Kitap Künyesi
Yazar: Upton Sinclair
Çevirmen: Kıvanç Güney
Orijinal Adı: Oil!
Yayın Evi: Sel Yayıncılık
İSBN: 9789755709130
Sayfa Sayısı: 592
--reklam--
Petrol! Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Pulitzer ödüllü yazar Upton Sinclair’in ABD tarihinde yaşanan en büyük finans skandallarından biri olan Teapot-Dome Skandalı bağlamında Güney California’dan sunduğu bu küçük kesit “Amerikan yüzyılı”nın başlangıcına işaret ediyor.
Rüşvet, yolsuzluk, medya manipülasyonu ve usulsüzlükle beslenip büyüyen kapitalist çarkın barındırdığı çelişkiler tüm sertliğiyle hicvedilirken, bu çarkı döndüren arazi sahiplerinin, tarikat liderlerinin, petrol baronlarının, senatörlerin ve Hollywood yıldızlarının resmigeçidi okuru baş döndürücü ve provoke edici bir politik serüvene sürüklüyor.
2008 yılında Kan Dökülecek adıyla sinemaya uyarlanarak izleyicilerin beğenisini kazanan, petrol endüstrisinin temelleri atılırken kitlesel tüketim politikasının ve açgözlülüğün yaşamın merkezine oturmaya başladığı erken dönem Amerikası’nın ayrıntılı tasvirleriyle örülü Petrol!, fırsatlar çağının büyüleyici atmosferi ardında gizlenen yozlaşmayı, sınıfsal çelişkileri ve insanın ne denli canileşebileceğini gözler önüne seren bir roman.
--reklam--
Petrol! Alıntıları - Sözleri
- Zengin olunacaksa; köle gibi çalışmanın ne âlemi vardı ki?
- ...geçmiş geçmişti; ya da belki geçenler geçmişti demek daha doğru olur.
- "Beni dinle ama dinlediğini anlamasınlar. Burada olduğumu bilmesinler."
- "Kahvemizi eleştirmeyin, bir gün siz de yaşlanıp bayatlayacaksınız."
- “Var olan sistemin sonsuza kadar sürmeyeceğini gayet net görebiliyordu: ülkenin kaynakları ve varlığı bir arenaya atılmış, en açgözlü olanlar tarafından kapışılıyordu.”
- Dünyada değiştirmeye gücünün yetmeyeceği birçok haksızlık olduğunu sen de öğreneceksin evlat. Er ya da geç, bunu kabullenmek zorunda kalacaksın.
- “Asla geriye bakmıyordunuz; çünkü saatte seksen kilometreyle giderken, sizin için bir tek önünüzdeki şeyler önemliydi ve geçmiş geçmişti; ya da belki geçenler geçmişti demek daha doğru olur.”
- İnsanın çok parası olması güzel şeydi; ama en kötü ihtimali akıldan çıkarmamak ve başarı şarabından kana kana içerken bile arkanızdan fısıldayan o sesi hep duymak zorundaydınız: "Memento mori!"* *Latince deyim. Anlamı: "ölümü hatırla"
- Asla geriye bakmıyordunuz; çünkü saatte seksen kilometreyle giderken, sizin için bir tek önünüzdeki şeyler önemliydi ve geçmiş geçmişti; ya da belki geçenler geçmişti demek daha doğru olur.
- "...'Bunny' yanımda oturuyor, güçlü ve sağlıklı, benden sonra her şeyin sahibi o olacak,benim izimden gidecek ama o benim yaptığım hataları yapmayacak, benim gibi acı hatıralara sahip olmayacak, akıllı ve mükemmel biri olacak ve ben ne diyorsam onu yapacak." Bu arada "Bunny" nin zihni böyle çalışmıyor.
- Bir gün herkes toprak olacak.
- Öğretim ișindeki sorun buydu;öğreten insanlar hayatlarında bir iș yapmamıș, dünyayı tanımayan kișilerdi.
- "Tek bildiğim, bu grev savaşını kaybetmelerine neden olmama asla izin vermeyecekleri. Yarın güneş doğacağına ne kadar eminsem, beni durdurmanın bir yolunu bulacaklarına da o kadar eminim!"
- Paul silahlanmanın otomatik olarak savaşları yarattığını söyledi; silahları üreten kapitalistler daha çok üretebilmek için tabii ki savaş çıkmasını isteyecekti.
- "Yağ çelikten ucuzdur," derdi Baba. Çocuğun artık ezbere bildiği, böyle birçok özlü sözü ve çağdaş bir Deyimler Sözlüğü vardı Baba'nın. Konu Baba'nın para biriktirmek istemesi değildi; prensip olarak bir işi doğru yapmayı ve güzel bir makineye saygı göstermeyi anlatan bir sözdü.
--reklam--
Petrol! İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Pulitzer ödüllü yazar Upton Sinclair'den okuduğum ilk roman oldu Petrol. Başlangıç için göz korkutan bir kalınlıkta eğer araya başka kitaplar almış olmasaydım çok daha kısa sürede bitirebilirdim belki. Kitap, petrol endüstrisinin temellerinin atılmaya başlandığı 1920'lerin Amerika'sında geçiyor. Bir nevi "Amerikan yüzyılı" da başlamış oluyor. Bir baba ve oğlunun arabadaki yolculuğuyla başlıyor hikâye. Rüşvetin, yolsuzlukların içinde olan ve kapitalist çarkı döndüren bir babanın, içinde bulunduğu rahatı sevmesine rağmen vicdan sahibi olan oğluyla aralarındaki ilişkiyi ve çeliştikleri fikirleri okuyoruz. Arka planda kapitalist sistemin büyüleyici atmosferinin ardında gizlenen yozlaşmayı, sınıflar arasındaki çelişkileri, açgözlülüğü ve insanoğlunun caniliğini anlatıyor. Kitabı genel itibariyle beğendim yazar oldukça gerçekçi bir anlatımla yazmış fakat tek bir eleştirim olabilir o da sayfa sayısı bir tık uzun geldi bana, bazı yerlerde didaktik bir üslup kullanmış bu da tabi okurken kopukluk yarattı benim açımdan. (Asu)
Yazarın yazma biçiminden ve anlatımından hiçbir şey kaybetmediği bu kitabın sayfalarını çevirirken kendimi petrol ile dolu bir fanusta hissettim. Aynı hissi Kobo Abe'nin Kumların Kadını isimli kitabını okurken de hissetmiştim. Sonrasında bu fanusun dışından sesler gelmeye başladı. Yine işçilerin sesleri idi bunlar. Şikago Mezbahaları'ndan aşina olduğumuz, aynı dönemde yaşanan işçi hareketleri, bu defa petrol devlerinin üstüne çığ gibi düşmeye hazırlanıyordu. Ancak zamanla o seslere Hollywood'un ışıkları gölge düşürdü. Patlayan flaşlar, partilerdeki şen kahkahalar. Ama onlar hep vardı. Okulda, sokakta, kentin sokaklarında. Siz duymak istemeseniz dahi varlardı. Yazar, bütün bu olayları yazabilmek için hepsini deneyimlemiş. Bu nedenle de, olayları birebir yansıtma konusunda gerçekten usta bir kalem. Anlatım dili itibariyle o kadar akıcı ki, okur oradan oraya savrulup duruyor. Yazarın anlatım gücü ve bilgi birikimi aslında tam da bu noktada gizli. Anlatıcının perspektifinden mercek altına aldığı kişiler, toplumsal yapı, sosyo-ekonomik koşullar o kadar devingen ki, olaylar da aynı bu hızla devingenlik gösteriyor. Bir anda işçi hareketinin içerisinde komünist ve sosyalist cephelerin tam da ortasında iken bir anda kendinizi ünlü bir aktris ile kol kola kumsalda yürürken buluyorsunuz. Yazarın her iki kitabı gerek dönemsel koşullara gerekse de insan olmaya dair çok fazla şey anlatıyor. Bu nedenle ikisini de okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitaplarla kalın! (Özgürlük Kurdu)
Bu kitaba aslında 8 puan verecektim ama Jane Eyre de 8 puan verdiğimi görünce buna 9 puan vermeliyim diye düşündüm. Bu kitaba aslında 10 puan bile verebilirdim ama kitabın son 300 sayfasındaki komünizm propagandaları ve yazım dilinden de değil ama kitabı gerçekten de çok uzun sürede okumamdan dolayı 1 puan kırdım. Kitap konu olarak da anlattığı şeyler olarak da ağır bir kitap ve büyük ihtimalle yazanların çoğunluğu da gerçek şeyler. Uzun gözlemler sonucu yazıldığı ve çok güzel anlatıldığı için komünizme hiçbir sempatim olmamasına rağmen etkilendiğimi inkar edemem. Sadece kitabın baş karakteri de diyebileceğimiz Bunny’yi çok sevemedim, en sevdiğim karakter Baba oldu ama Paul Watkins karakterini de zaman zaman sinir olmaklar beraber sevdim. Yan karakterlerin de başarıyla yazıldığını düşünüyorum. Sadece Ruth ve Eli Watkins karakterleri biraz daha açılabilirdi bence. Beni sadece kitaptaki komünizm propagandaları rahatsız etti çünkü belli bir yerden sonra çok fazla olmaya başladı, onun dışında konu olarak da yazılım olarak da çok başarılı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sonu da gerçekten vurucuydu. Yazarın Şikago Mezbahaları kitabını da okumak istiyorum. (İrem)
--reklam--
Petrol! PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Upton Sinclair - Petrol! kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Petrol! PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Upton Sinclair Kimdir?
Upton Sinclair (20 Eylül 1878 – 25 Kasım 1968) Pulitzer Ödüllü ABD'li yazar. 20. yüzyılın başlarında yazdığı eserlerle şöhrete kavuşmuş ve çok sayıda kitap yazmıştır. Özellikle 1906 yılında yazdığı ve dilimize Chicago Mezbahaları adıyla çevrilen The Jungle adlı eseri büyük yankı yapmış ve kamouyunun dikkatinin mezbahalardaki sağlıksız çalışma koşullarına çekmiştir. Eserin yayınlanmasından hemen sonra ABD’deki et sektöründe iyileştirme çalışmaları başlamış ve konuyla ilgili yasal düzenleme yapılmıştır.
Hayatı
Gençliği
Baltimore, Maryland’de dünyaya geldi. Babası Upton Beall Sinclair, annesi Priscilla Harden’dir. Babası bir içki satıcısıydı. Sinclair’in büyükbabası oldukça varlıklıydı, Sinclair çoğu zaman onlarda vakit geçirirdi. Sürekli olarak zenginlerin ve fakirlerin bulundukları ortamlarda olması onu etkileyecek ve ileride eserlerinin ilham kaynağı olacaktır. 1888 yılında ailesi New York şehrindeki Bronx bölgesine taşınınca, buradaki koleje gitmeye başlar. Okul masraflarını karşılamak için öykü ve makaleler yazmaya başlar.
Yazarlığa adım atışı
Sinclair 1900 yılında ilk eşi olan Meta Fuller ile evlenir. 1904 yılında yazmak için üzerinde çalıştığı kitabı için asıl kimliğini saklayarakChicago’daki mezbaha ve et üretim kombina tesislerinde çalışır. The Jungle adlı eser 1906 yılında basılınca çok başarılı olur ve büyük bir ilgi görür. Bu eserden kazandığı parayla hayalindeki ütopyayı kurmak için New Jersey Englewood’a gider ve Helicon Hall adında bir sosyalist koloni kurmaya girişir. Sonrasında Kongre seçimlerinde milletvekili adayı olsa da seçilemez. Koloni bir yıl sonra yanacaktır, yangında Lester Briggs adlı marangoz hayatını kaybedecektir.
Sonraki hayatı
1911 yılında Meta, eşini terk eder. Sinclair, önce Mary Craig Kimbrough ile daha sonra da Mary Elizabeth Willis ile evlenir. Sırasıyla Kaliforniya,Arizona ve New Jersey’e gider. 1968 yılında Washington’da ölür.
Siyasi hayatı
Sinclair 1920 yılında Temsilciler Meclisi ve 192 yılında Senato için sosyalist listeden aday olsa da seçilemez. Siyasete bir süre ara verir. 1934 yılında Kaliforniya valiliği için seçime katılır.Seçimlerde Sinclair, Kaliforniya’da Yoksulluğa Son (İngilizce: End Poverty in California) adı verilen kampanyayla büyük destek kazanır. Ancak bu dönemde gerçekleşen büyük toz fırtınaları hasadı kötü etkileyecek ve kitlesel göçe yol açacaktır. Eyaletteki muhafazakarlar da Sinclair’i azılı bir komünist olarak gösterecek ve karşı propaganda yapacaklardır. Sinclair seçimleri kaybedince yazarlığa geri döner. Bu döneme dair yaptığı değerlendirmede ilginç görüşler ileri sürmüştür:
“ Amerika halkı sosyalizmi seçecektir ama bu isimle değil. Bunu yoksulluğa son kampanyasında kanıtladım. Sosyalist listeden aday olduğumda 60 bin oy alırken, Kaliforniya’da Yoksulluğa Son! diyerek 879 bin oy aldım. Sanırım düşmanlarımızın hakkımızda öne sürdükleri büyük yalanlar başarılı oldu. Bu yalana cepheden saldırmaktansa etrafından dolaşmak tercih edilmelidir. „
— Upton Sinclair (1951)
Sosyal duyarlılık
Sinclair eserlerinde döneminin sosyal ve ekonomik özellikleri önemli bir yere oturur. Eserlerinde kapitalizmin adaletsizlikleri olarak gördüğü olayların esas olarak Büyük Bunalımyıllarındaki yıkıcı etkisini işler.
The Jungle adlı eserinde Sinclair, denetimsiz kapitalizm yüzünden işçilerin karşı karşıya kaldığı insanlık dışı koşulları işler. Ancak eserde vurgulanan işçilerin karşılaştıkları zorluklar, uzun iş saatleri, göçmen işçilerin maruz kaldıkları baskı, iş garantisinin olmaması ve düşük maaşlar yerine eserde arka planda yeralan et sektörünün içinde bulunduğu sağlıksız durum daha çok dikkat çekecek ve ABD hükümeti tarafından yasal düzenlemeler yapılacaktır. Sinclair bununla ilgili ilginç bir benzetme yapar:
“ Ben toplumun kafasına hedef aldım, attığım yumruk midesine geldi! „
Lanny Budd dizisi
1940 – 1953 yılları arasında Lanny Budd adıyla bilinen ve 11 dizi macera kitabından oluşan seriyi yazar. Kahramanı ünlü bir ABD’li silah üreticisinin oğlu olan dizide I. Dünya Savaşından başlayarak döneme ait çelişkileri ve sol bakış açısını aktarır. Bu dizi basıldığı sırada çok popüler olacak ve 21 ülkede baskısı yapılacaktır. 1943 yılında basılan seridekiDragon’s Teeth adlı eserle Pulitzer Ödülü’nü alır.
Geleneği
Sinclair'in mezartaşı ve üzerindeThe Jungle
Sinclair’in Monrovia, Kaliforniya’daki evi müze olarak korunmaktadır. Ayrıca kendisine ait çok sayıda el yazması, fotoğraf ve ilk baskı kitaplarİndiana eyaletindeki İndiana Üniversitesi Lilly Kütüphanesinde sergilenmektedir.
Sinemaya etkileri
1906 yılında basılan ‘’The Jungle’’ adlı eser 1914 yılında filme çekilse de bu film kaybolmuştur ve hiçbir kopyası bulunmamaktadır. Ayrıca Sinclair, çok sayıda filmin senaryo çalışmasında yer almıştır. Bunların en bilineni Sergey Ayzenştayn ile birlikte yapımında yer aldığı ¡Que viva México! filmidir. Bu dönemde Charlie Chaplin ile de ortak çalışmaları olmuştur. 1927 yılında yazdığı Oil! adlı eser ise 2007 yılında çekilenThere Will be Blood adlı Oscar ödüllü filme esin kaynağı olmuştur.
--reklam--
Upton Sinclair Kitapları - Eserleri
- Şikago Mezbahaları
- Petrol!
- Kral Midas
- Jimmie Higgins
- Patron
- Sanayi Kralı
- Altın Zincir
--reklam--
Upton Sinclair Alıntıları - Sözleri
- Bütün zamanlara mensup başarılı sanatçıların çoğu, zamanlarının zihniyetleriyle uyuşma halinde bulunmuşlar ve hakim kuvvetlerle kendilerini bir hissetmişlerdir. (Altın Zincir)
- "Beni dinle ama dinlediğini anlamasınlar. Burada olduğumu bilmesinler." (Petrol!)
- Bu dünyada huzur yoktu vesselam! (Patron)
- Sınıflar birbirleriyle dövüşür, bazıları yenilip harikuladelikleri söner, sanatları mahvolur, bazıları ise yenip kendi çıkarlarına uygun ölçüler koyarlar. Ebedi olan faktörler yalnız insanlığın adalet, kardeşlik ve hikmete doğru yaptığı çabalardır. Sanatlar bu ülküye ne kadar hizmet ederlerse o kadar ölmezlik şansı kazanmış olurlar. (Altın Zincir)
- Zengin olunacaksa; köle gibi çalışmanın ne âlemi vardı ki? (Petrol!)
- Yeryüzünde zincirinden boşanmış kötüler de var, insan suratlı iblisler. (Patron)
- Yaratılışı böyleydi; dünyanın adaletini, yıkımın ve ölümün dal budak saldığı bir hayatın yaşamaya değer olup olmadığı sorgulamıyordu. (Şikago Mezbahaları)
- Bu insana dünyanın en dikkat çekici dili verilmişti. Hayatın her türlü fırsatından altın gibi, kor gibi parlak, muhteşem sözler döküyordu; yazdığı her şeyi şiirsel büyüsü ile nurlandırıyordu. Doğanın ona verdiği bu yetenek onun mutluluğuydu, fakat aynı zamanda bir tehlikeydi, çünkü onu düşünme zorunluluğundan alıkoyuyordu. Bu bizim için de tehlikedir, çünkü büyüler aldatır. Ama bir kez kendinizi zorlayarak düşünün ve sorun: Büyük ozanın ifade ettiklerinin gerçek değerleri nedir? O zaman anlayacaksınız ki fikirlerinin çoğu bayağı, bir çoğu zevksiz ve ucuz, bir çoğu da zamanının ve sınıfının yontulmamış aciz yargılarından ibarettir. (Altın Zincir)
- İşi çabuklaştırmak için bundan daha basit bir yöntem bulunmuş değildi hiç o zamana kadar. Manivelanın kolu azıcık çevrildi mi, işçiler de hızlanırlardı. Görünmez bir vergiydi bu, tüketicinin farkına varmaksızın ödediği gümrük resmi gibi. İşçi ne kronometre tutabilir ne de bir saat içinde önüne gelen arabaları sayabilirdi. Zincirin hızını ayarlayan adam durumu bildirse bile, işçi yine bir şey yapamazdı buna karşı. Eğer bu hıza dayanma gücü yetmiyorsa, ondan daha güçlü bir düzine insan yerini kapmak için dışarda bekliyordu. Çenenizi kısın ve ne söyleniyorsa yapın. İşte o kadar! (Sanayi Kralı)
- "Tek bildiğim, bu grev savaşını kaybetmelerine neden olmama asla izin vermeyecekleri. Yarın güneş doğacağına ne kadar eminsem, beni durdurmanın bir yolunu bulacaklarına da o kadar eminim!" (Petrol!)
- Ben hayattaki en önemli şeyin altın ve zenginlik olduğunu sanırdım. Oysa yanılmışım... (Kral Midas)
- Roma konusunda çok şey bilenler çoğunlukla kapitalist Amerika'yı iyi bilmezler. Oysa ki dünyada birbirine o kadar benzeyen iki uygarlık daha yoktur. Ben bütün bir kitap yazıp Amerikan ozanlarının, devlet adamlarının ve gazetecilerinin sözlerini Romalı eşlerininki ile karıştırabilirdim. Bu sözleri yakından tanımayanlar hangisinin kime ait olduğunu anlamazlardı. (Altın Zincir)
- Yoksul çocukları, kaçırılmaktan yana tam bir güvenlik içinde oynayabilirlerdi sokakta. Hele o günlerde, eğer onlara yiyecek verileceğinden emin olsalar, birçok ana baba çocuklarının kaçırılmasına yok diyemezdi. (Patron)
- Balzac tasvirlerinde "ikbalperestleri" yani; şeref, namus ve doğruluk pahasına servet yapan adamları tercih eder. Bu insanlara hayrandı çünkü kendisi de onlardandı. Artık olgun bir adam olarak, 'zengin' bir Polonyalı kadınla evlenmek isterken kız kardeşine yazdığı mektupta bu evlenmenin kendisi için ne demek olduğunu anlatır. Bu mektupta kullandığı dil ortağıyla müzakere eden bir pezevengin dilini hatırlatır. Eveline Hanska ile ilişkisi ona "büyük aleme giriş" ve "iktidara varış" sağlayacakmış! (Altın Zincir)
- …insanın kendi başının çaresine bakması gerektiğini, sırtınız yere gelirse çığlıklarınızı kimsenin duymayacağını bilecek kadar da görmüş geçirmiş biriydi. (Şikago Mezbahaları)
- Başları öne eğikti ama korkunç bir anlam vardı duruşlarında. (Jimmie Higgins)
- İster yukarıdan bak ister aşağıdan, dünya güzel görünür! Polis çürümüştür, politika oyunu bir mezattan başka şey değil. Peşin para ile herhangi bir kimseyi, herhangi bir şeyi satın alabilirsin. (Sanayi Kralı)
- Domuzların çığlıkları dışında her şeylerini kullanırlar. (Şikago Mezbahaları)
- Herkes kendini şampiyon sanır, bisikletle kimse beni geçemez diye eser savururdu. Ve işte şimdi, motorlu arabalar da katılıyordu rekabete. Hem bunlar bisikletten daha çok daha hızlı, daha tehlikeli ve daha etkileyiciydi. Mekanik dalında çalışan genç işçiler kontağı, transmisyonu soğutma sistemini öğreniyorlar, hep bunlardan söz ediyorlardı. Bu yeni sanayinin çok gelişeceği fikri üzerinde birleşiyorlardı. Ve şehre dönerken Abner’in kafasına bir soru takıldı: “Acaba Bay Ford beni yanına almaz mı?” (Sanayi Kralı)
- Yeni modellerinin mükemmelliği ve satışların artacağından emin bulunması nedeniyle on-on iki bin yeni işçi alacağını ilân ettiriyor, gazetelere de yazdırıyordu. Dürüst iş miydi bu? Bunun üzerine, bedava ekmek kuyruğunda bekleşen, geceleri barınaklar sığınan bütün yersiz yurtsuz zavallılar, o kış kıyamette üstü açık marşandiz vagonlarında yolculuk eden bir sürü işsiz, yığınlar halinde Red River’e akın ettiler. Sonra, fabrikanın parmaklıkları önüne vardıklarında, karşılarında otomobil Kralının “Kiralık adamlarını” buldular. Bunların ellerinde cop, ceplerinde tabanca vardı; personele mensup oldukları hakkında bir belge gösteremeyen herkesi coplarla geriye püskürtüyorlar, içeri girmeye uğraşanlar fazla kalabalık olunca da üzerlerine buz gibi basınçlı su sıkıyorlardı hortumlarla. Bu da mı dürüst davranıştı? İnsanları kendisinden uzaklaştırmak için en berbat gangsterleri kullanmak da aşırı popülerliğin garip bir sonucu olsa gerekti! (Sanayi Kralı)
Yorumlar
0 yorum