Kitap Künyesi
Yazar: Pierre-Joseph Proudhon
Çevirmen: Devrim Çetinkasap
Yayın Evi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9789944888554
Sayfa Sayısı: 282
--reklam--
Mülkiyet Nedir? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865): Anarşist tezleri ile tanınan ünlü Fransız düşünürü. 1840'da yayımlanan Mülkiyet Nedir? adlı ilk eserinde mülkiyeti hırsızlık olarak tanımlamasıyla ün kazandı. Bugünün toplumlarının da, hiyerarşik ilkel toplumların da varoluş koşulunun anarşi olduğunu öne süren Proudhon, 1848'de
Kurucu Meclis'e seçildi. 1849'da karşılıksız kredinin mümkün olacağını göstermek üzere halk bankasını kurdu. Ne var ki bu kurum çalışamadı. Daha sonra iktisadi konular yerine sosyal ve siyasi konularda çalışmaya yöneldi. Federasyon İlkesi Üzerine adlı eserini yayımladıktan bir süre sonra öldü.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Mülkiyet Nedir? Alıntıları - Sözleri
- Çalışma bir koşul mudur, yoksa bir mücadele mi?
- Ve siz, iğrenç kanunların kahrolmuş kurbanları! Gülünç bir dünya sizi yağmalıyor ve hakaret ediyor! Sizin emeğiniz her zaman karşılıksız ve dinlenmeniz ümitsiz olmuştur, cesaretinizi kuşanın! Gözyaşlarınız sayılı! Babalar ıstırap ekti, çocuklar neşe biçmeli!
- Günün birinde kendi kendime, toplumda neden bunca acı ve sefalet var diye sordum. İnsan ebediyen mutsuz olmaya mahkum mu?
- Özgürlük ise dokunulmazdır. Özgürlüğü ne satabilirim ne de devredebilirim; özgürlüğün devredilmesini veya askıya alınmasını konu alan her sözleşme, her akit şartı hükümsüzdür. Özgür bir toprağa ayak basan köle, o andan itibaren artık özgürdür. Toplumun bir suçluyu yakalayıp özgürlüğünden mahrum bırakması meşru müdafaa durumdur. Çünkü toplumsal sözleşmeyi bir suç ile ihlal neden her kim olursa olsun kendini toplumun düşmanı ilan etmiş olur; özgürlüğüne tecavüz ettiği başka insanları kendi özgürlüğünü ortadan. kaldırmaya zorlamış olur. Özgürlük insan olmanın birincil şartıdır ve kişinin özgürlüğünden vazgeçmesi insaniyetinden vazgeçmiştir; o noktadan sonra nasıl insanca bir eylemde bulunabilir?
--reklam--
Mülkiyet Nedir? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İnsanoğlu sağlam ayakkabı değildir (:: Pierre Joseph Proudhon kimdir? Proudhon; Hegel, Saint Simon, Rousseau, Cicero gibi isimlerden etkilendiği kadar Karl Marx, Mikhail Bakunin, Leo Tolstoy (liste de ismini görmek şaşırttı Tolstoy beyfendi :) gibi isimleri de etkilemiş bir kişilik. Proudhon'un ekonomik düşünceleri, Karl Marx tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş, bu tartışma ve eleştiriler Marx'ın ekonomik sisteminin temellerini oluşturmuş. Aynı zamanda Proudhon kendini "anarşist" olarak adlandıran ilk kişi, ilk anarşist düşünür olarak nitelendirmiş. Bugünün toplumlarının da hiyerarşik ilkel toplumların da varoluş koşulunu anarşi olduğunu öne sürmüş. [Bu konuda ufak bir parantez açıp anarşi kavramına sadece tanım olarak kısacık değinmek istiyorum. Zaten yeterince geniş, ayrıntılı ve karmaşık bir başlık üstelik bir de ben girip, konuyu dağıtıp, dallandırıp budaklandırarak, çıkılmaz hâle götürüp, kafa karışıklığı yaşatmaya hiç niyetim yok! (: ] Peki nedir bu anarşi(zm)? Anarşizm, (Antik Yunanca'da an "-sız, olumsuzluk eki" ve archos "yönetici" sözcüklerinden türetilmiştir, yöneticisiz anlamına gelir) toplumsal otoritenin, tahakkümün, erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir. Bu hareketler genellikle, merkezi politik yapılar, üretim araçlarının özel mülkiyeti ve ekonomik kurumlar yerine toplumsal ilişkilere dayanan gönüllü etkileşim ve özyönetimi savunur, özgürlük ve otonomi ile karakterize edilen bir toplumu arzular. Bu felsefeler, anarşi terimiyle özgür bireylerin gönüllü etkileşimine dayanan bir toplumu, bireylerin ve toplulukların alınan kararlardan etkilendikleri ölçüde söz sahibi olması düşüncesini ifade eder. İnsanlar daha önce göklerde aradığı mistik dünyanın aslında üzerinde yaşadıkları dünya olduğunun farkına varmaya ve bu dünyaya gelişlerinin bir “misyon” değil de “rastlantı” olduğunu düşünmeye başladılar. Bir anlık da olsa, kafalarda “öteki dünyanın” olup olmadığı kuşkusu doğmaya başladı. Bir başka kuşku da her türlü “izm”lerde bir yönetici tabakanın olmasıydı. Buna da anarşistler “hayır” diyorlardı. Bu asla, Tanrıya bir başkaldırı veya ona bir inançsızlık anlamı taşımıyor elbette. Daha çok, ucu hep açık kalan, kalmak zorunda olan felsefi doktrinlerin tükenişinin yansıması olarak yaşanıyordu. «Şayet "kölelik nedir?" sorunda cevap vermem gerekseydi ve tek kelimeyle, kölelik cinayettir deseydim, ne kastettiğim derhal anlaşılırdı. Bir insandan düşünme yetisini, iradesini, şahsiyetini almak kudretinin hayat memat meselesi olduğunu ve bir insanı köleleştirmenin onu öldürmek olduğunu göstermek için uzun söze hacet olmayacaktı. Öyleyse niçin "mülkiyet nedir?" sorusuna, anlaşılacağımdan emin olarak, hırsızlıktır diye cevap veremiyorum; ne de olsa ikinci soru ilkinin şekil değiştirmiş halinden ibaret değil mi?» Pierre-Joseph Proudhon s 15 «Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip “bu bana aittir” diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu. Bu sınır kazıkların söküp atacak ya da hendeği dolduracak, meyvelerin herkese ait olduğunu, toprağın ise kimsenin olmadığını haykıracak olan adam, insan türünü nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden, nice yoksulluklardan ve nice korkunç olaylardan esirgemiş olurdu.» Jean-Jacques Rousseau «Ne atomlar, ne ruhlar hiçbiri iç içe geçmez. İşte bu yüzden herhangi bir şey, bir ötekine sahip olamaz. İster gerçeklik söz konusu olsun ister bir mendil hiçbir şey sahiplenilemez. Mülkiyet hırsızlık değil, bir hiçtir.» Fernando Pessoa Mülkiyet nedir, zilyetlik nedir, adalet, eşitlik, ahlak, özgürlük nedir, koşulların eşitliği ile hakların eşitliği insanın insan üzerindeki otoritesi hak mıdır, (yahu şafağı önce gördü diye övülür mü hiç insan değil miydi işin özü, gözün yükseklerde olsun ama aşağıdakileri de asla unutma!) ücretler işle orantılı mı olmalıdır başka deyişle daha fazla çalışanın daha fazla kazanması adil midir, çalışma bir koşul mudur yoksa bir mücadele midir, servetlerin eşitliği ile deha arasındaki ilişki vb birçok soru ve cevaplarına erişebileceğiniz ayrı başlıklar altında toplanmış 5 bölümden oluşmuş kitaptır; Mülkiyet Nedir? Proudhon'un mülkiyetin imkansızlığı üzerine ortaya attığı 10 önermesi aslında kitabı özetler niteliktedir: -Mülkiyet olanaksızdır, çünkü yoktan bir şey üretmeye çalışır. -Mülkiyet olanaksızdır, çünkü mülkiyetin geçerli olduğu her yerde üretim değerinden daha pahalıya mal olur. -Üretim mülkiyetten dolayı değil, çalışmadan dolayı olduğundan, mülkiyet olanaksızdır -İnsan öldürücü olduğundan (cinayet) mülkiyet olanaksızdır -Mülkiyet varken toplum kendi kendini tükettiği toplumu yıktığı için, mülkiyet olanaksızdır. -Mülkiyet olanaksızdır, çünkü despotluğun, zorbalığın anasıdır. -Mülkiyet olanaksızdır, çünkü aldığını tüketirken yitirir, aldığını ucun ucun bir yana atarken bozar, aldığını biriktirirken mülkiyete çevirir. -Mülkiyet olanaksızdır, çünkü sınırsız biriktirme gücüne sahip olmasına rağmen sınırsız niceliklere göre kendini gösterir. -Mülkiyet mülkiyet karşısında aciz olduğu için olanaksızdır. -Eşitliğin yadsınması olduğundan mülkiyet olanaksızdır. Mülkiyet fizik olarak ve matematik olarak olanaksızdır; mülkiyet mülk sahibinin kendince imzasını taşıyan bir mal üzerinde kendisine mâl ettiği beklenmedik kazanç hakkıdır. "Özgürlük ise dokunulmazdır. Özgürlüğü ne satabilirim ne de devredebilirim; özgürlüğün devredilmesini veya askıya alınmasını konu alan her sözleşme, her akit şartı hükümsüzdür. Özgür bir toprağa ayak basan köle, o andan itibaren artık özgürdür. Toplumun bir suçluyu yakalayıp özgürlüğünden mahrum bırakması meşru müdafaa durumudur. Çünkü toplumsal sözleşmeyi bir suç ile ihlal eden her kim olursa olsun kendini toplumun düşmanı ilan etmiş olur; özgürlüğüne tecavüz ettiği başka insanları kendi özgürlüğünü ortadan kaldırmaya zorlamış olur. Özgürlük insan olmanın birincil şartıdır ve kişinin özgürlüğünden vazgeçmesi insaniyetinden vazgeçmesidir; o noktadan sonra nasıl insanca bir eylemde bulunulabilir? s 48 Kitap da geçen özgürlük üzerine bu cümle Tolstoy'un Çekirdek adlı kitabında yer alan bir hikayeyi anımsattı, paylaşmaktan keyif duyarım. (: "Şahin sahibine alışıktı, çağırdığı zaman hemen gidip sahibinin eline konardı. Horoz ise sahibi çağırdığı zaman köşe bucak kaçardı. Bir gün şahin horoza: -Siz horozlarda hiç vefa yok, dedi. Güya evcilsiniz. Sahibiniz çağırdığında kaçıyorsunuz, yalnızca acıktığınız zaman yanına gidiyorsunuz. Biz vahşi kuşlarız, güçlüyüz, tüm kuşlardan hızlı uçarız, ama insanlardan kaçmayız. Çağırdıklarında gider ellerine konarız. Çünkü bizi beslediklerini asla unutmayız. Bunun üzerine horoz: -Siz insanlardan kaçmazsınız tabii ki, dedi. Çünkü hiç pişmiş şahin görmediniz. Ama biz her gün pişmiş tavuk görüyoruz." Son olarak şunu diyeceğim; Grotius'un dediği gibi zaman kendi başına hiçbir etkin güce sahip değildir; her şey zaman içinde meydana gelir, fakat zaman hiçbir şeyi yaratma gücüne sahip değildir. Ve hep söylerim zaman her şeyi yok eder. Ee ne demişler dünkü güneşle bugünkü çamaşır kurumaz. İlgilisine keyifli okumalar (: Dipnot: Kitaba dokunduğunuzda, bir insana dokunduğunuzu hissedersiniz.. İşte kitaplar tam da bu yüzden gizli bir kardeşlik bağının işaretleridir. Demem o ki kitabın kıymet bilen ellerde teşekkür ediyorum; ByTemel :)) (Mavi)
Proudhon, otuz bir yaşındayken yüzlerce okuma, çeşitli gözlemler ve dikkatli incelemeler sonunda Besançon Akademisi’ne bir inceleme olarak yolluyor “Mülkiyet Nedir?”i ama tam bir çözüm olmaksızın toplum karşıtı doktrinler içermesi sebebiyle kabul edilmiyor akademi tarafından. Bu noktada gelişen birtakım süreçler var esasında, zira Proudhon bilinen şeyleri yepyeni bir üslupla yeniden sahaya çıkarırken “anarşizmi” de ortaya koyuyor; sayfa iki yüz altmış bir: “…-Öyleyse nesiniz? -Anarşistim.” Kitap beş bölümden oluşuyor; ilk iki bölüm daha çok tanımsal olarak ilerlerken üçüncü ve dördüncü bölümler, mülkiyetin inkarına dair haklı gerekçeler ile devam ediyor; son bölüm ise bir parça daha genel. Ve kitabın tamamını bitirmeden doğru yorumlar elde edebilmek pek de mümkün değil çünkü yazar, bir yerde beklentilerin çok çok üstüne çıkarken bir başka yerde beklentilerin seviyesine dahi yaklaşamayabiliyor. Öncelikle, haklı bir eleştiri oluşturuşunu ve açıkça, olabilecek en basit örneklerle destekleyerek tanımlayışını ve talep edişlerini takdir etmek gerek. Kendisi de şöyle der, sayfa iki yüz kırk: “Ayrıca okuyucularımdan hiçbirinin beni yıkmayı bilip de yapmayı bilmemekle suçlayacağını zannetmiyorum. Eşitlik ilkesini kanıtlayarak toplumsal yapının temellerini attım. Daha fazlasını da yaptım: Siyaset ve yasamaya dair sorunların çözümünde izlenecek yolun örneğini verdim”. Buna rağmen, eksikliklerin hakikaten söz konusu olduğunu söylemeliyim. Proudhon, evet, müthiş bir eleştiri ile karşımıza çıkıyor; evet, gerçekten olabilecek en açık üslupla dikkatleri çekiyor ve elbette, evet, bunlarda olağanüstü bir haklılığı var; fakat hiçbir zaman işler bu şekilde yürümüyor. Kitaba başlamadan önce, M. Blanqui’nin (iktisatçı) bir mektubunu okuma fırsatı buluyoruz, bu mektup büyük önem taşıyor: Yazardan daha ölçülü, bilime tutunarak yazılagelen bir üçüncü inceleme (iki kez yazıyor, üslubunun ağırlığından ötürü) istiyor. Buradaki üslup özellikle dikkati çekmeli diye düşünüyorum. Bilime tutunmak, bahsettiğim sorunun çözümünü kendisiyle birlikte getiriyor aslında: Zira Proudhon’unki benim için gerçekten önemli bir eserken ve keza böylesine değerli düşünce ve birikimlere sahip bir şekilde yazılmışken yeterli gelemiyor; bilimin verdiği çözümlenebilme sürecinin eksikliğine şahit olmak zorunda kalıyoruz. Yine kendisi bu konuda, iki yüz otuz dokuzuncu sayfada, “Burada görevimin sona ermesi gerekiyor. Fakirin hakkını ortaya koydum, zenginin gaspını meydana çıkardım, adalet talep ettim: Hükmün tatbiki benim işim değil.” diyerek elini eteğini çekse ve mantıklı bir yol izlemiş gibi görünse de, noksanlık uzaklaşmış olmuyor. Olumsuz bir başka yanı da, bir düşünce insanı olmasına karşın, kadınlara olan yaklaşımının korkunçluğu. Hangi çağda olursa olsun, bu kadar okuyabilmiş ve kendini böyle geliştirebilmiş birinin, “kadının toplum dışına itilmesi” (iki yüz otuz yedi) yani kendi deyimiyle bir eşya niteliğinde kullanılmasının daha elverişli olduğunu söyleyebilmesi, bir düşünüre yakışır nitelikte bir şey değil. Bir olguyu ya da olayı eleştirmek, çoğunluğa yönelik eleştirilerde bulunmak başkadır, “kadını toplumun dışına itme”yi teklif etmek tamamıyla başkadır. Yakıştıramadım. Olumsuzlukları geçecek olursak, dikkatimi çeken bir başka şey, Fransızcada mülkiyetin sahip olduğu farklı iki anlam. Biri, bir şey üzerindeki mutlak denetim hakkını işaret ederken diğeri, “sahip olunan özellik” (kollara, bacaklara sahip olmak gibi) manasına geliyor. Bizde böyle bir anlam yok. Fakat kendi dilindeki anlamı, bu doğrultuda açıklama yapabilmek için kullanmış Proudhon. Mülkiyet, bir özellik değildir, onu bir özellikmiş gibi edinemezsiniz, kimsenin hakkı yoktur buna, diyor bir kelime oyunu yaparak (sayfa altmış dört). Bu hakikaten önemliydi. Yine de, her şeye rağmen, çok mühim bir incelemeyle karşı karşıyayız. Bu onu, okunması gereken bir konuma sokuyor. Belki de olumsuz özellikleri için şöyle düşünebiliriz: Düşünmek için yol açıyor, yol gösteriyor; bugüne dek rahatsız olduğumuz fakat dile getiremediğimiz onca şeyi dile getiriyor. Öyleyse okuyalım ve düşünelim, düşünelim ve geliştirelim. Sayfa iki yüz kırk dokuz: “Toplumsallığın ilk şekli, ilk ifadesi olan kamuculuk toplumsal gelişmenin de ilk terimidir. Bu tezdir. Kamuculuğun zıddını ifade eden mülkiyet ise ikinci terim, yani antitez olacaktır. Çözüme ulaşmak için geriye üçüncü terimi, yani sentezi bulmak kalıyor.” Biz de öyle yapalım. Çok dikkatli okumalar. (Gamze Züleyha Üredi)
Hırsızlıktır. fırsat eşitliğinden bireyi uzaklaştıran herşey hem çalan bireyin kendini geliştirme şansından, hem de toplumun diğer bireylerinin çalan birey ile eşitlik kurması hakkından koparılan hırsızlıktır. olanca sığlığım ile belirttiğim bu hırsızlık, ekonomi ve sosyoloji ile nasıl soslanır ve detaylanır? bu makalede bulabilirsiniz. tüm anarşistler proudhonu sever, boş bir sevgi değildir. pratikte de paris komünü ve yurttdaş bankası denemeleri ile hem örgütlü kapitalizme hem alman işgaline direnmeyi denemiştir. canımızdır kanımızdır; kalbimizi çalmıştır. (burak inal)
--reklam--
Mülkiyet Nedir? PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Pierre-Joseph Proudhon - Mülkiyet Nedir? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mülkiyet Nedir? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Pierre-Joseph Proudhon Kimdir?
Pierre-Joseph Proudhon (15 Ocak 1809 - Besançon - 19 Ocak 1865 -Passy) Fransız ekonomist ve düşünür. Kendini "anarşist" olarak adlandıran ilk kişidir ve ilk "anarşist düşünür olarak nitelenir.
Fransa'da bir köyde doğan ve çocukluğu çobanlıkla geçen Proudhon daha sonra kendini eğitime vermiştir. Anarşizmin en etkili yazarı olarak kabul edilir. 1848 olaylarından sonra kendini Federalist olarak tanımladı. En çok tanınan sözü Mülkiyet Hırsızlıktır'dir. 1840'ta yayınlanan ve ilk büyük işi olarak kabul edilen çalışması Mülkiyet Nedir'dir.
Sefaletin felsefesi adlı eseri kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Kimse daha öncesinde bu denli bir tanrı eleştirisi beklememekteydi. Proudhon'un ekonomik fikirlerine üzerine Karl Marx sert bir şekilde eleştirmiş ve bu tartışma ve eleştiriler Marx'ın ekonomik sisteminin temellerini oluşturmuştur.
--reklam--
Pierre-Joseph Proudhon Kitapları - Eserleri
- Mülkiyet Nedir?
- Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi
- Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar
- Federasyon İlkesi
- Sanatın Prensibi
- Makaleler
- Aşk Ve Evlilik
- Sermaye ve Getiri
- Pazar Günü Kutlaması
--reklam--
Pierre-Joseph Proudhon Alıntıları - Sözleri
- Adaletsizlikten gelen üzüntü Tanrı'nın bir bağışıdır; ne mutlu onlara ki ağlıyorlar! (Ekonomik Çelişkiler Sistemi ya da Sefaletin Felsefesi)
- Kötülüğün nedeni kötülüktür. (Makaleler)
- Ve siz, iğrenç kanunların kahrolmuş kurbanları! Gülünç bir dünya sizi yağmalıyor ve hakaret ediyor! Sizin emeğiniz her zaman karşılıksız ve dinlenmeniz ümitsiz olmuştur, cesaretinizi kuşanın! Gözyaşlarınız sayılı! Babalar ıstırap ekti, çocuklar neşe biçmeli! (Mülkiyet Nedir?)
- "Siyaset dediğin nedir? Şarlatanlığa, entrikaya, hainliğe ne kadar elverişli bir ortam! Hangi devlet bu kadar ahlâk bozucu şartlar altında ayakta kalabilir?" (Federasyon İlkesi)
- İnsan, fikirlerinden oluşan çemberi boşu boşuna yayıp genişletiyor. Onun ışığı her zaman sadece onu sarıp sarmalayan engin gecenin, karanlığın içinde gezinen ve önemli sonuçlar doğuran bir kıvılcım, bir parıltıdır. (Aşk Ve Evlilik)
- Biz onları sevilesi bulmazken, kendilerini sevmemizi isteyen bu mahlûklarınki de ne acayip bir kendini beğenmişliktir böyle! Biz tam tersi olduklarını bilirken, onlara sanki Vestal’lermiş* gibi muamele etmemizi istemeleri de öyle! Hristiyanlık, üç dört hafifmeşrep kadını azizelerden saydı: Magdalalı Meryem, Thaîs, Afra, fakat tövbe etmelerinden sonra; bunu not edin. Bugün ise tövbe etmeyenleri göklere çıkarmak istiyoruz! *Roma Mitolojisi’ne göre, kalp tanrıçası ve kutsal ateşin, yani aile ocağının bekçisi olan Vesta’nın rahibeleri. (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- Erkek esasen bir eylem gücüdür; kadın bir büyüleme gücüdür. Bunların niteliklerinin, görevlerinin, yazgılarının farklı olması, doğalarının farklı olmasından ileri gelir. (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- "Din gereklidir, fazlasıysa gereksiz..." (Federasyon İlkesi)
- Kendi işlerine bile yetemiyorlar, bir de bize, yargıç, doktor, eczacı, vali, üstelik de kadın vali olmaktan bahsediyorlar; jandarma da olsunlar, ejderha olsunlar hatta, ne bileyim! (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- Çoğunluk en aşağılık batıl itikatların içinde çürürken ulusal özerklik yitirildi. (Sanatın Prensibi)
- Erkekler için olduğu gibi, kadınlar için de adli yönetim sistemi kapsamında görevler talep ediyorsunuz. O halde şunu kesin olarak öğrenin; adli yönetim sisteminin tamamı askerî otoritenin bir parçasıdır, nasıl ki mevzuat güç hukukunun bir tümden geliminden ibaret ise. Öyleyse, genç erkekler için olduğu gibi, genç kızlar için de askere alınma imtiyazı talep edin. Yalnız, nöbet tutabilecek durumda değilsiniz. (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- Otorite tüm heybetiyle ancak, sürü halindeki topluluklarda kendini gösterir: Bundan dolayı, kendini ya bu toplumsal sürü ile ifade eder ve onunla hareket eder ya da topluluğu temsil eden tek bir fert ile. (Federasyon İlkesi)
- ...kesin olan bir şey var ki biz diğer erkekler, her ne pahasına olursa olsun, eğlenen kadın istemeyeceğiz; onları almak gibi bir mecburiyetimiz bulunmadığı için de, bu hanımlar kırk yaşına dek eğlendikten sonra, elli yaşında da sefaletten ve terk edilmişlikten telef olacaklar. Sorarım; suç kimde? (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- Gücün dışavurumu olan erkeği güzellik cezbeder. Erkek onu sahiplenmek ister; bozulmaz bir birlikle, onunla birleşmek ister. Onu nasıl elde edecektir? Ona nasıl bir fiyat sunacaktır? Hiçbir fiyat sunamaz. Erkeğin sahip olduğu hiçbir şey, yaratabileceği ya da elde edebileceği hiçbir şey güzelliğin bedelini ödeyemez. Aşk dokunuşları bile ona layık bir bedel değildir: Birbirlerini şehvet vesilesi olarak gören âşıklar bencil kişilerdir, birleşmeleri evlilik değildir; evrensel bilinç bunu zina, şehvet düşkünlüğü, hovardalık olarak adlandırmıştır. Güzelliğe sahip olmayı arzu eden vakur bir erkek bir şeyi hemen anlar: Onu sadece bağlılıkla elde edebileceğini. Güçlü olan o erkek kadının ayaklarına kapanır, ona hizmetini adar ve kendisini onun hizmetkârı yapar. Kadını zayıf, aşk sarhoşu olarak bilen erkek saygılı bir insana dönüşür; şehvete ilişkin tüm sözleri, tüm düşünceleri aklından kovar. Servetini, hırsını onu hoşnut etmek için feda edecektir; feda etmeyeceği tek şey vicdanıdır çünkü vicdanı onun gücüdür ve evlilik de güçle güzelliğin birleşmesine dayanmaktadır. Mutlak bağlılık, güçlü ve lekesiz bir vicdanın bağlılığı; işte kadının kocasına tüm sunduğu, tek sunabildiği ve kadının da kendi adına tek kabul edebileceği şey aslında budur. Kadının tarafından da aynı hamle gelir. Güzelliği ne derece ağır basıyorsa, güce de o kadar eğilimi vardır. Pek cazip olan bu güç ilk başta onu korkutur; zayıf olan her varlık, güçlü olana belli bir korku besler. Kadının bu gücü terbiye etmek, zaptetmek adına güzelliğini sunması bir işe yaramaz; bu, fuhuşun varlığını gösterir. Kadının güzelliği, erkeğin gücünü ele geçirme konusunda, gücün güzelliği ele geçirmekten aciz olduğu kadar acizdir. Bu noktada, demin de olduğu gibi tek bir yol kalıyor: bağlılık. Bağlılık için bağlılık, güçle güzelliğin birbirlerine duyduğu çekimin isteğine bağlılık; sonuç olarak, tüm anlaşmalar içerisinde en yüce olan evlilik anlaşması böyledir ve daha sonraları şövalyelik anlaşmaları da evlilik anlaşması örnek alınarak oluşturulacaktır. Şehvetten ve aşktan daha soylu bir duygunun, şehveti ve aşkı dışlamayan fakat onları yöneten, tali kılan, silen ve gerektiğinde onları tamamlayan bir duygunun, nasıl onların yerini aldığını gördünüz mü? Bana ikinizin de bilmiyor gibi göründüğü evlilik işte bu, hanımefendiler. Sözlerimi not ediniz; bunun ötesinde kadın için yalnızca utanç ve fahişelik var. (Pornokrasi ya da Modern Zamanlarda Kadınlar)
- Mısır sanatı daha çok dogmatik ve metafizik özellikler gösterirken, Yunan sanatı idealistti. (Sanatın Prensibi)
- Hiçbir şey mantık kadar acımasız, merhametsiz değildir. Evliliğin örtüsü, evli gençlerin yelkeni, yırtılmıştır; tanrısal olağanüstü aşk, eşlere verilmiş sözler kaçınılmaz olarak şehvet uyandıran kösnül okşayışlara dönüşür; kocaya has sadakat rüzgarla uçup gider kadına has edep aşırı iffetliliğin içinde can verir, evlilik oyuna gelmişlerin, enayilerin anlaştıkları bir pazarlık, bir anlaşma olmuştu, öyle görülmüştü. (Aşk Ve Evlilik)
- Aşk: Karşılıklı sadakat, süreklilik, sebat; her zaman aynılık, her zaman bağlılık, her zaman idealin içinde olunması istenir. Kadın: O ne güzel yaratıktır, çok pahalıya mal olmasaydı keşke, hiç olmazsa kendi kendine yetebilseydi ve işi ile masraflarını karşılayabilseydi! Çocuklar: Onlarla teselli bulur, onlarla avunuruz, ama anneyi bozup mahvetmeselerdi keşke, aşk ve zevkler onun yüzünden hiç niteliğini yitirmeseydi keşke, gelişleriyle ailelerine yaptıkları maliyeti daha sonra ödeyebilselerdi keşke. (Aşk Ve Evlilik)
- Doğrusunu isterseniz, kilise, sonsuza kadar, statükonun en yüksek tarifi olarak var olacaktır: O, gelişme demek değildir, o yüzden gelecek için yeni bir tarif önermez. (Federasyon İlkesi)
- Özgürlük ise dokunulmazdır. Özgürlüğü ne satabilirim ne de devredebilirim; özgürlüğün devredilmesini veya askıya alınmasını konu alan her sözleşme, her akit şartı hükümsüzdür. Özgür bir toprağa ayak basan köle, o andan itibaren artık özgürdür. Toplumun bir suçluyu yakalayıp özgürlüğünden mahrum bırakması meşru müdafaa durumdur. Çünkü toplumsal sözleşmeyi bir suç ile ihlal neden her kim olursa olsun kendini toplumun düşmanı ilan etmiş olur; özgürlüğüne tecavüz ettiği başka insanları kendi özgürlüğünü ortadan. kaldırmaya zorlamış olur. Özgürlük insan olmanın birincil şartıdır ve kişinin özgürlüğünden vazgeçmesi insaniyetinden vazgeçmiştir; o noktadan sonra nasıl insanca bir eylemde bulunabilir? (Mülkiyet Nedir?)
- Devletin en yüce gayesi toplumsal ve bireysel özgürlüktür. (Federasyon İlkesi)
Yorumlar
0 yorum