Kitap Künyesi
Yazar: Yılmaz Güney
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9786053756491
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Sanık Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Selimiye Üçlemesi’nin tamamlandığı Sanık’ta, üniversite son sınıf öğrencisi Yaşar Yılmaz’ın “içeri alınmasına” ve “itirafa” zorlanmasına tanık oluyoruz. Gerçekte anonim bir figür olarak değerlendirilebilecek olan Yaşar Yılmaz, önüne konan boş kâğıtları nasıl dolduracağını düşünürken kendi geçmişini de sorgulayarak gecikmiş bir öz eleştiriye başlar.
“Akşama kadar yazacaksın. Beğenirlerse su, yemek ve cıgara verilecek. Komutanım söyledi. Kaç zamandır buradayım, konuşmayan adam görmedim… Akılsızlık etme. Yaz da kurtul.”
“Ne yazayım? Bir suçum yok ki benim.”
“Ne istiyorlarsa onu yaz. Yazdırırlar çünkü. Dayanamazsın. Yazdırırlar.”
--reklam--
Sanık Alıntıları - Sözleri
- Biz çapulcu değiliz, işçi sınıfının yiğit çocuklarıyız ...
- Durgun bir suya düşen küçük bir taş nasıl halkalar yaparak su yüzeyine titreşimlerle kaplayarak halkalar yaratır, işkencenin ürpertisi de öyle yayıldı bedenine
- inançları bile bitkisel hayat yaşıyordu şimdi.
- Acılar vardır, gelir geçer. Acılar vardır, deler geçer. Acılar vardır birikir, enerji olur ve kendini yaratanı yok etmeye yönelir.
- Zulüm mutlaka yenilecektir.
- Her gördüğünüz baskıcıya abiciğim, efendim, beyefendi diyerek, paçanızı kurtarmak için yal taklanacaksınız. Ama kıçınıza cop sokulduğu zaman, ananıza avradınıza sövüldüğü zaman, aç bırakıldığınız, falaka altında kendinizden geçtiğiniz zaman aklınız başınıza gelecektir...
- Kahrolsun faşizm!
- İnançları bile bitkisel hayat yaşıyordu şimdi...
- Şiddet şiddeti doğurur. Burjuvazinin şiddetini, işçi sınıfının devrimci şiddeti yenecektir.
- Yarın, en ufak demokratik kıpırtıyı nasıl zulümle bastırdığmı göreceksiniz. Sizler korkuyla, ve korkularınıza çeşitli kılıflar ge çirerek, kendi canınızı kurtarmak için suya sabuna dokunmadan yaşarken, süngü, tom son ve uyduruk bir yığın iddiayla karşılaşacaksınız ...
- Onların gözünde, en küçük kıpırtı 'komünist tahriki' dir,hakkını arayan, haksızlığa tepki gösteren herkes 'komünist' tir ve ezilmelidir.
- Kimdir yüz liralık ayakkabıyı ikiyüzdoksana, dörtyüzkırk liralık ceketi altıyüzon liraya fırlatan. Kimdir bu her şeye zam, osuruğa zam, sarımsağa zam, zam zam diyen?.
- "Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir. "Kahrolsun faşizm!"
- Her şey akıl almaz bir hızla değişiyordu.
- Acılar vardır, gelir geçer. Acılar vardır, deler geçer. Acılar vardır, birikir, enerji olur ve kendini yaratanı yok etmeye yönelir.
--reklam--
Sanık İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Okuduğum ilk roman: Okuduğum ilk romandır kendisi. 13 14 yaşlarımda okumayı sevdiren kitap olmuştu. Nasıl unutabilirim Yaşar Yılmaz 'ı. İlk şiirlerimde de etkilerine rastladığım Sanık kesinlikle okunması gereken kitaplar listesinde olmalı. Ne yazık ki kitaplığımdan alınan kitaplardan. Tekrar edinip okumak istedim kitap/sanik--9295 (Fırat Derya)
Selimiye Üçlemesi bitti ama beni de bitirdi, üzdü, sinirlendirdi, huzursuz etti, yüreğe vicdana dokundu. Yılmaz Güney, Hücrem kitabında düşündürdü, sordu soruşturdu, üzdü, yer yer sinirlendirdi çoğunlukla da huzursuz etti. Salpa’da ise bunların seviyesini biraz daha arttırdı ve gümbür gümbür Salpa ile soruşturdu yaşadığımız gerçekleri, “Anlat be Salpa anlat” dedikçe sanki arka fondan “güm güm” diye sesler duyuldu, her bir cümlesi her bir sorusu gümletti sayfaları. Sanık kitabında ise Yaşar Yılmaz ile beraber bizleri çaresiz bıraktı, öyle bir üzüp huzursuz etti ki sinirlenmek istesek bile sinirlenemedik, ne geline ana diyebildik ne de oy anam oy desek de sesimizi duyurabildik. Yazmak istedik ama yazamadık, ne yazacağımızı bilemedik, ne yazabilirdik ki Yaşar, suçun yoktu ki senin. Kitabı okurken yoruldum, Yaşar Yılmaz işkencelere maruz kaldıkça koskoca tarihimizin belki de tarihimizden de büyük koskoca ayıplarını okudukça utandım, kendimi hepimizi suçlu hissettim. Çoban Sülü ve Ecevit suçlu demek, onların suçlarının size atılmasının ayıbı ve Yılmaz Güney’in her huzursuz edici cümlesi ile beraber yıkıma uğrattı beni. Kanlı Pazar, Altıncı Filo olayları neden herkesin üstüne atılır Salpa diye Salpa’ya sormak istedim. Yenildin be Yaşar, faşizme karşı dik duruşuna rağmen yenildin, hâlbuki bu zulmün yenilmesi gerekiyordu ama elbet olacak Yaşar elbet bu da olacak, hücrene, hücrendeki duvara boşuna yazmadılar o yazıları, sakin ol arkadaş sen paniğe kapılma. Zafere kadar savaşacağız ve zulüm mutlaka yenilecektir. (mithrandir21 / Uğur)
Sanık Yılmaz güney Okurken yorulduğum kitaplardan oldu sanık Yasar yılmaz işkencede,askıda,falakada gelin anasını andıkça oy anam dedikçe yoruldum. Kahreden,üzen burjuvazi ve sınıfın karşılaşmasının adillikten uzak adice ve tuzaklarla dolu olduğunu selimiye üçlemesi kitaplarından olan sanık ile yılmaz güney sadece görsel sanatda değil edebiyatda da yetkin olduğunu göstermiştir. kurumuş kan lekeleri,zincir şakırtıları ve yaşarın köy anıları,sorgular ile giden kitap insanlığın,direncin,umudunu yaşayatabileceğini,çözülmenin safhasından ,acıdan başka bir şey yok iken nasıl kurtulanabileceğini okura yalın bir dil ile sunuyor. 68 kuşağına tanımamıza yardımcı olacak nitelikte,ayrıca sabotaj davası olarak bilinen gazetelere geçen konunun anı belgesel şeklinde öyküleşmiş hali olarak da okuyabilirsiniz. Yirmi dört ağustos bin dokuzyüz yetmiş iki. Perşembe. Saat on bir. Ahmet oğlu dokuzyüz kırk beşte Medine'den, Saimbeyli ilçesinde doğma, Tufanbeyli ilçesi, Bozgüney köyü, cilt sekiz, sayfa seksen dört, hane otuz altı nüfusuna kayıtlı , İstanbul Teknik Üniversitesi son sınıf öğrencisi, Yaşar Yılmaz, Şişhane Eralko Han'da Statik büroda, adım adım yaklaşan sinsi tehlikeden habersiz, statik betornam hesabı yapıyordu. Ter içindeydi. Aklında bir yığın rakam vardı ve faşizmi hiç düşünmüyordu. Sık sık saate bakıyordu. Saat onikide, hanın önünde nişanlısıyla buluşacaklardı çünkü. Öğle yemeğinde, buz gibi, koca bir bardak bira içmeyi düşünüyordu. Öksüzüyle birlikte. 'Öksüz,' diyordu nişanlısına. Öksüz büyümüş bir kızdı nişanlısı. Acılar vardır gelir geçer Acılar vardır deler geçer Acılar vardır birikir İşkence vucuddan gider ama orada aldığın tutum bir ömür vicdanında ve yakandadır. Suçu tespit edilmeyen kimse sanık olamaz der anayasa kanunlar fakat yazarın cezaevinde yazdığı ve yasadığı olaylar pek de anayasanın,kanunun takılmadığını gösteriyor. Sanık,hücrem ve salpa bu selimiye üçleme kitaplarını özellikle konumuz sanık kitabını bütün kitapseverlere duyurulur. Devrimciliğin onur,namus ile anıldığı dönemler anlatılıyor,değeri bilinmesi umuduyla... Gürbüz DENİZ (Gürbüz Deniz)
--reklam--
Sanık PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Güney - Sanık kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sanık PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.
Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.
Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.
İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.
Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.
1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.
Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.
Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.
--reklam--
Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri
- Boynu Bükük Öldüler
- Salpa
- Sanık
- Hücrem
- Arkadaş
- Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
- Ölüm Beni Çağırıyor
- Selimiye Mektupları
- Gençlik Öyküleri
- Umut
- Yol
- Sürü
- Oğluma Hikayeler
- Ağıt
- Acı
- Baba
- Zavallılar
- Umutsuzlar
- Hudutların Kanunu
- Bir Gün Mutlaka
- Seyyit Han
- Aç Kurtlar
- Endişe
- İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
- Siyasal Yazılar
- Duvar
- Yunan Bıçağı
- Sonsuz Bekleyiş
- Selimiye Üçlüsü
--reklam--
Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri
- Hayat denilen kavgaya girdik. Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
- Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
- 03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor: Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad. L'Express (Umut)
- İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel koşulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi temelidir. (Siyasal Yazılar)
- Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
- Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
- "Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir. "Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
- "Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
- Sen dik dur..! Biz unutursak da, Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
- Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
- Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
- Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, uluslararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalistlerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıların, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu sermayenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve baskısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin devrim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
- Kimin saflarında olacağız? Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
- Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
- Canım, Sevdiğim, Yüreğim Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin... Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan... Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü, Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır... Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu. Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi. Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim. Damla damla birikiyor insan. Damla damla sevgili... Bir gün akıp gideceğiz hayata... Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin. Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur... Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde. ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
- Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
- ...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
- Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
- "Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
- Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutulmaz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık kazanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)
Yorumlar
0 yorum