Kitap Künyesi
Yazar: Zeynep Sayın
Yayın Evi: Metis Yayınları
İSBN: 9786053161134
Sayfa Sayısı: 168
--reklam--
Ölüm Terbiyesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Zeynep Sayın’ın çalışmalarının merkezinde imgelerin tarihselliği ve ölüm ile ilişkisi yer alıyor. Yazar bu çalışmalarının son halkası olan yeni kitabı Ölüm Terbiyesi için şunu söylüyor: “Bu kitabı yazarak, mezarı esirgenen, mezarına saldırılan ölülere yapılan kabalığa, saygısızlığa, üstüne silgi çekilen tarihe, uzun (aynı zamanda İslami) bir geleneğin bilinçaltıyla yanıt vermek, unutulmuş bir nezaket ve ölüm terbiyesini hatırlatmak istedim."
Zeynep Sayın, imgeler üzerinden bu geleneğin izinin sürülebileceğini, başka tür bir insan topluluğuna duyulan umut ve özlemlerin tarihsel zaman içinde, çok sayıda farklı topluluk ve coğrafyadan kalkıp günümüze kadar geldiğini düşünüyor:
“Ölmeden ölenlerin, baş/sız ve başkan/sız, hüküm/süz ve hükümran/sız bir sarsılmaya teslim olanların, başsızların bir araya geldiğinde oluşturduğu bir cemaat mitosu. Yolda Buda ile karşılaşırsan, Buda’yı öldür diyen öğreti gibi, hiçbir tanrıya, hiçbir öndere, hiçbir akla, hiçbir puta tapmayan, bu dünyayı bir yukarıdakine, bir ötesine teslim ederek varoluşu içinde değersiz kılmayan bir mitos…
"Kıyametin kopması aslında insanlığın doğrulmasına, uyur iken uyanmasına, uyur iken uyarılmasına, isyan etmesine bağlıdır. İsyan eden, bu dünyayı ve ahireti temellük ve temsil etmeyi bırakacak, tığ-ı teber şah-ı merdan olacaktır. Hiçbir kusur, mülkiyetçilik kadar kötü değildir ve bu mülke, en başta kişinin kendi başı ve kimliği dahildir.”
Ölüm Terbiyesi Alıntıları - Sözleri
- “İnsan yüzü nasıl bireysel tabiatın ifadesiyse, mimarlık da toplumsal tabiatın ifadesidir.”
- "Sözcüklerden başka yasalar yapıyor muyuz? Yaşam, özgürlük, mülkiyet, onur, sahip olduğumuz en değerli şeyler sözcüklerin seçimine bağlıdır."
- Romalılar evlerini atalarının mezarı üzerine inşa eder, atalarını kişisel tanrılarına dönüştürürlerdi. Hem tanrının evi, hem insanlığın ilk evi kabul edilen Kabe de bir mezardır, Hicr-i İsmail'de Hacer yatmaktadır. Mezar ile ziyaret aynı kökten gelir.
- Ölülerini huzur içinde yatmaya bırakmak da, ölülerinin yasını tutmaya, ölülerini ziyaret etmeye, gerçek olan'a ağıt yakmaya bırakmak da ölümün ahlakındandır.
- Sanat bir yandan doğamın yapmaya muktedir olmadığı, yarım bıraktığı şeyi yapar, diğer yandan taklit eder.
- Kötü koktuğu için mi iğrençtir para, yoksa iğrenç olduğu için mi kötü kokar.
- Aşk tanrıya mahsus olabilir, şefkat ve ölüm ahlakı, sadece ölümlülüğün olduğu bir dünyaya aittir.
- “Her büyük çağ, kendini tamamlayan değer ifadesini inşaat yapıtlarında bulur. Halklar içsel olarak büyük zamanlardan geçtiğinde bu zamanlar kendilerini dışsal olarak ifade eder. Yapıtların dile getirdikleri böyle zamanlarda konuşulandan daha ikna edicidir: taştan yapılma bir sözdür,"4 4. Hitler’in “Alman Mimarlık ve Sanat Dergisi” açılışında yaptığı konuşmadan alıntı.
- Kendi içkinliğimizin dışına çıktığımızda, çıkabildiğimizde, henüz hayattayken, birbirimizi ve sınırı paylaşabileceğimiz yegâne ortaklık: ölüm ortaklığı. Öte kine, büyüyen çocuğa, oynayan genç hayvana, son nefesini veren yaşlıya duyabileceğimiz en büyük duygu olan şefkat. Ötekinin ölümlülüğünü korumak, gözetmek, güzelliğinin buyurgan bir kalıcılıktan değil, geçicilikten geldiğini teslim etmek... Hiçbir ortaklığı olmayanların cemaatine, ölüm cemaatine hakkını vermek... Bu cemaatin olmasına izin verenlerin ahlakıyla, ölüm ahlakıyla ahlaklanmak... Ahlaki erozyon belki sadece böyle aşılır, içtihat kapısını aralayan bir ahlak belki sadece böyle açılabilir.
- Memleketimde sadece yaşam değil, ölüm de siyasallaşmıştır.
Ölüm Terbiyesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu derin yolculuk aile bireylerinden birinin ölüme gitmesi üzerine başlıyor. Bu neden, çevrede gerçekleşen 'bağzı' şeylere de ses vermek gerektiği düşüncesiyle kitaba konu ediniyor. Konu edinilen bu bölümler kitabın derin olan kısımlarını yüzeydeymişiz gibi gösteriyor açıkçası. Ama tek bir cümle ile bu yüzeyde olduğu yanılgısını ortadan kaldırıyor yazar. Nedir bu cümle? "Kahrolsun bağzı şeyler." Bu 'bağzı'nın içinde siyasi, siyasileşmiş her şey gizli. Kelimeler, Hurufilerden günümüze ölümü barındıran kaçak imgeler barındırıyor. Ölülere saygının hem İslamda hem diğer inanışlarda üstün görülmesi günümüze doğru siyasi bir müdahale ile evriliyor. Bundan sonra artık kendinden olmayanların ölüsü, leş olmaktan öteye geçiyor. Atalarına olan bağlılık ve saygın görülen davranışlar yüceltilirken, etimolojik olarak kendini 'ölüm'de bulan kimi kelimelerin içi boşaltılmış, anlamı kaybedilmiş ve siyasi bir propaganda aracı haline getirilmiştir. Yazarın kelimeler üzerinden yaptığı açıklamalar kitaba ilginç bir hava katmış. Aslında nihayetinde bir birikime, kolay anlaşılabilirliği farklı bakış açıları birikimine bağlı olan kitap, Felsefenin güç isimlerinin de kitaba dahil edilmesi ile kimi yerlerden yola çıkarak kitabın geneline olan anlaşılabilirliğini zorluyor. Kalenderilikten ( ki sonradan Bektaşiliğe döner) günümüzde Gezi olayları'na değin devlete olan isyanın nereden çıktığı, egemenin egemenliğinin dün ile bugüne bağlı olarak ne anlama geldiği, rüyalar ile vahyin ilintisi ve Yücel Arslan ile Cihat Burak'ın resimlerinden yola çıkarak İslami gelenek ve ölüm ile ilintili yaşam biçimleri inceleniyor kitapta. Üzerinde sıkça durulan konu Ölümün siyasallaşması ile günümüze bağlantısını neredeyse bulamayacağımız eylemlerimizdir. Kitabın çok farklı yerlerden parçalar alıp belirli bir noktaya temas ettirmesi, ettirebilmesi, dayandığı kişiler ve yerler kitabı sağlam kılıyor. (H. Ferventis)
Günaydın çok değişik bir kitap okudum. Tam anladım mı emin olamasam da emin olduğum bir şey varsa kitabı tekrar okumak gerektiği...... Zeynep Hn.ın kelimeleri kullanış biçimine hayran kaldım.... Kitaba dönersek; annesinin ölümünden sonra bu olayi düşünen ve Araştırmaya başlayan , ölümün de bir ahlakı olduğunu savunan bir kitap. Çok enteresan cümleler vardı. Tabi bahsettiği cemaatlerin ve siyasi olayların hakkında biraz daha fazla bilgim olsaydı eminim daha iyi anlardım diye düşünüyorum. (Gülşah)
Değişe değişe bozulmuş ölüm bile… Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi(Sezai Karakoç) Ölüm Terbiyesi; Sezai Karakoç’un bu dizeleriyle başlıyor. Memleketimizde sadece yaşamın değil, ölümün de siyasallaştığını belirtiyor. Yeni Osmanlıcılık adı altında yapılanları eleştirirken ilk sırayı ölüme ayırır. Yeni üniformalar, yeni arabalar, yeni konutlar, yeni unvanlar ve hatta jestler, şölenler, festivaller bize eskiyi unutturmak için yapılır. Bu sebeple Yeni Osmanlıcılığın geçmişle ve gelecekle hiç işi yoktur. Onun işi geleneğin diline eklemlenerek gelenin peşinden gitmek, sürüklenmek. Hayali bir geçmişin hareketiyle kıvranmak ve belki de sürünmek: Başsız ve başkansız, hükümsüz ve hükümransız bir sarsılmaya teslim olanların, başsızların bir araya geldiğinde oluşturduğu bir cemaat mitosu. Osmanlı’daki devlet tasavvufunu, Kalenderilerin, Melamilerin ilişkileri. Vahyin başlangıcı sayılan rüyalar hakkında ki düşünceleri. Çok derin ve sağlam bir kitap. Tekrar okumayı ve incelemeyi sonuna kadar hakkediyor. Bize ne başkasının ölümünden demeyiz Çünkü başka insanların ölümü En gizli mesleğidir hepimizin (İsmet Özel) (Aziz)
Ölüm Terbiyesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zeynep Sayın - Ölüm Terbiyesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ölüm Terbiyesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zeynep Sayın Kimdir?
Sanat kuramcı ve yazın bilimci. 1961 İstanbul doğumlu, İstanbul ve Salzburg’da filoloji, sanat tarihi ve felsefe okudu; İstanbul Üniversitesi’nde profesör oldu. Bilgi, Işık, Marmara, Okan Üniversitelerinde yarı-zamanlı çalıştı. Defter dergisini çıkaranlardandır. İmgenin Pornografisi, Mithat Şen ve Bedenyazısı, Noli me tangere, Kötülük Tekilcilik Postmodernizm gibi kitapları vardır. Ağustos 2013’den itibaren Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde profesörlük yapmaktadır.
--reklam--
Zeynep Sayın Kitapları - Eserleri
- Ölüm Terbiyesi
- İmgenin Pornografisi
- Kötülük Cemaatleri
- Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm
--reklam--
Zeynep Sayın Alıntıları - Sözleri
- Sanat bir yandan doğamın yapmaya muktedir olmadığı, yarım bıraktığı şeyi yapar, diğer yandan taklit eder. (Ölüm Terbiyesi)
- “Her büyük çağ, kendini tamamlayan değer ifadesini inşaat yapıtlarında bulur. Halklar içsel olarak büyük zamanlardan geçtiğinde bu zamanlar kendilerini dışsal olarak ifade eder. Yapıtların dile getirdikleri böyle zamanlarda konuşulandan daha ikna edicidir: taştan yapılma bir sözdür,"4 4. Hitler’in “Alman Mimarlık ve Sanat Dergisi” açılışında yaptığı konuşmadan alıntı. (Ölüm Terbiyesi)
- "Cennetten kovulduğu andan itibaren dünyanın sorumlusu insanın kendisiydi. Yaradan artık tanrı değil, insandı ve ' kendini yaratan bu insan ' kesin bilimlerin deney ve kullanım dünyasını yarattığı gibi, ahlaksal değerlerle tarihi de kendisi yaratmıştır. " (Kötülük Cemaatleri)
- Görünenin ardında ve içinde yatan görünmeyeni görmezden gelme kipidir yüzeyselleştirme: Yeniçağlı imge, bakışım alanından kaçınmayı ve pornografikleşmeyi bu sayede başarır. (İmgenin Pornografisi)
- "Cennetten kovulduğu andan itibaren dünyanın sorumlusu insanın kendisiydi. Yaradan artık tanrı değil, insandı.." (Kötülük Cemaatleri)
- Nitekim Duchamp'ın ölümünden birkaç ay sonra 1969'da Phila- delphia'da Veriler sergilenir. İçine girmesi olanaksız bir mekân tasarımıdır bu, çünkü ağır İspanyol bir kapı tarafından perdelenir ve seyircinin anahtar deliğinden iki büklüm içeri bakmasını gerektirir. Peep- show çağrışımı barizdir. Büyük Cam'dan farklı olarak yüzü görünmeyen gelin gerçekten çıplaktır bu kez, 150 vatlık bir ışıkla aydınlatılmış, elinde ışık tutmaktadır. "Çıplaklığa soyunmuş gelinin doyum önceki halidir"görünen, gelinin bacakları sonuna kadar açıktır. Koltuk altının tüylü olmasına karşın gözleri kaçırması olanaksız tüysüz bir vul-vayla karşılaşır bakış; Bataille'ın eril imgeleminin aksine bu kez elinde tuttuğu ışıkla boşalan, kadındır. Dudaklar şişmiş, vajina açılmıştır. Anahtar deliğinden bakan göz, kendini çıplak olarak soymuş ya da kendini çıplaklıkla perdelemiş bir kadınla karşılaşır: Kadının boşalma anından daha çok soyunabileceği bir an yoktur. Boşalmak, içindeki gizlilik çekirdeğinden bile feragat ederek görünenin ardında soluk alan kendi görünmeyenini, arzulayan göze bağışlamak demektir. Ne var ki kendini arzuladığı erkeğin maskesiyle beraber maskelemeyen boşalma anının çıplaklığı bile, kadın tarafından sahnelenen bir perdedir. Kadın boşalırken kendi çıplaklığa soyunuşunu ve teslimiyetini göze getirmekte, kendini teslim olma perdesiyle perdelemekte, içindeki gizli-öte'nin yokluğunu çıplaklık perdesiyle ikame etmektedir. Yüzü görünmeyen kadın, aslında kendi çıplaklığa soyunuşunu seyretmekte, içindeki gözlemci bakışla kendini gözlemekte, çıplaklığı perdeye dönüştürmektedir. Peep-show'da eril bakış için eyleyen kadının, dahası kendi imgesinin seyredilişini seyreden kadının varoluşu budur: Kadının içindeki gözlemci erildir, kadını gözlemektedir.13 Kadın, boşalma anını çıplaklık olarak eril bir bakış için örgütlemekte, eril bakışın iştahını doyurarak kendi doymak istemektedir. Kendini çıplaklıkla perdeleyen kadın gerçekten çıplaktır çünkü, içindeki oyuk boştur, göründüğünün ötesinde sunabileceği bir şey yoktur - onun yapabileceği, erkeğe kendi bakışını vermekten başka bir şey değildir. Kadın ancak erkeğin bakışı sayesinde doyuma ulaşabilir; erkeğin bakışını doğurduğu an içindeki boşluk dolacaktır. Kadının arzusu erkek değil, erkeğin bakışıdır. Duchamp' m yaptığı, dahiyane ve bayağı bir biçimde kadının kendini çıplaklıkla perdelemesini kendinden çıkarmak ve çıplaklığına soyunmuş bir kadının çıplaklık perdesini bakışa sunmaktır. Bir bakıma Veriler: 1. Şelale 2. Aydınlatıcı Gaz, Iç Görünüm, pornografi dersi gibi bir imgedir - Konu: Bakışın pornografisi, Ders: Bir. Çıplaklığa soyunmuş kadın, bakışın kendini ve bakışın pornografisini göze getirir. İmge ile göz birdir. Birliği vurgulayan anahtar deliğinin bu türden bire bir ve ucuz kullanımı, aslında bayağılığın da basitliğin de ötesindedir: Çiğliktir. Ama anahtar deliğinden bakan göz, kadına baktığı an, çıplaklığa soyunmuş bir kadının "imge" tarafından çıplaklık perdesinden soyunmasına yine de tanıklık edebilir. Bu, bir yanıyla imgeyle gözü çakıştıran pornografik bir imgeyken diğer yandan imge ile göz arasına mesafe koyan bir imgedir. Aynı anda pornografiktir ve pornografinin tersinlenmesidir. "Bakışı çeken vulvanm kendi midir, yoksa burada vulva mı bakış olarak belirlenir?"14Ama eğer seyirci bunu yapamazsa, anahtar deliğinden bakan erkek pornografik bakışa tanıklık edemez ve gördüğü imge, çıplaklığa soyunmuş bir kadın olarak kalırsa, o zaman eril bakış, sözcüğün gerçek anlamıyla nesnesel bakışa indirgenir: İmgenin sunduklarını görmez, sadece vulvaya bakar. Vulvanın kendini, çıplaklık giyinerek perdelediğini ve tam bu noktada çıplaklaştığını ayırt etmez, edemez. Kadının teslim olduğunu, boşalmakta olduğunu, boşalmanın çıplaklık olduğunu düşünür o, röntgencileşir. Sahneye konan görünümün figüranlarından biri olduğunu aynmsayamaz seyirci. Oysa kadının teşhirciliği, erkeğin bakışını hesaba katması temelinde örgütlenmiştir ve imgeyle bakışın örtüşmesi ancak bu sayede gerçekleşebilir. ZiZek'in sözünü ettiği nesnesel bakış budur işte; buyurgan ve egemen olduğunu sanan ve anahtar deliğinden gözleyen erkek, vulvanm bakışı tarafından yönlendirilir, biçimlendirilir, belirlenir. Perdenin kendini perdeleyişini göremediği, perdenin olmayan bir gizli-ötenin yokluğunu gizlediğini, gizli-öte'nin kendi içindeki bakış arzusu dışında bir şey içermediğini fark edemediği için pornografik bakışa tâbi olur, pornografinin kölesi olur. Bilinçdışı da denetlenebilir; bilincin dışı, zaten ona bakan vulvanın ezberini sürdüğü için rüya gördüğü an bile masum değildir, simgeselliğin ezberidir, bakışın düzeniyle kirlenmiştir. Dahası, "bilinçdışı" diye bir şeyin olmadığı bile söylenebilir; bakış sayesinde doyurulan boşluğun kendisidir o. Kapalı kapılar ardında bacaklarını açan kadının çıplaklığından bakış çıkarıldığı zaman geriye kalan bir şey yoktur. Vulvanm, tanrının kendini temâşa ettiği göz ya da tarihin kendine baktığı görü gibi kendini erkeğin bakışıyla eşitlemesinin nedeni, gösterecek ve gizleyecek bir şeyinin olmamasından kaynaklanır. Duchamp, NIMA'ya uzanan süreci betimlemiş gibidir. (İmgenin Pornografisi)
- “İnsan yüzü nasıl bireysel tabiatın ifadesiyse, mimarlık da toplumsal tabiatın ifadesidir.” (Ölüm Terbiyesi)
- Aşk tanrıya mahsus olabilir, şefkat ve ölüm ahlakı, sadece ölümlülüğün olduğu bir dünyaya aittir. (Ölüm Terbiyesi)
- Kimi zaman giyiniklik bile bir çıplaklıktır, kendini bakışın perdesiyle kapattığı için çıplak kılmakta, bakışın iştahını yanılsamacı bir dolulukla kışkırtmaktadır. (İmgenin Pornografisi)
- Memleketimde sadece yaşam değil, ölüm de siyasallaşmıştır. (Ölüm Terbiyesi)
- Felsefenin bütün bu yüzyıllar boyunca el ele yürüdüğü kilise, gnostisizmin köktenciliğini, dünyayı iyi bir tanrının yarattığı, ancak insanin kötü olduğu ve kötülükler yaptığı düşüncesiyle hafifletmeye çalıştı. Dünya, insan için yaratılmış olduğu gibi, iyi, doğru ve güzeldir. Ama insan, ona verilen özgürlüğü yanlış kullanmıştır. (Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm)
- Bir nesneyi görmek demek, bilen özne ile bilgi nesnesini aynı imge uzamında birleştirmek demektir. Göz nasıl görüyorsa, imge de ona öyle gelir. Görünenin ötesinde bir tutku uyandırmasına olanak yoktur bu türden bir imgenin, onun ötesinde gözü baştan çıkartan bir nitelik yoktur. İmge, içinden fışkıran bir fazlalıkla değil, içinde eksilen bir yoksunlukla göze gelir. O nedenle göz yerine bakışa yönelir imge, bakışı kışkırtır, bakışı çağırır. Bakış gözden kolay baştan çıkarılır. Bakışı yakaladığı zaman ona egemen olacağını bilir imge; sürekli bir tatmin peşinde koşan bakış, göz üzerinde mutlak bir egemenliğe sahiptir. ... Özneyi nesne, kendini de özne kılan ve bakışı kendi arzuları doğrultusunda yönlendiren imgeler totaliter ve haysiyetsizdir. (İmgenin Pornografisi)
- Emile Cioran, 'Semereli olun ve çoğalın' sözleri iyi bir tanrının ağzından çıkmış olamaz. Söyleyecek bir şeyi olsaydı, azalın derdi. (Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm)
- "Sözcüklerden başka yasalar yapıyor muyuz? Yaşam, özgürlük, mülkiyet, onur, sahip olduğumuz en değerli şeyler sözcüklerin seçimine bağlıdır." (Ölüm Terbiyesi)
- Romalılar evlerini atalarının mezarı üzerine inşa eder, atalarını kişisel tanrılarına dönüştürürlerdi. Hem tanrının evi, hem insanlığın ilk evi kabul edilen Kabe de bir mezardır, Hicr-i İsmail'de Hacer yatmaktadır. Mezar ile ziyaret aynı kökten gelir. (Ölüm Terbiyesi)
- "Hepsini yakın, tanrı kendi kullarını ayırt eder." (Kötülük Cemaatleri)
- "Benim tanrım, Sokrates'in, Franklin'in, Voltaire'in, Beranger'in tanrısıdır! Ben 'Savua papazının amentüsü'nden ve 89'un ölümsüz ilkelerinden yanayım. Bastonu elinde çiçek bahçesinde dolanan iyi bir tanrının dostlarını balinaların karınlarına yerleştirmesini, bir çığlık atıp ölmesini ve üç gün sonra da dirilmesini kabul edemem. Baştan başa saçma, üstelik fizik kurallarına aykırı şeylerdir bunlar; bu da papazların yüz kızartıcı bir bilgisizlik içinde çürüdüklerini gösterir. İşin kötüsü, kendileriyle birlikte halkı da batırmak istiyorlar bu bilgisizliğe" diyordu bu bağlamda Madame Bovary'nin unutulmaz eczacısı.; söyledikleriyle gerçek bir aydınlanma çocuğu olduğunu kanıtlamış oluyordu. (Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm)
- Sinoplu Marcion'un ana düşüncesi, dünyayı yaratan ve yarattığı insandan mutlak bir inanç bekleyen tanrının aynı zamanda -Yehova'nın sürekli yaptığı gibi- yarattığı varlıktan tiksinerek ondan öç almak istemeyeceğiydi. Yehova örneğinde somutlaştırdığı üzere ,insanı yaratan ve evrene bir düzen getiren, ancak aynı zamanda kurbanlar isteyen ve dünyayı sellerle yok etmeye çalışan ve yeryüzüne çekirge sürüleri ve depremler ve felaketler gönderen ve son aşamada oğlunu öldüren bu tanrı, kötü bir iblisten başka bir şey olamazdı. (Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm)
- Lacan'dan hareket eden Zizek'e soracak olursak pornografinin birincil özelliği, göz ile bakış arasındaki ayrımı ortadan kaldırması ve ekranda gördüğü imgeler karşısında mıhlanan seyirciyi, felce uğramış nesnesel bir bakışa indirgemesidir. Aslında mekânı nesneleştirdiğini düşünen özne, mekân tarafından nesneleştirilmektedir. Ama pornografi deyince -popüler bilinçteki yaygın anlamıyla- cinsel ilişkiyi her tür ayrıntısıyla göze getiren temsil biçimini anlamaz Zizek. Kişiye ait bir gözden hareketle arzu nesnesine yönelen bir bakış değildir pornografik bakış; bunun tam tersi bir hareketle pornografi, kendine ait gözü yitirmek ve ona bakmakta olan ötekinin bakışma indirgenmiş olmak anlamına gelir. "Utanç, ayıplanabilir şu ya da bu nesne olma duygusundan değil, bizatihi nesne olmanın kendinden kaynaklanır. Bu, kendimi ötekinin gözünde dönüşmüş olduğum halimle, indirgenmiş, bağımlı ve sabitlenmiş bir nesne olarak görmemdir." (İmgenin Pornografisi)
- Ona düşen, düzeni korumanın onurunu yaşamaktır; beşbin cesedi yan yana görerek yine de namuslu kalmaktır. (Kötülük, Tekilcilik, Postmodernizm)
Yorumlar
0 yorum