Kitap Künyesi
Yazar: Barış Müstecaplıoğlu
Yayın Evi: Doğan Kitap
İSBN: 9786050933208
Sayfa Sayısı: 268
--reklam--
Osmanlı Cadısı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı'nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda ustalıkla buluşturuyor.
Osmanlı sularında sefere çıkan Haymanalı Süleyman Paşa denizin ortasında büyüleyici güzellikte bir kız bulur. İdaresindeki Şahmeran kalyonunun sulara gömüldüğü büyük bir fırtınanın sonunda sadece ikisi hayatta kalır. Paşanın Ayşe adını verdiği ve giderek tutkuyla bağlandığı bu kızı korumasının tek yolu onu bir Mevlevi dergâhında saklamaktır. Ama gizem ve sürprizlerle dolu Ayşe burada güvende olacak mıdır?
İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nin iki yüz katlı megakulelerinden birinde yaşayan özel dedektif Kemal hayatını cehenneme çeviren sıradışı bir hastalıktan mustariptir. Bir gün kapısına gelen varlıklı bir müşteri, isteklerini yerine getirdiği takdirde onu bu illetten kurtarabileceğini söyler. Kemal'in bir cinayeti çözmek için yeraltındaki İstanbul Eşitlik Hareketi'ne sızması gerekmektedir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Osmanlı Cadısı Alıntıları - Sözleri
- Belki gelecekte bir gün....
- Ölene kadar yalnız kalacağını kabullenmek, galiba insanın sevme ve sevilme ihtiyacını köreltiyordu.
- "Geçmişe ait eşyalar toplamayı seviyorum." dedi Kemal çok önemli değilmiş gibi. "O devirde insanların daha mutlu olduğuna inanıyorum. Muhtemelen öyle değildi,her çağın kendine özgü dertleri vardı, yine de bir zamanlar bizden daha mutlu insanların yaşadığını hayal etmek hoşuma gidiyor."
- Hiçbir yere sığmadı sevdan, gönlüme sığdı yalnız.
- "İnsanın değer verdiği hayalleri varsa, önüne çıkan engelleri bir şekilde aşması gerekiyor."
- Ne yaşanırsa yaşansın sakin ol.
- ... bir zamanlar bizden daha mutlu insanların yaşadığını hayal etmek hoşuma gidiyor.
- "İnsanın hiç dostu olmamasından daha kötü olan tek şey, bir dostu olmasıdır!"
- ... yaşadığı tüm zorluklara ve acılara karşı böyle bir dostu olduğu için kendisini şanslı hissetti.
- "Hiçbir yere sığmadı sevdan, gönlüme sığdı yalnız. Şimdi gönlüme de sığmıyor, gözlerimden sızıyor..."
- Çocukların olmadığı bir dünya mutsuz bir dünyadır.
- "Çocukların olmadığı bir dünya, mutsuz bir dünyadır."
- Bazılarının yüzleri, kendi içlerindeki karanlık yüzünden körleşir zamanla.
- Bazen bazı şeyleri sorgulamamak, hayata dayanabilmek için tek çareydi.
- İnsanın değer verdiği hayalleri varsa önüne çıkan engelleri bir şekilde aşması gerekiyor.
--reklam--
Osmanlı Cadısı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Osmanlı Cadısı bir İstanbul bilim kurgusu; konu iki farklı zamanı diliminde yaşanmaktadır. Başka bir gezegende farklı türde insanlar yaşamaktadır. Bu gezende yaşayanlar son teknolojiye ulaşmış bir medeniyettir. Gezegende yaşayanlar ölümsüzlük bulunduğu için nüfus fazlalığı yaşanmaktadır. Gezenlerinin refahı için yöneticiler nüfus planlaması uygulamaktadırlar. Çocuk sahibi olacak aileler belirli bir kura ya da listeye kayıt yaparak sıraları geldikçe çocuk sahibi olurlar. Kitabın başkahramanı gizlice doğmuş bir çocuktur. Devletin aileyi başka gezegenlere göndermemek için kendileri gibi ailelerle irtibata geçerek çocuklarını Dünya ismi verilen gezegene gönderme kararı alırlar. Bir yıllık yolcuk sonrasında uzay aracı Dünyaya sert bir şekilde denize iniş yapar. Sarsıntı sebebiyle sadece başkahraman canını kurtarabilir. Dünyaya geldiklerinde Osmanlı dönemine denk gelmiştir. Dönemin önemli Kaptanlarından olan Süleyman Paşa genç kızı gemisine alır. Kızın güzelliği denizcilerin aklını başından almıştır. Osmanlının son teknolojisi ile tasarlanmış ve her girdiği savaşı kazanan gemi ve mürettebatı görünmeyen bir el tarafından sulara gömülür. Süleyman Paşa ve kız sağ kurtulmuştur. Süleyman Paşa kıza Ayşe ismini verir ve tekkeye emanet bırakarak İstanbul’a yola çıkar. Süleyman Paşa girmiş olduğu son savaşta şehit olmuştur. Tekkede kadının yaşamasının uygun olmadığını ve kaptanın ölmesi ile sahipsiz kalmaları Şeyhi zor durumda bırakmıştır. Dönemin beylerbeyinin gönderdiği askerler tarafından Şeyh ve müritleri vahşice öldürülür. Şeyhin ve arkadaşlarının öcünü almak için Ayşe Eşkıyalara katılır. İnsan üstü güçleriyle beylerbeyini öldürür. Diğer hikâyede ise şehir devletlerinin kurulduğu teknolojinin ilerlediği uçan arabalarla seyahat edilen bir dünya kurgulanmıştır. Kemal önemli bir dedektiftir. Şiddetli baş ağrıları sebebi ile yılın belirli zamanları çalışmamaktadır. Okyanus adında teknolojiyi seven yakın bir arkadaşı vardır. Yine hastalığı sebebi ile işe ara verdiği bir zamanda bilimsel araştırma yapan bir kadının sevdiklerinin cinayetini çözmesi için Kemal'den yardım ister. Karşılığında ise hastalığını geçirecek ilaçları olduğunu söyler. Kanıtlamak için numunelik bırakır. Kemal çok öncelerin İSEH adı verilen gizli örgütte çalışmaktadır. Neşe adında bir kadını sevdiği için ekipten ayrılmıştır. Bu cinayeti çözmesi için örgüt ile irtibata geçmesi gerekmektedir. Hatırı sayılır tanıdıkları sayesinde örgüt ile bağlantı sağlar. Kemal bilim adına yardım etmeyi kabul eder. Kadının vermiş olduğu ilaçlar aslında Kemal'in ağrılarını uyuşturmaktadır. İçlerinde çipler olan ilaçlar Kemal'i takip ederek öğüte ulaşmak için tasarlanmıştır. Neşe ise Osmanlıdan beri dünyada yaşayan ve farklı kimlikler kullanan Ayşe’dir. Bilim kadını, ölümsüzlüğün formülü için Neşe'ye kurmuş olduğu bir tuzak olduğu geç olsa da fark edilir. Durumu fark eden ekip kısa sürede plan yaparak8 dünyayı kötü emellerden kurtarırlar. Gelelim benim görüşüme; daha öncede bilim kurgu kitapları okumuştum. Güzel bir olay örgüsü bulunmaktadır. Eğer bilim kurguya meraklı iseniz okumanızı tavsiye ederim. (Oya Kaya)
Korsanlıktan gelme Osmanlı kaptanı Haymanalı Süleyman Paşa, bir savaş için yeniçeri taşıdığı gemisiyle açık sularda ilerlerken karşısına büyüleyici güzellikte bir kız çıkar. Paşa, kızın Allah tarafından gönderilmiş bir mucize olduğunu düşünür ve gelen fırtınanın kıza zarar verdiği için verilen bir ceza olduğuna inanır. Artık tek gayesi bu mucizevi varlığı korumaktır. Bu kıza geçmişte aşık olduğu kızın; Ayşe'nin adını verir ve Ayşe'nin 18. yüzyıl Osmanlısında yaşayacağı maceralar başlamış olur. Kitabı henüz okumamış okurlar için bu maceralara ayrıntılı değinmeyelim. Ayşe'nin yolu o yüzyılda Osmanlı'da görülebilecek farklı sınıftan insanlarla çakışır. Kitap bölümler halinde ilerler, bir bölümde Ayşe'nin maceraları anlatılırken diğerinde bu olaydan on asır sonra, yani 2700lü yıllar anlatılır. İlerlemiş teknolojik gelişmeler sayesinde robotlar insan hayatının her alanına girmiştir, devasa gökdelenler adeta bir semt halini almış öyle ki bir kişi hayatını yalnızca gökdelende geçirerek bitirebilecek imkanlara erişmiştir. Bu üstün gelişmeler mekanik yalnızlığı ve konfor alışkanlığını da yanında getirir. Bu duygular içinde genç bir dedektif çözümü olmayan hastalığı ile yılın belli zamanlarında inzivaya çekilmişken kapısı bir cinayet için çalınır. Bu cinayetin çözümü için kendine en büyük hayali vadedilir: Çektiği acılardan kurtulmak. Sürükleyici iki hikaye bir yerden sonra birleşir. İkisinde de anlatım son derece akıcı, konu heyecan uyandırıcıdır. Her bölümü okurken diğer evreni okumanın özlemini yaşadım. Bu da çok güzeldi. Osmanlı'da geçen kısımlar fantastik öğelerin dışında tarihsel gerçekle örtüşür. Çeşme baskını, dönemin yerel yöneticilerinin tavırları, çoktan gücünü kaybetmiş olan tasavvuf... Öte yandan gelecekle ilgili öngörülere hayran kaldım. Beni en etkileyen kısım bir gökdelende doğup aynı gökdelenin başka katlarında ilkokulu, liseyi hatta üniversiteyi okumak; hastalanınca aynı gökdelendeki hastaneye gitmek, güzel vakit geçirmek için devasa gökdelenin içinde yer alan cafe ve sinemalarda vakit geçirmek oldu. Günümüzde bu tarz ev reklamlarını görmüşsünüzdür. Tek bir alana sıkıştırılmış bütün bir hayat ve site topluluğu. Yüksek konfor zannettiğimiz bu yaşam yorulma özgürlüğümüzü gizli gizli elimizden alır. Evet ne garip, yorulma özgürlüğü ve konfora aşırı düşkünlük. Belki de modern zamanda teknolojiye karşı köleliğimiz böyle olacak, tıpkı yazarın inceden inceye eleştirdiği gibi. Toparlamak gerekirse tarihe ilgisi olan okurlar için Osmanlı'da geçen kısımlar yüzeysel kalsa da genel olarak güzeldi. İşin bilim kurgu kısmı ise çizdiği ortam ve verdiği mesajlarla çok güzeldi. Çoğu okur gibi ben de eserin sonunu aceleye getirilmiş olarak değerlendirdim buna rağmen kitabı rahatlıkla tavsiye ederim. Bilim kurgu sevenlerin okuma listesinin ilk sıralarında yer alabilir, benim gibi tarih için okuyanlar için de yine ilk sıralarda alınabilir ama iki konuya özel ilgisi olmayan okurların bile listesine rahatlıkla alabileceği keyifli bir kitap olduğunu düşünüyorum. - Spoiler - Osmanlı'nın sosyal tarihi çok zevklidir. Dönemin şeriye sicilleri, kilise kayıtları, Çelebi'nin seyahat notları ve daha birçok şey bize güzel bir kaynak sağlar. Hal böyleyken Osmanlı'da halkı anlatmak ulaşılabilir bir durumdur fakat yazarın bu durumdan sonuna kadar yararlanmadığını düşünüyorum. Tasavvufi düşünce 12. yüzyılda yaşanan acılar doğrultusuna anlam kazanmıştı, her şeyini kaybeden halka dervişler asla kaybedilmeyecek bir gücün sevgisini sunmuştu. Zamanla refahın ve bolluğun artması tasavvufa duyulan ihtiyacı azalttı, Mevlevî dergahına bu açıdan bakmak son derece keyifliydi ve tarihle iç içe bir gerçekti. Bunu görünce Sancak Beyi'nin ve çevresinin de daha ayrıntılı anlatılmasını bekledim. Ayşe halkın içine girebilirdi hatta o dönemde hala her sokağı ayrı bir renk olan İstanbul'a yolu düşebilirdi. Cadı zannedilen bu kızın İstanbul halkıyla yakından tanışmasını çok isterdim. Ayşe'nin gezegenindeki ölümsüzlüğün insana verdiği zararlar bölümüne bayıldım. Ayşe'nin dediği gibi dünyada insanlar inandığı değerler uğruna ve sevdikleri için ölmekten çekinmiyor. Bu da onları cesur, iyi ve fedakar yapıyor. Ölümün ve yaşlanmanın olmadığı bir gezegende hatta her şeyin ideal düzende olduğu aşk acısının dahi olmadığı bir gezegende ise insanlar dünyadaki kadar iyi ve fedakar olamıyor. O büyük ütopya insana iyilik değil kötülük getiriyor. Bu göndermeye hayran kaldım. Kitaba dair en büyük eleştirim ise sonundaki bağlanmamışlık oldu. İki hikâyenin bir yerde birleşeceğini biliyoruz ve bu da önümüze yeni bir gizem çıkarıyor. "Acaba nasıl? Belki de Kemal, Ayşe'nin soyundandır ve yeteneklerini keşfeder." Bununla birlikte bir gizemimiz daha var: Cinayet. Eserin sonunda geçmişle gelecek o kadar yamalı şekilde birleşiyor ki okur için gerçek bir hayal kırıklığı... Cinayet ise gizem değil, araç olarak karşımıza çıkıyor ve olayın bir parçası olarak kendi kendine çözülüyor. Halbuki dedektifin zekasını, ince düşünme yöntemlerini görebilirdik. Tüm bu eleştirilerim olmasa tarihi kısımdaki yüzelselliğe rağmen iyi bir son ve nitelikli bir dedektif görsek kitaba rahatlıkla 10 puan verirdim. (İrem)
OSMANLI CADISI HAKKINDA: 2022 ilk Kitabı son derece tatmin ediciydi. Güzel bir başlangıç oldu. İlk defa Türk bir yazardan bilimkurgu okudum ve sanırım devamı gelicek. Kitaba gelirsek geçmiş ve gelecek arasında gidip gelmeler var. Kitabın ilk çeyreğinde tahmin ettiğim gidişatların hiçbirinin yaşanmaması okumayı daha zevkli kıldı. Kitaba olumsuz yönde bir eleştiri yapacak olursam o da ismiyle alakalı olabilir. Bağlantı noktası yok değil ama kitabın bütünü olarak Osmanlı Cadısı farklı bir imge yaratıyor bence ki içerik olarak da çok karşıladığını düşünmüyorum. Barış Müstecaplıoğlu ne yazsa okurum kategorisine aday ️ (Mehmet asan)
--reklam--
Osmanlı Cadısı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Barış Müstecaplıoğlu - Osmanlı Cadısı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Osmanlı Cadısı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Barış Müstecaplıoğlu Kimdir?
Barış Müstecaplıoğlu, 1977'de Kocaeli'nin İzmit ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde tamamladı. Hikâye ve roman eleştirileri Varlık, Altyazı, Kitap-lık, Radikal Kitap gibi dergilerde ve çeşitli gazete eklerinde yayımlandı.
1995'te İstek Vakfı Mezunları İffet Esen Öykü Ödülü'nü kazandı. Türkiye'nin ilk fantastik kurgu dizisi olanPerg Efsaneleri'nin başlangıç romanı Korkak ve Canavar ve devam kitabı Merderan'ın Sırrı 2002'de, üçüncü romanı Bataklık Ülke ise Ocak 2004'de yayımlandı.
Tanrıların Alfabesi, dört romandan oluşan Perg Efsaneleri'nin son kitabı oldu.
Perg Efsaneleri serisini tamamladıktan sonra, üniversite yurdunda tanıştığı İslam Misyonerlerini konu alan Şakird isimli bir roman yazan Barış Müstecaplıoğlu, bu konuda Akşam gazetesi için bir yazı dizisi de hazırladı. Bu kitabın ardından sokak çocuklarını ve onları kullanan suç örgütlerini işleyen bir polisiye roman olan Kardeş Kanı'nı kaleme aldı. 2009'da 14. yüzyılda yaşamış gizemli şamanist ressam Mehmet Siyah Kalem'in eserlerini odağına alan Bir Hayaldi Gerçekten Güzel isimli romanı yayınlandı. Son eseri, Perg Efsaneleri tarzında bir fantastik kurgu romanı olan ve yeni bir serinin müjdesini veren Şamanlar Diyarı oldu. Bu kitapla Mehmet Siyah Kalem'in çizdiği yılan kuyruklu esrarengiz yaratıklara bir isim, bir ülke ve bir tarih yarattı.
Çeşitli çalışmaları yurt dışında yayımlanmış bir çizer olan Engin Deniz Erbaş'la birlikte resimli bir çocuk kitabı hazırladı. Bu kitapta Doğu ve Anadolu masallarının, efsanelerinin karakterlerini modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayıp fantastik bir çocuk öyküsünün içine kattı. Gökyüzündeki Ülke isimli bu kitap 2008 Nisan'ında yayımlandı.
Romanları dışında İstanbul Hikayeleri ve 1002. Gece Masalları gibi çeşitli öykü seçkilerine de katılan yazarın bir cinayet öyküsü, 2008'de Amerika'da Akashic Books tarafından hazırlanan İstanbul Noir isimli bir seçkide ingilizce olarak yayımlandı. Bu kitap aynı sene Türkiye'de Everest Yayınları tarafından da basıldı.
Yazarın çeşitli öykü ve romanları bugüne kadar İngilizce, Lehçe, Romence, Bulgarca, Çince, Arapça dillerine çevrildi. 2013'te Sırpça, Almanca ve Hintçe dillerinde de yayınlanacaktır.
2012'de, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (FABİSAD) kurucuları arasında yer aldı.
Barış Müstecaplıoğlu, yazarlık hayatında farklı farklı türlerde eserler vermeye, kendini tekrar etmekten kaçınmaya özen gösterdiğini ifade ediyor. Ayrıca Türkiye'de daha önce yazılmamış ya da az yazılmış türlerde eserler vermeyi, daha önce işlenmemiş konuları işlemeyi seviyor.
--reklam--
Barış Müstecaplıoğlu Kitapları - Eserleri
- Osmanlı Cadısı
- Korkak ve Canavar
- Şamanlar Diyarı
- Merderan'ın Sırrı
- Bataklık Ülke
- Tanrıların Alfabesi
- Keşifler Zamanı
- Özgürlük Uğruna
- Bir Hayaldi Gerçekten Güzel
- Şakird
- Gerçekler Kırıldı
- Ahtapotun Rüyası
- Hayallere Ulaşma Rehberi
- Kardeş Kanı
--reklam--
Barış Müstecaplıoğlu Alıntıları - Sözleri
- Yarışmaya alışmış insanlar. Alıştırılmış. Uğrunda yarışacak bir şey olmasa da koşma ihtiyacı duyarlar. (Şakird)
- ... bir zamanlar bizden daha mutlu insanların yaşadığını hayal etmek hoşuma gidiyor. (Osmanlı Cadısı)
- Güç insanı çok çabuk etkisine alır. Bunun için büyülü olmasına bile gerek yok. (Korkak ve Canavar)
- Harnanlarla insanların sadece birlikte vakit geçirmeye ve birbirlerini tanımaya ihtiyacı var. Asırlar önce atalarımız birbirini öldürdü diye düşman kalmaya devam edemeyiz. Ortak bir amaç uğruna mücadele vermek, bizi yeniden birleştirebilir. (Özgürlük Uğruna)
- "bir kişinin iyi ya da kötü olduğunu görünüşünden anlayamazsın. yüreğinin içine bakman gerekir. ve eğer bu yaşlı bir adamdan tavsiye istiyorsan... orada gördüğüne bile hemen inanma derim." (Merderan'ın Sırrı)
- İnsanların gerçek düşlerini değil, düşlemelerini istediklerimizi gösteren bir alet yaparsan,işte o zaman her eve birer tane koyarız. (Gerçekler Kırıldı)
- Üzüntü, hayal kırıklığı ve kendimizi yetersiz hissetmek, süreklilik arz etmediği sürece bizim zayıf bir insan olduğumuz anlamına gelmez. Normal bir insan olduğumuz anlamına gelir. (Hayallere Ulaşma Rehberi)
- İnsanların bazıları, öldükten sonra Kadim Güçler'in onları cezalandıracaklarına ya da ödüllendireceklerine inanırlar. Ama bu doğru değil, cezamızı da ödülümüzü de kendimiz belirleriz. (Keşifler Zamanı)
- Aşağılandığını hissetmişti, hiç değer verilmemiş, sadece eğlencelik görülmüş bir kadın gibi. Yolda öylesine uğranılmış bir durak... (Kardeş Kanı)
- Güzel bayan alınmasın, ama Ermira'mı kimselere değişmem doğrusu! (Merderan'ın Sırrı)
- Bazen bazı şeyleri sorgulamamak, hayata dayanabilmek için tek çareydi. (Osmanlı Cadısı)
- Karanlığın içindeyim. Her şeyi yutan, sindiren, anlamsız kılan karanlık... Dört bir yandan geliyor, kapıların altından sızıyor, şömineden içeri akıyor, açık camlardan dalıyor, duvardaki çatlaklardan giriyor, beni kuşatıyor, içinde kayboluyorum. Her yerden, her yerden... Nefes alamıyorum. (Bir Hayaldi Gerçekten Güzel)
- Bazılarının yüzleri, kendi içlerindeki karanlık yüzünden körleşir zamanla. (Osmanlı Cadısı)
- Azrail başını salladı. "İkinci Dünya Savaşı sırasında Paris'te çok fazla mesai yapmam gerekti. O dönem bu şehre özel bir ilgi duymaya başladım. Eski Paris'i sevenler, Paris en güzel Eyfel Kulesi'nden görülür derler. Zira oradan baktığınızda Eyfel Kulesi'ni görmezsiniz! (Gerçekler Kırıldı)
- Usta şamanların şaşırtıcı güçleri vardır. Dansları sayesinde bedenlerinden çıkabilir, ruhsal bir yolculuk yapabilirler. Yaralı ve hastaların ruhlarını Ölüler Vadisi’nde yakalayıp geri getirebilirler. . . https://youtu.be/kvOj2Ix7_O8 (Şamanlar Diyarı)
- İnsanın değer verdiği hayalleri varsa önüne çıkan engelleri bir şekilde aşması gerekiyor. (Osmanlı Cadısı)
- "Bazen yaşamak için öldürmek zorundasın. Bazen yaşamak için içindeki sevgi seni öldürmeden sen onu öldürmek zorundasın." (Keşifler Zamanı)
- “ Bazen insan uğrunda savaşması gerekmeyen bir sevgiye ihtiyaç duyuyordu. Özellikle de zaten birçok şey için savaşmak zorundaysa... “ (Tanrıların Alfabesi)
- üniversitede huzur bulduğum yer bir cemaat oldu. İslami cemaatleri duymuşsundur, her üniversitede olduğu gibi bizimkinde de muthis bir yapilanmalari vardi. Hepsi birbirinden ilginc uc yıl gecirdim orada. İlk basta hersey harikaydı, son durağa geldiğimi sanmistim. Huzurlu,iyi insanlardan kurulu bir toplum. Kimse kimseyi kirmiyordu, herkes neyi neden yaptigini biliyordu ve hepsinden önemlisi olumun bile bir anlamı vardi. Duygularım ciddiye aliniyordu, incitilmiyordum. kendimi eskisi kadar yalniz hissetmiyordum, o insanların arasında. İdeallerden, hayallerden konuşabiliyordum,daha güzel bir dunya umudundan. Ama buyunun bozulması uzun sürmedi. Sadece birkaç basit soru, cevap bulmayan ve sorulmasından bile rahatsız olunan. Tum bu görkemli yapı aslında iskambil kagitlarindan kurulmuştu. Ancak hiç rüzgar estirmezsen ayakta durabiliyordu. Beynini kilitlersen , inancın temel dayanaklarini asla sorgulamazsan, dusunmek yerine kabul etmeyi icine sindirebilirsen. Ben sindiremedim. Soruları sordum ve kagitlar yikildi. (Şakird)
- Kimse sadece iyi değildir. Kimse sadece kötü değildir. Bir savaşı bitirmek kahramanlıksa, buna kendinle barışarak başla. Tho-en Kurme, Atalar-97'nci söz (Korkak ve Canavar)
Yorumlar
0 yorum