Kitap Künyesi
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayın Evi: Çınar Yayınları
İSBN: 9789753482936
Sayfa Sayısı: 112
Öksüz Civciv Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Merhaba, benim adım Güliz.
Geçen yaz tatilinde annemle birlikte Ankara’dan Cide’ye gittik. Denizi, dalgalarını, hiç görmediğim ağaçları, çiçekleri, hayvanları burada gördüm. Kaldığımız pansiyonun sahipleri Niyazi Dede ve Zeliha Nine’nin torunları Erdem’le hemen arkadaş olduk. Erdem, dedesinin kümesindeki tavuğun yumurtalarından civcivlerin çıkacağını söylediğinde çok şaşırdım.
Hepimiz civcivlerin çıkacağı günü heyecanla beklemeye başladık. O gün gelmişti ve on iki yumurtadan sadece bir tane alacalı civciv çıktı. Üstelik anne tavuk ona bakmak istemedi.
Bu unutulmaz yaz tatilimin hikâyesini, çocukları hiçbir zaman unutmamış olan Rıfat Ilgaz yazdı. Siz hikâyemi okurken, belki hep birlikte Öksüz Civciv’in peşinden koşabiliriz.
(Tanıtım Bülteninden)
Öksüz Civciv Alıntıları - Sözleri
- Ne kadar genişti gökyüzü de, deniz de böyle... Bir uçtan bir uca uzanıyordu. Bu güzellik karşısında dalıp kalmıştı.
- "Karadeniz mi dedin anneciğim? Bu güzel denizin neresi kara? Masmavi... Kimi yerleri de... Şey..." "Mor, lacivert..." diyecekti. Bu renklerin adını bulup çıkartamıyordu; ama aradığı renklerin içinde hiç de kara yoktu. "Yanlış ad koymuşlar... Ben olsam bu güzel denize hiç de Karadeniz demezdim!"
- "Ne arılar bizim için bal hazırlarlar, ne koyunlar, kuzularını bizim için büyütür... Ne de Kezban Nine'nin ineği Güliz'e süt yetiştireceğim diye didinir! Hep kendileri, hep kendi yavruları için!" "Demek biz onların ürettiklerine ortak oluruz. Öyle mi, anneciğim?" "Daha da ileri gideriz Güliz'ciğim, siz ne yaparsanız yapın, ürettiklerinin tümünü biz alacağız diye zorbalık ederiz!" "Biz kötü insanlarız öyle mi, anneciğim?"
- "Ne arılar, bizim için bal hazırlarlar; ne koyunlar, kuzularını bizim için büyütür... Ne de Kezban Nine'nin ineği Güliz'e süt yetiştireceğim diye didinir!.. Hep kendileri, hep kendi yavruları için!"
- Ölenle ölünmez. Geride kalanların yaşamaları gerekiyordu, hem de nasıl yaşamak... Gidenlerin açığını kapatarak, onların görevlerini de üstlenerek...
- "Sana bu sütü veren ineği tanıyorsun, değil mi?
- Utanmaz mısın bir tanecik civcivi arkandan dolaştırmaya! Haydi bizden utanmıyorsun, kümesteki tavuklardan da mı utanmıyorsun?"
- Her yıl sayıları artan arabalar, kazaları da ister istemez arttırıyordu. Çok babalar, çok anneler çocuklarını geride bırakarak gidiyorlardı. Bizim güzel bir atasözümüz vardır: "Ölenle ölünmez." diye. Geride kalanların yaşamaları gerekiyordu, hem de nasıl yaşamak...
- Bu kadarcık civcivin ne kadar da büyük yüreği varmış böyle!"
- Ne kadar iyi yürekli olsalar, insanlar da bir yere kadar kolluyorlardı kendilerinden güçsüz olanları... Dara geldi mi, kendi gücünden başka başvurulacak güç yoktu bu yaşam kavgasında...
- Ne demişti atalarımız, "Ölenle ölünmez." dememişler miydi? Er geç insanlar ölüyorlardı, geriye kalanlara bu ölüme dayanmak, direnmek düşüyordu.
- "Tıpkı insan gibi ... O kadar da cana yakın ki ... " "Senden bulgur istiyor!.." dedi Zeliha Nine, "Sen ne sanıyorsun kızım, bizim Öksüz Civciv, senin ela gözlerine hayran mı oldu sanıyorsun?"
- "Masmavi bir deniz... Kıyıları da dantelli gibi, anneciğim, bu denizin bir adı var mı?" "Var kızım, Karadeniz!" "Karadeniz mi dedin anneciğim? Bu güzel denizin neresi kara? Masmavi... Kimi yerleri de... Şey..." "Mor, lacivert..." diyecekti. Bu renklerin adını bulup çıkartamıyordu; ama aradığı renklerin içinde hiç de kara yoktu. "Yanlış ad koymuşlar... Ben olsam bu güzel denize hiç de Karadeniz demezdim!" Annesi gülüyordu: "Belki, adını böyle güzel bir günde koymamışlardır. Fırtınalı günlerde koymuş olacaklar, böyle masmavi olacağını hiç düşünmeden..."
Öksüz Civciv İncelemesi - Şahsi Yorumlar
``BU KADARCIK CİVCİVİN NE KADAR BÜYÜK YÜREĞİ VARMIŞ BÖYLE``: Öncelikle merhabalar, kitabı iki gündür inclemek istiyorum fakat her zaman ki gibi hesapta olmayan şeyler yüzünden biraz gecikmiş bulunmaktayım, affınıza sığınıyorum bunun için de iki gündür tarlaydı, kazmaydı derken ancak şimdi zaman bulabildim.Bu defa kitap incelemi PC üzerinden yapmak istedim madem on parmağım bari bir işe yarasın dedim ,çok yorucu da olmayacaktır bu şekilde. Şimdi izninizle yazarla ilgili ufakça yaptığım araştırmayla başlamak istiyorum. RIFAT ILGAZ, Kastamonunun Cide ilçesinde[öykümüz de CİDE de geçiyor zaten] doğmuş, türk şair,romancı, şair ve öykü yazarı.Takma adı``STEPNE``Özellikle `HABABAM SINIFI` romanıyla tanınmıştır.Bu kitap serisi bildiğimiz üzere film haline getirildi hepimiz de çok sevdik fakat o bundan pek memnu değildi sanırım özellikle kitapların filme uyarlanırken senaryonun biraz çarpıtıdığını düşünüyordu ve bu yüzden dava açtı tabi ki bu iş sonrasında da biraz rahatsız edilmesine neden oldu.Türkiye`nin en en çalkantılı siyasi dönemlerine denk gelen dergicilik hayatı ise onun da birçok yazar gibi hapishane koridorlarında zaman geçirmesine neden olmuştur."KARARTMA GECELERİ"toplatılan bir kitabıdır sonrasında "DEVAM"kitabı örneğin.Daha önce OSMAN ŞAHİN gibi yazarlardan bahsetmiştik.RIFAT ILGAZ'da etkinlik sayesinde tanıştığım bir yazar oldu, yazarla ilgili kapsamlı bilgileri daha yeni yeni öğrendim.Daha önce illa ki okumuşumdur öykülerini, çünkü isim hiç yabancı değildi,hepimizin tahmin ettiği gibi okul kitaplarında kısa öyküleri verilir genellikle bu yazarlarımızın,muhtemelen ondan kalemi hiç yabancı gelmedi veya yazdığı tür toplumcu gerçekçi olduğu için.Ayrıca öğretmenlik yapmış ve yine-tabi ki sürgüne gönderilmiş lakin 1960 askeri darbesi sayesinde bu sürgünden kurtulmuştur.Fakat "SINIF" kitabıyla adliye ve mahkemelerle tanışmıştır 6 ay cezaevinde kaldıktan sonra döndüğünde ise artık hem öğrencilik hem öğretmenlik şansını kaybetmiştir.Bundan önce vereme yakalanan ve İstanbul Yakacık sanatoryumunda verem tedavisi gördüğü halde cezaevinden çıktıktan sonra bu şansını da kaybetmiştir.Yazarla ilgili daha sayfalarca yazılabilir ama ben çok uzatmak istemiyorum. Kitaba kısaca değinecek olursak; ÖKSÜZ CİVCİV'i isminden etkilendiğim için okudum açıkçası, bundan aşağı yukarı on yıl önce annem külük olan bir tavuğumuzu kuluçka yatırmıştı.KÜLÜK* kuluçka yatan tavuk demek bu arada :) ne olduysa tavuk daha günleri bitmeden bir yumurtasını kırıp içindeki civciv çıkarmış annem şaşırdı daha günü değildi, neden böyle yaptı falan.Civcivi odunluktan alıp eve getirdi ölür zaten bir iki saate diyor, tabi bizim etekler zil çalıyor biz bakarız anne falan o kızıyor içten içe, sakın öyle bir şeye heves etmeyin şimdi diğerleri de çıkarsa yumurtadan atarız annesinin yanına deyip geçiştiriyor.Aradan bir hafta geçmesine rağmen bizim tavuktan ses gelmiyor biz de iyice alıştık bizim cüceye yemek yediriyoruz, çay içiriyoruz.Bir abim bu işten hiç memnun değil ama "hasta olacağız ,mikrop kapacağız"o rahatsız olmasın diye elimizden geleni yapıyoruz ,uyuz işte ne zararı var diyoruz.Bir süre sonra bizim civcivler tek tek çıkıyor yumurtadan ,ödümüz kopuyor annemiz onu da alacak onların yanına koyacak ama bir sürpriz oluyor bizim tavuk aradan geçen zamanda bu civcivin biraz büyük olmasından mıdır,uzak kaldığından mıdır, kabul etmiyor, vuruyor bizim civcive.Biz de geri getiriyoruz eve kaldığımız yerden devam; beraber yemek yiyoruz, beraber yaşıyoruz(en sevdiği şey de domates soslu makarna) midesinin üstünde tüy olmadığı için yediği makarnalar olduğu gibi görünüyor,kursağı yerden sürünüyor ardımızdan pıt pıt ordan oraya koşuyor, biz bir koltuğa otursak o da diğer koltuğa geçip karşımıza oturuyor, eve gelen misafirlerin omzuna konuyor kartal gibi uyumamıza da izin vermiyor tabi nerde biri siesta yapsa gidip gözünü gagalıyor ilgiye de meraklı.Sonrası burda başlıyor,bizim öksüz civcivin hikayesi RIFAT ILGAZ'IN öksüz civciv hikayesi gibi bitmiyor gerçi onun da sonu en nihayetinde aynı bitmiştir ya bizim öksüz kümese adapte olamadı bir türlü üç ay bizimle yaşadıktan sonra kendisini oraya ait hissetmedi sanırım ve öldü...Kitaba hiç değinmediğimi düşünmeyin lütfen yazdığım şeye çok benzer olduğu için geçtim bu şekilde kitabın içeriği de kalsın istedim. Her zaman dediğim gibi benim kitap incelemem kitapla kurduğum bağı,kitabı okuma nedenimi ve kendi yaşanmışlığımla birleştirdiğim kısa bir yazı oluyor, olabildiğince kitapla ilgili kabaca bir fikir oluşacak şekilde yazmaya çalışıyorum. black sana çok teşekkür ediyorum yine tanıştırdığın için , RIFAT ILGAZ okumalarım burada bitmeyecek belirteyim tıpkı FAKİR BAYKURT gibi sadece daha güzel ve sakin günlerde okumak için bekliyorlar. KİTAP ÇOCUKLARLA BERABER OKUNACAK VE ÇOCUKLUĞUNUZU HATIRLATACAK TÜRDEN, KEYİFLİ OKUMALAR DİLİYORUM... (Faljeska)
Kitapta herkesin aynı canlı olduğunu zanneden insanlar var. Aslında öksüz civciv farklı ve özel bir civciv. Fazla detay vermiyim. Sadece şunu söylemeliyim:kitap harika. (Kerem Yılmaz)
Kitabın Yazarı Rıfat Ilgaz Kimdir?
1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27 Temmuz 1927 ‘de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu.
Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 ‘de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın, yazı ve şiirleri dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940 ‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943’te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. 1945’te Gün Dergisi çıktı. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946’da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı. Şubat 1947’de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950’li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler.
1952-1960’da Tan Gazetesi’nde dizgici-musahhih ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı’nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı. Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazdı. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’te Basın Şeref Kartı’nı aldı. 1974’te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşadı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına rağmen onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993 günü öldü.
Rıfat Ilgaz Kitapları - Eserleri
- Karartma Geceleri
- Halime Kaptan
- Hababam Sınıfı
- Sarı Yazma
- Hababam Sınıfı Uyanıyor
- Apartıman Çocukları
- Şeker Kutusu
- Nerde O Eski Usturalar
- Meşrutiyet Kıraathanesi
- Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
- Pijamalılar
- Hababam Sınıfı İcraatın İçinde
- Garibin Horozu
- Hababam Sınıfı Baskında
- Karadeniz'in Kıyıcığında
- Don Kişot İstanbul'da
- Yıldız Karayel
- Bacaksız Okulda
- Sınıf
- Bacaksız Paralı Atlet
- Bacaksız Kamyon Sürücüsü
- Bütün Şiirleri 1927-1991
- Dördüncü Bölük
- Yokuş Yukarı
- Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra
- Bacaksız Tatil Köyünde
- Sosyal Kadınlar Partisi
- Bacaksız Sigara Kaçakçısı
- Kumdan Betona
- Yaşadıkça
- Hoca Nasrettin ve Çömezleri
- Çalış Osman Çiftlik Senin
- Radarın Anahtarı
- Öksüz Civciv
- Yarenlik
- Rüşvetin Alamancası
- Nerede Kalmıştık
- Cankurtaran Yılmaz
- Devam - Şiirler 1953
- Cart Curt
- Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler
- Satılmışlar
- Ocak Katırı Alagöz
- Soluk Soluğa/ Karakılçık/ Uzak Değil
- Kulağımız Kirişte
- Güvercinim Uyur mu
- Üsküdar’da Sabah Oldu
- Küçükçekmece Okyanusu
- Haydi Yolunuz Açık Olsun
- Uzak Değil
- Durmak Yok
- Bunadı Bu Adam
- Fedailer Mangası
- Krallar ve Kurallar
- Şevket Ustanın Kedisi
- Çocuk Bahçesi
- Altın Ekicisi
- Bütün Şiirleri 1937-1983
- Çok Küçüğüm Daha Ben
- Kesmeli Bunları
Rıfat Ilgaz Alıntıları - Sözleri
- Bizim memlekette zeytin o kadar boldur ki... Ama arayınca tanesini bulamazsınız! Yağını dostlarımıza satarlar, çekirdeğini de bize yuttururlar. (Sosyal Kadınlar Partisi)
- Topladığımız gönül çiçekleri Kucağımızda sararıp solar Utanır da veremeyiz Sunamayız dilimiz dolaşır Oysa neler düşlemişizdir geceden. (Ocak Katırı Alagöz)
- "Bakın şu miskinlere, Hababam Sınıfı değil, Hababam Taburu be !" (Hababam Sınıfı)
- Sait ne zaman Haluk’la ikimizi bir arada görse süzerdi onu: "İşte benim ustam!" derdi. "Bana gazeteciliği öğreten ilk adam!" (Yokuş Yukarı)
- Annem kahve! Emrini alinca, hemen sürerdi cezve yi kahve gelince bos zamanlarinda sardığı sigaralardan birini çıkarır hanım ateş.. Emrini verirdi. Ben kibriti kapıp koşarsam beni terslerdi. Annem karşısında süzüm süzüldukce keyiften bayilirdi. Zevk sahibiydi babam Sandalcı Hamit. (Nerde O Eski Usturalar)
- Ben ölmedim Beni öldürmediler de Yaşıyorum yaşıyorum işte At kıçında sinek gibi Tööbe töbe (Uzak Değil)
- Neyimize gerek bizim siyaset.! (Haydi Yolunuz Açık Olsun)
- Doğru! Dünyanın parası var İsviçre'de. Bizimkilerin paraları bile orda! (Hababam Sınıfı Baskında)
- "...Ben bugüne kadar tavuk bile kesmedim. Hep bizim büyük hanım keser tavukları." "Tavuğu kadına mı kestiriyorsun?" "Kime kestireyim ya?" "Yenmez kadının kestiği tavuk." "Pişirdiği pilav yenir de kestiği tavuk mu yenmez,haaa?" "Asla yenmez." "Ben yedim oldu Muhzır Efendi. Sana buyur edersem yeme!" (Hoca Nasrettin ve Çömezleri)
- Ben kaçıyorum anladın mı, resmen kaçıyorum insanlardan. (Şeker Kutusu)
- Poker denilen oyun da particilik gibi… Cebin dolu oldu mu, salla sallayabildiğin kadar. Bu oyunun aslı esası palavra! (Şeker Kutusu)
- Gel, değmeden birbirine ellerimiz, sen günlük işlerinden konuş, ben sana masallar anlatayım gelecek günlere dair. (Yarenlik)
- "-Sanat gösterisi yapmıyormuşuz da biz ne yapıyormuşuz? -Gövde gösterisi..." (Dördüncü Bölük)
- Açlık ,ekmeğin katığıydı … (Karadeniz'in Kıyıcığında)
- Ne demiş en büyük ozanımız Neden kulak vermiyorsunuz sesine Bir ağaç gibi hür yaşayın dememiş mi, Ve bir orman gibi kardeşçesine? (Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler)
- "Okuyamadığım kitaplardan kitaplıklar düzdüm." (Sosyal Kadınlar Partisi)
- ...Aynı bunalımlı günleri birlikte yaşadığımız halde adımı ancak kaşıntılı günlerinde anımsayan dostlara inat! (Yokuş Yukarı)
- ..Yağlı güreşteki dinç güreşçilere benziyordu balık.Ele,avuca sığmıyordu... (Küçükçekmece Okyanusu)
- Allah, bir kapıyı kaparsa bir kapıyı açar. (Apartıman Çocukları)
- ... değişen hiçbir şey yoktu eğitim, öğretim alanında. Her şey olduğu gibi, bütün düzensizliğiyle sürüp gidiyordu. (Hababam Sınıfı Baskında)
Yorumlar
0 yorum