Kitap Künyesi
Yazar: Ali Şeriati
Yayın Evi: Fecr Yayınevi
İSBN: 9756004661
Sayfa Sayısı: 455
Ne Yapmalı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İslam'ın beyni kalbine nasıl döndürülebilir? İslami ilimler, köhne halinden nasıl çıkarılıp şimdiki zamanın başına getirilebilir? Dini inanç, şu anki geleneksel ve taşlaşmış kalıbından nasıl azat edilebilir ve ona nasıl özbilinç, bilimsel aydınlık ve akli mantık verilebilir? Bugün iki parçaya ayrılmış olup yarısı kalıtsal bilinçsiz gelenekler, öteki yarısı ise zamandan geri kalmış ilimler olan İslam'ın binası nasıl yenilenebilir ve onu toplumu nasıl başı ile gövdesi bütünleşmiş, gövdesi canlı başı uyanık bir toplum haline getirilebilir? Sonuç olarak, ümmetine izzet, bağımsızlık, hayat, bilgi, iman, hareket, maneviyat, servet, buyruk, kılıç, kin, aşk, intikam, bağışlama, cihat, barı, taassup, hoşgörü, özgürlük, önderlik, gerçekçilik, idealizm, övünç, tevazu, isyan, tapınma, insanlık ve bilinç kazandıran o hayat verici, yaratıcı, devrimci, aydınlatıcı, kudret doğurucu, akıl parlatıcı ve, ve medeniyet yaratıcı ruh, tarihi karanlık derinliklerinden ve eskinin kapıları kapalı köhne kalesinden nasıl çıkarılabilir? Bu zamanın içi boş bedenine ve bu sığınmasız ve hedefsiz, fakat saf vicdanına nasıl üflenebilir? Ölmüş ve mumyalanmış yarı İslami toplumlar nasıl diriltilip uyandırılabilir?!
Ne Yapmalı Alıntıları - Sözleri
- Karnı boş olanın hiç bir şeyi yoktur. Iktisadi ve maddi darlığa düşmüş bir toplumun, kesinlikle manevi darlığı da olacaktır. Ahlak ve din olarak adlandırılan şey, yoksul toplumlarda maneviyat degil, hayali ve sapkın bir gelenektir.
- İslam Peygamberi, Kayserʼin kılıcını elinde, İsa'nın merhametli kalbini göğsünde tutan tek kişidir.
- Bir bölgede yüzde yüz doğru ve mantıklı olan bir gerçek, başka sosyal şartlarda yüzde yüz zararlı, tehlikeli, çirkin ve geçersizdir.
- "Yoksulluğun" var olması hareket meydana getirmez. Bilakis, hareketi meydana getiren, "yoksulluğun hissedilmesi"dir.
- Kur'an, güneşin ışıklarına benzetilmelidir. Bir yazarın, bir şairin, bir filozofun veya bir sosyologun sözüyle kıyaslanmamalıdır.
- Aydın ; son peygamberden sonra, peygambere benzeme eylemidir. Ümmi olmak ; halkın adamı olmaktır. Ümmetin hem içinde hem de dışında ayaklanmaktır.
- Her mazlum, kendisine yapılan zulme yardım etmiştir.
- Alexis Carrel şöyle demektedir: "Dua etmek, sevgi beslemek ve tapmak, tıpkı yemek yemek gibi insan fıtratının derinlerinden doğan en temel ihtiyaçlardandır. Tapmak, aşık olmak ve dua etmek, ruhu sürekli evrilen bir hareket içinde yerden evrenin o gizemli manevi ocağına doğru çeker. Nihayet dua, ruhun, aklın karanlık gecesinden aşkın yüce ebediyetine doğru uçuşunu sağlar. "
- Sömürgeci güç, kendi yok oluşunu kendi kucağında besler.
- Ali, sekiz dokuz yaşında bir gençtir. Babasının fakirliği sebebiyle amcasının oğlu Muhammed'in (sa) evinde yaşar. Peygamber'i ve Hatice'yi secde ederken ve kıyama dururken görünce bunun nedenini sorar. Peygamber ona basit olarak şöyle cevap verir: Ben, Allah tarafından insanları şu iki esasa davet etmek için görevlendirildim: Birincisi, Allah birdir ve diğer bütün tanrılar yalan ve sahtedir. İkincisi, ben O'nun elçisi ve tebliğcisiyim. Ali burada çok şaşırtıcı bir söz söylüyor: ''İzin verin, babama danışayım.'' Peygamber ''Danış!'' diyor. Ali hemen odasına gidiyor, sabaha kadar uyanık kalıyor ve kendi kendisine bu davetin ne olduğunu soruyor. Sabah Peygamber'in evinden ayrılmadan ve babasına danışmadan dönüp şöyle diyor:'' İslam'ı bana arzet. Dün gece sabaha kadar düşündüm. Dedim ki Allah beni yaratmak için Ebu Talib'e danışmadı, öyleyse şimdi ben ne diye ona ibadet etmek için Ebu Talib'e danışayım ve ondan izin alayım? İslam'ı bana sun.''
- ...Hicbir zaman savaşa, mucadeleye,cevap vermeye ve tartışmaya girişmeyelim. Aksine aydınlatalım;din adına yayılan bidatlar,hurafeler ve yanlış bilgileri eleştirmekle uğraşalım. Tek kelimeyle söyleyecek olursak,onlar karşısında susalım,insanlarla konuşalım. Zira aydın bir çağdaş Islam aliminden öğrendiğim en büyük ders şudur:"Bunları halktan kurtarmak değil,halkı bunlardan kurtarmak lazim." Işte bu kadar!
- ...medeniyet, dışarıdan satın alınacak bir ihraç malı değildir. Medeniyet bir düşünme, hissetme ve insan olma halidir.
- "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." Yani in san tarihsel kaderini ancak kendisini değiştirme si halinde değiştirebilir. Bunun parayla, bedenle, makamla alâkası yoktur. Sadece insan olmasıyla ilgisi vardır.
- keşke doğu’da (asya ve afrika’sıyla bütün doğu’yu, islam toplumlarını kastediyorum) bütün yer altı ve yerüstü kaynaklarımız, bütün maddi çıkarlarımız götürülseydi ve yenseydi de insan olarak sağlam kalsaydık. zaten sağlam kalsaydık hepsini geri alabilirdik ve fırsat bulunca kendi ayaklarımızın üstünde durabilirdik.
- Köksüz, hazırlıksız, düşünce değişikliği yapamayan, kendi kültürel,tarihi ve milli kök, derinlik ve temelleri üzerinde medeniyet inşa edemeyen ( yani bütün bunları dışarıdan alıp montaj yapan ) toplumlar, sadece medeniyetsiz kalmaz, aynı zamanda medeniyet sahibi olma şanslarını da kaybederler.
Ne Yapmalı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ne Yapmalı: Ali şeriati 'Ne Yapmalı' diyerek, yapılması gerekenleri kendince sıralıyor. Katılırız veya katılmayız ama kendi zamanında bunun mücadelesini vermiş bir insanın düşüncelerinin kağıda dökülmüş halini okuyacağız. Dolambaçlı söylemler, uzun, zor, anlaşılmaz kavramlar, kelimelerle dans etmek yok; herkese yönelik sade ve net konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor ve 'ne yapmalı' sorusuna cevap arıyor. O zaman biz de okumaya başlayalım. Bizde kendimize göre cevaplar arayalım. Katılıp, katılmadığımız yerleri yazalım, söyleyelim, araştıralım, konuşalım ama önce Ali Şeriati'yi dinleyelim (ya da okuyalım). Bu kitap Ali Şeriati okuma ali-seriati-okuma-etkinligi--326361 etkinliği kapsamında geçmişin içinden süzülüp masamın üzerine geldi. Yeni baskısını bulamadım ama bari eski baskısıyla etkinliğe katılayım diyerek okudum (Bu arada Fecr'den çıkmış kitabı da yakında alacağım ya da iyice arşivimde araştırma yapmam gerekecek). Bu kitabın ismi hoşuma gitti, kapağı hoşuma gitti ve bir anda yavaş yavaş okumaya başladım. Ne Yapmalı? Önemli bir soru. Neye göre, kime göre, nereye göre 'ne yapmalı'. Bunu öğrenmeye çalışacağız. Kitabın içindekiler kısmına baktığımızda; Ne Yapmalı Şimdi Ne Yapmalı? Hedefler Program Araştırma Ekibi 1 Eğitim Ekibi 2 Tebliğ Ekibi 3 Kurum ve Kuruluşlar 4 kısımlarından oluştuğunu görmekteyiz. Kitap, 'Ne Yapmalı' başlığıyla İslam toplumundaki aydınlara seslenişle başlıyor. Batılı güçlerin ya da sömürgeci güçlerin tüm dünyayı nasıl da, kendilerinin satacağı malların alıcısı durumuna getirmeye çalıştıklarını anlatarak başlıyor. Bu kitapta kendi değerlerini reddeden, Batılı olmak veya Batı'ya herşeyini bağlayan insan ve toplumların karşılaşabilecekleri sorunlardan bahsediyor. Toplumun asimile olarak kendi özünden ayrılıp, ama Avrupalı'da olamayıp arada bir toplum olarak arafta yaşadığından bahsediyor. Burjuvazinin, 16.ve 17. yüzyıl başlarında, aydınlanma adı altında çeşitli insani akımları ön plana çıkararak dinle mücadele etmeye başladığından bahsediyor. Dini hurafeleri dinlerin içine sokanlara karşın, gerçek dinin insanları uyuşturmak değil, uyarmak olduğunu belirtiyor. Toplumda iki zıt kutbun, kendi çıkarları doğrultusunda doğru veya yanlışı belirlediklerini ama özünde ikisininde aynı yerden başlayıp, aynı şekilde insanı sömürgeleştirmeye çalıştıklarına değiniyor. Örnek olarak: "Bu, hedefleri madde olan dünya kapitalistlerinin emriyle başlayan kapital savaşındaki iki grup oyuncudan birisi; kostüm, maske, ahenk, oyun ve tavırlarıyla «Aydınlar» olarak görünürken, İkincisi de, kostüm, maske ahenk, oyun, jest, mimik ve açıklamalarıyla «Ruhban» olarak ortaya çıkarlar". İran toplumu içinde yaşanan dini, kültürel, siyasi sıkıntılardan yola çıkarak, toplumun kendini yenilemesi ya da özüne dönüp bu doğrultuda çalışmalar yapması gerektiğini, dinin ilerlemeye engel olmadığını ama toplum içinde kendi kabuğunu beğenmeyen insanların, Batılı güçlerin etkisiyle onlar gibi düşünüp, dinden ve kendi toplumlarından uzaklaştığını anlatmaya çalışıyor. Kendi ülkesinde iki zıt kesimin de kendi çıkarları doğrultusunda hareket edip kendilerini düşündüğünü belirterek, ülkeye yabancı sermaye, uluslararası sistemlerin girmesine sevinmenin ilerleme değil tamamen sömürgeleşme aşamasının bir unsuru olduğunu söylüyor. Diğer grubu yani dini referans alanlarında dinin yüce kuralları yerine, bir takım önderlerin düşüncelerini yayıp, gerçek metin yerine insan zihnini menkıbelerle, hikayelerle doldurmaya çalıştıklarından bahsediyor. Yani İran toplumu içinde yaşanan çatışmaları bire bir bize anlatıyor. Toplumun dış baskı yanında içten de yıkılacağını, bunu yapanların da düşmanların 'dost' elbisesi adı altında çalıştıklarından bahsediyor. Yine burada 'Dine Karşı Din' kitabından bolca bahsedilen bazı düşüncelere de yer veriyor. Ama yalanda değil anlatılanlar, örneğin; "İslâm’ı ve Kur’an’ı tanıyan herkes iyice bilir kİ, Islâm’ın ve İslâm ümmetinin doğrudan varlığına yönelik tehlikeleri yaratanlar, müşrik, kâfir, putperest, maddeci, tabiatperest, doğacı veya tanrıtanımazlar değildir. Çünkü İslâm sürekli olarak gerek askerî ve gerekse düşünce planında bunlara karşı zafer kazanmıştır. Asıl tehlikeli düşman; «Münafık»tır. İslâm adaleti elbisesine bürünmüş, puta, insana, paraya ve zora tapıcılığın adı Tevhid olmuş, bilim ve halkını satıcılık da kendini «Ahiret insanı>> biçiminde göstermiştir" diyor. Şeriati içe dönüyor. Aşura'ya Kerbela'ya, Hz.Ali'nin katledilmesine dönüyor. İslamın dış düşmana karşı zaferden zafere koştuğunu ama içerde, din adına köşe başlarını tutmuş kişilerin zulmü altında toplumun ezildiğini, yenildiğini anlatıyor. Din adına hüküm verenlere yine din adına insanları aldatmak için sözde şeriata uygun fetvalar verip, kendi saltanatlarını sürdürmek için herşeyi yaptıklarından bahsediyor. Şeriati'nin hafızasında herşeyden biraz var. Hristiyanlık, Hristiyanlık mezheplerinin ülkeler açısından kalkınma biçimlerinden de bahsetmeden geçmiyor. Protestanlığın yaygın olduğu yerlerde dünyaya değer verişi ve akılcılıktan bahsederken, katolikliğin ise daha çok ahiret hayatı etkisiyle hareket edip, bu çerçevede işler yaptığından bahsediyor. Yoksulluk, fakirlik karşısında direnmenin, hakkını aramanın, karşı çıkmanın, hak, hukuk, adalet arayışının dinin önemli bir unsuru olduğuna sert açıklamalarla anlatmaya çalışıyor. Susmuyor, sürekli konuşuyor, anlatmaya çalışıyor, sorguluyor, yani kısaca biat yok diyor Şeriati. Şeriati ülkesindeki aydınların, kendi tarihini kültürünü, ahlakını nasıl yozlaştırdığını, Batı'yı taklit ederek kendi değerlerine nasıl sırtını döndüğünü ve hatta inkar ettiğini, aşağıladığını, aydın sorunsalı anlamında eleştiriyor. Batı ve Doğu arasında yaşanan derin uçurumun yansımasını okuyoruz. Batıyı olduğu gibi doğru kabul etmenin ne kadar yanlışsa, doğuyu da olduğu gibi doğru kabul etmek arasında hiç fark olmadığını vurguluyor. İkisinin de birbirini tamamladığını ama birbirinin üstünü diye nitelendirmenin yanlış olacağına değiniyor. 'Hedefler' başlığı altında yapılması gerekenler anlatılıyor. Tabi yine burada aydınlara yükleniyor. Aydınların sorumluluğunun Batı'yı olduğu gibi her yönüyle beğenmenin ve hatta kutsamanın son bulması ve kendi toplumuna yabancı olmadan bazı şeylerin başarılabileceiğini anlatıyor. Şeriati kendince madde madde aydın sorumluluğunu ve neler olması gerektiğini yazdıktan sonra ne yapmalı? veya 'nereden başlamalı' diye ortaya bir soru soruyor ve "gelenekçi bir toplumda aydın olmanın ilk sorumluluğu kendi toplumunu uyarmaktır (s:76)" diyor. 'Program' başlığı altında ise Hüseyniye-i İrşad adı altında yapılacak işlerin ana iskeletini oluşturacak programın temelini madde madde yazıyor. Bu temele göre yapılacaklar sıralanıyor. İslam İctihadı ile zamanın ruhunu yakalayıp, çözüm yolu bulacakken, gelenekçi anlayışla dinin ilerici misyonunu sabitleyip bir noktaya hapsederek, ilerlemenin durağanlaşmasından bahsediyor. Aynı şekilde Hristiyanlığın da çıkış noktası devrimci-ilerici bir yapıyken sonra Roma İmparatorluğu'nun resmi dini olup, statükocu (durağan) yapıya bürünüp, ilk çıktığı noktadan sonra oturduğu konum arasındaki zıtların varlığından bahsediyor. Buna bir örnek olarak da, İslam'ın ilk dönemlerindeki yapı olan halifelik döneminin, daha sonra nasıl saltanata yani statükoya yani durağanlaşmaya yani ictihaddan ve ilericilikten kopup, geleneksel eski yapıya dönüştüğünü açık örneklerle anlatıyor. İslam'ın "Devrimci Yüzü'nün" zamanla statükonun emrine girmesini eleştiriliyor. İslam öncesi geleneksel yapının İslam sonrası din elbisesi giymesine rağmen o düşünce yapısının değişmeden bu zamana kadar gelişinden bahsediyor. İctihad kavramı yani ilerici yapıya karşı çıkan toplumların her türlü ilerlemeden geri kalacağından bahsediyor. Şeriati buna "bir asrın kalıbında donmak toplumun belli bir tarihi aşamasında sabitleşmesi (s:98)" olarak nitelendiriyor. Çünkü, İslam zaten geleneksel yapının, statükonun düşmanıyken şimdi onu belli bir yere oturtma, sabitleme İslam'ın kendi özüne ters bir durumdur. Şeriati, yine sert, dikkat çekici ve vurgulayıcı cümlelerini birer birer anlatıyor ve 'İslam'a karşıt ve zıt ideolojilerin saldırısına uğradığı şu anda savunmasız bir üs görünümünde...Bu saldırganlar her zaman bilim, felsefe, teknik, sosyoloji bir şekilde ilerlerken" diyor biz "vaaz, hutbe ve öğütlerle" nasıl onların karşısına çıkabiliriz diyerek de kısasa kısas formülünün mantığını anlatmaya çalışıyor. Eğer ki, vaaz, söylem, hutbelerle bazı şeyler çözülseydi, bugünün dünyasında çoğu meselesinin halledilmesi gerekmez miydi? Ama yok, sadece statükoya bağlı geleneksel yapı, gerçeklerin aydınlatılması yerine ritüellerin tatbiki yeterli, yerinde diyerek vaaz, söylemlerde bulunarak dini durağanlaştırıp, dinin ilerlemeci yapısına set çekmiş oluyor. Ortada bir buluş yok ama vaaz çok. İslam bilimsel keşiflere ve araştırmaya karşı olmadığı halde niçin bu tür çalışmalar yapılmıyor? Meşhur cümle olan "ictihad kapısı kapalı" bu yüzden mi? İyi de nasıl kapı bu? Kim kapattı? Kim açacak? Anahtarı kimde? Esasında ilerlemenin karşısında durağan yapı bu cümle değilmi? "...tek çare, budur: İctihad kapısını açmak. İslam ancak bu yolla gündeme gelebilir ve çağı sarsabilir. Öyleyse hiç kimsenin kapatmaya hakkı olmadığı halde kapatılmış olan ictihad kapısını yeniden açmak ilk görevdir (s:104)" diyor Şeriati. Şeriati, "halka hep Kur'an anlatılmalı diyor. Ne kadar doğru değil mi? Peki eylemde ne yapılıyor. Kur'an arka planda tutulup, hadis adı altında çoğu da birbiriyle çelişkili cümleler, hikayeler, söylenceler din diye anlatılmıyor mu? Örneğin, ülkemizde bile Ramazan ayında televizyon ekranlarına çıkan hocaların çoğu hep hikaye anlatmıyor mu? İnsanlar salya sümük karşılıklı ağlamıyor mu? Bu mu din? Burada da yine Dine Karşı Din devreye girmiyor mu? Şeriati "Ne Yapmalı" derken İslami kurumların yapısından, kurulum şeklinden, dernek, okul, vakıf, üniversite, Müslüman devletlerdeki tartışmalardan, araştırma kurumların kurulmasına kadar çok sayıda başlık altında düşüncelerini anlatıyor. Ezcümle: Kitap, "Ne Yapmalı" adı altında, varolan yapıyla, olması gereken yapı arasındaki durumu anlatmaya çalışıyor. Tavsiye ederim. Tüm Şeriati kitaplarını yavaş yavaş okumaya başladım. Hayırlısı olsun diyeyim kendime. Not: Okuduğum kitap, geçmişin içinden süzülüp masamın üzerine geldi. Okuduğum (yani bendeki) ve alıntı yaptığım kısımlar bu eski baskıya aittir. Yani, Nisan 1986, Bir Yayıncılık, Tercüme: Muhammed Hizbullah, 183 sayfadan oluşuyor. Yeni baskısı Fecr Yayınlarından çıktı. 19/27 Haziran 2018 tarihleri arasında okundu ve (27/06/2018) tarihinde yazıya dönüştürüldü. Ali Şeriati okumak ayrıcalıktır, farklılıktır, yeni bakıştır ve biata karşı çıkmadır. Ali Şeriati okuyun, okutun! (S. Ali)
Buzdolabına sahip olan, deniz kenarına giden bir Avrupalı, size göre bunu sekiz saat çalışmayla mı elde etmiştir. Bayım, bunu nereden sağlamıştır? Fransa'da altı saat çalışıp on sekiz saat yatan bir taksi şoförü her şeyini temin eder. Bunlara çalışma saatleriyle mi yoksa Afrika'yı yağmalamayla mı ulaşmıştır? Çünkü Fransa bir şişe kırmızı şarabı Cezayir'den 10 sente satın almakta, Afrika'dan getirdiği domatesi Paris'te kilosu 30 kuruştan satmakta; Çad'da bedava kahve ormanı kiralamakta, baldırı çıplak dört Afrikalı işçi burada onun için kahve üretmekte, onlara ücret olarak toplam 50 tümen ödemekte, iki gün sonra da bunlardan beş milyon tümen kazanmaktadır. Sonra da kalkıp " kapitalizm doğdu, işçilere çok veriyorlar." Demektedirler. Aslında bu parayı onlara kendi cebinden değil , yağmaladığı şeylerden vermektedir. Hiçbirisi, çalışarak elde ettiği para değildir. Avrupada işçi işveren ilişkisi hırsızlar ve hırsız başı arasındaki ilişkidir. Bu, sınıfsal olmayan bir ilişkidir (Maderem)
Bir aydır üzerine düşünerek okuduğum tabirimle değişik bir kitaptı. Okuduğum ilk Ali Şeriati kitabı olan 'Ne Yapmalı' daha diğer kitaplarını okumadan, yazarın düşünce tarzını, dilini tanımış olduğumu hissetirdi. Şeriati'nin dili, eleştirel baktıran, sorgulatan heyecanlı bir dil, okurken şaşırıyor, bazı eleştirilere ağzı açık bakıyorsunuz. Bı yandan eleştirmeyen, laik, taklitçilere, bı yandan da köhnemiş, geleneksel dini liderliğe cephe alıyor. İslam'ı tanımaya, sorgulamaya ve tarihî öğrenmeye çağırıyor. Antikapitalist bir bakış açısıyla daha çağdaş bir İslam görüşünü ve yol haritasını çizdiğini gördüm. 'İslami protestantizim' kavramı ilgimi çekmiş, çağ vurgusuda beni düşünmeye itti diyebilirim. Şeriati, bulunduğu toplumu kapitalist bir toplum olarak görmüyor, burjuva- ploreterya sınıflarının oluşmadığını, Kıvılcımlının Türkiye içinde kullandığı deyimiyle, tefeci bezirgan bir toplum, kapitalizme tam geçememiş, feodalizmden izler taşıyan Ortadoğu'yu, 19. Yüzyıl olarak değil 13-14 yüzyıl olarak bakmamazı, Batı'nın 19. Yüzyıl fikriyatının bizde çağ farkından ötürü havada kalacağını belirtmiş, bizleri Protestanlığın başlangıcına, Katolik dini anlayışın yıkılma dönemlerine yüzümüzü dönmemizi söylüyor. Aydın-Toplum arasındaki ilişkiyi de biraz değiniyor kitapta, Aydın'ın toplumdan kopmaması gerektiğini, toplumun anladığı dilden konuşması gerektiğini, üstel ve sekter bir bakış açısıyla değil, halkçı bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini söylüyor. Son olarak beğendiğim bir alıntıyı paylaşıyım; "Sen güzel bir söz öğrenmişsin, ama bu çıngırağı kedinin boynuna nasıl takacağını bilmiyorsun." (Bergen)
Kitabın Yazarı Ali Şeriati Kimdir?
Ali Şeriati (Farsça: علی شريعتی) (d. 1933, Sabzevar - ö. 1977), İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur. Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur. Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir.
Hayatı
Çocukluğu
Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmen olan Muhammed Taki'dir. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.
Eğitimi
Lisansını İran'da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi'nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin'den "Belh'in Faziletleri Tarihi" isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran'a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onuFransa'dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965'te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi'nde eğitim vermeye başlamıştır.
Ölümü ve etkileri
Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran'a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati'nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere'ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977'de SAVAK tarafından öldürüldü.
Tahran'ın büyük hastanelerinden birine Şeriati'nin ismi verilmiştir.
Devrim öncesi İran'ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati'nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki İslami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve eşitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir.
Şeriati'nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran'ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir.
Şeriati, ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" isimli eserini, Jacques Derrida'dan "Şiir Nedir" ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon'dan "Selman-ı Pak" adlı eserleri Farsçaya çevirmiştir.
Birçok eseri bulunan Ali Şeriati'nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmiştir.
wikipedia
Ali Şeriati Kitapları - Eserleri
- Hac
- İnsanın Dört Zindanı
- Ali
- Dine Karşı Din
- Kendini Devrimci Yetiştirmek
- Ebuzer
- Anne Baba Biz Suçluyuz
- Kadın (Fatıma Fatımadır)
- Her Hicret Bir İnkılaptır
- Muhammed Kimdir
- Kendisi Olmayan İnsan
- İnsan
- Bilinç ve Eşekleştirme
- Dua
- Çocuklar ve Gençler
- Dinler Tarihi 1
- Dinler Tarihi 2
- Şehadet
- Aydın
- İslam ve Sınıfsal Yapı
- Marksizm
- Kur'an'a Bakış
- Hangi Şia?
- Kapitalizm
- İran ve İslam
- İslam Bilimi (Ciltli) I-II
- İbrahim'le Buluşma
- İslam'ı Tanıma Metodu
- Dünya Görüşü ve İdeoloji
- Yeni Çağ'ın Özellikleri
- Ne Yapmalı
- Yalnızlık Sözleri 1
- İslambilim 1
- İslambilim 2
- Biz ve İkbal
- Aydınlara Umut Çağrısı
- Ali Şiası Safevi Şiası
- Hür Düşünce Mektebi
- İslam Nedir Muhammed Kimdir
- Mektuplar
- Çöle İniş
- İslam'ı Anlamak
- İnsan Olmak
- Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya
- Muhammed'i Tanıyalım
- Kültür ve İdeoloji
- Kendini Bilmek
- Yalnızlık Sözleri 2
- Medeniyet ve Modernizm
- Medeniyet Tarihi 1
- Medeniyet Tarihi 2
- İdeallerin Yenilgisi
- Kapitalizm Uyanıyor mu?
- Şia
- Mükemmel Bir Cemaat Ali Şiası
- Sanat
- Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
- Ümmet ve İmamet
- Adem'in Varisi Hüseyin
- Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar
- Kavramlar Sözlüğü
- Muhtelif Eserler- I
- Muhtelif Eserler- II
- İslambilim 3
- Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar
- Tevhidi Altyapı
- Bekleyiş - Karşı Tepki Dini
- İslam Ekonomisi
- İslam'ın Tarih Felsefesi
- İslam Sosyolojisi Üzerine
- Sizi Rahatsız Etmeye Geldim
- Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri
- Yarının Tarihine Bakış
- Sevmek Aşktan Üstündür
- Terimler Sözlüğü
- Gençler İçin İnanç ve Ahlak Prensipleri
- Dine Dayanmak
- Siret
- Ali Şeriati'den Aforizmalar
- Dinleri Tanımak
- İki Sûre İki Yorum
- Çağımızın Müslüman Kadından Beklentisi - Emperyalizme Karşı Müslüman Kadın
- Toplumbilim Üzerine
- Çar Zindanen İnsan-Eli Şerieti
- Aşk ve Devrim
- Ve Cevap Veriyorum
- Öze Dönüş
- Ayet Yorumları
Ali Şeriati Alıntıları - Sözleri
- Diğer canlılar niçin yaşadıklarını anlamaları gerekmeksizin yaşarlar. Ama insana: "Yaşa!" dedikleri zaman "Nasıl?" diye sormadan önce "Niçin?" diye soruyor. Bundan dolayı insana,sadece nasıl yaşayacağını öğretmek yetmiyor. İnsan, aç olduğu sürece alışılmış hayat nimetlerinin peşinden gider ve gündelik dertlerini gidermek için çabalar; bu durumda bu sorulardan az ya da çok uzaklaşır. Fakat bu ihtiyaçlar giderildiğinde onun için insan olmanın temel ihtiyaçları ve nerede olması gerektiği gündeme gelir.Gercekten de gerçek din ve mutlak din duygusu bugün daha çok, daha ciddi ve daha hayatı bir ihtiyaç konusudur. (Dinler Tarihi 1)
- Bu dünyada şu üç şeyi şunlarla ara: Gerçekliği, düşünce ve ilimle; iyiliği, ahlak ve dinle; güzelliği, sanatla. Ve aşk sana bu üç dünyanın da kapılarını açabilir. (Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar)
- Başkalarıyla oldukça kendimi yalnız görüyordum. Yalnız kendimle, yalnız değildim. (Çöle İniş)
- Diyorlar ki kafir, ölümden sonraki dünyaya inancı olmayan kimse demektir. Mümin ise bunlara inancı olan kimsedir. (Dine Dayanmak)
- Peygamber, ağır düşüncelerin baskısı altında bunaldığında ve ruhunun çetin dalgaları ve düşüncelerinin yüksek miraçları karşısında takatsiz kaldığında, Ayşe' yi çağırıp " Benimle konuş ey Hümeyra( pembelim) ! diyordu. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
- “Sezgisel ve tahmini değil, aksine gözle görme şeklinde olan kesim bilimsel ölçülere dayanarak ikinci neslimiz bizimle yabancılaştığını biliniz.” (İbrahim'le Buluşma)
- Dua; öğreten, bilinçlendiren, iyilik ve güzelliği telkin eden bir metin, ruhu ruhani miraca götüren, ölüm gününden kurtaran, Allaha yaklaştıran, eğitip öğreten bir ilimdir. (Kavramlar Sözlüğü)
- Kıyamette görmeye başlayıp başkalarını görme azabına uğrayacağımdan korkuyorum. [Ebulala Maarri] (İslambilim 2)
- İbrahim'e bak! Sevgili evladını aşka kurban ediyor. (Ali Şeriati'den Aforizmalar)
- "O sıfır aleminin içinde bir gibiydi." (Çocuklar ve Gençler)
- Netice, yine umutsuzluk, nefret, sorumluluktan kaçma, kendi köşesine çekilme, mistik hayat, varoluşçu oyunlar vb .. (Medeniyet ve Modernizm)
- Dua, yüzüne açılmayan hiçbir kapıyı çalmaz.. Dua, en yüksek ifade zirvesini, aklın karanlık gecesinde, Akıl bineğinin ayağı topalladığında, Aşk uçuşu sırasında bulur.. (Dua)
- lnsan ne kadar daha fazla anlar ve ne kadar daha derin hissederse daha çok acı çeker ve sorumluluğu ağırlaşır. (Yalnızlık Sözleri 2)
- Yarının tarihini yazarsak ancak, tarih değer kazanacaktır. Tarih, eğer yarını bilmemize, bugünün insanını ya da ortaya çıkacak insanı bilmemize yardımcı olmuyorsa, faydasız olacaktır. Çünkü tüm bilimler; insanları, geleceğin insanının hayatını ve bugün ile yarının insanının idealini anlamada, en azından yararlı olmak zorundadır. Geçmişteki insanı anlamak, kendimizi ve geleceğimizi anlamada bir başlangıç olmalıdır... (Yarının Tarihine Bakış)
- Şüphe yok ki, bu memlekette aç olanlar en çok çalışanlardır. Bununla şerefiyle çalışan, hırsızlık, yan kesicilik, aldatma, dalkavukluk, rüşvet, nüfuz sömürücülüğü, kadın ticareti, insanı kısa yoldan seçkin kılacak herhangi ber şeyi yapmayan namusluları kastediyorum. (Kapitalizm Uyanıyor mu?)
- Komünizm ve kapitalizmin her ikisi de şekil farklılıklarına rağmen insana "ekonomik bir hayvan" olarak bakmaktadırlar. Aralarındaki bu şekil farkı bu hayvanın ihtiyaçlarını karşılamada hangisinin daha başarılı olabileceği meselesi üzerinedir. (İnsan)
- Aydın ; son peygamberden sonra, peygambere benzeme eylemidir. Ümmi olmak ; halkın adamı olmaktır. Ümmetin hem içinde hem de dışında ayaklanmaktır. (Ne Yapmalı)
- "Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Bilinç ve Eşekleştirme)
- Halkın eleştirilerini özgürce yapamadığı bir toplumda eleştiriler, mizahla yapılır ve bu mizahlar bir araçtır. (Medeniyet Tarihi 1)
- Kuran'ın Allah'ı insana yakındır, herkesle birliktedir. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
Yorumlar
0 yorum