılığıyla ülkeyi yönetirler ve bu iktidar bireysel özgürlüğün sonu olur. Her nerde Marksizm uygulanmışsa böyle oldu. İnsanların partiye, partinin devlete ve devletin canavar bir diktatöre geçit vermesi Marksist mantığın bir parçasıdır. Liberal demokrasi eksiksiz olmayabilir ama vahşice otoriter bir iktidarı eleştirmeye kalkıştı diye insanların akıl hastanesine kapatılmalarına göre daha fazla tercih edilir. 10- Son kırk yılda en ilgi çeken radikal hareketler Marksizmin dışından çıktı. Feminizm, çevrecilik, eşcinsel ve etnik siyaset, hayvan hakları, antiglobalizm, barış hareketi; bunlar şimdi sınıf mücadelesine demode bağlılığın yerini aldı ve Marksizmi çok gerilerde bırakan siyasi aktivizmin yeni biçimlerini temsil ediyorlar. Marksizmin bunlara ilham vermeyen katkısı marjinaldir. Gerçekten hala bir siyasi sol vardır ama bu sınıf sonrası, sanayi sonrası dünyasına uygundur. (Serkan Mutlu)

Marksizm’i savunan yada ona karşı olan herkesin okuması gereken bir kitap. Terry Eagleton; yer yer kendi öznel yorumlarıyla , yer yer de nesnel yaklaşımlarıyla Marksizm gibi ciddi bir öğretiyi günümüz koşullarına uyarlamayı genel anlamda başarıyor . Yordam kitabın sade ve başarılı çevirisi de okuyucuya, anlaşılır kolay ve keyifli bir okuma imkanı sunuyor. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim .. (Len Sta)

--reklam--

Marx Neden Haklıydı? PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Terry Eagleton - Marx Neden Haklıydı? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Marx Neden Haklıydı? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Terry Eagleton Kimdir?

Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.

Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.

Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.

Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.

Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.

--reklam--

Terry Eagleton Kitapları - Eserleri

  • Azizler ve Alimler
  • William Shakespeare
  • İngiliz Romanı
  • Hayatın Anlamı
  • İdeoloji
  • Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru
  • Edebiyat Olayı
  • Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi
  • Tatlı Şiddet
  • Kötülük Üzerine Bir Deneme
  • Şiir Nasıl Okunur
  • Marx Neden Haklıydı?
  • Kültür Yorumları
  • Kuramdan Sonra
  • Estetiğin İdeolojisi
  • Postmodernizmin Yanılsamaları
  • Edebiyat Kuramı
  • Tanrı'nın Ölümü ve Kültür
  • Edebiyat Nasıl Okunur
  • Aykırı Simalar
  • İyimser Olmayan Umut
  • Kapı Bekçisi
  • Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazın
  • Güç Mitleri
  • Radikal Kurban
  • Eleştiri ve İdeoloji
  • Kültür
  • Eleştirmenin Görevi
  • Mizah
  • Akıl, İnanç ve Devrim
  • Trajedi

--reklam--

Terry Eagleton Alıntıları - Sözleri

  • Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu an yapmakta olduğum bir şeydir. (Hayatın Anlamı)
  • Bilgi, alışkanlık ve töre ürünüydü. Ahlak da, benzer şekilde, hiçbir metafizik temeli olmayan bir insan icadıydı. (Tanrı'nın Ölümü ve Kültür)
  • Sanat, güncel toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar siyasileşir. (Kültür)
  • Kısaca kültür, diğer insanlardır. (Kültür Yorumları)
  • Nasıl bilimde bir doz mitoloji varsa mitte de Aydınlanmacı bir öğe vardır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • Karnaval keşmekeşi, tersyüz etme küstahlığı, putkırıcılığın kıkırdayışı: Bunlar tarihsel materyalizm için çelişkinin şakası ve onun haz verici salımı olan derin komedinin alternatifleri değil, uğraklarıdır. (Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru)
  • Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece. (Azizler ve Alimler)
  • kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı. (Azizler ve Alimler)
  • Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir. (Kötülük Üzerine Bir Deneme)
  • "Birinin acısını paylaşmakla (sempati) hislerini hissetmek (empati) farklı şeylerdir." (Edebiyat Nasıl Okunur)
  • İnsani kudretlerin modern çağdaki kadar serbest bırakıldığı başka tarihsel bir dönem yoktur; bunun sonucu olarak zincirlerinden boşaldığı o kudretlerce böylesi hükmedilme riski altında olduğu bir başka dönem de yoktur. Max Weber’in öne sürdüğü gibi, “Antik dönem tanrıları akın akın, büyübozumuna uğramış ve böylece gayrişahsi güçler haline gelmiş olarak mezarlarından çıkıyor, hayatlarımız üzerinde egemenlik kurma mücadelesi veriyor ve birbirlerine karşı ezelden beri devam eden savaşlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.” (Trajedi)
  • Gelişmiş kapitalist sistem doğası gereği tanrıtanımazdır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • İyimserlik midemi bulandırıyor. Tam bir sapkınlık. Cennetten düştüğü günden beri insanın evrendeki işi bihakkın ıstırap çekmek olmuştur (İyimser Olmayan Umut)
  • Tanrı ve evren toplanınca iki etmez. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • “Tanrı’dan özerkliğini çekip alan insanlık, karşılığında tahtından Söylem ile indirilecektir.” (Edebiyat Olayı)
  • Amerikan gençliginin konuşması- garip, iğrenç, acayip, ürkünç:- gerçekten de, modernizm ortaya çıkmadan önce edebi gerçekliliğini bulabileceğimiz en yetenekli hasmı olan Gotigin söylemidir. Kötü niyetli baronlar, şehvet düşkünü papazlar, kurban edilmiş bakireler, ürkütücü harabeler, küf kokan zindanlar: Bu abartılı tiyatro eserleri büyük edebiyat türleri olarak- özellikle akıl çağında baskı altındakileri temsil eden kadınların bakış açısından görülmüyor olsalar bile -aydınlanma anlayışının radikal eleştirisini dile getirmişlerdir.. Gotik, grotekstin merhametsiz ışıltısının yarattıgi ucube bir gölge, endişelerini ve bir türlü vazgeçemedikleri hayallerini kurguya emanet etmiş olan bir orta sınıf toplumunun politik bilinçsizliğidir. (Aykırı Simalar)
  • Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form ola­rak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşü­nülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanım­lıyor gibiydi. (Şiir Nasıl Okunur)
  • Hegel konusunda fazla bir şey bilmese de, Henry'nin de kendine göre bir felsefesi vardı. Kimi zamanlar, 'Burada bir tek biz yokuz,' diyerek kendi görüşünü bildirirdi. 'Burada' sözcüğüyle, çalıştığı mağazayı değil, evreni kastediyordu. Onda ayrıca, depoda çalışan ve kendisinden daha pragmatik olan iş arkadaşlarını rahatsız eden, yaslı ve metafizik bir taraf da vardı. Böylesine geniş kozmik yorumlarında, pezevenkçe bir şey vardı. Cinselliğe ve kadınlara o kadar düşkün değildi, ama cebinde, 'yetmiş altı santimlik kontrol edilemez bir alete' sahip Korsikalı bir balıkçı hakkında yazılan bir gazete haberinin küpürünü saklardı. Depodaki erkekler, bu uzunluğun gevşekken mi yoksa sertken mi ölçüldüğü konusunda ateşli tartışmalara girerlerdi. Fakat Henry'nin bu canavarımsı organa duyduğu ilginin, cinsellikle değil, bilimsellikle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu, onun evrene duyduğu ilginin bir parçasıydı. Aynı zamanda, iş arkadaşları tarafından tartışılan çok kültürlü biriydi. Bana bir defa, etnik gruplara karşı olmadığını söylemişti. 'Lehler, İskoçlar, Amerikanlar, Hintliler, Yunanlılar ve hepsi.' Sonra bir süre düşünmüş ve eklemişti: 'Engelleyici İtalyanlar.' Liberal bir çoğulcuydu, fakat eleştiriden de uzak durmazdı. Bu da ortak yanlarımızdan biriydi. (Kapı Bekçisi)
  • Kanserin tedavisini muhtemelen bulacağız ama cinayetin değil. (İyimser Olmayan Umut)
  • İçinde yaşadığımız, Beckett'ın oyunlarını andıran evrendi, hem özenli hem de saçmaydı. Her şey hem açık seçik hem de silikti, tuhaf bir gizem ve saydamlık karışımından oluşuyordu. (Kapı Bekçisi)