Kitap Künyesi
Yazar: Cengiz Dağcı
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9789754370676
Sayfa Sayısı: 176
--reklam--
Ölüm ve Korku Günleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Polonya, İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgali altındadır. Ancak Ruslar da, diğer taraftan Polonya içlerine doğru ilerleyerek Almanları buradan çıkarmak niyetindedirler. Polonyalı millî direnişçiler Varşova'da Ruslar yaklaşırken, Almanlara karşı bir ayaklanma tertiplerler. Cengiz Dağcı kendisinin de şahit olduğu bu kanlı ayaklanma günlerini, babasını Birinci Dünya Savaşı'nda kaybetmiş, yirmi altı yaşındaki Teresa Zaromb'un gözünden aktarır. Teresa, ölüm ve korkunun hüküm sürdüğü bu günlerde bütün sevdiklerini kaybeder. Ancak talih onu, Asya adında, Almanlara hiç benzemeyen, Polonyalılara esir düşmüş bir Alman askeriyle karşılaştırır. Savaşın yol açtığı yıkımlar, sefaletler, açlıklar ve sevilenlerin bir bir kaybedilmesi... Böyle bir ortamda yaşama umudunu diri tutacak olan nedir? Vatan sevgisi mi? Aşk mı? Yoksa günden güne örselenen insanlık mı?
--reklam--
Ölüm ve Korku Günleri Alıntıları - Sözleri
- «Bağışla. Elimden geldiği kadar sevdim. Daha fazlası için gücüm yetmedi»
- ... Doğup yaşıyoruz. Günahlarımızla yaşıyoruz. Ölürken, belki ölmeden biraz önce, insan bütün günahlarından arınıyor. Ölürken, belki henüz ölmeden önce, insan insan değil de başka bir şey oluyor sanırım. Ne? Bilmiyorum bunu, ama insandan daha değerli bir şey olduğuna eminim.
- Beni mi, edebiyatı mı daha çok seviyordun?Bilmiyorum.
- Tanrım! N'olursun, dünyaya çocuk vermek isteyen ana babayı sen kendi mihrabının önüne çağır; hayatın ne olduğunu onlara anlat. Herşeyden önce onlara hayatın ne olduğunu duyur, Tanrım!
- Tanrı,kalplerimizin içine sevginin yanı sıra şeytanca bir duygudamı koymuş??
- Niçin bilmem, küskündüm. Küskünlüğümü yalnız yüzümde değil, en çok yüreğimin içinde duyuyordum.
- Hayat doğumla ölümün arasında kısa, kısacık bir süre değil ki! Her gün doğuyoruz, her gün yaşıyoruz, her gün ölüyoruz.
- Ömrün en büyük çilesi yalnızlıktır...
- Ben, şimdiye değin kendi âlemimde saklı kalmış, hayata bağlı ben, ölümü düşünüyordum...
- Ölümle hayatın arasında mıydım yoksa?
- Kendi içine bakmadan, kendini görmeden yazamazsın.
- Gölgeli yanında kalanlar için de hayat bir gün, günlük güneşlik olur elbet.
- Yaratıldığı günden beri savaşıp duruyor insanoğlu. İyi ömür için yaratıldığı günden beri savaşıp duruyor insanoğlu.
- Bir ressamın çizdiği, bütün kıymetini ve kıvamını verdiği bir tablo kadar güzeldi ölüm.
--reklam--
Ölüm ve Korku Günleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Cengiz dağcı ' yı ilk defa okuyorum ;Eserini okurken duygu geçişleri olarak çok yoğun ve bir okadar hızlı geçişler var. Anlatım tarzını ise daha çok Aytmatov'a benzettim... Eserde Polonya'nın 2. Dünya Savaşı'nda Almanların işgaline uğraması , bir yandan da Rusların Polonyayi Almanlardan almak isteyince Polonyalıların ayaklanma girişimleri ve bunlar yaşanırken birer birer kaybedilen yakınlar ... Araya serpiştirilmiş aşklar ... Bu çerçevede devam ediliyor ... Yazarın sorduğu sorular ; - Böyle bir ortamda yaşama umudunu diri tutacak olan nedir? - Vatan sevgisimi ? -Ask mı? -Yoksa günden güne örselenen insanlık mı? Aklıma eseri okurken gelenler : İsmet İnönü'nün 2. Dünya savaşına girmemek için verdiği mücadeleler ... Çakmak hattının kurulması ... Türkiye'yi ateşe çekmek için yapılan konferanslar ( Tahran , Moskova,2.kahire ) ... Ve Mustafa Kemal Atatürk'un şu sözü geldi " Harp zaruri ve hayati olmalıdır. hayat-ı memleket tehlikeye ma'ruz kalmadıkça harp bir cinayettir." (Tahsin erclsn)
Ölüm ve Korku Günleri, İkinci Dünya Savaşı'nın oluşturduğu ortamı, duyguları, insanların dünyaya bakışlarının ortaya konulduğu bir eserdir. Cengiz Dağcı'yı ilk defa okudum. Ancak şunu belirtmeliyim ki bu eserin, Cengiz Dağcı'nın herkes tarafından okunması gereklidir. Özellikle yakın geçmişimizi anlatması ve ruh tahlilleri, betimlemeleri oldukça iyi. Eserde bir Varşovalı bir kadın üzerinden gelişmeleri aktaran Dağcı, o dönemin Alman profilini, Sovyet profilini, insanların birbirlerine karşı olan ilişkilerini detaylı olarak anlatmıştır. (Emir)
Cengiz Dağcı okumaya kesinlikle Korkunç Yıllar ve ardından da Yurdunu Kaybeden Adam'la başlamak lazım. sonrasında ise Yoldaşlar, Onlar Da İnsandı gibi eserleri okunmalı. Çünkü Ölüm ve Korku Günleri, Kırım'ı ve Kırım Türklerini konu almayan romanlarından birisi. Ben sevdim mi? Evet. Ancak Dağcı'nın diğer eserlerini okumuş birisi olarak sevdim bu romanı. İlk olarak bunu okusam aynı şeyleri hisseder miydim? Emin değilim. Ölüm ve Korku Günleri, Dağcı'nın bizi Polonya'daki işgal yıllarına götürdüğü bir eseri. Biraz da Polonyalı eşi Regina'dan dolayı yazdığı bir roman diyebilirim. Burada Polonyalı direnişçilerin dünyasına giriyoruz. Biyografik çizgiler de taşıyor. (Mehmet Y.)
--reklam--
Ölüm ve Korku Günleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cengiz Dağcı - Ölüm ve Korku Günleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ölüm ve Korku Günleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cengiz Dağcı Kimdir?
9 Mart 1919 tarihinde Kırım'ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirir. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıkar. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşer. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığınır. 1946'da Londra'ya yerleşir. İngiltere'deki hayatı da hiç kolay olmaz; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalır.
"Türkçe bana anamın konuştuğu dil" diyerek yazı dili olarak Türkçeyi kabul eder. Türkiye Türkçesindeki ilk kitabı 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Korkunç Yıllar'dır. Yaşar Nabi ile mektuplaşarak tanışan Dağcı, eserlerini de posta yolu ile gönderir. Soğuk savaş şartlarının siyasi etkilerinin hissedilmesi, Sovyetler Birliği'nin sol entelijansiya ile kurduğu ilişkiler ve fikir hayatımızdaki çatlamalar yazarı yalnızlaştırmak üzereyken, Ötüken Yayınevi ile tanışır. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluşturur.
Dağcı Türk edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları hüzünlü ama berrak bir üslupla aksettirir. Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırımla olan ilgisini hiçbir zaman koparmaz ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüşlerini anlatmayı ihmal etmez. Hatıralarında "Ben yalnızca Kırım'ın yazarı değilim ama Kırım'ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim" der. Hayatının son yıllarında içerisinde bulunduğu muhitteki karakterleri ele alan hikayeler de yazar.
En büyük destekçisi savaş sırasında Polonya'da tanıştığı ve 1998 yılında kaybettiği kıymetli eşi Regina Hanım olur. Aralarında Yazarlar Birliği'nin ve İlesam'ın yılın yazarı, Türk Ocakları'nın üstün hizmet ödülü de olmak üzere sayısız ödül alır. En son 21.03.2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen "Türk Dünyasında Zirve Şahsiyetler: Cengiz Dağcı" sempozyumuyla yazarlık macerası ele alındı.
Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 Perşembe günü saat 12.30 sularında Sauthfields'teki evinde vefat etti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri ile Türkiye'den katılan kalabalık bir topluluk tarafından, 2 Ekim 2011 Pazar günü 69 yıldır görmediği Yalta'ya bağlı Kızıltaş köyünde toprağa verildi. Yazar böylece ebedi uykusunu doğduğu topraklarda uyumak imkânına kavuştu.
--reklam--
Cengiz Dağcı Kitapları - Eserleri
- Onlar da İnsandı
- Korkunç Yıllar
- Yurdunu Kaybeden Adam
- O Topraklar Bizimdi
- Badem Dalına Asılı Bebekler
- Dönüş
- Ölüm ve Korku Günleri
- Genç Temuçin
- Regina
- Üşüyen Sokak
- İhtiyar Savaşçı
- Yoldaşlar
- Anneme Mektuplar
- Benim Gibi Biri
- Biz Beraber Geçtik Bu Yolu
- Rüyalarda: Ana ve Küçük Alimcan
- Yansılar 2
- Bay Markus Burtonun Köpeği
- Yansılar 1
- Ben ve İçimdeki Ben
- Yansılar 3
- Hatıralarda Cengiz Dağcı
- Yansılar 4
- Oy Markus Oy
- Bay John Marple'in Son Yolculuğu
- Haluk'un Defterinden ve Londra Mektupları
--reklam--
Cengiz Dağcı Alıntıları - Sözleri
- Teyze, ben Ramila’yı tanımadan önce de; gördüğüm, düşündüğüm, yaşamış olduğum her şey Ramila’yla ilgiliydi sanırım. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- 'Hoştu akşamlar; akşamlarda insanları kendine çeken, dertleri, yorgunlukları, kasvetleri unutturan bir kuvvet, tatlı bir boşluk vardı; akşamlar gecenin gözleri gibiydi; her yeri görüyor, her yere uzanıyor, her yere dalıyorlardı.' (Onlar da İnsandı)
- Gidip ırmağın kıyısındaki taşa oturdum, cebimden üzerinde şiirlerim yazılı iki tabaka kağıdı çıkarıp iki kayık yaptım. (Anneme Mektuplar)
- -Ama siz ağacı budamıyorsunuz, Selim! Topraktan çıkarıyorsunuz, kökünden kesiyorsunuz. Sen bunu görmüyor anlamıyor musun? Binlerce yıllardan beri bu Toprak da büyümüş, bu toprağa kök salmış ağacı topraktan çıkarıyor, kesiyor, paramparça ediyorsunuz! (O Topraklar Bizimdi)
- Ramila… Biz beraber geçtik bu yolu. Yolun ucunda kurduğumuz sığınağımızın içerisinde biz beraber bekleyeceğiz sonu. (Biz Beraber Geçtik Bu Yolu)
- Gözlerinden belliydi, büyük bir kalbi vardı onun. (O Topraklar Bizimdi)
- Tanrım! Benim halkım nerelerde bırakmadı evlatlarını! .... Yel eskende sallanır ağaç dalları Bizim için haram oldu Kırım yolları (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Ben, benden başka bir ben daha taşıyorum kendi içimde. (Yansılar 2)
- Yurt dediğin en derin aşklardan güçlü... (Regina)
- Her kazancın bir zararı vardır. (Onlar da İnsandı)
- Tanrı gelir insana yardıma daima. (Onlar da İnsandı)
- Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da "Hâtıralardır" (VE) (Yurdunu Kaybeden Adam)
- “Hayatta sığınacak tek yerim varsa o da hatıralardır.” (Yurdunu Kaybeden Adam)
- Elli yıldır gönlümü sevindiren, yüreğimi acıtan; bazı gecelerde, elimde kalem, masamın başında otururken beni ağlatan Kırım. Bir yara oldu Kırım benim için. Durmadan kanayan bir yara oldu. (Hatıralarda Cengiz Dağcı)
- Nereye gitse hayat ona sırtını çeviriyordu. Nereye gitse hayat onun için anlamsızlaşıyordu. (O Topraklar Bizimdi)
- Ölüyü tentenin altına yatırmış, sırtına temiz giysiler giydirmiş; saçlarını da bir güzel taramışlar. Oysa kendileri canlıyken renksiz, pis, âdeta ölü bir hayat yaşadıklarından haberleri yok. (Üşüyen Sokak)
- Tanrım! N'olursun, dünyaya çocuk vermek isteyen ana babayı sen kendi mihrabının önüne çağır; hayatın ne olduğunu onlara anlat. Herşeyden önce onlara hayatın ne olduğunu duyur, Tanrım! (Ölüm ve Korku Günleri)
- Ok yayda iken tehlikelidir, Kargun! Oksuz yayla nitersin? Hiç. (Genç Temuçin)
- ... ölüyorduk en mutlu ölümlerle. (Anneme Mektuplar)
- Bugünü nasılsa atlatırım. Ama yarın… (Üşüyen Sokak)
Yorumlar
0 yorum