Kitap Künyesi
Yazar: José Ortega y Gasset
Çevirmen: Neyyire Gül Işık
Editör: Ersel Topraktepe
Tasarımcı: Nahide Dikel
Orijinal Adı: La Deshumanizacion del Arte e Ideas Sobre la Novela
Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları
İSBN: 9789750821554
Sayfa Sayısı: 96
--reklam--
Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
José Ortega y Gasset, Camus'ye göre, Nietzsche'den sonra belki de en büyük Avrupa'lı yazardır. 1955 yılında hayata veda eden İspanyol filozof José Ortega y Gasset, 1925 yılında kaleme aldığı Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler başlıklı iki uzun denemesinde, çağının sanatı ve edebiyatı üzerine düşüncelerini ortaya koyuyor.
Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler çarpıcı, cesur, derinlikli ve isabetli saptamalarıyla, güncelliğini koruyan, her zaman heyecanla okunacak klasik metinlerden.
Kimi dostlarımdan, özellikle de bazı genç yazarlardan bir roman yazmakta olduklarını işittiğimde, bunu nasıl olup da sakin bir ses tonuyla söylediklerine pek şaşırıyor, onların yerinde olsam tir tir titrerdim diye düşünüyorum. O sükûnetin altında büyük çaplı bir bilinçsizliğin yattığından kuşkulanıyorum, belki de haksızımdır, ama başka türlüsü elimden gelmiyor işte.
--reklam--
Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler Alıntıları - Sözleri
- Sanat bir tabloyu seyrettiğimiz de ya da bir kitabı okuduğumuzda ruhumuzda olup biten bir olaydır
- Yazarın ya da eleştirmenin görüş açısı niteliksiz okurunkiyke aynı olamaz. Sıradan okur yalnızca yapıtın onda bıraktığı son ve bütüncül etki ile ilgilenir aldığı keyfin neden ileri geldiğini çözümlemek ile uğraşmaz o yüzden Dostoyevski'nin romanlarında olup bitenler üstüne çok söz sarf edilmiş ama biçimi üstüne hemen hiçbir şey söylenmemiştir.
- Nitekim matematikte olduğu gibi psikolojide de bir önsel gerçeklik vardır, her iki düzlemde de hayali yapılandırmaya olanak veren odur. Yalnızca olayların yasalarının olduğu, ama bir imgelem yasası bulunmayan yerde yapılandırma olanaksızdır. Salt ve sınırsız bir kapris olur ki o bağlamda hiçbir şeyin varlık nedeni bulunmaz.
- “Gerçek”, sanatçıyı aralıksız kollar, kaçmasını engellemek için. Ne büyük bir kurnazlık ister dahice bir kaçış! Sanatçının “tersine bir Odeysseus” olması gerekir; gündelik yaşamın arasından geçirerek Kirke’nin büyüsüne doğru ilerlemek durumundadır.
- Bir sanat yapıtını kurtaran asla konusu değildir heykele değerini verenin maddesindeki altın olmadığı gibi sanat yapıtı maddesinden fazla biçimi ile yaşar gözünden yayılan güzelliği yapısına organizmasına borçludur. Yapıtta aslında sanatsal olan şey odur sanat ve edebiyat eleştirisi de onu göz önüne almalıdır.
- Ruhumuzun en derinine nüfuz eden tablolar " tablo seyretmeye " gittiğimiz müzedekiler olmaz, belki de hayatın bizi çok başka kaygılarla sürüklediği bir odadaki önemsiz bir resim olur. Konserdeki müziğe dikkat etmeyebiliriz de sokakta kendi düşüncelerimize dalmış giderken bir âmâ çalgıcıdan duyduğumuz müzik yüreğimizin bam telini titretir. Şurası kesindir ki insanoğlunun yazgısı öncelikle düşünce değildir. O nedenle, düşünmek için en iyi koşulun oturup düşünmek olması, yani düşünmeyi öncül bir etkinliğe dönüştürmek hatalı olur. Buna karşılık düşünceye ikinci bir işlev tanıyıp ruhumuzda bir ilginin dinamizmini uyandırmakla galiba en ileri düzeyde bir algılama ve kavrama gücüne erişebiliriz.
- “…ve bazı kitapların adını anımsamak bir süre yaşadığımız bir kentin adını anmayla eş değerlidir; derhal bir iklim, kentin belli bir kokusu, insanlarının genel havası ve yaşantısının özgün temposu gelir aklımıza.”
- “İşte artık kalemi usulca kağıttan kaldırıp, bir sürü soruyu kuşlar gibi uçuşsunlar diye serbest bırakmanın zamanı geldi.”
- “Sanatların her biri dolu dolu var olabilmek için, diğerlerinden farklı bir sanat olabilmek için, kendisinden başka kimsenin veremeyeceği zevki sağlamalıdır.”
- Kişisellik, insani şeylerin en insanisi olduğundan ötürü, yeni sanatın en çok kaçındığı şeydir.
- “Sanatçı, insanlığın dışa vurmayı beceremediği duyguları dile getirme ihtiyacını duyan kişidir.”
- Sorun genç yapıtların halkın çoğunluğunun hoşuna gitmemesi, azınlığın hoşuna gitmesi değil. Sorun şu ki çoğunluk, kitle, onu anlamıyor.
- “Şair, insanın bittiği yerde başlar. İnsanın yazgısı kendi insani yolunu yaşamaktır; şairin misyonu ise varolmayanı yaratmaktır. Şairin yaptığı iş ancak böyle haklı görülür. Orada, kendi başına duran gerçeğe, gerçekdışı bir anakara ekleyerek, dünyayı genişletir şair. Yazar, (Latince) ‘auctor’, yani “arttıran kimse” sözcüğünden türemiştir. Latinler yeni bir toprak fethederek onu yurduna katan komutanlara böyle derdi.”
- “En iyi tanıdığımız kentler, aşık olduğumuzda yaşadığımız kentlerdir.”
- . İnsan her zaman uçurumlarda yolculuk eder ve istese de istemese de en gerçek yükümlülüğü dengesini korumaktır. ...
--reklam--
Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Ruhumuzun ta derinine işleyen tablolar, 'tablo seyretmeye' gittiğimiz müzedekiler olmayabilir de, belki hayatın bizi çok daha farklı kaygılarla sürüklediği bir odadaki önemsiz bir resim olur. Konserdeki müziğe dikkat etmeyebiliriz de, sokakta, kendi düşüncelerimize dalmış giderken bir ama çalgıcıdan işittiğimiz notalar gelip ruhumuzun bam telini titretir. "Sanat bir zorunluk değildir, keyifli bir kapristir: Sanat eserinin dışında hiçbir gereklilik yoktur ki bizi ona yöneltsin, zorlasın(. .. ) Madem sanat dışsal bir gerçeğe yaslanarak yaşayamıyor, o halde varlığını kendi kendisine dayanarak haklı göstermek zorundadır. (Hikmet)
Yazmış olmak için yazılmaz: İsmi merak uyandırdığı için aldığım bir kitap. Öyle ya, sanat üzerine ayrı, roman üzerine ayrı düşünceler. Öncelikle beklenti şu: Sanat üzerine söylenebilecek her bir sözün roman üzerine de uygulanabilmesi zorunludur. Çünkü roman da sanatın bir kolu olan edebiyatın içerisindedir. Yazarın çıkış noktası sanatın büyük bir çoğunluk tarafından beğenilmediği değil anlaşılamadığı. Yani kişi ortaya ne koymuş olursa olsun, belirli bir azınlık tarafından beğenildiği sürece sanatçı oluyor. Bunu da insanların algılamadaki yetersizliğine bağlıyor. Bu yetersiz insanları tarifi de şöyle: “Bana öyle geliyor ki, sanata insanilik karıştırılması karşısında, yeni duyarlık, seçkin insanın balmumu heykeller karşısında hep duymuş olduğu tiksintiye benzer bir tiksintiye kapılıyor. Oysa, mumyalar müzesinin mezar kokulu maskaralığına ayaktakımı oldum olası bayılmıştır.” (s .38) Kurnazlık ilk cümlede araya sıkıştırılan “yeni duyarlık” ibaresinde. Amaç kendi fikri olan ikinci cümleyi gizlemek. Böyle olmasa bile insanlara “sanat” dediği şeyi anlamadığından dolayı hakaret edilmez ve de edilemez. Bu görüş “yeni duyarlık”a ait bile olsa “sanatçı” halktan kopmuş bir meczup olmaktan ileri gidemez. Wagner’in bestelemiş olduğu “Tristan”a bestecinin yasak aşkının yansımış olduğunu anlatan yazar, bu bilgiye hiç sahip olmamış olsaydı yine de salt eseri hissederek şu yasak aşktan bahseder miydi, bilinmez!.. “Özetle, sanıyorum ki, roman türü, kaçınılmaz biçimde tükenmiş olmasa bile, kuşkusuz, son demlerini yaşamakta, ...” (s. 62) “... yine de romanın hâlâ seçkin, belki de şimdiye kadar elde edilmiş ürünlerin tamamından daha ileri düzeyde meyveler verebilecek pek az çalışmadan biri olduğuna inanmamın nedeni işte budur.” (s. 93) Sanatta hiç değinilmemiş “tükenme” meselesi birden “roman”da karşımıza çıkıyor. İnsan düşünüyor: Acaba sadece romanda mı konular tükenir; resim, heykel, müzikte tükenmez mi? Bu tükenmişliğe rağmen roman, ikinci alıntıda “iyi ürün” beklentisinin hedef türü oluyor... Beğenilmeyen değil anlaşılamayan sanat! Okuyalım, kim tarafından: “Çağdaş ruhta (vatandaşlar bunlar, sanatçılar değil) öylesine yüklü bir psikolojik bilgelik birikmiş durumda ki, romanın bugünkü başarısızlığı büyük ölçüde ona atfedilebilir.” Bu bahsi geçen psikolojik bilgelik sahibi kitlenin büyük bir kısmının sanatı anlayamaması, aynı zamanda romanı da yetersiz görmesi da ayrı bir bilinmez!.. Roman hakkındaki denemenin başında yazarın “roman hakkındaki bilgilerinin kıtlığı” itirafı da insana doğal olarak şunu düşündürüyor: Bilen de yazıyor, bilmeyen de... Kısacık kitapta o kadar çok çelişki, anlamsızlık var ki kendisi gibi üç beş kitap yazılabilir... Tavsiye etmiyorum. (Hikmet Boğa)
Neden deneme türünde kullanılan dil hep bu kadar kasma oluyor, anlamıyorum. Dertleri sanki bir şey anlatmak değil de "Bakın ne kadar entelektüelim," demek sanki. Her neyse... Zihin yakan dili dışında zaman zaman iyi fikirler sunan, zaman zaman da zorlama yorumlar getiren bir kitaptı. Örneğin hikayeden değil de bilindik insanları yermek amacından yola çıkan romanların başarılı olamayacağını savunuyor. O zaman Hayvan Çiftliği'ni yahut Sevimsiz Tanrılar'ı nereye koyacağız? Bence bir derdi olanlar kitaplar, hayali hikayelerden daha hoş. (Kalemistik)
--reklam--
Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
José Ortega y Gasset - Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı José Ortega y Gasset Kimdir?
José Ortega y Gasset (9 Mayıs 1883 - 18 Ekim 1955), Madrid doğumlu İspanyol filozof.
Hakkında
Madrid ve Alman üniversitelerinde okudu. 1910'da doğduğu kente (Madrid) dönerek metafizik profesörü oldu. Çeşitli dergiler çıkararakİspanya'da kültür ve edebiyatı yeniden canlandırma hareketinde önemli bir isim oldu. La Revista de Occidente bu dergilerin en tanınmışıdır.
İç savaşın çıkmasıyla İspanya'dan ayrılan Gasset, önce Fransa'da, sonra Arjantin'de yaşadı.
Yaşamının son yıllarında tekrar İspanya'ya döndü ve 1955'te Madrit'te öldü.
Ne söylediği kadar nasıl söylediğine de önem veren bu İspanyol filozof, Camus'ye göre "Nietzsche'den sonra belki de en büyük Avrupalı yazar"dır. Varoluşçu düşünce içerisinde anılması gereken önemli düşünürdür.
Kültürel ve siyasi açıdan muhafazakâr biri olan Gasset, tıpkı diğer varoluşçu düşünürler gibi, insan söz konusu olduğunda, varoluşun özden önce geldiğini söyler. Ona göre, taşa bir varoluş verilmiştir, onun olduğu şey olması için çarpışması, mücadele etmesi gerekmez. Oysa, insan, içinde bulunduğu her anda, varoluşunu yeniden yaratmak, özünü belirlemek durumundadır.
--reklam--
José Ortega y Gasset Kitapları - Eserleri
- İnsan ve ''Herkes''
- Sevgi Üstüne
- Kitlelerin Ayaklanması
- Sistem Olarak Tarih
- Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler
- Tarihsel Bunalım Ve İnsan
- Kütlelerin İsyanı
- Quijote Üzerine Düşünceler
- Avcılık Üstüne
- Üniversitenin Misyonu
- Kütüphanecinin Görevi
- Çağımızın Meselesi
--reklam--
José Ortega y Gasset Alıntıları - Sözleri
- Yaşam kökten yalnızlıktır. (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
- "..öteki insanlarla birlikte yaşadığımız, normalde dünya deyince anladığımız, gerçek dünya olan ortak nesnel dünya ... ne benimdir ne senin; açık seçik karşımızda bulunmaz, başkalarıyla birlikte yaşarken oluşturduğumuz muazzam bir yorumdur, ama o 'yorum' niteliğiyle, hiçbir zaman bize gerçek yüzünü göstermediğinden, o yüze hep el yordamıyla ulaştığımızdan ve hep bilmecelerle, bilinmedik kesitlerle, tedirginlik verici şaşırtmacalarla, hilelerle, tuzaklarla dolu olduğunu sezdiğimizden, hep sorunludur. Ötekinin benim için bilinmedik bir yabancı olarak varlığı, ikimize ortak olan o dünyanın üstüne yansır; o dünya da -daha önce söylediğimiz gibi- o nedenle, yani ötekilerden kaynaklandığı için gerçek 'bendışı'dır; bu yüzden de, benim gözümde büyük bilinmeyeni, resmen yabancılık durumunu oluşturur. Bir toplum oluşturduklarından ötürü tüm insanlara ait olan, nesnel dediğimiz dünya, toplumun, son elde insanlığın işlevindedir." (İnsan ve ''Herkes'')
- "Öyle bir olgu var ki günümüzde, iyiliği kötülüğü bir yana, Avrupa'nın kamusal yaşamında en büyük önemi almış durumda. Bu olgu topluma tümüyle kitlelerin hâkim olmasıdır. Oysa kitleler, tanımları gereği, kendi yaşantılarını yönetmemelidirler ve yönetemezler, hele topluma hükmetmeleri olacak iş değildir, dolayısıyla Avrupa, halklarının, ulusların, kültürlerin başına gelebilecek en ağır bunalımın içine düşmüş bulunuyor. Tarihte birkaç kez ortaya çıkmış bir bunalımdır bu. Çehresi de sonuçları da tanıdıktır. Adı da tanıdıktır. Kitlelerin ayaklanması denir adına." (Kitlelerin Ayaklanması)
- "Yol üstü bir gerçek olan, özü gereği gezgin olan insanoğlunu anlamayı dileyen bir kimse, tüm durağan kavramları kaldırıp atmalı ve dur durak bilmeyen bir yolculuğun kavramlarıyla düşünmeyi öğrenmelidir." (Sistem Olarak Tarih)
- Bu denemelerde arananlar şunlar: Bir olgu ele alındığında -bir insan, kitap, tablo, manzara, hata, sızı- onu en kısa yoldan anlamının bütünlüğüne eriştirmek. Hayatın daima kıyıya vuran dalgalarını geri çekmesiyle birlikte bir enkazın kifayetsiz kalıntıları gibi ayaklarımıza attığı her türlü malzemeyi öyle bir düzene sokup yerleştirmek ki güneş üzerlerinde sayısız yansımalar yaratsın. (Quijote Üzerine Düşünceler)
- "... İnsan yalnız kaldığında zekâsının salt kendisi için, kendi münzevi hayatının hizmetinde işlemeye başladığını keşfeder, dışa dönük ilgilerden yoksun, ama güvertesine kadar yüklü bir gemi misali, deniz kazasına uğrama tehlikesinde bir yaşamdır o ve en derin ilgilerle dopdoludur." (Sistem Olarak Tarih)
- "Politika denen şey, kişilerin kendilerine bir makam edinmek için ülke çıkarlarını öne sürdükleri çeşitli entrikalardan ibaretti." (Tarihsel Bunalım Ve İnsan)
- "Neresi olursa, neresi olursa ... yeter ki dünyanın dışında olsun!" (Sevgi Üstüne)
- "İnsan nasılsa, sevgisi de öyledir. Bu nedenle, bir insanın nasıl birisi olduğu konusunda en kesin belirtiyi sevgide bulabiliriz." (Sevgi Üstüne)
- Öyle yüzyıllar vardır ki, dileklerini yenilemeyi bilmediklerinden doygunluktan ölürler... (Kitlelerin Ayaklanması)
- "Sevgide varolan şey, büyülenme nedeniyle teslim olmaktır." (Sevgi Üstüne)
- "İnsanoğlunun daima bizimle aynı şeyi sevdiğini ve seveceğini varsaymak kendini beğenmişlik olur. Hayır, bizlere yabancı olan bütün insanî şeyler içine sığsın diye kalbimizi genişçe yayalım. Dünya üzerinde tekdüze bir benzerlikten ziyade başa çıkılmaz bir çeşitliliği tercih edelim." (Quijote Üzerine Düşünceler)
- Çevrenizdeki iyi veya kötü talihleri ortasında, kendilerinin ne olduğu hakkında zerrece şüpheye düşmeksizin, hayatta kaybolmuşcasına, uyur-gezer dolaştıklarını müşahade edeceksiniz. Onların, kafalarında fikirler taşıdıklarını gösterircesine, kendileri ve çevreleri hakkında kesin ifadelerle konuştuklarını göreceksiniz. Fakat bu fikirleri tahlil etmeğe başlarsanız, işaret ettikleri görülen realiteyi hiç de yansıtmadıklarını anlayacak ve daha da derinlere inerseniz, fikirleri bu realiteye uyarlamak için hiç bir teşebbüste dahi bulunmadıklarını keşledeceksiniz. Tam tersine; bu kimse, düşünceleriyle, realitenin her hangi bir şahsî görüntüsünü, hayatını kesmek istiyor. Hayat, başlangıçta, insanın içinde kaybolduğu bir kaostur. Fert bundan şüphelenir, fakat bu müthiş realite ile yüz yüze gelmekten ürker ve onu bir hayal perdesi ile örtmeğe çalışır. "Fikirler"in doğru olmaması onu düşündürmez, o bu “fikirler"ini kendi varlığını savunmak için siper, realiteyi korkutmak için bir bostan korkuluğu olarak kullanır. (Kütlelerin İsyanı)
- "Seven kadın, ilgi görmemektense, sevgilisinin kendisine çektireceği acıları yeğler." (Sevgi Üstüne)
- Fikirler olmadan insani seviyede bir hayat sürdüremeyiz. Yaptıklarımız onlara bağlıdır... Biz fikirlerimiz neyse oyuz. (Üniversitenin Misyonu)
- Nitekim matematikte olduğu gibi psikolojide de bir önsel gerçeklik vardır, her iki düzlemde de hayali yapılandırmaya olanak veren odur. Yalnızca olayların yasalarının olduğu, ama bir imgelem yasası bulunmayan yerde yapılandırma olanaksızdır. Salt ve sınırsız bir kapris olur ki o bağlamda hiçbir şeyin varlık nedeni bulunmaz. (Sanatın İnsansızlaştırılması ve Roman Üstüne Düşünceler)
- 1916'da Almanlar'ın savaşı kaybedeceklerini yazdığımı hatırlıyorum, çünkü onlar savaşa zaferden son derece emin olarak girmişlerdi; akılları tamamen işgal etmekteydi, sadece savaşmayı hiç düşünmüyorlardı. İnsan herhangi bir mücadeleye felaket ve mağlubiyet de dahil tüm ihtimallere hazır olarak girmelidir. Çünkü bunlar da zafer gibi hayatın her an için yüzüne geçirebileceği maskelerdendir. Her geçen gün, çok fazla güvenin insanı başka her şeyden fazla demoralize ettiğine olan kanaatım daha bir açıklıkla pekişiyor. Tarihin tüm aristokrasileri kendilerini çok fazla güvende hissettikleri için tedavisi imkansız yozlaşmalara maruz kalmışlardır. Ve bu çağın, özellikle yetişen neslin, hastalıklarından biri teknolojik ilerleme ve sosyal yapılanma sayesinde hayattaki birçok şey hakkında kendisini fazla güvende hissetmeye olan eğilimidir. (Üniversitenin Misyonu)
- Kütleler, azınlıklara itaat etmiyor, peşlerinden gitmiyor ve onlara hürmet etmiyor; bilakis, onları bir kenara itip yerlerine kendileri geçiyorlar. (Kütlelerin İsyanı)
- Çünkü tarihte -hayatta- imkanlar kendi başlarına gerçeklere dönüşmezler; birisi bileğiyle, beyniyle, emeğiyle, fedakârlığıyla bunları gerçeklere dönüştürmelidir. Tarih ve hayat, bu sebepten ötürü sürekli bir yapmadır. Hayatımız bize hazır olarak verilmedi; asıl anlamında hayat, tamamen, bizim sürekli ve biteviye yaptıklarımızdır. Süreç her an işlemektedir. (Üniversitenin Misyonu)
- Hayat bir kaostur, insanın içinde kaybolduğu bir arapsaçı ve karmaşık bir çengel. (Üniversitenin Misyonu)
Yorumlar
0 yorum