Kitap Künyesi
Yazar: Yusuf Akçura
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9786051553849
Sayfa Sayısı: 256
--reklam--
Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
20. yüzyıl Türk fikir hayatının en üretken kalemlerinden Yusuf Akçura; Muasır Avrupa'da SIyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar kitabında yalnızca Avrupa'nın değil, bütün dünyanın seyrini değiştiren fikir akımlarını ve o fikir akımlarının "millet", "hürriyet", "müsavat" [eşitlik], "adalet", "emek" gibi o efsunlu kavramlarını tetkik ediyor. Yusuf Akçura; Türk tarihinin belki de en muhataralı, en sancılı döneminden yani "imparatorluk"tan "ulus-devlet"e geçilen yolda, en ufak bir panik emaresi göstermeden, Türk fikir ve toplum hayatını derinden etkileyen siyasi ve toplumsal fikirleri, ilk ortaya çıktıkları andan o güne kadarki mevcut durumlarına varıncaya dek tartışıyor. Akçura, hiç şüphe yok ki, yeni yüzyılın "kitle" yüzyılı olacağını erken müşahede etmiş ve "kitle"leri harekete geçiren büyük fikir akımlarını mercek altına alarak, bunların yeni Türk devletinin varlığını sürdürmesinde ne gibi katkıları olabileceğini tahlil etmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar Alıntıları - Sözleri
- Mağduriyet ve mazlûmiyet, elem ve ızdıraplar sürekli bir kurtuluş arar; mağdur ve mazlumlar sürekli bir kurtarıcı bekler ve onun geleceği ümidiyle teselli bularak yaşar. Dinlerin çoğunda bir kurtarıcıyı bekleyiş bulunur.
- Lâkin millet nedir? Millet denildiği zaman ne anlaşılmalıdır? Bu nokta üzerine Avrupa'da iki mektep (mezhep) vücuda geldi. Mektebin birisine göre millet bir devlete dâhil olmak isteyen insanlar toplamıdır. O hâlde bir memleketin ahâlisi kendi vicdânî arzularıyla hangi millete mensup olacaklarına karar verirse o milletten olur. Demek oluyor ki millet, üyelerinin irâdesiyle mevcuttur. Diğer mektep iddia eder ki millet irâde meselesinden hâriç olarak ırklardan doğal bir surette organize olmuştur. Aynı ırkın fertleri irâdeleri olmazsa bile birleştirilmelidir. İrâdî millet teorisi bilhassa Fransızlarındır. Irk teorisinin taraftarları bilhassa Almanya'da ve Rusya'da çoktur.
- Weitling'e göre, yeni insanlık cemiyeti, bir ihtilâlden doğacaktır. Zulüm ve sefâletten sıkıntı ve ızdırabın son derecesine düşen amele, ayaklanarak, mevcut cemiyeti alt üst edecek; ve o sırada, ya'ni ihtilâl ve hercümerc (kargaşa) esnâsında, bir büyük adam zuhûr ederek, tam komünizm kuruluncaya kadar olayları diktatörce idâre edecektir. Weitling, bu büyük adama "Yeni Mesih" namını veriyor. Bu yeni Mesih, birinci Mesih'in (Hz. İsa) tâlimâtını tamâmen yerine getirip tamamlamadan iktidar hâkimiyetini (ya'ni yeni tâbir ile diktatörlüğü) elinden bırakmayacaktır. Weitling de, Fransız hayâlci sosyalistleri gibi, ilkel Hıristiyanlığı, baskı altında kalmış sınıflarının komünizm kurmak gâyesiyle ettikleri bir ayaklanma ve ihtilâl şeklinde anlıyordu; ve kendisi, yeniden öyle bir kıyam ve ihtilâl oluşturmak istiyordu. Bu maksatla iki meşhur kitabını yazmıştır: Günahkâr Fakirin İncili ve Hürriyetle Ahengin Garantisi. Bu iki kitap, okuyanlarında çok derin te'sirler bırakmıştır.
- Şiîlik, Araplardan ziyâde İranlıların ruh ve zekâsıyla ortaya çıkmıştır. Şiîlik bir bakıma, İran'ın Arabistan'a karşı îtiraz ve ayaklanması demektir: Tamâmen Arap ve Kureyşî olan tâcir-aristokrat Benî Ümeyye (Emevîler) aleyhine, Arap olmaktan ziyâde Müslüman olan Benî Hâşimî (Abbasîler), âl-i Abâ'yı (Ehl-i Beyt'de denebilir.) tutan ve bu suretle Hâşimî ve Alevî (Ali'ci anlamında) kıyam ve ihtilâllerine en çok katılanlar İranlılardır.
- Karl Marx'a yalnız bir sosyalist mektebinin başı demek yeterli değildir. Bütün dünyâda mevcut sosyalistlerin büyük çoğunluğu, onun uzaktan veya yakından öğrencileridir. Diğer sosyalist mektepleri, Marksizmin yanı başında çok küçük ve ehemmiyetsizdir.
- Marx'ın istikbâle dâir bütün iddiası şudur: Târihi geçmişin tetkikinden çıkarılan kanunlara bakılırsa, mevcut cemiyetin evrimi, onun harâb olmasıyla sonuçlanacaktır. Ve bu harâbiyet, "kendi kendini tahrip etmek" sûretinde olacaktır. İpek böceğinin biçim değiştirmelerinde, sonraki şekil, önceki şekli nasıl yok ederek ortaya çıkıyorsa, insanlık cemiyeti dâhi, komünist bir cemiyet hâline dönüşerek, burclu (burjuva) cemiyetini tahrip etmiş olacaktır.
- Louis Blanc'ın nazarında iktisâdî fenâlıkların cümlesi, rekâbetten kaynaklanmaktadır: Amelenin sefâleti, ahlâkî düşüşü, cinâyetlerin çoğalması, fuhuşun yaygınlaşması, sanâyideki krizler, milletler arasındaki çekişmeler ve muharebeler, hepsi, hepsi rekâbetin sonuçlarındandır. Rekâbet, insanoğlunun imhâsına dâvetiye çıkaran sakat bir usüldür; hattâ rekâbet, burcluların (ya'ni burjuvazinin) bile fakirleşmesine ve sonunda harap olmasına sebep olacaktır. Bundan dolayı toplumsal yapıyı rekâbete değil, iştirakçilikte (ortakçılık, komünizm) toplanmak, dayanışmak îcap eder.
- Buna rağmen komünizm hakimiyeti, İran'da 30 sene kadar devam etmiştir. Fakat en nihayet Kisra Kubad'ın ve mezhebin başı mazdak'in ve 400.000 taraftarının katliyle sonuçlanan büyük bir çarpışmadan sonra, şahsi mülkiyet taraftarları galip gelebilmişlerdir.
--reklam--
Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir Türk münevverinin gözünden 1920'lerin fikir alemi: Muasır Avrupa'da Siyasi ve İçtimai Fikirler Ve Fikri Cereyanlar: büyük Türk fikir adamı ve siyasetçi Yusuf Akçura'nın 1923 senesinde yazdığı kitaptır. Kitaptan önce Yusuf Akçura'nın hayatından bahsetmek istiyorum. 2 Aralık 1876'da Kırım Türklerinden aristokrat bir aileye mensup olarak doğdu. Babasının ölümü üzerine Annesiyle İstanbul'a göç ettiler. Harbiye Mektebinde öğrenciyken Türkçülük hareketlerine katılmaktan dolayı askerlikle ilişiği kesildi ve Fizan'a sürüldü. Sürgünden kaçıp Fransa'da Siyasal bilgiler okuluna devam etti ve "Osmanlı saltanatı kurumları tarihi üzerine deneme" adlı teziyle okuldan üçüncü olarak mezun oldu. Yurda dönmesi yasak olduğu için amcasının yanına Kazan'a gitti. Oradayken yayımlandığı zaman büyük bir etki yaratan daha sonra da Türkçülük akımının kilometre taşlarından sayılan "üç tarz-ı siyaset" adlı makalesini yayımladı. 2. Meşrutiyetin ilanına kadar Rusya'daki Türklerin aktif siyasete katılması mücadelesini verdi. 1908'de Rusya'daki durumun belirsizleşmesi ve Osmanlı'da 2. Meşrutiyetin ilanı üzerine İstanbul'a döndü. 1912'de Türk Ocağı'nın kuruluşunda aktif rol aldı. 1918'de Rusya'daki Türk esirlerin kurtarılması için Hilal-i Ahmer Cemiyeti temsilcisi olarak Rusya'ya gitti. Yurda döndükten sonra milli mücadeleye katılmak için Anadolu'ya geçti. 1923 senesinde İstanbul milletvekili seçildi, 1931 senesinde Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda rol aldı ve bir sonraki yıl kurumun başına getirildi. 1. Türk Tarih Kongresini yönetti. 11 Mart 1935 günü kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Bu büyük Türk fikir ve siyaset adamı "Muasır Avrupa'da Siyasi ve İçtimai Fikirler Ve Fikri Cereyanlar" adlı eserinde o dönem Avrupa'sında etkili olan Milliyetçilik, Liberalizm, Eşitlikçilik ve Sosyalizm'i tarihsel köklerine inerek, önemli fikir adamlarından alıntılar yaparak, objektif ve akıcı bir anlatımla tahlil etmiştir. 1923 senesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin de kurulduğunu bildiğimiz üzere genç cumhuriyetin kılavuz metinlerinden birisini okuduğum kanısındayım. Yusuf Akçura o dönemin ötesinde gerçek bir Türk aydınıydı ve Atatürk'ün fikir dünyasında, cumhuriyetin temellendirilmesinde Ziya Gökalp gibi Mehmet Emin Yurdakul gibi son derece etkili bir isimdi. Dürüst olmak gerekirse bu eserin genç cumhuriyete nasıl bir etkide bulunduğu hakkında bir araştırma yapmadım ancak yine de bu kitap o dönemin savaştan yeni çıkmış Türkiye'sinde yazılmış ve siyaset üzerine yol gösterici bir kılavuz kitap niteliğindedir ve yıllar içerisindeki devrimlere baktığımızda Yusuf Akçura'nın fikirlerinin de Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda etkili olduğu fikrim kuvvet kazanmaktadır. Kitap her ne 1923 senesinde de yazılmış olsa içindeki kimi sorunlar ve çözüm önerileri halen güncelliğini korumaktadır. Siyasete ve siyasal tarihe ilgi okurlar için giriş seviyesi bir kitap olarak kesinlikle önerebileceğim bir kitaptır. Ötüken Neşriyatın kitabın günümüz Türkçesiyle olan basımını ve orijinal metnini aynı baskıda toplaması da bence takdire şayan bir harekettir. Bu kitabı siyasete giriş yapmak isteyen Türkçülüğün bu büyük fikir adamını daha tanımak isteyen herkese şiddetle öneriyorum. Hoşça kalın kitapla kalın arkadaşlar. (HAGY)
Yusuf Akçura'nın şahsen bir şâheserini daha okumaya muvaffak olduk. Bu kitap özellikle Fransız ihtilâli sonrasında oluşan fikirlerin ve akımların bir özeti mâhiyetindedir. İşlenen konular milliyet, hürriyet, eşitlik ve sosyalizmdir. Bilhassa sosyalizm bolca işlenmiş olup 3 kısma ayrılmıştır. Müellif sosyalizmin ilk, orta ve yeni çağlardaki benzeri hareketleri de işlemiştir hattâ İslâm dünyâsında da sosyalizm tezâhürleri ile ilgili epey değerli bilgilere sâhip bir eser kaleme almıştır dersek hatâ etmeyiz. Tüm bu akımların müspet ve menfî yönleri "kısaca" ele alınıp okura da yine "kısaca" verilmeye çalışılmıştır. Konular ile ilgili olanlar için ileri okuma kaynakları elbette gereklidir. Burda amaç bu fikrî akımları tanımak ve tanıtmaktır. Sosyalizm hakkında oldukça bilgi verilmiş ve bu doktrinin hatâ ve sevapları da tetkik ve tahlil edilmiştir ki okuyucu zâten anlayarak okursa kendisi de bu tetkik ve tahlil ister istemez dâhil olacaktır. Keyifli okumalar. (Basatbeg)
--reklam--
Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yusuf Akçura - Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yusuf Akçura Kimdir?
Yusuf Akçora, Kazanlı Yusuf Akçora (Tatarca: Yosıf Aqçura; d. 2 Aralık 1879[1] Ulyanovsk, Simbir - ö. 11 Mart 1935 İstanbul), Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden olan Tatar yazar ve siyaset adamı.
Türk Tarih Kurumu’nun kurucu üyelerindendir. TBMM'de 2, 3 ve 4. dönem İstanbul milletvekili, 5. dönemde 1935'te Kars milletvekili olarak mecliste yer almıştır. 1904 yılında yayımladığı Üç Tarzı Siyaset adlı makalesi Türkçülük akımının manifestosu kabul edilir.
Akçora’nın Türkçü düşünce tarihindeki yeri, çağdaşı olan Ziya Gökalp'in gölgesinde kalmıştır fakat Mustafa Kemal Atatürk’ün çalışma arkadaşı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel yapısının oluşmasında katkıları olmuştur.
Yusuf Akçora'nın Türkçü fikirleri, Sovyetlerin çökmesi ve Orta Asya'daki Türk Devletleri'nin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla yeniden güncellik kazanmıştır.
--reklam--
Yusuf Akçura Kitapları - Eserleri
- Üç Tarzı Siyaset
- Türkçülüğün Tarihi
- Suriye ve Filistin Mektupları
- Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri
- Siyaset ve İktisat
- Muasır Avrupa'da Siyasi ve İctimai Fikirler ve Fikri Cereyanlar
- Şark Meselesine Dair
- Türk Devriminin Programı
- Hatıralarım
- Cengiz Han
- Darülhilafet Mektupları
- Türk Yılı 1928
- Tarih-i Siyasi
- Damolla Âlimcan el-Barudî
- Zamanımız Avrupa Siyasi Tarihi
- Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi
- Aydınlara Düşen Vazife
- Birinci Dünya Savaşı Sonrası Rusya’da Esaret yılları
- Yeni Türk Devletlerinin Öncüleri
- Türk Cermen ve İslavların Münasebat-ı Tarihiyeleri
--reklam--
Yusuf Akçura Alıntıları - Sözleri
- XIX. asır iptidasından başlatmak doğru olur. Bu dağılmanın birçok amilleri vardır; bu amillerin bizce en mühimleri şunlardır: 1. - Garp müverrihlerinin Reformation ve Renaissance dedikleri fikri hareketin, XV. ve XVI. asırlarda, Garpta zuhur edip yayıldığı zaman, medeniyetçe Hıristiyan Garba mütefevvik bulunan İslam Şarkın ve onun aksamından bulunan Osmanlı müslüman camiasının başka dillerle konuşup başka mezheplere tabi bulunmasından dolayı, bu harekete iştirak etmemiş olması; 2. - Garp kavimlerinin geniş denizlere seferler tertip edip, müstemlekeler elde ederek servet ve marifetlerini arttırdıkları XVI. asırda, Osmanlıların bu Avrupa hareketine tamamen iştirak edememeleri; 3. - Rönesansın, Reformasiyonun, denizaşırı kıt'alara yayılmanın, elhasıl yeni kurunu orta kurundan ayıran bellibaşlı hareketlerin Avrupa hıristiyan halkında husule getirdiği fikri ve ilmi intibah ile servet artmasından neş'et eden maddi ve manevi tefevvuka umumiyetle İslam Şarkın, hususile Osmalı aleminin muvaffakıyetle karşı koyacak vasıtalardan mahrum kalması; 4. - Büyük devletlerin cümlesi gibi muhtelif dinlere, mezheplere inanan, muhtelif dillerle konuşan birçok kavim lere hakim Osmanlı İmparatorluğunun tebaasını, maddi, manevi tesirlerle uzlaştırarak birleştirmeğe muvaffak olamaması; 5. - İmparatorluğun çok geniş sahaya yayılmış bulunması, merkezi kuvvetin bütün memleketlere kat'i bir kontrol yapmasını, o zamanki muhabere ve muvasala vasıtalarına nazaran imkan haricine çıkardığından, iyi ve muntazam bir idarenin kabil olamaması; 6. - Türklerde tabii bir haslet olan istila ve tevessü arzusunu, ihtişam ve azamet emelini tatmin ve gittikçe genişliyen memleketin mu'dil idaresini temin için, o zamanki usullerle dahilden toplanan varidatın kifayet etmemesinden naşi, harp ve istilaların bir varidat membaı sayılarak. sonu gelmiyen harplere girişilmesi; 7. - Bu mütemadi harplerin devlet bünyesini zafa uğrattıktan başka, sulh devirlerinde idare ve intizamın bozulmasına bir sebep teşkil etmesi; 8. - XVII. asır ortalarından sonra, harplerin varidat membaı olmaktan ziyade büyük masrafları mucip olması; 9. - XVII. asır sonlarındaki Viyana ricatinden itibaren harp ve sulh inisiyativi artık Osmanlı Devletinin elinden çıkmış olduğundan komşu devletin ardı arası kesilmiyen taarruzlarına mukabele etmek için hazırlanmak zarureti hasıl olan orduların, edilmek lazımgelen harplerin hemen hiç bir varidat temin etmeksizin ancak devletin askeri ve iktısadi membalarını çok daraltmağa sebep olması; 10. - XVII. ve XVIII. asırların muvaffakıyetsiz harplerile, Devletin mühim varidat temin eden ve ahalisinin ekserisi hıristiyan olan eyaletlerinden bir kısmı elden çıkmakla beraber, devletin kudret, nüfuz, şeref ve sultasının da çok rahnedar olması; 11. -- Kanuni Süleyman zamanında temeli atılıp, Mahmut 1. devrinde vazih ve kat'i bir şekil alan Kapitülasyonlar, Osmanlı Devletinin harici ticaretinde Osmanlı tebaasının çok zarar görmelerini bais olduğu gibi, Şark sularında Fransız sancağına daha sonraları Felemenklilere, Venediklilere ve İngilizlere verilen imtiyazların da Osmanlı tüccar gemilerinin inkişafına engel teşkil etmesi; 12. - Kapitülasyonlarla gayri müslim Osmanlı tebaasının bir nevi himayesine hak kazandıklarını iddia eden ecnebi devletlerin tesirlerile, muhtelif mezheplere mensup hıristiyan tebaasının hükumet tarafından idaresinde birtakım müşkülatın yüz göstermesi; 15. - Osmanlı Devletinin zayıflamasından fırsat bulan ecnebi devletlerinin Kapitülasyonlarda münderiç bazı maddeleri fazla serbest tefsire başlıyarak, Osmanlı tebaası hıristiyanları himayeye kalkışıp onları metbu devletlerine karşı itaatsizliğe teşvik etmeleri; 14. - Fatih zamanında İstanbul Rum Patrikliğine bahş ve ihsan olunan imtiyazları, Rum Patrikhanesinin mütemadiyen tevsie çalışması ve hıristiyan tebaanın, herhangi cins ve mezhepten olursa olsun, cümlesi üzerine pek geniş olan sultası ile de iktifa etmiyerek, adli, idari ve hatta siyasi hususlarda daha geniş iddialara kalkışması; 15. - Rum Patrikhanesinin gölgesi altında üreyip artan Fenerli Rum Beylerinin, çok defa Osmanlı Devletinin harici siyasetinde ve mali işlerinde mühim mevkiler tutarak, bu kudret ve nüfuzlarını bazan Osmanlı menafiine münafi bir surette kullanmaları; 16. - Harplerin mağlubiyetle kapanmasından dolayı, iktısaden alettevali zararlara uğrıyan Osmanlı içtimai heyetinde husule gelen hoşnutsuzluk ve tezebzübün ve idarei hükumette iktısadi sıkıntılardan naşi, gittikçe artan suiistimallerin neticesi olarak, hükumetle ahali arasında imtizaç ve ahengin eksilmesi; alelhusus hıristiyan tebaanın gerek dahili sıkıntılar, gerekse harici propagandalar tesirile Osmanlı camiasından ayrılmak emel ve arzularının kuvvetlenmesi, nihayet bunların fili hareketlere bile kalkışmaları; 17. - Osmanlı devletinin siyasi, adli ve idari teşkilatının esaslarından biri olan İslam şeriatinin zaman ve mekana göre terakki ve tekamül ettirilememesinden naşi, devleti ve içinde bulunan kavimleri idareden aciz kalması; 18. - Gerek merkezde, gerekse vilayetlerde adaleti tevzi ve saltanatı temsil eden makamların şeriata ve kanuna muğayir keyfi hareketlerinin artması ve binnetice zulmün, irti kap ve irtişanın meydan alması; 19. - Şeriat esaslarına göre tanzim olunan mektep ve medreselerin, XVII. asırdan itibaren garpta inkişaf eden serbest ulumu benimsiyemediğinden dolayı, müslüman Osmanlıların medeni tekamüllerine kafi derecede hizmet edememesi, hatta bu mektep ve medreselerin XV. ve XVI. asırlarda bulunduğu seviyeden aşağı düşerek ilim ve marifetçe Osmanlıların garbe nazaran geri kalmalarına sebep olması; 20. - Garpte Rönesanstan sonra, üniversiteler, yani medreseler mütemadi terakki ve inkişaf ettikten ve dini alakalar dan yavaş yavaş sıyrılmağa yüz tuttuktan başka, ayrıca ihtisas mektepleri, mesela barbin usul ve kaidelerini, gemilerin inşasını, top ve tüfek imal ve istimalini, istihkam hafir ve tanzimini öğreten mektepler açılmış iken Osmanlı memleketlerinde ve umumiyetle şarkta, XVIII. asır sonlarına kadar böyle teşebbüslerin hemen hiç vaki olmaması; 21. - Harplerde muvaffakıyetsizliklerin, idarede tezebzüplerin, maliyede sıkıntıların, adliyede adaletsizliklerin, hükümdarlarda zaf ve aczin, ulum ve maarifte inhitatın tabii bir neticesi olmak üzere cehil ve taassubun hakim mevkie geçmesi ve her nevi teceddüt ve terakkiye mümanaat edebilecek bir kuvvete malik olması; 22. - XVIII. asırda buhar kuvvetinin ve buharlı makineler, imalinin garpte keşfolunarak XIX. asır başlarından itibaren Oarpte servetin tezayüt ve temerküze başlaması ve bu suretle Garbin Şarka karşı korkunç bir iktısadi tefevvuk kazanması; nihayet garpte büyük sanayi sermayesinin ve buharlı büyük sanayiin mütemadiyen inkişafı esnasında, şarkın küçük sermaye ve sanayi seviyesinden yükselemiyerek, sermaye ve sanayi sahasında, yani siyasi ve içtimai hayatın ruhu demek olan bir sahada, şarkın garpten çok geriye kalması. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
- Emperyalistlerin “ Doğu meselesi” adını verdikleri mesele , O’na ( Yusuf Akçura’ya) göre, Mazlumlar Dünyasından bakıldığı zaman “ Batı Meselesi” idi. (Türk Devriminin Programı)
- Cengiz, Türklerin en güzîde bir sıfatı olan tab’-ı selîme [doğru/sağlam karaktere], kavrayışlı nazara kemâlen mâliktir. (Cengiz Han)
- Kadîm ve köhne bir medeniyet sâhibi olan İranîler gürültülü cenkten çekilip fikrî uğraşılarla ve malî ve ticarî işlerle meşgul oluyorlar, Sâmî asıllı Araplar ise akıllara hayret veren ilk genişlemeleri ile kazandıkları servet ve refahtan zevkyâb olmayı harb ve darb ile iştigale tercih ediyorlardı. Sanatı askerlik olan Türk’e gelince, o, kavgadan hiç bıkmıyordu. (Şark Meselesine Dair)
- Arap genci ile benim İslâm’ı algılamamız arasında çok büyük bir fark vardır. O, İslam’ı, Yahudilik gibi milli bir din olarak düşünmekte, bense umumi, cihanşümul (beşerî) bir din olarak anlıyorum. Arap da İslâm’ın tüm insanlığa yayılmasını çok istiyor; ancak, aynı zamanda “ Araplık da Yayılsın!...” diyor; “ Müslüman olan herkes Arap olsun, bütün İslâm dünyası bir Arap imparatorluğuna bağlansın “ diyor. (Mektuplarla Suriye-Filistin-Kudüs Seyahati ve Siyonizm Meselesi)
- ‘’Hanımlar, Efendiler! İçinde yaşadığımız büyük tarihi devreyi kişiliğinde cisimleştiren Büyük Adam’ın emir ve kumandası altında birleşen harp erleri, Türk milletinin hayatını muhafaza içgüdüsünü dahiyane idare ederek, şahidi olduğumuz askeri zaferleri temin ettiler. O Büyük adamın etrafına toplanan tam şuurlu, açık kanaatli aydınlar da, yine milletin hayatını muhafaza içgüdüsüne dayanarak çağdaş Türk devletini kurabilirler. Türk aydınlarının bugünkü vazifesi, işte bu muazzam işe el birliğiyle, dağılmaksızın sarılmak ve yan çizmelere kapılmaksızın birlik halinde çalışmaktır.’’ (Aydınlara Düşen Vazife)
- Driyo diyor ki: "16. asır Türklerin büyük asrıdır. Adriyatik Denizi'nden Ganj'a, Bengale Körfezi'ne, cenubi Rusya isteplerinden, Türkistan'dan Arabistan ve Sahra kumluklarına kadar muhtelif Türk kabileleri kendilerine Garp İmparatorluğu'ndan da, Makedonya İmparatorluğu'ndan da vasi bir İmparatorluk kurdular." (Şark Meselesine Dair)
- Önceden beri Suriye halkının ahlâkının kötü olduğunu işitiyordum. Bunlara aldatıcı, dolandırıcı, hilleci diyorlar. Seyahate gidenlere, insanı suya batırmayan, ateşte yakmayan dualıklar kadar gerekli bir kitap, “seyahat rehberi”nde bu konuda şöyle yazıyor: Kalabalık yerlerde cüzdanınıza sahip olunuz, bir şey satın alırken pazarlık yapın, geri verilen paranın doğru olduğuna, sahte olmadığına dikkat edin... Ve başka şeyler yazmakta. (Suriye ve Filistin Mektupları)
- Türklerin büyük çoğunluğu geçmişlerini unutmuşlardır. Bu nedenledir ki, her şeyden önce bir ulusal bilinç uyandırmak ve yaratmak gerekecektir. (Üç Tarzı Siyaset)
- Bugün de olduğu üzere, küçük çocukları evlerinden büyükçe bir kişi refakatinde mektebe götürüp getirmek, medresede aynı yaştaki çocukların istirahat ve oyunlarına, birbirlerine olan davranışlarına dikkat ve nezaret etmek, nihayet ders sonunda evlerine iletip teslim etmek gibi nizamlar tabii o zamanlar hiç yoktu. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
- İnsan, gerçek kitap olan tabiat ve eşyayı okuyup ondan ilmi keşfedebilmeli; yazıya, söze bağlanıp esir kalmamalı, kısaca her kişinin ideali bizzat kaşif olmak, insaniyete faydalı bir fikir veya şey icat etmek olmalıdır. (Damolla Âlimcan el-Barudî)
- hayat zaten zindan değil mi!.. (Hatıralarım)
- "Muharebelerde taraflar birbirine hiç acımaz; muharebeye aşure dağıtmak için gidilmez." (Cengiz Han)
- Seccadeyle alnım arası yazılan tüm dilekçeler cevapsız kaldı. (Hatıralarım)
- Karadeniz ve Kafkas dağlarının şimalinde, ya doğrudan doğruya saltanat merkezinden idare olunan yahut Osmanlı sultanlığına tâbi Kırım Hanlığı ülkesinden sayılan kıt'alar, XVIII. asrın sonlarına değin vaziyetlerini muhafaza ettiler. (Osmanlı Devleti'nin Dağılma Devri)
- Her hayat,ancak diğer hayatları bitirmekle ancak devam edebilir.İşte bu "tenazû-ı bekâ","cidal-i hayat" gibi muhtelif suretlerle lisanımıza geçen "Struggle for life" kanun-ı azîm-i tabi'yyesidir. (Şark Meselesine Dair)
- İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
- İnsan zaten neyi ararsa çoğunlukla onu bulur! (Türk Devriminin Programı)
- "Birtakım kûteh nazarların(kısa görüşlerin) işbu beyânâtıma bir nazar-ı hayretle bakacaklarını iyi biliyorum;fakat zaman bu sözleri şerh ve tefsîr edince,erbâb-ı zekâ (zeka sahipleri), şu sözlerin ne kadar doğru olduğunu elbette tasdîk edecektir." (Türkçülüğün Tarihi)
- Darbe-i devlet, bir devlette mevcut kuvvetlerden birisinin, meselâ: hükümdârın, ya da millet meclisinin (yâhut ordunun ve sâir) yasanın kendisine verdiği hukukun dışına çıkıp, bir harekette bulunmasına denir. (Darülhilafet Mektupları)
Yorumlar
0 yorum