Kitap Künyesi
Yazar: Cemal Şakar
Yayın Evi: İz Yayıncılık
İSBN: 9789753559874
Sayfa Sayısı: 116
--reklam--
Pencere Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Usta öykücü Cemal Şakar, Pencere adlı öykü kitabında, dünya öykücülüğünün iki ana damarından biri olan Çehov geleneğinin izlerini taşıyan öykülerle okurların karşısına çıkıyor. Hatta Çehov'un öykülerinde net bir şekilde gözüken sadelik karşısında, Şakar zaman zaman metinlerle, kelimelerle oyun oynamaktan hoşlanan bir portre çiziyor…
Pencere Alıntıları - Sözleri
- Okuduklarıyla kendine kurduğu dünyanın dışına çıkmazdı, ürkerdi nedense. Ama hayat sokaklarda akıp duruyordu, insanların başka başka sevinçleri, hüzünleri vardı, bunları da anlamaya çalışmak gerekiyordu.
- Bir yanım, hep bir yerlerde. Biliyorum. Artık oturamam. Kendi peşimde koşmalıyım. Koştukça daha küçük parçalara ayrılsam da.
- Koca kitaplar yazıyorum ama en gerekli yerde yüreğimde duyduğum yakınlığı, sıcaklığı aktaracak bir cümleyi kuramıyorum.
- Bir yanım, hep bir yerlerde.
- Yarın nasıl bir kaderle yüklüydü?
- Kuşlar, böcekler, uçuşan her şey, hatta yüreğim bile, derdi, bu ışığa tutunarak, onların açtığı yoldan başbaşka iklimlere göç ediyor.
- Sadece muhayyilesinde kurduğu dünyada yaşıyordu; masmavi bir gökyüzü, her yanı kaplayan zeytin ağaçları, çamlarla kaplı ulu dağlar, dağların ardında var olduğunu bildiği göğün maviliğiyle boyanmış bir deniz. Bu dünya onu hiç şaşırtmıyordu; nesneler onun uygun gördüğü yerde ve biçimdeydi.
- Perdeleri sımsıkı kapalı pencerelerde bir şeyler aradın; seni ıssızlığından çıkaracak. Belki başka bir ıssızlıkta boğulan, sesini bir türlü duyuramayan, seni tamamlayacak, seni tanımlayacak birini.
- Biz birbirimizi içimizde taşırız.
- Bazen sözlerin nereye uçacağını, hangi yaralara konacağını hesaplayamıyoruz.
Pencere İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir öyküyü beş ayrı kurguyla yeniden yeniden okumak bana ilginç geldi.: Cemal Şakar’ı ilk defa okuyorum. İsmini duyar ama ben onu şair zannederdim. Değilmiş. Öykücüymüş. Pencere kitabını okudum, anladım ki has öykücüymüş. Kitap beni şaşırtan bir girişle başlıyor. Madde madde hikaye yazılır mı? Yazılmış, gördüm. Kitap iki bölüm halinde yazılmış. İlk bölüm, beş alt başlıktan oluşuyor. Bunlar: Pencere, Yöneliş, Denizin Sonsuz Maviliği, Biz Birbirimizi İçimizde Taşırız, Suskunluktaki Hayret Verici Aydınlık. İkinci bölümde ise birbirinden bağımsız Öykünmek, Otacı, Dilemma ve İstidrad adlı öyküler var. İkinci bölümdeki öyküler de dikkate değer çalışmalar olsa da ben daha çok birinci bölümdeki Pencere öyküsüne takıldım. İki dost var. Bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen iki dost. Kuvvetle muhtemel üniversite yılları. Kurdukları derginin etrafında yazdıkları yazılarla dünyayı kurtarmaya çalışıyorlar. Çay ve sigara eşliğinde konusu yazmak, okumak ve kitap olan sohbetler ediliyor. Yıllar geçiyor. Hikaye de bundan sonra başlıyor. İki dosttan biri deniz kenarında zeytinliklerin bol olduğu bir kasabada felçli, evli ve iki çocuk babası olarak yaşıyor. Diğeri ise elinde çanta ülke ülke dolaşıyor. Dolaştığı yerlerin ilginç fotoğraflarını topluyor ve bunları felçli dostuna gönderiyor. Felçli dost ise bu fotoğraflara bakarak hayal aleminde kendince yeni şehirler kuruyor, oturduğu evin zeytinliklere ve uzağında denizi gören penceresinin önünde. Niçin felç olmuştur, bilinmiyor. Bilinen şey, çokça kitap okuduğu ve bir zamanlar yazılar yazdığıdır. Pencere hikayesi beş alt başlıktan oluşmuş hikaye dedik ya, aslında aynı hikaye beş farklı şekilde yeniden yazılmış. Felçli dosta bir telefon gelir. Hastalığında hastahanede de kendisini ziyaret eden diğer dost aramıştır. Hafta sonunda kendisini ziyaerete geleceğini belirtmiştir. Ziyaretten evin hanımı haberdar olur. Ev derlenir toplanır. Şezlonglu bağ evi de bir şekilde misafir için hazırlanır. Giriş bölümünde hikayeci senaryo yazar gibi durumu madde madde ortaya koyuyor. Bazı maddeler boş. Snırım vurgu için. İki dostun sessiz sarılmaları ve de anlatılmayan ama çok şey anlatan bakışları üzerinde çokça durulmuş. Yöneliş bölümünde hikaye evin büyük erkek çocuğunun ağzından anlatılıyor. Babasının hatıralarına, babasının sözlerine ve hallerine saygılı bir çocuk. Biraz da meraklı diyelim. Babasının gizemli dünyasını merak ediyor daha çok. Misafir gelmeden önce bahçeyi elden geçirmiştir. Dost kapıdan girdiğinde bahçedeki çiçekleri gördüyse de pek ilgilenmemiş ve doğruca dostunun yanına çıkmıştır. Burada iki dostun birbirine sarılması vardır ki delikanlı ömrü hayatında böyle bir dost sarılması görmemiştir. Gerçekte de bu öyle bir sarılmadır ki, kelimelere gerek bırakmamış, bütün özlemler, bütün hasretler ve geçmiş yaşanmışlıkların hepsi bu sarılmada yeniden yeniden hatırlanmıştır. Fazla da konuşmuyorlar zaten. Çoğu kez bakışıyorlar. Delikanlı iki dostu izlerken neler düşünmüyor ki: Felçli olan babası neden evini gurbet haline getirmiştir? Neden babası sislerin arasında kalmış, ve geçmişini ve hayal dünyasını sırlaştırmış. Halbuki annesi ev hanımı, herşeyi ortada olan bir anne işte. Denizin Sonsuz Maviliği alt başlığında aynı olaylar bu sefer annenin ağzından anlatılmaktadır. Felçli bir kocanın hizmetini görmek pek de kolay olmasa gerek. Kadın aslında kocanın şimdiki halinden değil de felçli olmadığı zamanlardaki yaşayışından şikayetçi gibi. Eviyle, çoluk çocuğuyla, bağıyla bahçesiyle ilgilenmemiş bir koca. Bütün işleri sağlığında da hastalığında da kendisi yapmıştır. Hem kocası kendisini İstanbullara da götürmemiştir. Yatırları, camileri gezdirmemiştir. Varsa yoksa kitaplarıdır. Keşke bir kitapla evlenseymiştir. İkaz etmişlermiş onu aslında okumuşla evlenme diye. Her ne kadar böyle böyle mızmızlansa da kadın, kadındır yani. Kocasını seviyordur aslında. Etrafındaki kadınların kocalarına baktığı zaman, melaike gibi bir kocaya sahiptir. Ne küfür, ne kabalık. Bir de işte o pencerenin orada sıkışıp kalmasa hayallerini bizimle de paylaşsa. Dünyasına bizi de alsa ne olurdu sanki. İstanbullardan dostu gelmiş. Bu nasıl bir dost böyle. İnsan bir sorar, haliniz nasıldır, bir ihtiyacınız var mıdır? Okumuş dostlar hep böyle midir? Biz Birbirimizi İçimizde Taşırız alt başlığında ise ziyaretçi dost girer devreye. Dostunu hastahanede ziyaret edeli üç yıl olmuştur. Gittiği ülkelerden resimler gönderse de, epey bir zamandır gönderemediği fotoğraflar da vardır. Bunları da yanında getirmiştir. Dostuna verecektir. Bu verdiği fotoğraflar acaba dostu için iyi gelmekte midir? Ziyaretten sonra bunu da sorgular. Çünkü dostu bu sefer fotoğraf dolu zarfı açmamıştır. Dolaşan ve yatan iki dost. Biri dolaşmış ve de sanki “Bak sen dolaşamıyorsun ama bak ben oralardan sana fotoğraflar getiriyorum, bak senin yerine de dolanıyorum.” der gibi mi? Hayır değil aslında. Misafirin böyle bir niyeti yok. Onun niyeti dostunu bu fotoğraflar sayesinde bulunduğu yerden uzaklaştırmak gibi. Misafir gelirken yanında evin hanımına verilmek üzere hanımından bir hediye getirmiştir. Hediyenin içine “Biz birbirimizi içimizde taşırız.” notu da koymuştur. Niye koymuştur? Kendi kendini sorguluyor misafir. Son olarak, Suskunluktaki Hayret Verici Aydınlık alt başlığında ise olaylar felçli ev sahibi tarafından aktarılır. Onun gözüyle en baştan hikayeyi bir kez daha okuruz. Ev sahibi dostun ziyareti esnasında ne hanımının ne de büyük oğlunun yanında kalmasına müsaade etmiştir. Yaşadıkları yaşayacakları sadece dostuyladır. Dostun gelişi onda eskiyi yeniden uyandırmıştır. Ortak okunan kitaplar, ortak içilen sigaralar, yazılan kitaplara getirilen eleştiriler yeniden zikredilecekmiş gibi hissederse de, hayır. Bunlar konuşulmaz. Bunlar bakışlarla ve sarılmalarla birbirinin içine akıtılır. Misafir yanında son çıkan iki kitabını da yanında getirmiştir. Pencere kenarında hiçbir yazı yazmadan sadece imzalayarak bırakmıştır. Ne yazsın ki. Yazılacak her şey görüldü çünkü. Vedalaşırken hangi ayrılık cümlesini kursun ki. Bakışlar yeterince her şeyi anlatmıyor mu? Bir öyküyü beş ayrı kurguyla yeniden yeniden okumak bana ilginç geldi. Aslında güzeldi. Biz yazılanları genelde ya yazıcının, ya da bir kahramanının ağzından dinliyoruz. Oysaki aynı olayları üçüncü kişilerden dinlesek belki de kitapla ilgili düşüncelerimizde çok değişiklikler olacaktır. Böyle bir şeyi her yazardan isteyemeyiz tabii ki. (Sait Köşk)
Uzun zamandır güzel bir öykü kitabı okumamıştım. Bazen her şey önümüzdedir ve biz çok şey bekleriz. Bu kitapta bu duyguyu yaşadım. Yazarı da yeni tanımış olmamın kırgınlığı var üzerimde zaten. Siz okuyun, ben kendimle başbaşa kalayım. Olur mu? Vesselâm. (Mavi Huyy)
Kurgusu ilginç bir kitap. Yaşanan olay hikaye kahramanlarına göre şekillenmiş bölümlerde anlatılıyor. Yani olay,mekan,zaman aynı ancak her bir hikaye kahramanına göre farklı şekillerde biçimlendirilmiş. (Recep Sezer)
Pencere PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cemal Şakar - Pencere kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Pencere PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cemal Şakar Kimdir?
Türk öykü yazarı.
Karesi İlkokulu’nu (1973), Atatürk Ortaokulu’nu (1976), Muharrem Hasbi Lisesi’ni (1979), Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirdi (1983). Balıkesir’de aile şirketinde çalıştı. Halen İstanbul'da bir kamu kuruluşunda çalışıyor; e-edebiyat dergisi Edebistan.com’un yayın yönetmenliğini yürütüyor.
Edebiyat hayatına, 1982’de Aylık Dergi’de yayınlanan "Bir İnsan Ölür, Bir Yıldız Kayarmış" adlı öyküsüyle başladı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Kayıtlar Dergisi'nin çıkışında yer aldı. Öykü ve denemeleri Aylık Dergi, Yönelişler; Mavera; Yedi İklim; Kayıtlar; Hece; Hece Öykü; Yumuşak G; edebi Müdahele; Tasfiye; Söz Ve Adalet; Eski Yeni; Kur'ani Hayat ve İtibar dergileriyle Yeni Şafak Kitap’ta yer aldı.
--reklam--
Cemal Şakar Kitapları - Eserleri
- Adı Leyla Olsun
- Sular Tutuştuğunda
- Portakal Bahçeleri
- Yol Düşleri
- Hikayat
- Mürekkep
- Utanç
- Kara
- Pencere
- Hayalperdesi
- Esenlik Zamanları
- Yazı Bilinci
- Sessiz Harfler
- 40 Soruda Türk Öyküsü
- Sel ve Kum
- Gidenler Gidenler
- Edebiyat Ne Söyler
- Edebiyatın Sırça Kulesi
- Edebiyatın Doğası
- Hasan Aycın'ın Çizgi'si
- Satır Arasındaki Anlam
- İmge Gerçeklik ve Kültür
- Yazının Gizledikleri
- Dile Kolay
--reklam--
Cemal Şakar Alıntıları - Sözleri
- O vakitte içimden bir değil, binlerce parça kopmuş olup bundan böyle titrek oyuk bir gölgeydim zaman dışı, eskitilip atılmış bir yalnızlık kadar suskun. (Sessiz Harfler)
- Kendime giden bir yol bile bulamıyorum. (Adı Leyla Olsun)
- Ben-sen, özne-nesne dedi ve her şeyi ikiye böldü. Kendini kudretli bildi, zira kudretin hikmetin ardında gizli olduğunu bilmiyordu. Aklınca varolanlar arasındaki bağın sırrını çözdüğünü düşündü ve bunlara yasa dedi. Yazdığı yasanın üstündeki Yasayı unuttu. Ait olduğu bütünden koptu ve ileriye doğru yürümeye devam etti. O yürüdükçe her şeyin onun yasasına uyacağını düşündü. Tabiatın bir tabiatı olduğunu unuttu. Ve tabiat tabiatının gereğini yerine getirdi. Rüzgar esmeye, yağmur yağmaya, ateş yakmaya devam etti. İnsan geriye dönüp baktığında mamur beldelerin tarumar, bıraktığı izlerin yok olduğunu gördü. Bunu öteki'nden bildi ve kendiyle savaşa başladı. Öldürdükçe azgınlaştı, azgınlaştıkça daha çok öldürdü; öldürdüğünün kendi soyu olduğunu, insanlık olduğunu, insaniyet olduğunu ve kendi olduğunu bilmedi ve insan kendi tabiatından da uzaklaştı. (Utanç)
- Yolculuk varmaktan güzeldir bazen. (Hikayat)
- Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. (40 Soruda Türk Öyküsü)
- Mevsim güz olsun. Güz ne de olsa hazır bir hüzündür (Esenlik Zamanları)
- "...Bozkırın uçsuz bucaksızlığı,aynılığı, hiçbir sürprize açık olmaması onu tedirgin etmiş, gerginleştirmişti..." (Hikayat)
- dildeşinden ayrı düşen , yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir . (Yol Düşleri)
- Neydi Özlem? Özlemlerim! Dünyaya bakışıma göre şekillenen düşler... (Sel ve Kum)
- Onunla araya sözcükler girmeden söylesirdik. (Esenlik Zamanları)
- Başkalarına bir iz bırakmak için kendimi ortaya koydum. Simdi sadece başkalarının izlerini basarak yürüdüğümü fark ediyorum (Sel ve Kum)
- İnsanın artık yolculuklarını mekanda değil zamanda yaptığı, mekânın zaman tarafından sıkıştırıldığı yeni yaşama biçiminde mesafeler artık metreyle değil, zamanla ölçülür oldu. (Edebiyatın Sırça Kulesi)
- Dönecek miydi acaba? Benden cesaret bulup da mı gitti yoksa? (Gidenler Gidenler)
- Pierre Bersuire Tanrının Kitabı olarak dünya imgesini oğula genişletir: İsa, Meryem'in teni üzerinde yazılmış bir tür kitap gibidir. Kitap baba tarafından konuşulmuş, Meryem'in İsa'ya gebe kalması ile yazılmış, doğum ile aydınlanmış, çarmıhta düzeltilmiş, kırbaçlama sırasında silinmiş, yaraların izleri ile noktalanmış kılmış, mihraptaki ağaçların üstünde süslenmiş, akan kandan nurlanmış, yeniden doğuş için ile yükselmiştir ve yükselişte sıralanacaktır. (Alberto Manguel) (Yazı Bilinci)
- Görsellik görünenin , o an bize göründüğü şekliyle görmek ve onu bir bağlam içinde sunmak işidir; dolayısıyla tasviridir ve biriciktir. (Edebiyat Ne Söyler)
- ...zamanın dışına düşememek, zamandan kopamamak, zaman çeker, zaman sürükler, zaman belirler, zaman kaderdir, kader ânıdır zaman (Adı Leyla Olsun)
- Zaman-mekan sıkışması, global köy, hatta giderek global mahalle metaforlarıyla üretilen yeni söylemde, dünyanın hızla küçüldüğü, neredeyse bir uydunun görüş açısı içine girdiği anlatılmaktadır. (Edebiyatın Sırça Kulesi)
- Tenimden kurtulan ruh şaşakaldı, şaşırakaldı, gündüz mü, gece mi bilemedi, şaştı bu habis işlere. Dedim di, rahat dur, çürü içimde, içimde çürü de kimseye zararın olmasın, korkutma ortalığı, bulaştırma habisliğini; yok, dedi, durmam gayri bu mahpusta, kendi kendimi zehirliyorum... (Kara)
- Kuşlar, böcekler, uçuşan her şey, hatta yüreğim bile, derdi, bu ışığa tutunarak, onların açtığı yoldan başbaşka iklimlere göç ediyor. (Pencere)
- gökle yerin arasında sıkışıp; güneşle karanlıklar arasında kaybolup; daralan, üzerine üzerine gelen göğün altında boğuluyorken... (Mürekkep)
Yorumlar
0 yorum