Kitap Künyesi
Yazar: Bertrand Russell
Çevirmen: Savaş Kılıç
Yayın Evi: BGST
İSBN: 9789756165652
Sayfa Sayısı: 73
--reklam--
Neye İnanıyorum Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Neye İnanıyorum", BGST Yayınları Bertrand Russell dizisinin ilk kitabı. Özgürlükçü filozof ve barış aktivisti B. Russell'ın eserleri daha dün yazılmış gibi güncelliğini koruyor.
Elinizdeki kitapta Russell, seküler bir ahlakın temellerini atmaya çalışır. İnsan, kutsal bir düzenin değil doğanın bir parçasıdır. "İyi yaşam"ın esin kaynağı sevgi, kılavuzu ise bilimdir. Bireyciliğe düşmeden arzularımızı tatmin etmek, başkalarının iyiliğini istediğimiz bir dünyada mümkündür. Masum arzuları cezalandıran ve insanları ikiyüzlülüğe zorlayan muhafazakâr ahlak bizi mutlu kılmaz.
Russell'ın en önemli tespiti belki de şudur: İnsanın mutluluğu, erdemli bir birey olarak yaşama çabasından değil toplumsal koşulların düzeltilmesinden geçer.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Neye İnanıyorum Alıntıları - Sözleri
- Kusursuz bir dünyada yaşıyor olsaydık her duyarlı varlık bir diğeri için en eksiksiz sevginin nesnesi olurdu.
- Yalnızlık duygusundan kaçmak, - hep söyleriz ya- "anlaşılmak" için sevilmek arzusundayızdır.
- . Büyük bir adaletsizlik var ve çoğu zaman iyiler acı çekiyor ve çoğu zaman kötüler başarılı oluyor ve hangisinin daha sinir bozucu olduğu pek bilinmiyor. ...
- İyi yaşam esin kaynağı sevgi, kılavuzu bilgi olan yaşamdır.
- Teolojik batıl inançtan da tehlikelisi milliyetçilik denen batıl inanç, insanın devletine ve bir tek ona karşı sorumluluğu olduğu inancıdır.
- Ortaçağ'da veba salgını çıkınca din adamları halka kiliselerde toplanıp kurtuluş için dua etmelerini salık veriyordu; bunun sonucunda da salgın dua eden kalabalıklar arasında olağanüstü bir hızla yayılıyordu. Bu bilgisiz sevginin bir örneğidir. I. Dünya Savaşı ise sevgisiz bilginin. İkisinin de sonucu kitlesel ölümler oldu.
- Bütün ideologiyaların kökündə insanı sürüləşdirmək istəyi yatır
- Hıristiyan dininin merkezindeki doğmalara, Tanrı ve ölümsüzlüğe, bilimde hiçbir dayanak bulunmuyor.
- "akıl tutkuların kölesidir ve öyle olmalıdır".
- Batıl inancın eğitim üstündeki bir başka kötü etkisi ise cinsel olgular konusunda bilgi verilmemesidir. Temel fizyolojik olgular ergenlikten önce, henüz heyecan verici değilken, basit ve doğal bir biçimde öğretilmelidir. Ergenlikte, batıl olmayan bir cinsel ahlakın temelleri verilmelidir. Kızlara ve oğlanlara, karşılıklı rıza dışında hiçbir şeyin cinsel ilişkiyi meşrulaştıramayacağı öğretilmelidir. Tabi bu düşünce Kilise'nin öğretisine ters düşüyor; onlara soracak olursanız, kadın ne kadar gönülsüz olursa olsun, taraflar evliyse ve adam da bir çocuk daha istiyorsa cinsel ilişki meşrudur. Kızlara oğlanlara birbirlerinin özgürlüğüne saygı göstermeleri gerektiği öğretilmeli; hiçbir şeyin bir insana bir diğeri üzerinde egemenlik kurma hakkı vermediği, kıskançlığın ve kendi malı gibi görmenin sevgiyi öldürdüğü hissettirilmelidir. Dünyaya bir insan getirmenin çok ciddi bir iş olduğu, çocuğun ancak sağlıklı olması bekleniyorsa, iyi bir çevrede yaşayacak ve annebabadan ilgi görecekse dünyaya getirilebileceği öğretilmelidir. Ama doğum kontrolü yöntemleri de öğretilmelidir ki istenmeyen çocuklar dünyaya gelmesin. Son olarak zührevi hastalıkların tehlikeleri, korunma ve tedavi yöntemleri de öğretilmeli. Bu doğrultuda verilecek bir cinsel eğitim sayesinde insan mutluluğunun muazzam ölçülerde artması beklenebilir.
- İnsan arzularının dışında hiçbir ahlaki standart yoktur.
- Çocuk meselesi yoksa cinsel ilişki tamamen mahrem bir konudur, ne devleti ilgilendirir ne de komşuları. Çünkü mesele doğrudan ilişkideki taraflar dışında kimseyi etkilemiyor.
- Oysa doğa felsefesinden bilebildiğimiz kadarıyla şu koca dünya ne iyidir ne de kötü, bizi mutlu etmek veya üzmek gibi bir derdi de yoktur.Bu tür bütün felsefeler insanın kendisine fazla önem atfetmesinden kaynaklanır, ama birazcık astronomi onları düzeltmeye yeter.
- akıl, tutkuların kölesidir ve öyle olmalıdır.
--reklam--
Neye İnanıyorum İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Büyük bir filozof ve matematikçidir Bertrand Russell. İnanç biçimi ve neye inanıp inanmadığı tabi ki kimseyi ilgilendirmez. Ama yazmış Lord Russell. Mesela Sokrates için kötü bir papaz tipini andırdığını söylüyor. Haklı mı, evet kesinlikle haklı. Neden mi? Çünkü kısa zamanda eleştirel aklın, uzun zamanda da bilimin önüne en büyük engeli çeken adamlardan biridir. Açıklayalım. Sokrates için Nasıl diye bir şey yok. O Niçin sorusu ile ilgileniyor. Dünyanın Nasıl oluştuğu ile değil de Niçin yaratıldığı ile ilgileniyor. İnsanlar Nasıl ortaya çıkmışlar diye değil de Niçin yaratılmışlardır diye soruyor. Buradaki temel nokta kafanızı karıştırmasın. Önemli olan oluştu mu yaratıldı mı meselesi değil. Önemli olan nasıl kısmını bilebilmek. Siz eğer ki nasıl kısmını, sürecin içerisine dahil etmezseniz, o zaman işlerin nasıl ilerlediğini anlayamazsınız, yani çevrenizi tanıyamazsınız. Çevrenizi tanıyamadığınız zaman da depremleri Poseidon’un yaptığına inanır, şimşeklerin Zeus’dan geldiğini zannedersiniz. O zaman da çevrenize karşı korumasız kalır, kendinizi yalnızca dualarda korumaya çalışırsınız ki benim gördüğüm kadarıyla İslam dünyası dualarla pek korunmuyor. Bertrand Russell, Sokrates’in gerçeği aramak yerine kendi inançlarını empoze etmeye çalışan sahte bir peygamber olduğunu göstermiştir. Neden sahte peygamber diyoruz Sokrates için? Ben demiyorum kendisi yani Sokrates, kendisini peygamber ilan ediyor. Adalet Tanrıçası Dike’den kendisine vahiyler geldiğini ve onun yerine dünyada adaleti yaymakla görevli olduğunu iddia ediyor. Uyarma yöntemi de ilginç. Kendisininki dışındaki bütün görüşleri, çürütünceye kadar soru sormak. Buna doğurtma yöntemi diyor. Annesi ebeymiş, bundan dolayı muhtemelen. Diyor ki aslında ruhumuz, her şeyin bilgisine sahipmiş ve doğumla birlikte unuturmuşuz. İşte bu soru sorma yöntemi de içimizdeki unutulmuş bu bilgileri açığa çıkararak bizleri her şeyin bilgisine ulaştırıyormuş. Eğer öyle olsaydı, sanırım hepimiz kuantum fizikçisi olurduk. Her şeyin bilgisi nasıl olsa ölümsüz ruhlarımızda var değil mi! Russell da Sokrates’in Yunan bilimine en büyük ihaneti yaptığını söylüyor ki bu da bence doğru. Russell dinin, evrenin soğukluğu karşısında korkakça bir cevap olduğunu söylüyor. Bu konu üzerinde biraz düşününce aklıma önce dinlerin ortaya çıkış biçimi, Sümer tabletleri ve Yunan mitolojisi geldi. Dinin bir izah işlevi vardır, bilirsiniz. Çevrenizi gözetlersiniz ve ona uygun bir ortam var etmeye çalışırsınız. Bu gözlemle ters bir çevre inşa edemezsiniz. Çünkü felaketiniz olur. Toprağa küçücük bir tohum atıyorsunuz, kocaman buğday oluyor. Kadın, hamile kalıp çocuk doğuruyor. Toprakla kadın eşleştiriliyor, çünkü ikisi de doğuruyorlar. Toprak bir anda Ana oluyor. Kadın bir anda Tanrıça oluyor. Volkanik dağ patlıyor, etrafa müthiş bir felaket yayılıyor. Depremler meydana geliyor, şimşekler çakıyor, patlamayla birlikte. Bunun aynısını erkek yani baba yapıyor. Kızınca dövüyor çocuğu. O zaman diyorlar ki bunu yapan biri var, babam gibi o da dövüyor. Baba bir anda Tanrı oluyor. Mezopotamya’da yapılan kazılarda ele geçirilen Sümer tabletlerine bakıyorsunuz, bizim ilk defa Tevrat’ta duyduğumuz Yaradılış hikayesi, Babil Kulesi, Nuh Tufanı, İbrahim’den önceki peygamberler efsanesi, İnsanın yaradılışı gibi hikayelerin benzerleri var. Yunan mitolojisine bakıyorsunuz, bizim dinlerimize ne kadar çok benziyor. Kargaşadan Gaia yaratılır yani yeryüzü. Yeryüzü, Uranos’u yani Gökyüzünü doğurur. Gökyüzü, Yeryüzünün üzerine yağar, bereket olur. Devler doğar, yüz kollular, tepegözler... Uranos bakar bunlar çirkin, devler hariç hepsini yutar. Anne Gaia üzülür ve Devlerden Kronos yani Zaman’ı babasına kışkırtır, Kronos babasını yener ve Tanrı olur. Sonra o çocuklarını yutmaya başlar. Anne çocuklardan Zeus’u mağaraya saklar. Zeus büyür ve babasını yener, onu adaya hapseder ve baş tanrı olur. Kendisine Olimpos’un zirvesinde bir tanrılar krallığı kurar. Biraz düşününce, kendinizi zorlamadan bizim dinlerimizdeki benzerlikleri görebilirsiniz. Tüm bunların bir açıklaması olmalı değil mi! Nedir bu açıklama? Birileri bizimle alay mı ediyor yoksa her şey en başından beri yalanlar ya da görüngüler üzerine mi kurulu? İki büyük dünya savaşı atlattık. Büyük felaketler yaşandı ve hala daha savaşlar devam diyor. Bir büyük dünya savaşı daha yaşanır mı bilmiyoruz. Ancak yaşanırsa bunun son savaş olacağı da şüphesiz ki gerçek gibi duruyor. Ama şu anki dünyada da zaten sıkıcı ve monoton bir yaşam içerisine sıkışıp kalmadık mı? Çevrenize iyi bakın, memuriyetlere bakın. Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sındaki gibi sıkıcı ve acımasız bir bürokrasi içerisine sıkışmış haldeyiz. İnsan doğaya aykırı bir şey değil, onun bir parçasıdır diyor Russell. Az yukarıdaki doğayı anlamlandırma anlatımından sonra bunu izah etmeye gerek yok sanırım. İşte size dinin izah işlevi. “İnsanlar ölümsüzlüğe inanmak istiyorlar.” Doğru diyor Lord Russell. İnanmak istiyoruz çünkü öldükten sonra her şeyin sona erebileceği fikri ile yaşamak çok zor. Yaşadığımız sefil hayatlara bakınca, öldükten sonra ikinci bir şansın olmayışı karşısında duyacağımız yeis, tek seçimlik hayatımızı da mahvedecektir. Her şeyin sona ereceğini bilerek yaşayan bir insanı, savaşa göndermek de zordur, onun duygu ve düşüncelerini kontrol etmek de zordur. Çünkü insanlar bilmek isterler ve din bize kesin ve gerçek bilgiyi vaat eder. Çünkü bilim, hiçbir şeyin kesin olarak bilinemeyeceğini, tüm bildiklerimizin şimdilik doğru olduğunu ve bir gün yanlışlanabileceğini söyler. Şimdilik böyle biliyoruz der bilim. Bu da şüphesiz ki insanları tatmin etmez ve kokutur. Korkuya kapıldığınızda ne yaparsınız? Birilerinden yardım beklersiniz. O an sizi içine düştüğünüz durumdan kurtarabilecek, ateşinizi düşürebilecek birileri. Kim olduğu önemli değildir, sadece kurtulmak istersiniz. Kimse yoksa da Tanrı’ya sığınırsınız. Ondan medet umar, sizi ancak onun oradan çekip çıkarabileceğini düşünürsünüz. Russell’ın şu sözü çok ilgimi çekti; “Şayet dünyayı Tanrı yönetiyorsa, Tanrı’yı da dua ile harekete geçirebiliyorsak, kadiri mutlaklıktan payımıza düşeni almış oluruz.” Sizce de öyle olmuyor mu? Tanrı bizim zor durumda olduğumuzu görüyor ve bizi kurtarabilecekken neden bizim dua etmemizi bekliyor? Yoksa diyecek misiniz ki biri senden yardım istemeden onun yardıma ihtiyacı olduğunu nereden bilebilirsin? Ama o Tanrı! O her şeyi biliyor ve görüyor. Yine de bize yardım etmesi için ona dua etmemizi istiyor. Ve ben dua ettiğim zaman Tanrı beni görerek harekete geçiyorsa o zaman bende tanrısal bir güç olması gerekmiyor mu? Kafalar gene karıştı değil mi? Zaten sorunlu bir konu olmasa bu kadar çok filozof ya da bilim insanı bu konuyu çözememiş olur muydu? Bu konuya devam etmek istiyorsanız, siz de Russell ve kitaplarını alıp okuyunuz. Ben öyle yapacağım. (Anıl Haznedar)
Bertrand Russell'ı tanıdığım ilk kitap. Kitabı yeni bitirdiğim ve bu mecrada da yeni olduğum için ilk incelemem bu kitap üzerine... Yazıldığı dönem düşünüldüğünde fazlasıyla radikal düşünceler içeren bir kitap. Kaldı ki günümüz dünyasında da kimi çevrelerce hâlâ bu şekilde nitelendirilebiliyor. İnsanların büyük çoğunluğunun tabu olarak gördüğü ve sorgulama gereği duymadığı birçok kavramı kendi dünya görüşüyle yorumluyor Russell. Kendi sekülerizmini de en iyi ifade ettiği kitaplardan biri diyebilirim. Kısa ve dil itibarıyla çoğu okuyucuya hitap edecek nitelikte bir kitap. Felsefeyle ilgilenenlerin okuduğu için pişman olmayacağına inanıyorum. (Doğanay Yılmaz)
Bertrand Russell: Russell'ın dünyada savaşa ve çılgınca insanların birbirine zarar vermesinin engeline dair ne kadar uğraştığı bilinir. Onun özgürlükçü ahlakı bir çok camia tarafından ki özellikle kilise ve hristiyan din adamları tarafından ahlaksızlıkla nitelenebilir. Fakat Russell'da benim gördüğüm sadece insan için en iyisi değil toplum için en iyisi en ideal olanına yöneltici bir kılavuzlukta bulunmasıdır. Üstelik bunu döneminde bulunan Bentham gibi pragmatik bir tarzda asla yapmaz. Onun iyisi ve doğrusu zulmedilen siyahi vatandaşları, sömürülen her türlü insanı içine alır. Ama Russell'da asıl beni hayran bırakan Sokratesvari cesurca söylemleridir. Ne düşünüyorsa makam mevki düşünmeden, ona bakışlarından korkmayacak ve çekinmeyecek şekilde iletebiliyor olmasıdır. Kitaba gelince Russell'ın bu kitabı din anlamında neye inanıyorum sorusunu cevapsız bırakıyor. Russell bu kitabında daha çok sosyolojik ve etik değerlendirmeler ile kendi düşüncelerini sunuyor. (Hikmet Zayi)
--reklam--
Kitabın Yazarı Bertrand Russell Kimdir?
Hayatının çeşitli dönemlerinde kendisini liberal, sosyalist ve barışsever olarak tanıtmış ayrıca hiçbirine derinden bağlı olmadığını itiraf etmiştir. Monmouthshire'de İngiltere'nin önde gelen aristokrat ailelerinden birinin ferdi olarak dünyaya gelmiştir.
Russell 1900 lerin başında İnglizlerin "idealizme karşı isyanı" na öncülük etmiştir. Gottlob Frege ve Ludwig Wittgenstein ile birlikte analitlik felsefenin kurucusu kabul edilir. A. N. Whitehead ile birlikte Principia Mathematica adlı kitabı yayınlamıştır. Felsefi denemesi ''On Denoting''(İfade Üzerine) adlı eseri felsefinin paradigması olarak kabul görür. Aynı zamanda geniş bir çevrece 20. Yüzyılın önde gelen mantıkçılarından biri olarak kabul görür. Çalışmaları mantık, matematik, dilbilim, bilgisayar teknolojisi ve filozofiyi, özelliklede dil felsefesi, epistemoloji ve metafiziği önemli ölçüde etkilemiştir.
Russell önde gelen savaş karşıtlarındandır. Serbest ticareti ve anti emperyalizmi desteklemiştir ve barışsever tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşı sırasında hapishanede yatmıştır. Daha sonra Adolf Hitler'e karşı kampanyalar düzenlemiş, Stalinci totalitarizm'i eleştirmiş, Vietnam Savaşı'ındaki tutumu nedeniyle Amerikan hükümetini suçlamıştır. Aynı zamanda nükleer silahsızlanmanın dobra savunucularındandır. Son eylemlerinden bir tanesi İsrail'in Orta Doğu'daki ülkelere karşı izlediği tutumu eleştirdiği bir bildiri yayınlamasıdır.
İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.
Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Russell
--reklam--
Bertrand Russell Kitapları - Eserleri
- Mutlu Olma Sanatı
- İnsanlığın Geleceği
- Aylaklığa Övgü
- Evlilik ve Ahlak
- Neden Hıristiyan Değilim
- Bolşevizm
--reklam--
- Sorgulayan Denemeler
- Russell'dan Seçme Yazılar
- Rölativitenin A B C'si
- Politik İdealler
- Anlam ve Doğruluk Üzerine
- Din ile Bilim
- Mantıksal Atomculuk Felsefesi
--reklam--
- Dış Dünya Üzerine Bilgimiz
- İktidar
- Felsefe Yazıları
- Neye İnanıyorum
- Batı Felsefesi Tarihi 3 Cilt Takım
- Eğitim Üzerine
- Özgürlük Yolu
--reklam--
- Etik, Toplum, Siyaset
- Bilimsel Bakış
- Eğitim ve Toplum Düzeni
- Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri
- Felsefe Yapma Sanatı
- Batı Felsefesi Tarihi Cilt 1
- Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2
--reklam--
- Batı Felsefesi Tarihi Cilt 3
- Sosyalizm
- Varoluşçunun Bunalımı
- Ana Hatlarıyla Felsefe
- İkarus ya da Bilimin Geleceği
- Dünya Görüşüm
- Şeytan Banliyöde
--reklam--
- Mümtaz Şahsiyetlerin Kabusları
- Bolşevizmin Pratiği ve Teorisi
- Cinsel İlişkilerin Tarihsel Evrimi
- Vietnam'da Savaş Suçları
- Felsefe Meseleleri
- Bilimin Toplum Üzerindeki Etkileri
- Düşünceler - Yetke ile Birey
--reklam--
- Bilimden Beklediğimiz
- Anılar
- Yaşantım
- Free Thought and Official Propaganda
- Felsefe Sorunları
- Mistisizm ve Mantık
- Felsefede İlmi Metod
--reklam--
- Hikayeler
- The Basic Writings of Bertrand Russell
- Bilimin Toplumsal İşlevi
- Düşünceler
- Bertrand Russel'dan Seçmeler
- Denemeler
- Human Knowledge: Its Scope and Limits
--reklam--
- Felsefi Gelişimim
- Dünyamızın Sorunları
- Terbiyeye Dair
- Yetke ve Birey
- Endüstri Toplumunun Geleceği
- An Outline Of Intellectual Rubbish
- Mən Niyə Xristian Deyiləm
--reklam--
- Human Society in Ethics and Politics
--reklam--
Bertrand Russell Alıntıları - Sözleri
- We cannot enter into the minds of others to observe the thoughts and emotions which we infer from their behaviour. We must therefore accept analogy—in the sense in which it goes beyond experience—as an independent premiss of scientific knowledge, or else we must find some other equally effective principle. (Human Knowledge: Its Scope and Limits)
- Ne kadar akıllıca olursa olsun, hiçbir kural, şefkatin ve düşünceli davranışın yerini tutamaz. (Aylaklığa Övgü)
- Yemek yemeleri için zorlanan çocuklar yemekten tiksinir; öğrenmeleri için zorlanan çocuklar da bilgiden tiksinir. (Eğitim ve Toplum Düzeni)
- "Kamuoyu, etkileyici nutuklarla ve basının etkisiyle büyük ölçüde devlet tarafından yaratılır. Zalim bir kamuoyu ise en az zalim yasalar kadar özgürlüğün düşmanıdır. Savaşmayı kabul etmeyen genç bir adam işten çıkarılırsa sokaklarda hakarete uğrar, dostları ona sırt çevirir ve önceleri ondan hoşlanan bir kadın tarafından küçümsenerek terk edilirse bunu ölüm cezası kadar katlanılmaz bulur." (Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri)
- "...aslında en fazla eğitim görmüş olanlar çoğunlukla, zihinsel ve ruhsal yaşamları dumura uğramış, dürtüleri körelmiş ve yaşayan düşüncenin yerine sadece belirli mekanik beceriler edinmiş olanlardır." (Toplumsal Yeniden İnşanın İlkeleri)
- Başarı kazanan her devrim,otoriteyi sarsar ve toplumsal kohezyonu güçleştirir. (İktidar)
--reklam--
- Tanrı’nın beni yarattığından ötürü neden övülmesi gerektiğini bir türlü anlayamıyorum. (Şeytan Banliyöde)
- Gerçekten de, bir şeyin hep belirli bir yerde olması kavramı, yeryüzündeki büyük nesnelerin çoğunun bereket ki hareketsiz oluşlarından gelmektedir. "Yer" fikri, sadece kaba bir pratik yaklaşıklıktır: mantıksal gereklilik değildir ve kesinleştirilemez. (Rölativitenin A B C'si)
- "Başarı mutluluğun sadece bir öğesidir, diğer öğelerin tamamının feda edilmesi pahasına elde edilmişse çok pahalıya mal olmuş demektir." (Anlam ve Doğruluk Üzerine)
- Sadece fizikçilerin değil, ilahiyatçıların da modern fiziğin öne sürdüğü savlarda yeni bir şey bulmuş gibi görünmeleri de oldukça gariptir. Fizikçilerden ilahiyat tarihini bilmeleri belki de beklenemez ama ilahiyatçılar modern savların daha önceki zamanlarda da emsallerinin olduğunun farkında olmak zorundadır. Eddington'un özgür irade ve beyin ile ilgili savı, gördüğümüz üzere Descartes'ınkini andırmaktadır. Jeans'ın savı ise Platon ile Berkeley'inkinin bir bileşimidir ve fizik alanında adı geçen her iki filozofun da yaşadığı dönemde sahip olduğundan daha fazla geçerliliğe sahip değildir. (Bilimsel Bakış)
- Tanıdığımız özellikte ya da nitelikte bir nesne olduğunu bildiğimizde, nesne üzerine betimsel bilgimiz vardır; başka bir deyişle sözkonusu özelliklerin ya da niteliklerin başkası değil, bir nesneye ilişkin olduğunu bildiğimizde, nesneyi tanıyalım tanımayalım, bu nesne üzerine betim ile bilgimiz vardır denilir. Fiziksel nesnelerle öteki akıl’lara ilişkin bilgimiz, salt betim ile bilgidir; ilgili betimler genellikle duyu verilerini ilgilendirenler türündedir. (Mistisizm ve Mantık)
- Zihnin gelişmesi için de disipline ihtiyaç vardır; disiplinsiz zihin incelik kazanamaz. (Aylaklığa Övgü)
- ''Sezgi sadece bir içgüdüden ibarettir.'' (Mistisizm ve Mantık)
--reklam--
- Bir süre yabancı bir ülkede yaşamak kendi ülkemizin yoksun kaldığı kimi değerleri, üstünlükleri öğretir bize; ülkemiz hangi ülke olursa olsun bu bir gerçektir. (Düşünceler - Yetke ile Birey)
- . Hayatın bir kısmı belki de en önemli kısmı bireysel dürtünün kendiliğinden eylemine bırakılmalıdır, çünkü her şeyin sistem olduğu yerde zihinsel ve ruhsal ölüm olacaktır. ... (Bilimin Toplum Üzerindeki Etkileri)
- Yaşamla, şunsuz ya da bunsuz savaşamazsınız demek korkaklıktır. (Düşünceler)
- İnsanoğlunu cinayetten, kundakçılıktan, yağmacılıktan ve dolandırıcılıktan ne alıkoyuyor sanıyorsun? Mantığın çelimsiz gücü bu derece büyük bir şeyi etkileyebilir mi zannediyorsun? Heyhat, korunaklı hayatında insan doğasının karanlık tarafını öğrenmedin. Nezaket ve iyiliğin insan yüreğinde doğal olarak geliştiğine inanıyorsun. (Mümtaz Şahsiyetlerin Kabusları)
- Bizim doğru dürüst bir toplum düzenimiz yok. Çünkü, olsaydı, kadın erkek herkes yararlı yetilerini ortaya koyabilirdi. Günümüzün iyi okumuş kadınlar evlendikten sonra yetilerini geliştirmiyorlar. Ama bu, toplumsal düzenimizin bir sonucudur. (Düşünceler)
- “Bırakın egemen sınıflar komünist devrimi korkusuyla tir tir titresin. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Ama kazanacakları bir dünya var. Tüm ülkelerin işçileri, birleşin!” (Özgürlük Yolu)
- Tanrı, diyor, adil değil, adalettir. (Batı Felsefesi Tarihi Cilt 2)
Yorumlar
0 yorum