Kitap Künyesi
Yazar: Marcel Proust
Çevirmen: Işık Ergüden
Orijinal Adı: Sur la lecture
Yayın Evi: Notos Kitap
İSBN: 9789944599948
Sayfa Sayısı: 71
--reklam--
Okuma Üzerine Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Okuma Üzerine, Marcel Proust'un birey ile kitap arasındaki ilişkiyi ve özgün psikolojik edim olarak okumayı irdelediği, bu edimin kaynaklarına yaptığı yolculuğu içeren bir anlatı.
Büyük bir yazarın kitapla kurulan ilişki üstüne derin düşünme denemesi.
Aynı zamanda Proust'un kütüphanesinde bir yol haritası olan Okuma Üzerine, bizim şimdi durduğumuz yeri de aydınlatıyor.
Hiç kuşkusuz, dostluk, bireyler arasındaki dostluk hava cıvadır ve okuma bir dostluk biçimidir. Ama en azından dostluğun samimî bir biçimidir ve bir ölüye, olmayan birine yönelik olması ona çıkarsız, neredeyse dokunaklı bir hava verir. Dahası o, Öteki bütün dostluk biçimlerini çirkinleştiren her şeyden bağımsız bir dostluktur.
--reklam--
Okuma Üzerine Alıntıları - Sözleri
- “Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir.”
- Yeni doğana merhamet edin, çünkü sayısız kötülükle karşılaşacaktır.
- Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka zaman belki yoktur.
- Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir.
- Onun için kitap, kendisi cennetin kapılarını açtığında kanatlanıp giden melek değil, kıpırtısız bir puttur; o bu puta, kendi kendisi için tapar ve uyandırdığı düşüncelerden gerçek bir saygınlık edinmek yerine, çevresindeki her şeyi yapay bir saygınlıkla doldurur.
- Kitaplarda sahte sevimlilik yoktur. Geceyi bu dostlarla geçiriyorsak, bu gerçekten istediğimiz içindir.
- "Okuma, insanların en bilgesiyle bile olsa, bir konuşmaya indirgenemez; bir kitapla bir dost arasındaki asıl farklılık, bilgeliklerinin büyüklüğündeki farklılık; değil, onlarla iletişim kurma biçimidir; okuma, konuşmanın tersine, yalnızlığımızı sürdürürken, yani yalnızken sahip olunan ve konuşunca çabucak dağılan entelektüel güçten yararlanmaya devam ederek, esinlere açık olmaya ve zekânın kendi kendisi üzerindeki çalışmasını bütünüyle verimli kılmaya devam ederek, her birimizin önceden iletilmiş bir başka düşünceyi edinmesidir."
- sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz zamanlar kadar dolu dolu yaşanmış başka bir gün belki de yoktur.
- Okuma tinsel hayatın eşiğidir, oradaki yolu bize gösterebilir, yolu oluşturmaz.
- Kitapların, belli sinir hastalıkları karşısında zihnin nezdinde oynadığı rol, bir psikoterapistinkini andırmaktadır.
- ''Yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı."
- Yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı. ( Herakleitos) Doğmamış olmak insan için en iyi şey olmalı. ( Theognis) Hiç doğmamış olmak insan için en iyisidir.( Sofokles) Şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında insandan daha acınacak bir yaratık yok. ( Homeros) Daha iyisi var olmamaktır. ( Byron)
- Bizler, başkaları için konuşup kendimiz için susarız. Ayrıca sessizlik, konuşmanın aksine kusurlarımızın ve yapmacıklığımızın izlerini taşımaz.
- Sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz zamanlar kadar dolu dolu yaşanmış başka bir gün belki de yoktur.
- "Tüm iyi kitapların okunması, geçmiş yüzyıllarda bunları yazmış olan en saygın ve ilginç kişilerle yapılan bir sohbet gibidir." | Descartes
--reklam--
Okuma Üzerine İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitaplar şahsın kendi düşüncelerini oluşturması için kullanılması gereken bir araçtır, dünyanın en iyi kitabı olsa da bu kitap başkalarının düşüncelerinin ölü bir kaydıdır ve şahsi kanaatim yazıda düşüncelerin ruhunun bir nebze öldüğüdür. Yazan kişi hakimiyeti kalemine vermiştir ve o anda tam anlamıyla kendisi olduğu söylenemez, okurun karşısına çıkmış durumdadır, gerçekten büyük bir yazar ise bu eserinin kendisinin ölümünün ardından da yüzlerce yıl boyunca okunacağının farkındadır. Bu yüzden yazar,güzel bir kadın ile konuşan erkek gibi farklı bir tavır takınır ve tam anlamıyla samimi olamaz ve elbette ne kadar detaylandırılırsa detaylandırılsın düşüncelerin aktarımında eksiklik olacaktır, düşüncelerini başkalarına aktarmak, kendinle aynı yaşantıya sahip olmayan bir kişiye düşüncelerinin gerçekliğini anlatmaya çalışmaktır ancak ne kadar çabalarsak çabalayalım, okur ile yazar farklı kişiler oldukları için okur ancak kendisinin anlayabildiğini alır, yazarın anlattığını değil. Descartes'in çok bilindik sözü "Kitap okumak, geçmiş zamanların en zeki insanlarıyla sohbet etmektir." Bu söz aslında kitap okumanın değerini ifade etmektedir,binlerce insandan bir iki tanesi zekidir ve zeki olan bir insanın çağdaş zekaları bulması fazlasıyla zordur,okumak entelektüel dostluğun en iyi yoludur. Ancak kitap okumak bir sohbet biçimi olsaydı, çok okuyan insanların hiç bir biçimde yalnız hissetmemesi gerekirdi. Bu bile tek başına, Marcel Proust'un bu kitabını okurken Proust ile okuma üzerine sohbet etmediğimizi, yalnız başına bir aktarım ve de yalnız başına bir tüketim olduğunu gösterir. Başta söylediğim gibi kitaplar başka insanların düşüncelerinin kaydıdır ve bize katabilecekleri en önemli şeyin, o metni yazmış bulunan zekanın seviyesinde düşünebilmektir. İnsan taklit ederek öğrenir ve bence yeterince okuyan herkes bu büyük zekaların seviyesine çıkabilir. Bu ölü insanların, metinleri ile anılması ile birlikte gözümüzde daha da büyümesi durumu ortaya çıkıyor, Tolstoy'un eserleri mükemmel olabilir ancak belki de birebir sohbette espri anlayışının çok kötü olduğu ortaya çıkacaktır ya da belki de Dostoyevski fazlasıyla utangaç birisidir ve birebir tanısaydık, silik, boş birisi olduğunu düşünecektik. Metinlerde yazar kendisinin en iyi halini gösterdiği için gözümüzde fazla büyüyor, onların seviyesine hiç ulaşamayacağımızı hissediyoruz. Emerson'ın bununla ilgili bir sözü vardı, sözü tam hatırlamasam da şu minvalde idi "Bu insanların büyük faziletleri vardı. Eee, ne oldu yani, faziletleri fazla kullandılar da tükendi mi?" O insanlar bu seviyeye çıkabilmişse onun eserinin başına geçmiş,bu emeği ve saygıyı göstermiş olan insan da ulaşabilir. (Polycephaly)
Uzun cümlelerle bezeli... Bir Proust hadisesi... Okumaya olan aşkını, kavramsal derinliği ve bilgisini açık ve net bir şekilde ortaya koymuş yazar. Siz bu düşünceler arasında gezinirken bir yazarın, yazmak hakkındaki düşüncelerine de sık sık rastlıyorsunuz... Hem yazmak, hem okumak hakkında Proust’un penceresinden bakmak isteyenlere tavsiye edebilirim. (Onur Gazi)
Proust bizi bu eserinde okuma yolculuğuna çıkarıyor. Okumaya başladığı zamanlarda kendini kaptırışı, kimsenin onu görmeyeceği ve rahatsız edemeyeceği yerlerde okumayı seçişi tam bir kitap tutkunu olduğunun kanıtı. Okuyan ve okumayan arasında farklı ve mutlaka kitap okunulması gerektiğini ısrarla dile getiriyor. Öyle ki sürekli okuyan insanların bile bazı kitapları okumadığı taktirde entellektüel açıdan eksik kalacağını söylüyor. En çok vurgu yaptığı şeyse kitaplar ve insanlar arasındaki dostluk. Okudukça oluşan dostluğun eşi benzeri olmadığını ve bu dostluğun bir çok şeyin üstünde olduğunu savunuyor. Kitapları canlı olarak görüyor, canlı ve çok iyi birer dost.. • Proust kitapları öyle güzel anlatmış ki kendimi gördüm çoğu cümlede. Okumanın nasıl güzel bir bağımlılık olduğunu ve dostluklarını vurguluyor. Yazarın diğer kitaplarını okumadan önce diline alışmak adına okunması gereken bir eser. Keyifli okumalar (Merve Damla Mungan 8k)
--reklam--
Okuma Üzerine PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Marcel Proust - Okuma Üzerine kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Okuma Üzerine PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Marcel Proust Kimdir?
Fransız modern edebiyatının temsilcilerinden Marcel Proust, 10 Temmuz 1871'de, Paris yakınlarındaki Auteuil'de doğdu. Babası varlıklı bir profesör olan Adrien Proust ile annesi Jaenne Weil tarafından Paris'te büyütülen Marcel Proust, 10 yaşına geldiğinde bir astım krizi geçirdi ve bundan sonraki yaşamında hastalıkların pençesinden kurtulamadı. Hastalığına rağmen okulunu başarılı bir öğrenci olarak tamamladı ve askeri hizmetinden sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. Bir yandan üniversiteye devam eden Proust bir yandan da Sorbonne'da felsefeci Henri Bergson'un derslerine katılıyordu. Ailesinin maddi varlığı nedeniyle rahat yaşamı garanti altına alındığından, mesleki bir eğitime gerek duymayan Marcel Proust, tüm zamanını küçüklükten beri ilgi duyduğu yazarlığa ayırmaya karar verdi. Düzyazıları ve makaleleri 1892 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmaya başladı.
1895'ten itibaren Eğitim Bakanlığı'nda çalışmaya başlayan Marcel Proust, Bakanlık'ta kaldığı beş yıl içinde Hazlar ve Günler adlı öykü kitabını yazdı. Gerek eleştirmenler gerekse okur tarafından pek başarılı bulunmayan bu eser bir anlamda yazarın bundan sonra ele alacağı konuların açıklanması açısından önem taşıyordu: Yabancılık çekilen bir dünyadaki yalnızlık ile kendi kimliğinin arayışı içindeyken aşk, hastalık ve zamanın etkileri.
Proust, ilk kitabının ardından sekiz yıl boyunca bir kitap üzerinde çalıştı. Kitabı tamamlamasına çok az bir zaman kala uğradığı hayal kırıklığı nedeniyle sekiz yıllık uğraşının ürünü kitabını yırttı ancak onu atamadı. 1952'de Jean Santeuil adı altında yayınlanan bu kitap yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Kayıp Zaman İzinde adlı romanın bir tür hazırlık çalışması olarak değerlendirildi. Jean Santeuil'in odak noktasının anlatıcının subjektif öyküsü oluşturmuştur. Yazar bu eseriyle geçmiş olaylarla ilgili duyguların içinde bulunulan anda yaşanılanlardan daha kuvvetli olduklarını kanıtlamak istiyordu. Düşüncelerini vurgulamak için her şeyin tekrarlandığı bir anlatım biçimi uyguladı. İlk anlatılanda olayların gerçekten olup bittiği zamanı diğerinde ise akılda kalanları anlatıyordu.
1903 yılında babasını kaybeden ve annesiyle birlikte yaşayan Marcel Proust'un yaşamındaki en önemli olaylardan biri 1905'te annesi Jaenne Weil'i kaybetmesidir. O tarihte 34 yaşına giren eşcinsel yazar için annesi hayatının en önemli kadınıydı. Geçirdiği sinir buhranlarından ve gördüğü tedavilerin ardından Proust, deneme yazılarında önemli edebiyatçıları ve felsefecileri inceledi. Bunların başında çalışmalarını Fransızca'ya çevirdiği John Ruskin ve eleştirilerinin hedefi olan Charleb Augustin Sainte-Beuve geliyordu. Aynı dönemde üzerinde çalıştığı Bergson'un bilgi kuramı, Proust'un anlatım tekniğini düzeltmesindeki en önemli etkendir. 1908'de kaleme almaya başladığı ancak 11 yıl sonra yayınlanan Taklitler ve Seçmeler adlı yapıtı başyapıtı için ön çalışma oldu.
1908'den sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı Geçmiş Zaman Peşinde adlı dizi romanı üzerinde çalıştı. Bu roman 1927'ye kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak yayınlandı. 1913 Swannların Semtinde çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler; Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, Guermanteslerin Semtinde, Sodom ve Gomorra, Mahpus Kadın, Kaybolan Albertine, Yeniden Kazanılan Zaman yayınlandı.
Otobiyografik bir havanın estiği bu roman dizisinde birbirine paralel iki düzlem bulunmaktadır. Proust'un yaşantısından alınan tek tek epizotlar, burjuvazinin tam bir tablosu ve en ince ayrıntılara kadar araştırıp anlattığı aristokrasinin çöküşü olarak yoğunlaşır. Proust bunu yaparken şimdiki zamana ve geçmişe ait bilinç içindekileri çağrışımlı olarak birleştirmek amacıyla olayları kronolojik bir sıraya koymadı. Geçmiş zaman anımsama yoluyla ve birinci şahıs olarak öyküyü anlatan kişinin içsel birliğine uyan kayboluşu zaman yeniden kazanılmaktadır. Sürekli geriye bakışlarla yaşam daimi bir dolaşım halindedir. Roman dizisinin sonunda şair yani Proust, kendi yaşantısını anlatan romanı yeniden yazmaya karar verir. Yazar anlattığı düşünceleri doğrudan doğruya yansıtabilmek için edebi teknik olarak iç monoloğu kullanmıştır. Benliğin zaman içindeki psikolojik değişimi ile güncel ve eski olayları bir bütün haline getirerek insanın ruhsal yaşantısını işleyen Marcel Proust, 18 Kasım 1922'de, Paris'te yaşamanı yitirdi.
Eserleri
Roman: Swannların Semtinde (Du cote de chez Swann, 1913), Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde/Geçmiş Zaman İzinde (A la recherche du temps perdu,1918), Guermanteslerin Semtinde (Le cote du Guermantes, 1920), Sodom ve Gomorra (Sodome et Gomorrhe, 1921), Mahpus Kadın (La prisonniere, 1923), Kaybolan Albertine (Albertine disparue, 1925), Yeniden Kazanılan Zaman (Le temps retrouve, 1927), Taklitler ve Seçmeler (Pastiches et melanges, 1919)
Öykü: Hazlar ve Günler (Les plaisirs et les jours, 1896)
--reklam--
Marcel Proust Kitapları - Eserleri
- Hazlar ve Günler
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
- Okuma Üzerine
- Kayıp Zamanın İzinde
- Swann'ların Tarafı
- Guermantes Tarafı
- Sodom ve Gomorra
- Mahpus
- Albertine Kayıp
- Yakalanan Zaman
- Sainte-Beuve'e Karşı
- Swann'ın Bir Aşkı - I
- Edebiyat ve Sanat Yazıları
- Swann'ın Bir Aşkı
- Üst Kat Komşusuna Mektuplar
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I
- Swann'ın Bir Aşkı - II
- Aşk Karşılıklı İşkencedir
- Kayıp Zamanın Etrafında
- Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde
- Lemoine Vakası
- Prenses'e Mektuplar
- Swann'ların Tarafı - Combray
- Kalan Son Güzel Kağıdım
- Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - II
- Swann'ların Tarafı - Memleket İsimleri: İsim
- Kıskançlık
- Swann'ların Semtinden 2. Cilt
- Vikont’un Ölümü
--reklam--
Marcel Proust Alıntıları - Sözleri
- ".. hangi aşkın yarası Öldürdü sizi terk edildiğiniz o sahillerde!” ______ (Hazlar ve Günler)
- Hayatta önemli olan, neyin sevildiği değil, sevmektir. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde - I)
- Kuşlar gelene dek ağaç, panjurları kapalı, boş, ölü bir ev gibidir. (Kayıp Zamanın Etrafında)
- "Ya acı çekmekten ya da sevmekten vazgeçmeliydim." (Kıskançlık)
- “Saçma sapan izler peşinde değerli zamanlar yitirirken hiç farkına varmadan gerçeği ıskalarız.” (Kıskançlık)
- Bizler, başkaları için konuşup kendimiz için susarız. Ayrıca sessizlik, konuşmanın aksine kusurlarımızın ve yapmacıklığımızın izlerini taşımaz. (Okuma Üzerine)
- Kıskançlık, bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir. (Kıskançlık)
- Ne yazık ki onları kendi içimde aramak zorundaydım, çünkü insanları değiştiren zaman, onların içimizde sakladığımız suretlerini değiştirmez. _____ (Yakalanan Zaman)
- İnsanın birini kendine âşık edebilmek için ne içtenlik göstermesine hatta ne de yalanı iyi kıvırabilmesine ihtiyaç var. Burada aşk derken karşılıklı bir işkenceden bahsediyorum. (Kıskançlık)
- Başkalarının ne düşündüğünden bana ne? Duygulara ilişkin konularda başkalarıyla ilgilenmek bence çok abes. İnsan kendisi için hisseder, elâlem için değil. (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde)
- .. Araba beni, tek gerçek olduğuna inandığım, beni gerçekten mutlu edebilecek şeyden uzağa sürüklüyordu; hayatım gibi. _____ (Kibarlar Âlemi - Kayıp Zamanın İzinde)
- (...) çünkü aşkla ölüm birbirine benzer; her ikisi de bizi gerçekliğini kavrayamamaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya iter. (Swann'ın Bir Aşkı - II)
- Bütün iyi kitapları okumak, bu kitapların yazarı olmuş geçmiş yüzyılların en değerli insanlarıyla konuşmak gibidir. (Okuma Üzerine)
- Hor görülseler bile fikirlerin,sokuldukları zihinlerde hemen ölmediklerini,etkilerini orada sürdürdüklerini biliyorum… (Prenses'e Mektuplar)
- "Mutluluğumuz sadece kaygımızın bitişine bağlıdır." (Albertine Kayıp)
- "Allah hikmeti dilediğine verir." Bakara 269 (Üst Kat Komşusuna Mektuplar)
- Kitaplarımızda genel olarak bahsettiğimiz şeyler bizde ilhamı neyin tetiklediğini gösterir, çok geçmeden zihnimize bütün gücüyle hakim olan şeyi görürüz. (Edebiyat ve Sanat Yazıları)
- Tıpkı bazı mutluluklar gibi bazı felaketler de fazlasıyla gecikirler ve bir süre önce gelseler içimizde ulaşacakları boyuta ulaşamazlar. (Albertine Kayıp)
- "Soluk aynalar ve sönmüş alevler" en değerli lütuf; ve kuşkusuz hâlâ o aleve boyun eğerek (bu defa Baudelaire'den değil Hugo'dan bir alıntı: "O (kadın) yarı canlıydı, ben yarı ölü") (Prenses'e Mektuplar)
- “Çoğunlukla nefret ederiz kendimize benzeyenden, kendi kusurlarımızı dışarıdan görmek bizi çileden çıkarır.” (Kıskançlık)
Yorumlar
0 yorum