Kitap Künyesi

Yazar: Georges Perec

Çevirmen: Zeynep Bengü

Tasarımcı: Utku Lomlu

Yayın Evi: Everest Yayınları

İSBN: 9789752895782

Sayfa Sayısı: 71

--reklam--

Olağan-içi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

“Perec’in ilgisini çeken şey, bayağı olanın, dikkate değer olmak için barındırdığı potansiyeldi; sıradan bir göstergenin nasıl sıradışı olabildiğiydi.”

Paul Virilio

Kahve kaşıklarınızı soruşturun, diyor Perec. Bizden, gündelik hayatın göz ardı edilen, farkına varılmayan ya da nihayetinde unutulan unsurlarına dikkat kesilmemizi istiyor; çevremize yönelik körlüğün üstesinden gelmek için bize kendi gözlem yöntemlerini sunuyor. Tanıdıklığını yitiren mekânı kayda düşerek, sokakların tarihini, onu oluşturan unsurlarla birlikte kaleme alıyor; günün farklı saatlerinde farklı izlenimler sunan sokağı, yalnızca yıkılmakta olan binalarıyla değil tüm sakinleriyle betimliyor. Bazen de gerçekliği yeniden inşa ediyor: bir çalışma masası natürmortunu yazı olarak ortaya koymaya girişiyor. Belki, yine bu çalışma masasında, özenle seçtiği kartpostalların arkasına, hayalî konaklamalara, gezintilere, karşılaşmalara, yenen yemeklere ve solunan havaya dair havadisler karalayıp okura postalıyor. Önemsiz detaylara düşkünlüğü aşikâr olan Perec, yine Olağan-içi’nde yer alan, bir yıl boyunca boğazından geçen her şeyin dökümünü bize sunduğu denemesindeyse, belki de salık verdiği yöntemler dikkate alınarak ne kadar ileri gidilebileceğinin somut bir örneğini ortaya koyuyor.

“Queneau ve Perec’ten bize ulaşan sanat, listeleme sanatıdır.

Bu sanat, geçmişin büyük eserlerinin listesi değil,

olağan-içi şeylerin listesidir.”

Jacques Roubaud

--reklam--

Olağan-içi Alıntıları - Sözleri

  • Trenler ancak raydan çıktıklarında var oluyor, dahası ölü yolcu ne kadar çoksa trenler de o denli var oluyor; uçaklar yalnız kaçırıldıklarında değer kazanıyor.
  • Hayatımızı düşleri olmayan bir uykuda geçiriyoruz. Ama o, hayatımız, nerede? Bedenimiz nerede? Mekanımız nerede?
  • Sanki hayat sadece şaşaalı olanın içinden ortaya çıkabilirmiş gibi, olayın arkasında bir skandal, bir kırılma, bir tehlike olması gerek.
  • Gazeteler beni sıkıyor, bana hiçbir şey öğretmiyor; anlattıkları beni ilgilendirmiyor, ne beni sorguluyor ne de sorduğum sorulara ya da sormak istediklerime cevap veriyor.
  • Hayatımızı düşleri olmayan bir uykuda geçiriyoruz. Ama o, hayatımız, nerede? Bedenimiz nerede? Mekanımız nerede?
  • Hayatımızı düşleri olmayan bir uykuda geçiriyoruz. Ama, o, hayatımız, nerede, bedenimiz nerede? Mekanımız nerede?
  • Gazeteler beni sıkıyor bana hiçbir şey öğretmiyor: anlattıkları beni ilgilendirmiyor, ne beni sorguluyor ne de sorduğum sorulara ya da sormak istediklerime cevap veriyor.
  • Böylece, bir gün bu sessiz, rahat ve dış dünyadan kopuk bürolarının derinlerinden bir el, kırmızı küçük bir düğmeye basıp aptalca bir olayın başlatıcısı olmasa, dünya uzun, çok uzun bir zaman boyunca olduğu gibi sürüp gidecek[...]
  • Gazeteler gündeliğin dışında her şeyden bahsediyor. Gazeteler beni sıkıyor, bana hiçbir şey öğretmiyor: anlattıkları beni ilgilendirmiyor, ne beni sorguluyor ne de sordugum sorulara ya da sormak istediklerime cevap veriyor. 
  • "Gazeteler gündeliğin dışında her şeyden bahsediyor. Gazeteler beni sıkıyor, bana bir şey öğretmiyor: Anlattıkları beni ilgilendirmiyor ,ne beni sorguluyor ne de sorduğum sorulara yada sormak istediklerime cevap veriyor"
  • "Gerçekten olup bitenler, yaşadıklarımız, ötesi, bütün geri kalan nerede? Her gün olup biteni ve her gün yineleneni, basmakalıbı, gündeliği, besbelliyi, ortaklaşa olanı, sıradanı, OLAĞAN-İÇİ'ni, arka plandaki uğultuyu nasıl açıklayacağız, onu nasıl sorgulayacak, nasıl tarif edeceğiz? "
  • "Alışılageleni soruşturmak. Ama tam da buna alışığız... Buna koşullanma bile denmez bu anestezidir. Hayatımızı düşleri olmayan bir uykuda geçiriyoruz. Ama o hayatımız nerede?"
  • "Sadece büroları gözlemlenerek üstün zekalıların (yada kendini öyle sananların) bir tiplemesi kabataslak çizilmeye başlanabilirdi"
  • "Böylece bir gün, sessiz, rahat ve dış dünyadan kopuk büroların derinlerinden bir el, kırmızı küçük bir düğmeye basıp aptalca bir olayın başlatıcısı olmazsa dünya uzun, çok uzun bir zaman boyunca olduğu gibi sürüp gidecek"
  • Böylece, bir gün, bu sessiz, rahat ve dış dünyadan kopuk bürolarının derinlerinden bir el, kırmızı küçük bir düğmeye basıp aptalca bir olayın başlatıcısı olmazsa, dünya uzun, çok uzun bir zaman boyunca olduğu gibi sürüp gidecek [...]

--reklam--

Olağan-içi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Deneme mi, bilimsel rapor mu?: Olağan-içi, anlaşılması güç dünyayı deşifre etmek amacıyla, naif bir envanter denemesiyle bir araya toplanmış yazılardan oluşuyor. Perec, yaşamın farklı safhalarında her gün iç içe yaşadıklarımızın dökümünü yapıyor. Hemen yakınımızda var olup da üzerinde hiç düşünmediklerimizi, aklımıza getirmediklerimizi tarif ederek bizi şaşırtıyor; onları bir sosyoloğun, hatta bir antropoloğun bakış açısından ele alarak bozuyor, bölüyor, parçalara ayırıyor. (Arka kapaktan ) 8 adet denemenin yer aldığı kitap,arka kapakta belirtildiği gibi elbette beni şaşırttı. "Neyin yaklaşımı" gibi, dünyamızı farklı bir sorgulamaya ve bu yolda gazeteler ile medya üzerinden gelen karşı duruşa sahip bir denemeden sonra; Vilin sokağı, Beauborg mahallesi 'nın aşırı ayrıntılar ve tasvirlerle yüklü açıklanması ile Londra'nın bir yabancı gözüyle kısmen mizaha kaçan ama yine ayrıntılı anlatılması, 1974 yılı yediği ve içtiği tüm besinlerin envanterini sayfalarca yazdığı bölüm ile kendi çalışma masasının ve etrafındaki her nesnenin ayrıntılı dökümünün yer aldığı son denemesi aşırı sıkıcı, tekrar ve soğuk (zira bunları atlayarak okudum) buldum. Edebiyatta değişik bir form yakalamak adına oyun dediğiniz hayatı, biçem kaygılarıyla sorgulatmak için de olsa, yazım tekniği yada anlatı şeklinize yansıtırsanız belki özgün olur ancak bir şeyler dile getiremezsiniz. Yazarın eserde vermeyi düşündüğü mesaj; her gün yaşadığımız ortamın aslında ne kadar detaylarla dolu olduğu ama buna karşın hayatın o derece basitliği olabilir elbet. Ancak; yıllardır edebiyatla ilgilenen bir okur olarak beni, 70 sayfanın 50'sinde okunmaz ve boğucu detaylara sürüklemenin bir anlamı var mıydı bilememek ile birlikte, 15 sayfalık bir makaleye mi para verdiğim kuşkusunda bırakmaya da. Sosyolojik de bilim uğruna da olsa, anlatılması gerekenler belirli bir edebi süzgeçten geçirilip öyle yayımlanabilmeli doğrusu. Kısaca; 70 sayfalık kitaptaki 8 denemenin 6'sını atlayabilir , ikisini ise okuyup değerlendirebilirsiniz. Neticede bizler sanat bekliyoruz bilimsel rapor değil... (Hayat Bu)

|kelime: olağan| Yine Perec, yine oyun gibi bir kitap. Bu sefer de çok olağan şeyleri yazalım diyor Perec. Belirli bir kurgu veya anlatı yok. Başından geçen önemsiz olayların envanterini sunuyor sadece. Muzip ve ilginç bir teknik. Perec olunca şaşırmıyor insan. (meli)

--reklam--

Olağan-içi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Georges Perec - Olağan-içi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Olağan-içi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Georges Perec Kimdir?

Şaşırtıcı özgünlükteki yapıtlarıyla, anlatı üslubuna ve şiire getirdiği yeniliklerle edebiyat dünyasında ayrı bir yer edinen Georges Perec, 7 Mart 1936'da Paris'te doğdu, 3 Mart 1982'de Ivry'de öldü. Neredeyse tüm yaşamı boyunca Paris'te yaşadı. İkinci Dünya Savaşı'na katılan babası 1939'da öldürüldü. Almanlar Fransa'yı yavaş yavaş ele geçirirken, Perec akrabaları tarafından kırsal bölgeye götürüldü. 1942 yılı sonlarında Paris'te kaybolan annesinin de daha sonra Auschwitz'de ölmesiyle, altı yaşında öksüz kaldı ve halasıyla eniştesi tarafından büyütüldü. Yahudi kökenli oluşunu ve anne babasını savaşta kaybetmesini hiçbir zaman açıkça irdelemese de, bunlar yapıtlarında alttan alta her zaman var olan unsurlar oldu.

Perec eğitimini tamamladıktan sonra, bazı dergilere yazılar yazmaya başladı. 1965'te ilk romanı Les Choses. Une histoire des années soixante (1965; Şeyler - Altmışlı Yılların Bir Hikayesi, çev.: Sevgi Tamgüç, Metis Yay., 1998) ile Renaudot Ödülü'ne layık görüldü. O tarihten itibaren birbiriyle hiçbir benzerlik taşımayan yirmiden fazla kitap yayımladı.

Perec, 1960'ta Raymond Queneau ve François Le Lionnais tarafından kurulan, Paris merkezli OuLiPo'nun (Ouvroir de Littérature Potentielle-Potansiyel Edebiyat Atölyesi) üyelerindendi. Italo Calvino, Harry Matthews, şair ve matematikçi Jacques Roubaud'nun da üyesi olduğu, matematik, mantık ya da satranç gibi başka alanlardan biçimsel olarak yararlanan, edebiyatı bu alanlardan ödünç aldığı yeni yapılar ve örneklerle genişletmeye çalışan OuLiPo'nun başını çeken edebiyatçılardan biri oldu.

Perec, romanlardan toplu çapraz bulmacalara, denemelerden taşlamalara, şiirlerden sözcük oyunlarına çeşitlilik gösteren yapıtlara imza attı. Tersinir sözler, evirmeceler, sözcük oyunları Perec'in yapıtlarından hiç eksik olmadı.

1969'da hiç "e" harfi kullanmadığı La Disparition (Kayboluş) adlı romanı yazdı. Kayboluş bir adamın ortadan kayboluşunun hikâyesidir ve adamın kaybolduğu dünyada "e" harfi de kaybolmuştur, ancak romanın hiçbir karakteri dildeki yer değiştirmelerin, benzetmelerin, tahrif etmelerin ve böyle bir evrenin boşluğu doldurmak için giriştiği sonu gelmeyen hilelerin farkına varmaz. Böyle bir dünyada arkadaşları Anton Ssliharf'i boşuna arar ve birer birer yok olurlar.

İnsanın yaşadığı ortamı keşfe çıkan Perec, kimi zaman sivri dilli bir alaycılıkla, kimi zaman da takıntılı bir yöntemcilikle romanlar yazdı. Özel hayatı konusunda her zaman ketum olsa da, yapıtları otobiyografik unsurlarla doludur. 1973 yılında yazdığı La Boutique Obscure, 1975'te kaleme aldığı W ou le souvenir d'enfance (W Ya da Bir Çocukluk Hatırası, çev.: Sosi Dolanoğlu, Metis Yay., 2001), 1978'de yayımlanan Je me souviens, otobiyografik özellikleri daha öne çıkan yapıtlarıdır.

Perec'in en önemli yapıtlarından biri de, 1978'de yayımlanan ve Medici Ödülü'ne layık görülen La vie mode d'emploi'dır (Yaşam Kullanma Kılavuzu, çev.: İsmail Yerguz, Yapı Kredi Yayınları, 2001).

Harflerle ve sözcüklerle oynamayı çok seven Perec, dili neşeli bir oyun ve keşif alanına, kapıları şiire olduğu kadar derin felsefi düşüncelere de açılan bir laboratuvara çevirmiştir.

--reklam--

Georges Perec Kitapları - Eserleri

  • Uyuyan Adam
  • Şeyler
  • Kayboluş
  • Doğdum
  • Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?
  • Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi
  • W ya da Bir Çocukluk Hatırası
  • Saraybosna Suikastı
  • Yaşam Kullanma Kılavuzu
  • Paralı Asker
  • Harikalar Odası
  • Mekan Feşmekan
  • Ellis Adası
  • Karanlık Dükkan
  • Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi
  • Olağan-içi
  • Her Durumda Yapmam Gereken Şeylerden Bazıları
  • Cantatrix Sopranica L. ve Diğer Bilimsel Yazılar
  • Kış Yolculuğu
  • Doğdum
  • Kış Yolculuğu ve Peşindeki Öyküler
  • İncelikli Go Sanatını Keşfetmeye Çağıran Küçük Kitap
  • A Void

--reklam--

Georges Perec Alıntıları - Sözleri

  • her şey, herkes tehditkar hale geliyor. geçtiğim yerlerin hepsi bana yabancı. (Karanlık Dükkan)
  • servis şefinizin karşısına geçmiş alçak sesle yaşam koşullarınızın yavaş yavaş bozulmakta olduğunu anlattığınızda sizi sempatik ve neredeyse heyecanlı bir dikkatle dinlemeyeceğini ve size gelecekte bir ücret artışı umudu vermeyeceğini düşünmeniz için hiçbir neden yoktur (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi)
  • bir servis şefi astlarından birini hiçbir zaman tebrik etmez. (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi)
  • Yaşamak hoşuna gidecek mi? Evet desene. Evet ve yine evet. Güneşte yürümenin hazzı, yağmurda yürümenin hazzı, yolculuğa çıkmanın, yemenin hazzı. Yüzmenin. Tren sesi duymanın? (Paralı Asker)
  • Saat dördü beş geçiyor. Göz yorgunluğu. Sözcük yorgunluğu. (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • Binet, kralın perukacısı Rigaud'ya bir tablo ısmarladı. Ressam bu işten hiç memnun kalmadı Çünkü küçümserdi fırçası tarakları Ama Rigaud, peki ya olmasaydı Modellerin perukları Ne renkleri kalırdı ne ruhsarları O vakit çok arardın perukacıları! (Harikalar Odası)
  • "Zaman geçiyor, ama sen saati bilmiyorsun..." (Uyuyan Adam)
  • Herkes ayağa kalkar ve hiçbir şey ol­maz. (Doğdum)
  • Geçtiğim yerlerin hepsi bana yabancı. (Karanlık Dükkan)
  • Küçük bir şişe Vittel su içiyorum oysa dün kahve içiyordum (bu durumun meydan üzerinde dönüştürücü bir etkisi var mı?) (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • "Dönüşsüz bu gidiş uzak kadere teslim hep başka kıyılara doğru sürükleniriz bari bir gün sonsuz sularında senelerin demirleyemez miyiz ey göl daha bir sene anca geçti aradan doyamadığı maruf dalgaların başında bak oturduğu taşta yapayalnız bir adam benim o bir başıma." (Saraybosna Suikastı)
  • Ey edebiyat! Senin o kutsalların kutsalı süreklilik aşkın yüzünden ne ezalar, ne cefalar çekiyoruz!... (Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?)
  • Anlam ortada aslında. Ortada ama az ya da çok uzağımızda. Az ya da çok bulanık, az ya da çok muğlak ama orada. (Kayboluş)
  • "Yatak: Tanımlanmamış tehdidin meskeni, tezatların meskeni, fani haremleriyle dolu yalnız bedenin mekânı, arzuya yasak mekân, bağlılığın umulmadık mekânı, düşün ve ödipal özlemin mekânı: Ne mutlu uyuyabilene korkmadan kahırlanmadan O heybetli, o kutsal yatağında babanın Soyundan gelenlere hem beşik hem mezar olan. José Maria de Heredia Trophées" (Mekan Feşmekan)
  • Nasıl ulaşmalı sıradan olana, basit olana, gündelik olana, olağan olana, her gün olup bitene? (Ellis Adası)
  • Birçok şey değişmemiş, yerinden bile hareket etmemiş (harfler, semboller, çeşme, toprak alan, banklar, kilise vb.), ben de aynı masada oturuyorum (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • “Arkanda maskeler var. İçinde hiçbir şey yok . Yaşama arzusu. Ölme arzusu.Bir boşluk hissi , hoyrat bir anlayışsızlık .Ya sonra ? ” (Kayboluş)
  • “Mışıl mışıl uyumak burnumda tütüyor. Dalmak, uyumak, top patlasa duymamak istiyorum. Ama imkânsız.” (Kayboluş)
  • İnsan bir ad, bir sözcük istiyor. Haykırmak istiyor: Çözümü bulduğunu, bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk sabuk karmaşık laf yığınından sıçrayıp çıkmak, bu sözcük bataklığından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da. Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok. Bir başlangıç noktası yakalamak istiyor insan: Ama bütün noktalar çok uzaklarda, çok bulanık... "KAYBOLUŞ" GEORGES PEREC️ (Kayboluş)
  • Her yapıt başka bir yapıtın aynasıdır. (Harikalar Odası)