Kitap Künyesi
Yazar: Halikarnas Balıkçısı
Yayın Evi: Bilgi Yayınevi
İSBN: 9789754941173
Sayfa Sayısı: 263
--reklam--
Merhaba Anadolu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Balıkçı'nın kitaplaşmamış yazılarından derlenen bu yapıt, bir yandan yurdumuzun tarih, sanat ve uygarlığını sergilerken, öte yandan Anadolu birikiminin nesnel temellerine ışık tutuyor.
--reklam--
Merhaba Anadolu Alıntıları - Sözleri
- Her ulus, ana tanrıçalarına, kendi dilinden bir ad takıyordu. Örneğin Aphrodite, Hera, Rhea, Kybele, Athena, Leto, Artemis, Hepa (sonradan Filistin'de Havva oldu),
- Denizin sesi buralarda bambaşkadır. Şuracıkta bir gülüş sesi çınlar... Yalnızlıkta susar. Deniz içini çeker... Ama hemen sonra “hahah hayy!” diye gürler gelir.
- Onlarca dost düşman, iki kaş arasında belli olurmuş. Çünkü kaşlar çatılır ya da açılırmış. İşte Pir Sultan Abdal'ın buna değgin dizesi, Kıblem sensin, yönüm sana dönerim Mihrabımdır iki kaşın arası.
- “Ne tuhaf değil mi; o eski çağda ülkeler atomik bomba konusunda değil, en zengin kitaplığa kavuşabilmek için yarışıyorlarmış birbirleriyle...”
- Denizlerin dibi güzellik ve tehlikelerle doludur
- "Panta Horei! Kai Auden Menei! Panta Rei! "Durmadan devinir, hiç durmaz, hep akar."
- "La dove c'e Piu Lavoro, c'e poco arte..." "Çok iş olan yerde az sanat vardır."
- Anadolu'nun bir çok yerinde olduğu gibi, halk bulunduğu yerin ürününü başkasına kaptırmak istemez. O ürünü yalnızca kendisi yetiştirip satsın ister. Buna büyük bir kıskançlıkla dikkat eder.
- Mikel Anjelo"Çok iş olan yerde az sanat vardır."
- Halikarnas Balıkçısı'nı cennete götürmüşler "hani Gökova?" demiş... Sabahattin Eyüpoğlu
- "Rakı içenlere ney çalmak, yalaktan su içen atlara ıslık çalmak gibidir." Neyzen Tevfik
- “Fakat ölüm hayata sığar; hayat ise, yaratma ile, ölüme baskın çıkar.”
- “Homeros diye birinin yaşamadığı savına (iddiasına) verilen en romantik ama en güzel karşılıklardan biri şudur: “Homeros’u seviyorum, öyleyse vardır...” “
- “Ne tuhaf değil mi; o eski çağda ülkeler atomik bomba konusunda değil, en zengin kitaplığa kavuşabilmek için yarışıyorlarmış birbirleriyle...”
--reklam--
Merhaba Anadolu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazılana göre bu kitap, manevi oğlu Şadan Gökovalı’nın, Balıkçı’nın Anadoluyla ilgili yazılarını derlediği bir kitap... Derleme olduğu için bazen bazı bilgiler, tekrarlanabiliyor. Ben Halikarnas Balıkçısı’nın bundan önceki 3 kitabını daha okumuştum orada bahsettiği mitolojik hikayelere de burada yer verilmiş. Bu yazarın diğer kitaplarını okumayanlar için güzel, gerçi bizim için de tekrar edip, pekiştirmemize yarayan bir durum olabilir. Kitapta her şey var, bu kadar fazla alanda bu kadar fazla bilgisi olan insanlara saygı duymamak imkansız olmalı... Dili her zamanki gibi akıcı ve çoğu yerde yazarın karakterini de ele veriyor, gülümsediğimiz, güldüğümüz çok yer var kitapta... Bu derlemede mitolojik hikayeler, şehrin kendi tarihsel hikayeleri ve oluşumları, anadoluda yaşayanlar canlılar (başarılı kadınlar, bazı hayvan ve bitkiler) yer almakta ve hatta deniz kızları bile anlatılmakta... Bu kitabı çekici kılıyor, yer yer okumak bana biraz yorucu gelmişti, çok fazla bilgi olduğu için olabilir ama gayet başarılı bir kitap... Sanırım Balıkçısever oldum... Herkese tavsiye ederim! Yaşadığımız yerle ilgili bilgimiz olsun... (Ayca Simsek)
Kim deneme kitaplarını seviyor? O halde buyurun başlıyoruz. Öncelikle hemen içeriği paylaşmak istiyorum: https://i.hizliresim.com/gP7XJN.png https://i.hizliresim.com/9YnGB8.png Merhaba Anadolu eseriyle ilgili şöyle konuşabiliriz. Yazarın kendi kitabı değildir ama başkasının kitabı da değildir. Onun basıldığı kadar hatta belki daha çok basılmamış eseri vardır. İşte bu basılmamış eserlerinin bir birleşiminden meydana geliyor bu kitap. Olanı zaten görüyoruz, eh biz de insanız, olmayanı da oldukça merak ediyoruz. Ne var diyerek. Bende merakıma dayanamadım haliyle. Kitapta Anadolu tarihini, mitlerini bulmak mümkün. Birçok konu sizi merak ettiriyor. Sizi içine çekiyor. Olması gereken bu gerçi. Hepimize keyifli okumalar diliyorum, esen kalın keyifle okuyun.. (Sadık Kocak)
Cevat Şakir'in engin deniz ve tabiat bilgisinin yanında engin tarihi bilgisi insanı büyülüyor. O dönem(1950'ler) gazetelerde ve dergilerde yazılan yazılarını toplayıp bu kitabı vücuda getiren Şadan Gökovalı'ya gönülden teşekkür. Bilhassa Ege tarihi hakkında verilen bilgi o dönem de düşünüldüğünde mükemmel. Okunmayı hakkediyor. (Hüseyin Namlı)
--reklam--
Merhaba Anadolu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı - Merhaba Anadolu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Merhaba Anadolu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Halikarnas Balıkçısı Kimdir?
Cevat Şakir Kabaağaçlı veya tanınan adıyla Halikarnas Balıkçısı (17 Nisan 1890, Girit – 13 Ekim 1973, İzmir), Bodrum'a olan aşkı ile tanınan ünlü roman ve hikâye yazarıdır.
17 Nisan 1890 tarihinde, Osmanlı'nın son köklü ailelerinden Şakir Paşa Ailesine mensup babası yüksek komiser olarak görev yaptığı Girit'te doğdu. Babası Girit ve Atina'da sefirlik ve valilik yapan Mehmed Şakir Paşa, annesi Giritli Sare İsmet Hanım; amcası II. Abdülhamid devri Sadrazamı Ahmed Cevad Paşa, dedesi Şurayı Askeri Dairesi Reisi Miralay Mustafa Asım Bey'dir. Kendisine, iki evliliğinden de çocuğu olmayan ve onu kendi çocuğu gibi seven amcasının ismi verildi.
Cevat Şakir, altı çocuklu ailenin en büyük evladıydı. Ailesinin tüm fertleri sanatta yetenekliydi. Sırasıyla dünyaya gelen Hakkiye, Ayşe, Suat, Fahrelnisa ve Aliye adlı kardeşlerinden Fahrelnisa resim alanında, Aliye gravür alanında üne kavuştu; Hakkiye’nin kızı Füreya Koral, ilk Türk kadın seramikçi oldu; Fahrelnisa’nın çocukları Nejad Melih Devrim ressam; Şirin Devrim ise tiyatrocu oldu.
Cevat Şakir, çocukluk hayatının ilk yıllarını babası Şakir Paşa’nın elçi olarak bulunduğu Atina’da geçirdi. İlköğrenimini Büyükada'da, orta ve liseyi 1907'de Robert Kolej'de tamamladı. İlk yazısı aynı yıl İkdam gazetesinde yayımlandı. Bu, İngilizce ’den tercüme bir yazıydı. Lise öğreniminden sonra İngiltere’de denizcilik öğrenimi yapmak istediyse de ailesinin ısrarı ile Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gördü. 1913’te İtalyan bir hanımla evlenerek İtalya’da kaldı ve resim öğrenimi gördü.
İstanbul'a döndüğünde gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başladı. Aile, 1914 yılında maddi sıkıntı içine girmiş ve babası Mehmed Şakir Paşa Afyon’daki Kabaağaçlı çiftliğine yerleşmişti. Babasının çiftlikte bir tartışma anında Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla vurularak ölmesi üzerine cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra baş gösteren verem hastalığından ötürü tahliye edildi.
1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak temin etti. Türk basınında kapakçılığın gelişmesinde katkısı vardır.
Dört asker kaçağının kadersizliğiyle ilgili olarak "Hüseyin Kenan" takma adıyla kaleme aldığı 13 Nisan 1925 tarihli "Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler" başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. ‘Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmak’ tan suçlu bulundu. Mahkeme Başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey'in önerisiyle kalebentlikle Bodrum'a sürüldü.
3 yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum'da tamamladı. Cezasının son yarısını İstanbul'da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum'dan uzak kalamadı ve Bodrum'a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı.
Bodrum'un antik çağdaki adı olan Halikarnas'ı mahlas olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat sahasına giren eserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazdı. İkinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye, üçüncü evliliğini Hatice Hanım’la yapan Cevat Şakir'in üç evliliğinden beş çocuğu oldu. Çocuklarının orta öğrenim çağına gelince, o yıllarda bu kasabada ortaokul bulunmaması sebebiyle ailesini İzmir’e nakletti. Yaşamını yazarlık ve turist rehberliği ile sürdürdü, rehberlik kurslarında da ders verdi. 13 Ekim 1973'te İzmir'de kemik kanserinden vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum'a gömüldü. Kabri Bodrum-Gümbet'teki Türbe Tepesinde manevi oğlu Şadan Gökovalı ile seçtiği yerde küçük bir müzesi ile birlikte "Halikarnas Balıkçısı Müzesi" adı altında bulunmaktadır.
1926'dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı'na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
Bodrum'da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu Mavi Yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi Yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolculuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır.
Kızı İsmet Kabaağaçlı Noonan, oğulları, Dr. Sina Kabaağaç ve Suat Kabaağaçlı'dır.
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Kitapları - Eserleri
- Aganta Burina Burinata
- Mavi Sürgün
- Anadolu Efsaneleri
- Anadolu Tanrıları
- Uluç Reis
- Turgut Reis
- Parmak Damgası
- Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek
- Merhaba Akdeniz
- Deniz Gurbetçileri
- Ötelerin Çocukları
- Merhaba Anadolu
- Altıncı Kıta Akdeniz
- Çiçeklerin Düğünü
- Dalgıçlar
- Anadolu'nun Sesi
- Gülen Ada
- Hey Koca Yurt
- Gençlik Denizlerinde
- Arşipel
- Sonsuzluk Sessiz Büyür
- İmbat Serinliği
- Yol Ver Deniz
- Düşün Yazıları
- Bulamaç
- Denizin Çağırışı
- Ege'den
- Yaşasın Deniz
- Alabandada
- Egenin Dibi
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Alıntıları - Sözleri
- “Vakit onu yaşatmayı bilmeyenleri öldürür.” (Mavi Sürgün)
- Kocadağ'ın tavrında ve sesinde, sahip olduğu otomobillerin, mal ve paraların büyük toplamı sırıtıyordu. İnsan onunla görüşürken, bir insanla değil, otomobillerle, mal ve toprakla ve para kasasıyla konuşmakta olduğu sanırdı. (Gülen Ada)
- “Yaşam öyledir ki; birlikte yaratılan, yaşayan ve büyüyenler birbirlerini seveceklerdir. Çünkü birbirlerini sevmekten başka her ne yaparlarsa, birbirlerinin celladı olarak birbirlerini öldüreceklerdir.” (Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek)
- Demincek dedim a; yalnızlıktan insanın yanına densizin biri gelince; ağaçlar, dağlar, taşlar örtünüp herkesin bildiği ağaç, dağ ve taş olurlar. (Ege'den)
- ''Ne güzel dünya.! Fakat güzelliğinin derinliğini kim sondalayabilirdi.?'' (Denizin Çağırışı)
- "Yaşayın arkadaşlar! Biz heheyt! Serdengeçti delikanlı korsanlarız! Ölürsek bile leş gibi ilaç kokan sinameki ve zencefil suları içerek ve kefen gibi ve mıymıntı yatak çarşafları arasında debelenerek değil, bir top aleviyle, bir kılıç şakırtısıyla, Allah diye gülerek çıkarız dünyamızdan!" (Uluç Reis)
- Herkes kendi vüs’u ve sa’yı kadarınca nasip alır. Eğer senin kabın az su alıyorsa, deryanın ne günahı var? (Mavi Sürgün)
- “… fenni akım asıl Anadolu’da İyonya’da başladı ve orada durdu.” (Anadolu'nun Sesi)
- Bugüne dek üzüldüğüm şeyler, üzülmeye değmeyecek şeylermiş. İşimde bir hafiflik, bir kurtuluş duyuyorum... (Gençlik Denizlerinde)
- Hiç bir şeye kadir değiliz: Hepimiz birbirimize benzeriz. (Altıncı Kıta Akdeniz)
- “İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar , göstermeyi bırakırlar ..” (Sonsuzluk Sessiz Büyür)
- Hastalık dediğin, karadan değil, hep denizden seyahat ederdi. (Deniz Gurbetçileri)
- Hellenistan şehirlerinde Roma işgaline değgin lağım yoktu. Lağım çukurları bile azdı. Herkes işini sokak köşelerinde yapiyordu. Sokrates bile entarimsi "kiton"unu kaldırıyor ve "Keyo" diyerek sokakta yapıyordu, küçüğünü de, büyüğünü de. Bu nedenden, şehirde arasıra veba gibi bulaşıcı hastalıklar nüfusu kırıp geçiriyordu. Hastalığın, kızan Tanrılar tarafından gönderildiği sanılarak Tanrıların gönlünü etmek için insan kurban ediliyordu. (Anadolu'nun Sesi)
- Sen nereye gidersin? -Bilinmezliklere Gemine bineceklerden ne ücret istersin? -Tamamen kendileri olmalarını. Peki yolcuların kimlerdir? -Her şeylerini bir hiç uğruna feda edenler. (Gülen Ada)
- "Yahu bu ne biçim dünyadır?" (Aganta Burina Burinata)
- yemek yer hazmederiz,yedigimiz yemek biz oluruz. (Denizin Çağırışı)
- “Hayatlarının bir safhasını kapayıp, bir başka safhasını açan insanların kederlenmemeleri imkansızdır. Ekseri denize açılan insanlar, yurtlarını ve sevgilerini karada bıraktıkları için, müteessir olurlar. Korsanların yurtları denizdi.” (Uluç Reis)
- İnsan ihtiyarlayınca gençlik hatıralarıyla geviş getiriyor. (Uluç Reis)
- Onda , herkeste arayıp arayıp da pek az bulduğum veya hiç bulamadığım ve yine özleyip durduğum bir şeyin pek çoğu vardı. (Aganta Burina Burinata)
- Birinci Artemisia, İsa'dan 480 yıl önce, tarihin en önemli deniz savaşına sahne olan Salamis adasında kendi filosuna, hem kraliçe, hem de amiral olarak doğrudan doğruya komuta etti. (Hey Koca Yurt)
Yorumlar
0 yorum