Kitap Künyesi

Yazar: Nurullah Ataç

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789753639910

Sayfa Sayısı: 281

--reklam--

Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Okuruma Mektuplar'da, yaşamın kanıksanmış yönlerine ayna tutarak şiir, aşk, ölüm, doğa, hastalık, yalnızlık gibi konularda ilgili tutkularını, bildiklerini, özlediklerini -kendini- tüm çıplaklığıyla ortaya koyan bir Ataç var karşımızda. Prospero ile Caliban'da ise, aydınların (mutlu azınlığın) toplumdaki görevi, yazar ve toplum ilişkisi, gelenek, uygarlık gibi konularda bizi çerçevenin dışına çıkarak düşünmeye çağırıyor. "... kimine göre bir diken, kimine göre bir öğendireydi. En uyuşuk kafalara, bereketli bir 'acaba' akıtmakta ustaydı. (...) eleştirmeciliği, bir 'beğeni' eleştirmeciliğiydi. (...) Fakat nesnel ölçülerin dışında kaldığından olacak, içgüdüsü, sezgisi alabildiğine gelişmişti. Kendi sanat görüşüne uygun eserler arasında (bu görüşün on dokuzuncu yüzyılı aşamadığı da bir gerçektir) en özlülerini hemen sezer, deyimim hoş görülsün, bunların kokusunu alır, az eleştirmende görülen bir inatla da hemen savunurdu. Bu bakımdan aramızdan 'alacaklı' olarak ayrıldığını söyleyebiliriz." Adnan Benk

--reklam--

Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban Alıntıları - Sözleri

  • Zavallı insanoğlu, ne yaparsan yap kurtulamazsın o yalnızlıktan.
  • Benden size öğüt: aramayın,araştırmayın sevinçlerinizin kaynağını, bırakınız kendinizi onlara, unutunuz kendinizi onların içinde, o zaman tadarsınız onları, asıl sevinçler çözümlenmiyen, nereden, niçin geldikleri bilinmiyen sevinçlerdir.
  • Ah! 'Evet ile 'hayır' ortasında ikisini de kavrayan bir söz olsa!
  • Bir çağdayız ki şairlik ancak hafifletici sebeplerden sayılıyor.
  • Gerçek özgürlük, bir ülkede aydınlar takımının, Prospero'nun Prospero olmağa özenenlerin sözlerini dinletebilmeleriyle, Caliban 'ı baskı altına almalarıyla elde edilir. Caliban özgürlük istemez, özgürlüğü boş bir süs sayar. Eskinin, geçmiş, ölmüş kapıların,inançların baskısı altındadır, o baskıdan da kurtulmak istemez. Dedelerinden, sekiz on göbek ötesi dedelerinden kalma inançları, kanıları, kuralları doğrunun ta kendisi sanır, sağ-duyunun öğrettikleri diye bakar onlara, bir türlü ayrılamaz onlardan. Prospero'nun, aydın kişinin ödevi ise büğünü kurmak, büğünü dünün baskısından kurtarmaktır. Özgürlük ancak böyle olur.Çoğunluğun dileklerine boyun eğen, çoğunluğa yaranmak istiyen kişi ise özgürce düşünmekten kaçınan kimsedir. Prospero değildir o, bir aydın değildir.
  • Neredeysen uzat ellerini Başım dönüyor Necati Cumalı
  • Hadini de deli gönül hadini. Aramazlar gurbet ile gideni. Ak göğüs üstünde çakır dikeni Bitmeyince gönül yârdan ayrılmaz. Karacaoğlan
  • "Kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir, hüsranına ağlasın!"
  • Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi ... Olsa kumlar sağışınca ömrüme hadd ü aded Gelmiye bu şişe-i çerh içre bir saat gibi Sultan Süleyman
  • Ne diyor Sultan Süleyman "Aşkıma müstağrakım kılmam nazar hiçbir yana - Bilmezsem var mı cihanda sana benzer ya değil."
  • Hani bir gün şair (Yahya Kemal) oltasını alıp balığa çıkmış da farkına varmadan ta ufka varmış: Fânileri gökten ayıran perdeye değdim. diyor...
  • ... Çırpınıyoruz o tekdüzelikten kurtulalım diye, şöyle yapabilsem, böyle edebilsem diyoruz. Ama bakıyoruz ki o hülyalar da hep birbirine benziyor. Öyle bir tekdüzeliğe sallanıyoruz ki ondan düşlerimizde, hülyalarımızda dahi kurtulamıyoruz. Her gün o hayat, her gün o hayaller, her gün o umutlar. Sanki yaşamıyoruz, bir yere kakılmış, kımıldamadan orada duruyoruz. Ancak ölüme doğru gidiyoruz... O değil, ölüm bize doğru geliyor, daha doğrusu hayat bizden bıkıyor, onu her gün bir örnek olmaktan kurtaramadığımıza kızıyor, silkiniyor bizden, atıyor bizi.
  • Şu işsiz günler bir bitse, Günlerden pazar olsa, Gürül gürül yağmur yağsa Yorganı başıma çekip uyusam. Nijat Gülen
  • "Doğrusu, inanmaktan, inananlardan korkarım ben: Bir şeye, bir doğruya inanmak, onun zıddını inkâr etmek değil midir? Gönlüm hiçbir doğruyu inkâra razı olmuyor. Bir bakın tabiata: Kara ile ak yan yana, birbiriyle uzlaşarak yaşamıyorlar mı? Öyle ise biz neden bir doğruya saplanalım? Bütün doğruları, birbirine zıt gibi görünen doğruları, kendimizde toplayıp birbiriyle uzlaştırmaya çalışmak daha doğru olmaz mı?" "Ah! 'Evet' ile 'Hayır' ortasında ikisini de kavrayan bir söz olsa!"
  • Bir kitap okuyordum geçenlerde, yazar bir yerde Baudelaire'in de bir sözünü anmış: "Akıllı kadınları sevmek oğlancı zevkidir." Darılmayın böyle kaba sözler kullandığım için, elçiye zeval olmaz derler, ben değilim onu söyleyen, Baudelaire söylemiş. .... "Belki öfkeli bir gününde söylemiştir," demeyin, insan öfkeli bir gününde kaleme gelmez bir söz söyleyebilir, ama oturup da yazmaz onu. Bakın, biz Türkçe'de 'kaleme gelmez' diyoruz, ne güzel; ne iyi anlatıyor. Hadi pek bir sinirliydi de onun için yazmış diyelim, sonra silemez miydi? Büyük bir lakırdı ettiğini sanmış...

--reklam--

Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bu kitap Nurullah Ataç'ın okuduğum ilk kitabı. Okuruma Mektuplar sevgi, ölüm, yalnızlık ve daha bir çok konu hakkında yazarın düşüncelerini içeren bir kitap. Bazı yerlere katılmasamda bu denemeyi de, bu yazarı da çok sevdim. Deneme kitapları genellikle cümleye dökemediğim hisleri okuyup, kendimi tam hissetmemi sağlıyor. Bu yüzden romanlardan ziyade deneme türünde kitaplar okumayı severim. Ama bu kitap bende diğer deneme türlerinden daha farklı bir etki bıraktı. Nurullah Ataç'ın sözlerinde çok farklı bir samimiyet vardı. Sadece samimiyeti değil, okurlarına olan içten sevgisi de çok netti. Bir babanın evladına verdiği öğütler gibi samimiydi öğütleri. İki kardeşin dertleşmesi gibi içten bir şekilde okurlarıyla konuşurcasına sayfalara dertleşmiș sanki. Sevdiğim alıntılardan birini buraya bırakmak istiyorum, demek istediğim daha net anlaşılacaktır: Aşk gibidir gerçek mutluluk. Size işte öyle aşklara benzeyen mutluluklar dilerim benim sevgili okurum. Deneme türü seviyorsanız kesinlikle bir şans verin derim. (Beyza Nur)

--reklam--

Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Nurullah Ataç - Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Nurullah Ataç Kimdir?

Nurullah Ataç (d. Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898 - 17 Mayıs 1957), Türk eleştirmen, denemeci, yazar, şair. Eleştiri ve deneme alanı dışında hemen hemen yapıt vermeyen sayılı yazar ve şairlerden biridir.

Hayatı

Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898'de Hammer'in Osmanlı Tarihi isimli kitabı Türkçeye çeviren Mehmet Ata Bey'in oğlu olarakİstanbul'da doğdu. Nurullah Ataç'ın babası Mehmet Ata başarılı bir bürokrat idi. İlkokuldan sonra Galatasaray Lisesi'nde 4 yıl okudu. Daha sonra eğitimini İsviçre'de sürdürdü. Babasının ölümünün ardından 1919'da İstanbul'a döndü.1922 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni sürdürdü tamamlayamadı. Fransızca öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı. 1945'ten sonra Cumhurbaşkanlığı çevirmeni olarak görev yaptı.

1926 yılında Leman Ataç ile evlendi. Bu evlilikten 1926'da, daha sonra babasının yaşamından kesitler anlattığı kitabı "Babam Nurullah Ataç"ı yazacak olan Meral Ataç Tolluoğlu doğar.

TDK yayın kolu başkanı oldu. İlk şiirleri Dergâh'ta yayımlandı. Fransız, Latin ve Rus klasiklerinden çeviriler yaptı. Gazete ve dergilerde eleştiri ve deneme türünde yazılar yazdı. Eleştiri yazılarıyla Türk edebiyatında izlenimci eleştirinin ilk örneklerini verdi. Akşam'da tiyatro eleştirmenliği, Hakimiyeti Milliye, Ulus, Milliyet, Tan, Posta, Cumhuriyet, Son Havadis, Dünya gazetelerinde eleştiri yazıları çıktı. Denemeleri Türk Dili, Varlık, Yedi gün, Ülkü, Seçilmiş Hikayeler dergilerindedir.

Nurullah Ataç’ın pek çok kez kullandığı takma isimlerden bazıları Sabiha Yağızlar, Alkan, Ahfeş, Süha Kavafoğlu, Ali Gümrükçü olarak sıralanabilir.

Ataç yazı yaşamına tiyatro eleştirisi ile başlamıştır. İlk yazısı 1921’de Dergâh’ta yayımlanan “Türk Tiyatrosunda İlk Göz Ağrısı” adlı tiyatro eleştirisidir. Ataç, tiyatro eleştirisi ile ilgili yazılarını Dergâh ve Akşam dışında Hâkimiyet-i Milliye, Milliyet, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Ulus, Son Havadis gazetelerinde ve Hayat, Darülbedayi (Türk Tiyatrosu), Yeni Adam, Ülkü dergilerinde yayımlamıştır. Bu gazete ve dergilerde 1921-1957 yılları arasında tiyatro hakkında yaklaşık 125 yazısı bulunmaktadır ve bu yazıları kitaplarına girmemiştir. Ataç, tiyatro eserleri için yazdığı eleştirilerle Türk tiyatrosu için bir yol gösterici olmuştur. Batılı tiyatroyu yakından tanıyan Ataç, Türk tiyatrosunun ve seyircisinin Batı’nın seçkin oyunlarını oynayacak ve izleyecek düzeye gelmesi için çok çaba harcamıştır. Ataç tiyatro hakkında yazmış olduğu eleştirilerle yalnızca tiyatro sanatı ile ilgili teorik görüşlerini ve Türk tiyatrosunun tarihî gelişimini gözler önüne sermekle kalmamış, aynı zamanda bu sanatın ülkemizde gelişimine de katkıda bulunmuştur.

Yazınsal Biçimi

Dilde yalınlaşma ve özleştirme deviniminin savunucularındandır. Türkçedeki yabancı sözcükleri kullanmamış, dille düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yol da, Ataç'a göre, Latince, Grekçe, Farsça, İngilizce,Arapça gibi yabancı dillerin eğitimini zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, bunlardan alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer:

“

Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyim ben size; Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak.

”

 

Bazı yazılarında arı Türkçe kullandığı için anlaşılmaz olarak eleştirilmiştir. Onu eleştirenler arasında Attilâ İlhan, Halit Fahri Ozansoy gibi isimler vardır.[3]Divan Edebiyatıgeleneğini iyi bildiği anlaşılır, kişisel olarak zevk aldığını da belirtir, fakat zamanını doldurmuş bir yazın olduğu görüşündedir. Yazı diliyle konuşma dili arasındaki uçurumu kapatma çabasının bir parçası olarak özgün Türkçeyi ve devrik tümceyi kullanmasıyla döneminin yazarlarını da, daha sonraki kuşakları da etkilemiştir.

“

Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkarttım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.

”

 

Ölümü

1955 yılında gut ve şeker hastalığı ortaya çıktı. Eşinin 1955 yılında ölümünün ardından karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları başladı. 17 Mayıs 1957 yılında İstanbul Numune Hastanesi'nde öldü.

Ölümünden sonra birçok yazın ve sanat dergisinde kendisi için özel sayı çıkartılmıştır ve hakkında 2 kitap hazırlanmıştır. Bunlardan ilki 1959'da Tahir Alangu'nun hazırladığıAtaç'a Saygı isimli, O'nun için yazılmış yazıların derlendiği bir kitaptır. İkincisi ise, Türk Dil Kurumunun 1962'de Ankara'da çıkardığı Ataç isimli kitaptır.

--reklam--

Nurullah Ataç Kitapları - Eserleri

  • Gene Yalnızlık
  • Karalama Defteri - Ararken
  • Günlerin Getirdiği - Sözden Söze
  • Diyelim - Söz Arasında
  • Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban
  • Günce 1956-1957
  • Aisopos Masalları
  • Günlerin Getirdiği
  • Söyleşiler
  • Günce 1953-1955
  • Karalama Defteri
  • Karalama Defteri - Sözden Söze
  • Ataç Diyelim
  • Keziban’a Mektuplar
  • Prospero ile Caliban
  • Dergilerde
  • Ataç

--reklam--

Nurullah Ataç Alıntıları - Sözleri

  • Sevdiğim bir şiiri tanıdıklarıma okumadığım, yahut bir edebiyat sorusu üzerine tartışmaya girmediğim günler, yaşadım saymam kendimi. (Diyelim - Söz Arasında)
  • Ne diyor Sultan Süleyman "Aşkıma müstağrakım kılmam nazar hiçbir yana - Bilmezsem var mı cihanda sana benzer ya değil." (Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban)
  • Öğretmenin kitaplığı kurulunca ilkokulu bitirmiş olanların kitaplığı da kurulur. (Gene Yalnızlık)
  • Günler geçtikçe şiir şudur, şiir budur demekten uzaklaşıyorum, şiir arıyorum, bana şiir zevkini verecek söz arıyorum. Divanları karıştırıp şiir arıyorum, halk türkülerini dinleyip şiir arıyorum. (Ataç Diyelim)
  • Yalancıları susturacağız diye ya doğrucuları da susturursanız? (Diyelim - Söz Arasında)
  • Hiç şüphe etmeyin: Her aldığınız kitap iyi çıkacak.. (Söyleşiler)
  • Av köpeğinin biri bir tavşan yakalamış, bir ısırır, bir ağzını burnunu yalarmış. Tavşan dayanamamış: "Ayol, ya ısırmayı, ya öpmeyi bırak da dostum musun, düşmanım mısın bir anlayayım" demiş. (Aisopos Masalları)
  • Anıların, geçmişi anmanın tadı, güzelliği de bir umut beslememize bağlıdır. Umutsuz kişiye anılar da bir avunma getiremez, onlar da gözlerini ışıklandıramaz. (Günce 1953-1955)
  • Aşk tehlikeli bir konudur, çocuklara açmaya gelmez. (Günce 1953-1955)
  • Ölümü düşünmeden, aklımıza getirmeden yaşamak elbette en iyi şey, ama elimizde mi? Ölüm düşüncesi bizi bir yol sardı mı, bir daha bırakmıyor, sevinçlerimiz gülmelerimiz içinde bile kendini duyuruveriyor. Yaşamak cömertliktedir: saatlar, günler, aylar, yıllar geçiversin ne çıkar?.. Ölüm korkusu Ölüm düşüncesi ise bizi cimri ediyor; aman bu saat geçmesin! sıkıntılar içindeyim, yarın belki bir genişliğe kavuşacağım, olsun gene de bu saat geçmesin! yarın, o güzel yarın benim ömrümü kısalmış bulacak… Ölüm düşüncesinin çağımızda çok yaygın olduğunu sanıyorum: bakın şairlerin çoğu, hemen hepsi yaşamanın güzelliğini anlatıyorlar. Yaşamanın geçici olduğunu, o nimeti çabucak yitireceğimizi duymasalar, düşünmeseler, hep onun güzelliğini anlatırlar mıydı? O sevincin altında bir acı var ki kendini gizliyemîyor. Öyle sanıyorum ki dünün acılan seven, ölümü istiyen, yeryüzünden yalanıp duran, bir an önce yerin dibine mi, göğe mi, neresi olursa olsun işte oraya göçmek için çırpınan, “Ey ölüm! koca kaptan, vakit erişti, demir al!  Bu ülkeden sıkıldık, ey ölüm! açılalım!” diyen romantik şairi, ölümün ne olduğunu, yaşamanın tutarsızlığını bizim kadar anlamamıştı. Ölümle oynuyordu o, biz ise onunla oynanamıyacağını anladık, bir yol gözlerimizi kapadık mı bir daha hiçbir güzelliği duyamıyacağımızı, göremiyeceğimizi, bu yeryüzünden başka bir acun olmadığını anladık, onun için ölümle sakal aşamıyoruz, çabucak kaçacağını bildiğimiz yaşamayı yudum yudum tatmak istiyoruz. (Karalama Defteri)
  • Hani şiir okumağı, hikâye okumağı boş bir iş sayıp da kendilerine yakıştıramayan kimseler vardır, siz onlar arasında başkalarını anlıyan, başkalarının dertlerine, kaygılarına ortak olan birini gördünüz mü hiç? (Günlerin Getirdiği - Sözden Söze)
  • Hadini de deli gönül hadini. Aramazlar gurbet ile gideni. Ak göğüs üstünde çakır dikeni Bitmeyince gönül yârdan ayrılmaz. Karacaoğlan (Okuruma Mektuplar - Prospero ile Caliban)
  • Kişi dilediğini başarırmış... Doğru mu? Doğruysa da ben o kişilerden değilim, bilirim kendimi. (Günce 1956-1957)
  • Adamın biri tahtadan bir Hermes (2) yontusu yapmış, pazara götürüp satılığa çıkarmış. Bakmış ki alan olmuyor, ille bir alıcı bulayım diye başlamış bağırmaya: "Bu benim sattığım tanrının insana çok iyiliği dokunur, her işinde kazancını artırır." Oradan biri geçiyormuş, durmuş: "Be adam! O kadar iyiliği dokunursa ne diye satarsın? Sakla da sana iyilik etsin" demiş. Putçu: "Beklemeye vaktim mi var benim? Ben hemen bir yardım istiyorum. Oysa ki bu, acele nedir, hiç bilmez: durur durur da ondan sonra eder edeceği yardımı!" demiş. (Aisopos Masalları)
  • Mutluluğa ermek için inanmayı öğütlemek de, bir iş görmeyi öğütlemek de kendi kendimizden kaçmayı öğütlemektir. Doğru değil bence. Ben mutluluğu anlamakta görenlerdenim, aldanmakta, avunmakta değil. Kendimizi anlayalım, elimizden ne gelir, ne gelmez, bilelim onu, yeter mutlu olmamıza. Üzüldüğümüz de olurmuş. Olsun. Üzülmenin de mutluluğa yardımı vardır. (Günce 1956-1957)
  • Doldururlar evlerine kitapları, bir yerde bir kitap gördüler mi, nedir diye bakmadan geçemezler, benim sokakta gördüğüm her kediyi okşamak istemem gibi. (Diyelim - Söz Arasında)
  • Siz sever misiniz boyuna gülümseyenleri? Hani sağlarına bakar gülümserler, sollarına bakar gülümserler. Doğrusu, ben iğrenirim öylelerinden. Yalandan gülümseye gülümseye yalan işler içlerine, bütün işlerine bir düzmecelik siner. Öylelerini gördüm mü, kaçarım. Çoğu alıktır, düşüncesizdir onların. Alık oldukları, düşüncesiz oldukları için de kötü olurlar. (Günce 1956-1957)
  • "Romanlardaki kişiler de bizleri yöneten yasalara uymak zorundadırlar, onlar da bizim gibi, ancak bizim gibi birer kişidir, gerçeğin çocuklarıdır." (Karalama Defteri)
  • Ben, şımarık gençleri günümüzün istediği o sünepe, köhne kafalı gençlere yeğlerim. (Günce 1953-1955)
  • Gül rengi yüzün benli de sinen niye bensiz? (Prospero ile Caliban)