Kitap Künyesi
Yazar: Dücane Cündioğlu
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 978-605-4683-57-4
Sayfa Sayısı: 153
--reklam--
Mimarlık ve Felsefe Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İstemiyormuş gibi göründüklerine düşkünlüğün, tam da ortadan yarılmasının en temel nedeni. Hesaplaşmaktan kaçınmasının da. Bu mütereddit, bu endişeli, bu ikircikli hal Türkiye'nin gerçekte en büyük avantajı. Berzahta olmak onun yazgısı çünkü. Arafta kalmak. Bu nedenle doğu ile batı, geçmiş ile şimdi, din ile dünya, akıl ile kalb, kuram ile eylem arasında çırpınmak zorunda olmayı bir zaaf olarak görmemeli. İkisinden birini tercih etme, tatmin olma, huzura kavuşma kolaycılığına kapılmak yerine Türkiye bu kendine özgü çelişkilerin içerisinden dünyaya bakabilme ayrıcalığının hakkını vermeli. Diyalektiğin hakkını.
--reklam--
Mimarlık ve Felsefe Alıntıları - Sözleri
- Perde, gaflet perdesidir ey talibi Çiğ nefislere, ham ervaha uyup da eşyayı tekmelemeyi bırak artık! Sana ne badeden, sana ne camdan, boş ver gülü de sen sakiye dik gözlerini! Gözlerinde görüyorsan gözlerini, bekleme, hemen tut ellerini!
- İkilik olmadan aşk telâffuz edilebilir mi? Aslâ! Aşk zaten birliğe, birlemeye aşktır. Vuslata. Önce ikilik. Önce hicran ve firak. Önce zevâl.
- Türkiye muhakkak düşünmeyi öğrenecek, kuşku yok bunda. Yeniden. Asırlar sonra.
- İslâm irfanı, sadece canlılara değil, taşa toprağa da hürmet etmeyi emreder. Oysa biz İstanbul’u diri diri betona gömdük. Hem de başaşağı. Hâlimiz ortada, İstanbul’u bizden sonrakilere, bize bırakıldığı gibi bırakmıyoruz. İstanbul’a özgü bir irfanı ifade ve temsil etmeyi başaramadık, hakkıyla tecrübe bile etmedik. Şehrin her tarafına bayraklar dikmeyi vatan sevgisinin, minare hoparlörlerini sonuna kadar açıp sokak ortasında Tanrıya kurban sunmayı din sevgisinin tezahürü gibi görüyoruz ama İslâm irfanının bize öğrettiği nezahet ve zarafetin ne denli uzağına düştüğümüzü farketmiyoruz bile.
- Bencil insanın beğeni duygusu olmaz, der Immanuel Kant. Beğeni ve estetik, özü gereği toplumsallık duygusunu da gerektirir.
- Kapitalizm kazançtan gayrı hiçbir şeye kutsallık atfetmez. Esas olan kârdır. Kârın maksimizasyonu. Her ne pahasına olursa olsun, kâr! İyi, güzel, doğru, hepsi de masaldır kapitalisün gözünde. Kârlı mı, diye sorar tüccar, yanıt olumluysa, yoluna devam eder. Ayaklarıyla neyin üzerinde tepindiğini aklına bile getirmez. Telâfi edilemez ne hatalar yaptığının farkında bile değildir. Kâr, tıpkı kar gibi, hepsinin üzerini örter. Siyasetçi tüccarın gözüne bakıyor, tüccar ise siyasetçinin sözüne kulak kesiliyor, buraya kadar normal. Peki ama şu kâr lekesiyle kirlenmemiş hiç mi vicdan yok bu ülkede ki her geçen gün insanımız/ insanlığımız iğrenç beton kütleler arasında eridikçe eriyor? Kapitalizm seni betona gömüyor ey talib, farkında bile değilsin! Hem de bu sefer sarığıyla, cübbesiyle, seccadesiyle.
- Sanatçı, farkında olsun ya da olmasın dünyayı bir yerden kavrar, bir biçimde kavrar; daha kesin olarak söyleyecek olursak dünyayı ancak bir dünya- görüşü (Weltanschauung) dolayımında kavrayabilir. Tasavvuru kadarıyla ancak tasvir eder/edebilir. Dış dünyayı. Eşyayı. Ressam gördüğünü mü, bildiğini mi resmeder, tartışmalarını hatırlayınız lütfen. Bu çözümlemeye göre, ressam gördüğünü değil, aslında bildiğini resmeder. Bildiği kadarıyla resmeder. Marsilio Ficino ne diyordu: Ellerimizle değil, sevgili dostlarım,zihnimizle resmeder ya da biçim veririz. Sanat eserine sanat niteliğini kazandıran gerçekte eller değil, zihin. Daha Türkçesi: gönül. Öyleyse, önce tasavvur, sonra tasvir.
- Her bir NASIL bir NE tarafından taşınır. Biçimlenmemiş olan, fazla biçimlenmişten daha kötü değildir. Bunların ilki hiçtir, İkincisi ise yalnız görünüş. Gerçek biçim için, gerçek yaşam gerekir. Fakat ne zaten var olmuş, ne de düşünülmüş olan değil. Ölçüt işte burada yatıyor.
- İstanbul obezleşen bir şehir. Sağlıksız büyüme, sağlıksız nüfus artışı ve akıl almaz derecede göçmenlere peşkeş çekilen bir toprak hâzinesi. Şehir sanki kendisini yutanlan yutarak mütegallibeden intikamını aldı. Hareket etmekte zorlanan bir obeze dönüştü. Büyük şehirleri yıkan özel çıkarlardan çok genel çıkarların acımasız şiddeti oldu. Türkiye bu bağlamda birkaç kişinin özel çıkarını tanımadı bile; sadece devlet, geniş yığınları denetlenebilir modern bir toplum haline getirmek için toplulukların, yani göçmen akınlarınm toprak yağmasına göz yummak zorunda kaldı. Ülke koca bir beton(arme) mezarlık hâline geldi. Betondan kollar her yanı sardı; geçmişimizi, evlerimizi, simgelerimizi, hepsinden de önemlisi hayallerimizi.
- İnsan, ifade özgürlüğü sayesinde değil, irade özgürlüğü sayesinde insandır.
- Grek sanatında ışık daha çok işleniyor, gotik sanatta ise gölge. Yani Grek sanatı ışığı biçimlendirirken, gotik sanat gölgeye biçim veriyor.
--reklam--
Mimarlık ve Felsefe İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dücane Cündioğlu.. Farklı söylemleri,entelektüel bakış açısı ve yalnızlığı sevmesi ile tanınan bir düşünür. Uzun zaman önce bir makalede aynen şu ifadeyi kullanmıştı; Günümüz insanının en büyük 3 problemi; Okumamak;Araştırmamak ve Düşünmemek… Ve bu şablon hala gözümün önünde bir şerit gibi hayatıma yön veriyor. Bir de Özellikle Kur’an’a Dair incelemeleriyle ilgili kitaplarını okuduğumda o kadar netlik kazandırmıştı ki meal ile ilgili karmaşık kavramlarıma, işte o günden itibaren takdire şayan bir şahsiyet olduğunu düşünmeye başladım. Kitabına gelince; Mimarlık ve sanat üzerine kurulu ve bu doğrultuda kaleme alınmış bir eser..Osmanlı mimarisinden tutun Avrupa mimarisine kadar yazarımız detayları ile ilgili açıklamalarda bulunmuş.Günümüz mimarisinin geçmişte en güzel şekilde inşa edilen eserlerle alakadar olmadığını, şimdiki eserlerin sanatsal özelliklerinden ziyade sadece görselliğe hitap ettiğini ve eski sanat eserlerimizin de bu görsellik adına nasıl mahvedildiğini kendine özgü anlatımıyla çok güzel bir şekilde açıklamış.Bu doğrultuda şu an en çok merak ettiğim yer; Üsküdar Kuşkonmaz Camii.Yazarımızın bu kapsamda örnek verdiği tek tarihi eser. Tabii mimarlık üzerine fazla bir bilgim olmadığı için kavramları anlamakta zorlanmam eksi yönler ve kitap biraz ağır. Sonuç olarak ne olursa olsun Üstad düşünmenin hakkını yine vermiş. Keyifli okumalar… (Slh)
Dücane Cündioglu hocanın muhteşem üçlemesinin bir diğeri olan bu kitap. Şaşırtıcı derecede mimarinin aslında bir felsefe bakış açısıyla yorumlanmasını ve sosyal hayata nasıl etki ettiğini gösteriyor. Ayni zamanda mabed mimarisinin de toplum siyasetleri üzerinde naisl bir etki bıraktığını anlatıyor. İlgi çekici yönleri olduğu inkar edilemez. Felsefe severlerin ve mimarların okuması gerekir. (Kasım Hocalar)
Mimarlık ve felsefe insanı düsünmeye ve üzülmeye sevk ediyor. Gecmis ve gelecek arasinda ki baglantıyı yazar çok net bir dille anlatmış. Günümuze ışık tutması gereken bilgilerle geçmişi tahlil etmiş. Mimaride yapılan hataları ve yapılmaya devam edilenleri anlatirken işin daha derin kültür boyutuna girmiş.Her kitabinda oldugu gibi bu kitabinda da insanı yoğun düşüncelerle başbaşa bırakıyor. (ZeynepS)
--reklam--
Mimarlık ve Felsefe PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dücane Cündioğlu - Mimarlık ve Felsefe kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mimarlık ve Felsefe PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dücane Cündioğlu Kimdir?
1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.
--reklam--
Dücane Cündioğlu Kitapları - Eserleri
- Hz. İnsan
- Göz İzi
- Ölümün Dört Rengi
- Cenab-ı Aşk
- Motto
- Düşünce Düşlenir
- Daire'ye Dair
- Hakikat ve Hurafe
- Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
- Sanat ve Felsefe
- Sinema ve Felsefe
- Mimarlık ve Felsefe
- Akif'e Dair
- Söz'ün Özü
- Keşf-i Kadim
- Anlamın Buharlaşması Ve Kur'an
- Felsefenin Türkçesi
- Anlam'ın Tarihi
- Kur'an Çevirilerinin Dünyası
- Bir Mabed Bekçisi
- Arasokakların Tarihi
- Philo Sophia Loren
- Bir Mabed Savaşçısı
- Başörtü Risalesi
- Bir Kur'an Şairi
- Bir Mabed İşçisi
- Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset
- Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi
- Mehmet Akif'in Kur'an Tercümeleri
- Kur'an ve Dil'e Dair
- Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet
- Tarih ve Siyaset'e Dair
- Bir Mabed İşçisi
- Bir Mabed Bekçisi
- Bir Mabed Savaşçısı
--reklam--
Dücane Cündioğlu Alıntıları - Sözleri
- Ne var ki bu genç adam yalnızlık duygusundan hiç sıyrılamayacak, kendisini hep ayrı, aykırı hissedecek(…) (Bir Mabed Bekçisi)
- -Nurullah Ataç’a ithafen- “Nesir yok artık. Beyaz sayfaları kirleten kelime leşleri. Mabedin enkazı üzerinde hora tepen binlerce deli ve başlarında başsız bir heyulâ: Ataç” (Bir Mabed Bekçisi)
- Bil ki Kur’an, Arap Dili ve Arap Dili’nin üslub ve belâğatıyla nazil olmuştur. O nazil olduğunda Arapların hepsi Kur’an’ı anlıyorlardı ve onun bütün ayrı ayrı kelime ve terkiblerindeki mânâları biliyorlardı. Kur’an, tevhid’i ve dinî vecibeleri hâdiselere uygun olarak beyan etmek maksadıyla cümle cümle, ayet ayet inzâl ediliyordu...(İbn Haldun, 438) (Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı)
- Eller karıncalanmış. Karıncalar kanlanmış. Kabalar kalabalıklaşmış. Kalabalıklar kabalaşmış... (Hakikat ve Hurafe)
- Rüzgarda unutulmuş bir mum gibi hisseder hep kendisini; fânussuz, yani kimsesiz, yani çaresiz… (Bir Mabed Bekçisi)
- "İmam-ı Azam hazretleri ,"Kur'an'ı doğru okuyamayanlar için Kur'an'ın tercümesiyle namaz câiz olur " demiştir." (Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi)
- Modernleşme/Dünyevileşme projesinin dindarlık anlayışı, Maûn Sûresi'nde kendisine veyl olunan o gafletin ve riyakârlığın eşlik ettiği öte dünyada hesaba çekilme bilincinden yoksun, gösteriş meraklısı ortakkoşucuların dindarlık anlayışının aynısıdır. (Philo Sophia Loren)
- Dindar bilinç düşünmeyi bilmez, gücünün de zaaflarının da kökeni budur: düşünmemek, sadece inanmak. (Söz'ün Özü)
- Ülkemizde ne yazık ki fikirlere değil, sloganlara rağbet etmek daha revaçta. Slogan atmak daha cazip, daha kârlı, daha masrafsız bir yol; üstelik etkileyici de. Düşünen değil, etkilenen insanlar... Tartışan değil, saldıran hasımlar... Öğretmeye veya öğrenmeye talip olmak yerine aldâtmaya veya aldatılmaya müheyya aydınlar... (Keşf-i Kadim)
- Sizin anlayacağınız, aşılacak çok tepe var ve fakat henüz talib yok! (Kur'an Çevirilerinin Dünyası)
- ' daha insancıl, daha adil bir düzen istedim. Direndim, insanları daha mutlu görebilmek için. Yaşam da bu değil mi zaten ? Ben de yaşadım insan gibi. ' (Arasokakların Tarihi)
- Sanatın en başından itibaren yasayla, düzenle, genel ahlakla, hatta toplumla başının belada olmasının en temel nedeni bu serazadlığı değilse nedir? (Sanat ve Felsefe)
- Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı, bulman gerekeni sen kendinde aramalısın. (Cenab-ı Aşk)
- Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez. İtiraf etmek çok zor ama ne yazık ki böyle: tüm varlığımızla yinelenemez ve yenilenemez bir çevrimin içindeyiz. (Ölümün Dört Rengi)
- Hakikatte ise sevgi elbette yaşamın özüdür... (Sinema ve Felsefe)
- “Sanat halk içindir” tekerlemesi, “köylü efendimizdir” gibi bir klişe. Puşkin “mabedimden çekil” diyor sürüye; “sen tekmeden ve küfürden anlarsın.” | CM ~ Fildişi Kule’den (Bir Mabed Bekçisi)
- Şiirin arkasında kalmak başka, şiirin arkasına saklanmak daha başka. (Akif'e Dair)
- ... "kimi gülistan da gonca gül olur" imiş; kimi gonca güle har [diken] olur gider" imiş... (Daire'ye Dair)
- Yoksula, yetime, esire seve seve yedirirler; "Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, o suratsız kara günde Rabbimizin azabından korkarız" derler (İnsan: 8- 1 0) (Söz'ün Özü)
- İnsan insanı insanda tanır. (Hz. İnsan)
Yorumlar
0 yorum