Kitap Künyesi
Yazar: Cuniçiro Tanizaki
Çevirmen: Esin Esen
Orijinal Adı: 細雪 [Sasameyuki]
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750727221
Sayfa Sayısı: 840
--reklam--
Nazlı Kar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Japon şiirinde kiraz çiçeklerine dair yüzlerce, binlerce şiir söylenmişti… Eskiler çiçeklerin açmasını sabırsızlıkla bekler… dalından düşüp giden çiçeklere hüzünlenirdi… defalarca, tekrar tekrar aynı şeyleri dillendiren sayısız şiir yazılmıştı… Sachiko küçük bir kızken, bu şiirler ona çok sıradan gelir, pek duygulanmadan okuyup geçerdi. Yıllar geçip yaşı ilerledikçe eski zamanlarda yaşamış bu insanların sadece hoş ve zarif bir söz söyleme kaygısında olmadığını fark etmişti. Kirazların çiçek açmasını nasıl özlemle beklediklerini… sonra en görkemli zamanlarında dökülüp giden çiçeklerin yarattığı hüznü… Sachiko da ruhunun derinliklerinde hissetmeye başlamıştı.
Nazlı Kar bir döneme, farklı bir coğrafyaya, Japon algısına, kültürüne bir yolculuk gibi... Dört kız kardeşin odağında gelişen bir "kadın romanı". Yazar, satırlarında gelenek ve modernlik, Doğu ve Batı kavramlarını sorgularken okuyucusunu da kendisine katılmaya davet ediyor. Kitap adını, Japon şiirindeki bir söz sanatından alıyor. Kiraz çiçeklerinin baharda dallarından dökülmesini kar zannetmek… Kitabın kurgusu da bu imgeye uygun bir biçimde mevsimlerin döngüsünü aktarıyor, zamanın geçişine duyulan hüznü bize ulaştırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Nazlı Kar Alıntıları - Sözleri
- demek ateşböceği seyri çiçek seyrinden farklıydı. çiçekleri seyretmek bir resme bakmak gibiydi. ateşböceklerini seyretmekse bir tefekkür hali... peri masallarını hatırlatan, çocuksu bir yönü de vardı. öyle bir dünyanın resmini değil, müziğini yapmak gerekirdi. koto ya da piyanoyla o hisleri verecek bir beste olsaydı...
- takatsizce kollarını yatağın üzerine bırakmış yatan hasta, sadece hastalıktan değil, uzun yıllardır sürdürdüğü yoldan çıkmış hayatının yorgunluğunu da üzerinde taşıyor görünüyor, sanki yolun kıyısında yığılıp kalmış kimsesiz biri gibi yatıyordu.
- Demek ateşböceği seyri çiçek seyrinden farklıydı. Çiçekleri seyretmek bir resme bakmak gibiydi. Ateşböceklerini seyretmekse tefekkür hali... Peri masallarını hatırlatan, çocuksu bir yönü de vardı. Öyle bir dünyanın resmi değil müziğini yapmak gerekirdi. Koto ya da piyanoyla o hisleri verecek bir beste olsaydı...
- ancak aşk denilen şey karşısındaki adamın parlak bir geleceği olduğu için doğmadığı gibi; sıkıcı, değersiz biri olmasıyla da yok olmuyordu.
- İyi bir eğitim almamış bu adama saygı duyamayacağını fark etmişti.
- Çiçekleri seyretmek bir resme bakmak gibiydi.Ateşböceklerini seyretmekse bir tefekkür hali.....
- eski zaman kadınlarının yaşadığı “eşyanın hüznü” duygusu, neden bilmem bu hazan beni buldu. bugüne kadar bahar benim en sevdiğim mevsimdi, ilk kez bu yıl, hazanın hüznünden böyle haz duyuyorum. yaşım ilerlemeye başladığı için mi böyle hissediyorum, ne dersin?
- nereye kaçacağını bilemediği bu mevsim bir türlü bitip tükenmek bilmiyordu.
- uzaklarda, çok uzaklarda, derenin akmaya devam ettiği yönde, ateşböceklerinin sanki bu dünyadan değilmiş gibi görünen ışıkları, suyun iki kıyısı arasında birbirine dolaşmış çizgiler şeklinde göz kırpıp duruyorlardı.
- o çiçeğe bakınca sanki beni içine çekip alacak gibi geliyor
- Akıp gidiyor Bulutlar yığın yığın! Öylece duran Parlak mehtabı tutan Dalı, çam ağacının
- Eskiden dükkanların çoğunda böyle mütevazı, hoş dilli, ticarethane sahibinin suyuna gitmeyi bilen, insanları güldürüp eğlendiren başkâtipler ya da tezgâhtarlar bulunurdu.
- bugün yine esvaplarımı seçerken bitip gitti gün evlenip giderken nedense hüzünlüyüm
- Yavaş yavaş gün batarken düşen kiraz çiçekleriyle birlikte yitip giden zamana duyulan hüznün en çok hissedildiği akşam alacasını seçip bütün gün gezip tozmaktan bitap düşmüş ayaklarını sürükleyerek bu bahçelerde kiraz çiçeklerinin altında dolaşırlardı.
--reklam--
Nazlı Kar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
rastgele açtım okumaya başladım, inat ettim bitirdim. yarım bıraksam pişman olur muyum diye incelemelere baktığımda sonunun beğenilmediğini görmüştüm, ben de hak veriyorum şu an.. gerçi olaylar toparlandı dengesiz bir durum yoktu ama akıp giderken aniden bitti hissini yaşadım.. neyse, okurken yorulduğum bir kitaptı açıkçası. akıcıydı akıcı olmasına ama bir döngüye giriyormuş gibiydi hep, yukko'nun talipleriyle ilgili olan şeyler özellikle.. japonların toplulukçu yapısı elalem ne der olayı eskiden saygın aile olmak ama artık durumun değişmesi yukko'nun geleneksel kız modeli koisan'ın asiliği vs.. dönemi iyi yansıtmış aslında da.. yine de bir sürü kısımda daraldığımı hissettim özellikle "ince düşünceli olmak ve doğru davranmak"la ilgili olan kısımlar.. nezaketen yapılan şeyler, yanlış anlaşılmalardan çekinmeler boğdu beni. abla kardeş ilişkileri açısından hoştu ama.. sachiko'nun ablasına kızdığı bir zaman vardı ama karşısında onu görünce yine aynı ablam bir şey değişmemiş diyip eski yakınlığı hissettiği an.. bu detay beni yakaladı.. ekleyecek bir şey bulamıyorum kitabı boşuna okumuşum hissi yükleniyor keşke cennetin doğusunu bir kez daha okusaydım bunun yerine :( neys pişmanlık yok, japon kültürüne dair bişiler öğrendim.. osaka bölgesinde evin en küçük kızına koi-san denildiğini animelerden öğrenemezdim.. ne kadar gerekli bir bilgi tartışılır.. koi aşk demek değil mi? bizde tekne kazıntısı diyolaa koisan daha minnoş.. boş da yaptığıma göre gidiim.. (melike)
Hisler...: Kitap bir Japon ailesinin 4 kızının hikayesi ve cok naif bir dille anlatılmıs okurken huzuru hissediyorsunuz.Yaşamlarındaki dinginliği ve sakinligi cok guzel geciriyor.Ancak sonu biraz beklediğim gibi olmadi kısadan bir sonla bitmiş. (Duygu Emer)
Japon edebiyatının önemli yazarlarından Tanizaki’nin 1938’de yazmaya başladığı, önce tefrika halinde yayımlanan ama araya 2. Dünya Savaşı girince 3 cilt halinde ancak 1948’de yayımlanabilen başyapıtı. Tanizaki, eşinin ailesinden ilham alarak, Nazlı Kar’daki Makioka kardeşleri yazmaya karar vermiş. Eser, bu dört kız kardeşten oluşan ailenin 1936-1941 yılları arasındaki hikayesini anlatıyor, bu hikaye ekseninde de Japon geleneklerini, kültürünü, yaşantısını ve bunların Batı etkisiyle bir değişim sürecine girişini gösteriyor. Özellikle kadınların hayatına, Japon kadınının aile içindeki ve toplumdaki yerinin değişimine odaklanarak anlatıyor. Gündelik hayatın sade anlatısı kitap ama oldukça sürükleyici ve akıcı. Kalınlığı aldatmasın, okudukça sizi içine çekiyor ve nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Tanizaki, yalınlıkta güzelliği yakalamış, oldukça başarılı bir şekilde okuru içine çekip, bambaşka bir dünyaya yolculuğa çıkarıyor Nazlı Kar’da. Farklı kültürlerle ilgili okumalar yapmaktan hoşlananlara ya da Uzak Doğu edebiyatına ilgi duyanlara muhakkak tavsiye ederim. Severek okudum. (İpek Dadakçı)
--reklam--
Nazlı Kar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cuniçiro Tanizaki - Nazlı Kar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Nazlı Kar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cuniçiro Tanizaki Kimdir?
Jun'ichirō Tanizaki, 1886’da Tokyo’da doğdu. İlk öykülerinde Edgar Allan Poe ve Fransız Dekadanlarından etkilendi. Tokyo’dan daha tutucu bir bölge olan Osaka’ya yerleştikten sonra geleneksel Japon güzellik ideallerini araştırmaya yöneldi. En iyi romanlarından Bazıları Isırgan Sever (1929). Kendi değerlerindeki değişimi yansıtıyor, geleneklere bağlı Osakalı bir ailenin öyküsünü anlatıyordu. 1932’de, klasik Japon edebiyatının başyapıtlarından Genci’nin Öyküsü’nü çağdaş Japonca’ya çevirmeye başladı. Bu yapıtın Tanizaki’nin üslubu üstünde büyük etkisi oldu. 1940’larda yayınlanan Hafif Kar Yağışı adlı romanında, çağdaş dünyanın geleneksel topluma yönelik saldırılarını klasik Japon edebiyatına özgü bir üslupla anlattı. 1956’da Anahtar, 1961’de Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi adlı romanları yayınlandı. Yedi Japon Masalı adlı bir öykü kitabı ve Kaptan Şigemoto’nun Annesi adlı bir uzun öyküsü de bulunan Tanizaki, 1965’te Yugavara kentinde öldü.
--reklam--
Cuniçiro Tanizaki Kitapları - Eserleri
- Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın
- Anahtar
- Naomi
- Gölgeye Övgü
- Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi
- Sazende Şunkin
- Nazlı Kar
- Bazıları Isırgan Sever
--reklam--
Cuniçiro Tanizaki Alıntıları - Sözleri
- Akıp gidiyor Bulutlar yığın yığın! Öylece duran Parlak mehtabı tutan Dalı, çam ağacının (Nazlı Kar)
- Yaşlandıkça her şeyin geçmişte daha iyi olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Bir yüzyıl önceki yaşlar iki yüzyıl geri gitmek isterlerken iki yüzyıl öncekiler de üç yüzyıl geri gitmek istiyorlardı. İnsanların memnun olduğu bir çağ olmadı. (Gölgeye Övgü)
- Yetişkinlerin yüreklerinde ve zihinlerinde neler döndüğünü bir türlü anlayamadığından oğlanın içi içini yiyordu. (Bazıları Isırgan Sever)
- Kedilerin kişilikleri hakkında pek bilgi sahibi olmayan insanlardan kedilerin asla köpekler kadar sevecen olmadığına, soğuk ve bencil olduğuna dair sözler duyduğunda, "Bunca yıl yalnızca bir kediyle yaşamamış olsaydım, bir kedinin ne kadar çekici ve sevecen olabileceğini asla idrak edemezdim,"diye düşünürdü. İnsanların öyle düşünmelerinin nedeni, kedilerin çekingen hayvanlar olmasıydı. Üçüncü kişilerin önünde ne sahiplerine sevgi gösterir ne de onlardan sevgi beklerlerdi, aksine çok soğuk davranırlardı. (Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın)
- Sabahları gözlerini açar açmaz ilk akıllarına gelen, "Bu gece ne yiyeceğiz?” sorusu oluyordu. (Sazende Şunkin)
- Şimdi yetmiş yedi yaşındayım; bu tür ilişkiler kurabilecek durumda olmadığım halde, neden pantolonlu güzel kızlardan çok, kadın giysileri içindeki yakışıklı erkekler ilgimi çekiyor anlayamıyorum. (Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi)
- Fakat ben, kadının hangi konuda olursa olsun pasif kalması, erkeğe karşı kendiliğinden harekete geçmemesi gerektiğine inanan eski kafalı anne ve baba tarafından büyütüldüm. Kesinlikle tutkusuz bir insan değilim, ama benim karakterim o tutkuyu içinin derinliklerine gömmek üzerine kuruludur, asla dışarıya salmaz. (Anahtar)
- bugün yine esvaplarımı seçerken bitip gitti gün evlenip giderken nedense hüzünlüyüm (Nazlı Kar)
- Yaşlı kediler, yaşlı insanlar gibi inatçı oluyordu demek ki. (Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın)
- Belki de artık yaşamaktan bıktım. (Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi)
- Beyaz ırkların saçları açık renkli ancak bizim saçlarımız koyu; böylelikle doğa bize karanlığın kurallarını öğretti ve eski insanlar sarı bir teni beyaza çevirmek için bunu içgüdüsel olarak kullandı. (Gölgeye Övgü)
- Beraber on yıl geçirdiğinizde, karşınızdaki kedi bile olsa, güçlü bağlar geliştirmeniz kaçınılmaz olur. (Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın)
- Ben ikisini de aynı ölçüde seviyorum. (Anahtar)
- “Denemeye kalksak da duygular o kadar değişmiyor.” (Naomi)
- “Kalbim değişmedi benim. Seni hala seviyorum. Sadece sevgimi farklı gösteriyorum, o kadar.” (Naomi)
- demek ateşböceği seyri çiçek seyrinden farklıydı. çiçekleri seyretmek bir resme bakmak gibiydi. ateşböceklerini seyretmekse bir tefekkür hali... peri masallarını hatırlatan, çocuksu bir yönü de vardı. öyle bir dünyanın resmini değil, müziğini yapmak gerekirdi. koto ya da piyanoyla o hisleri verecek bir beste olsaydı... (Nazlı Kar)
- Yirmi yaşımdan bu yana sık sık ölümü düşünürüm, (Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi)
- Çiçekleri seyretmek bir resme bakmak gibiydi.Ateşböceklerini seyretmekse bir tefekkür hali..... (Nazlı Kar)
- Benim gibi yüreğinden geçenleri başkalarının bilmesine izin vermeyen birinin, en azından kendisiyle konuşmaya ihtiyacı var. (Anahtar)
- o çiçeğe bakınca sanki beni içine çekip alacak gibi geliyor (Nazlı Kar)
Yorumlar
0 yorum