Kitap Künyesi
Yazar: Joseph Roth
Çevirmen: Türkis Noyan
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750736094
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Savoy Otel Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yıllar süren savaş ve esaret döneminden sonra yurda dönen Gabriel Dan, sınıra yakın bir Polonya kentinde, Hotel Savoy’un altıncı katına yerleşir. Birinci Dünya Savaşı öncesinde kalan görkemli günlere tanıklık eden gösterişli dış cephesiyle bu otel, katlar arasındaki sınıf farklılıklarıyla her çevreden insanı ağırlamaktadır. Askerler, milyonerler, iflas bayrağını çekenler, döviz kaçakçıları ve varyete kızları, Hotel Savoy’da karşılaşırlar. Savaşla beraber kaosa sürüklenen dünyanın alegorisi gibidir bu otel. Gabriel Dan, Hotel Savoy’un temsil ettiği her şeyden, bozuk düzenden ve bedbaht hayatlardan nefret eder, buradan kurtulmanın yollarına bakar. Ama kalır. Kentte bir grev patlak vermiştir, bilinen dünyanın sonu yakındır.
Joseph Roth’un erken dönem eserlerinden olan Hotel Savoy, Birinci Dünya Savaşı sonrasında açığa çıkan sosyal travmayı yansıtır. Devrimle çalkalanan Rusya ile Avrupa arasında sıkışıp kalan küçük bir kentte, kırılgan sosyal ilişkileriyle köklü değişimin eşiğindeki toplumu resmeden Hotel Savoy, ilk yayımlandığında, dönemin “insan trajedisi”ne parmak basan, güçlü bir eser olarak değerlendirilmişti
--reklam--
Savoy Otel Alıntıları - Sözleri
- Ölülerimizin yattığı bütün topraklar bizlerin evidir.
- Rastlantılar insanın yaşamını belirler.
- Ben tek başınayım Kalbim sadece kendim için çarpıyor. Grev yapan işçiler beni ilgilendirmiyor. Bir toplulukla hiçbir ortak yanım yok, tek tek kişilerle de. Ben soğuk bir insanım. Savaştayken de kendimi birliğimle bütünleşmiş hissetmiyordum. Hepimiz aynı batağın içindeydik ve hepimiz aynı ölümü bekliyorduk. Fakat ben yalnızca kendi yaşamımı düşünebiliyordum ve kendi ölümümü. Ölenler umurumda değildi ve hiçbir acı duymayışım bazen bana ıstırap veriyordu
- İnsanlar suskun da olabiliyor. Kimileri balıklardan da suskun. Eskiden bir yerleri acısa bağırırlardı, ancak zamanla dert çekmeye alıştılar, susuyorlar.
- “İnsanların kalbi kötü değil,yalnızca çok kötü.İçine fazla bir şey almıyor.”
- Onda betimleme gücü var, gerçek hayat onun sözlerinde soluk alıp veriyor.
- Tanrı bu şehri endüstri ile cezalandırmış. Endüstri Tanrı’nın en sert cezasıdır.
- Kadınlara pek saygı duymuyor. Kitap okumak nedir bilmiyor. Eline gazete de almıyor. Dünyada neler olup bittiğinden habersiz.
- İnsanların durumu hiç de iyi değil. Tanrı yazgısı, diye düşünüyorlar. Fakat bu durumlarından onlar da sorumlu. Yüzlerce yılın gelenekleriyle yaşadılar bugüne dek. Çevrelerini saran örümcek ağını elleriyle kendileri ördü.
- Elindeki paraları dağıtarak paranın getirdiği günahlardan kurtulmak istiyormuş gibiydi.
- Rusya’dan geliyorlardı. Onlar büyük devrimin nefesini beraberlerinde getirmişlerdi. Bir yanardağın uzaklara lav püskürtmesi gibi onlar da devrimi batıya taşımışlardı.
- Amyantın ateşe dayandığı gibi, Roth’un ruhundaki edebiyatçı yanı da, dünyası yıkılmasına karşın hiç zarar görmeden ayakta kalmayı başarmıştır.
- Dünyaya artık barış gelmiş, insan öldürmelerine gerek yok. Şimdi açlıktan yol boyunca buldukları hayvanları öldürüyorlar.
- Kadın, cephedeki dikenli telleri andırıyordu. Yanına sokulmak mümkün değildi.
- Bütün oda kapıları kapalıydı. Sanki bir manastırda sabahtan akşama dua eden eden rahiplerin hücrelerinin önünden geçiyorum.
--reklam--
Savoy Otel İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazarla ilk tanışmam “Hotel Savoy”la oldu ve anlatımını çok beğendiğimi söyleyebilirim. Bu kitap anlattığı dönemi çok iyi analiz eden bir eser olmuş bence. Açıkçası diğer eserlerini de okumak için içimde bir istek uyandı. Roman tümüyle bir zamanlar Rusya’nın bir parçası olan ve ağırlıklı Alman ve Yahudi nüfusunun yaşadığı Lodz adlı bir kasabada geçiyor. Kahramanımız Gabriel Dan. Kendisi üç yıl Sibirya’da savaş esiri olarak kaldıktan sonra evine dönmeye çalışan bir Yahudi’dir. Aslında gerçek evinin neresi olduğunu asla öğrenemiyoruz. Sadece kitabın sonunda Paris’e gidebileceği yönünde bir düşüncesine şahit oluyoruz. Aslında Gabriel gibi evine o sırada dönen -1919- pek çok asker vardır ancak o zengin amcası Phöbus Bohlaug’u görmek için o kasabayı tercih eder. Tüm olaylar adı geçen kasabada ve Hotel Savoy’da geçer. Hotel Savoy herkesin evi gibidir. Bu hotel zengin ve fakirleri ağırlayan bir yerdir. Zenginler ilk üç katta daha geniş odalarda yer bulurken fakirler otelin üst katlarında iç içe yaşamak zorunda kalırlar. Yani otel bir çeşit mikroevren konumundadır kitapta. Fakirler sürekli bir sefalet içinde beş parasız yaşamaktadırlar. Kiralarını ödeyebilmek için eşyalarını rehinecilere teslim ederler. Oysa zenginler lüks içinde yaşayıp çıplak kadınlarla çılgın partiler vermekten geri durmazlar. Burada otel toplumu bir bütün olarak yansıtmaktadır. Dünyanın kendisi oteldir. Farklı bir açıdan bakarsak otel bir bakıma hapishane gibidir. Müşteriler oda numaralarına göre çağırılırlar. Hepsini oraya bağlayan gizli ve saklı birtakım sebepler olduğu gibi bir gün orayı terk edebilme adına umutları da vardır. Ancak otelden ayrılmak kimse adına hiç kolay değildir çünkü dışarıdaki dünya insanlara oradan daha fazlasını vadedebilmekten çok uzaktır. Biz olayları evine dönmeye çalışan bir askerin gözünden görsek de aslında arka planda her şey çok açıktır. Almanlar savaşı kaybedince Polonya’ya ait bu kasabayı terk etmiş, ekonomik büyüme durma noktasına gelmiş, geçim derdi herkesi derinden etkilemeye başlamıştır. Fabrikalar terk edilmiş ve inanılmaz bir kirlilik ortaya çıkmıştır. Gecekondu mahalleleri türemiş, insanların birbirlerine güveni kalmamış, herkes kolay yoldan zengin olmanın arayışı içerisine girmiştir. Sefalet ve hastalıklar kol gezmektedir. Gabriel sayesinde otelde pek çok müşteriyi de tanıma fırsatımız oluyor. Ancak bu müşterilerin çoğu alt tabakadan insanlardır. Roman kahramanımız ile birlikte onların da hikâyelerini dinliyoruz. Açıkça söylemek gerekirse yazar burada fakirlerin tarafında olduğunu bariz bir şekilde okura hissettiriyor. Çünkü en çok onların acılarını ve hikâyelerini paylaşıyor bizimle. Romandaki en büyük olay Bloomfield adlı zengin bir iş adamının kasabayı ziyaretidir. Zengini fakiri bu adamı beklemektedir. Romanın Godot’u odur herkes için. Herkes bu adamla iş yapmanın, onun dostluğunu kazanmanın peşindedir. Çünkü herkes büyük bir çaresizlik içindedir ve son umut artık odur. Roth, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki dünyanın ve ondan geri kalan dünyanın mutlaka değişmesi, mümkünse yok olması gerektiğini bize açıkça söylemeye çalışıyor. Bunu da kitabın sonunda kıyametimsi bir senaryoyla okuyucuya gösteriyor. Bundan önce de bize Birinci Dünya Savaşının bıraktığı kaosun, sosyal adaletsizliğin, ekonomik yıkıntının bir fotoğrafını gösteriyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki bunlar da İkinci Dünya Savaşının çıkmasına sebep olacaktır. Yazarın diğer kitaplarını bilmiyorum ama başlangıç için ideal bir kitap bence. Okuması oldukça kolay, yalın bir dille anlatılmış Hotel Savoy’da herkes için boş bir oda var. (N)
Hotel Savoy: Okuduğum baskı Everest yayınları, nisan 2021 tarihli ve Ahmet Arpad çevirisidir. Kitabın önsözünde Stefan Zweig'in bir yazısı yer almaktadır. Zweig, bir dostun kaybedilmesini öyle içten yazmış ki, duyguları kitap sayfaları arasından dışarı taşarak okuyanın da yüreğine dokunuyor. Zweig, "Dostlarımız, ölümlerle, yüreksizliğimizle yaşamımızdan uzaklaştılar." (s: 7) Ve "Az bulunur, geri dönmeyecek ve yeri doldurulamayacak bir insanı yitirdiğimizde hem hüzünleniriz…" (s: 7) diyerek beni de alıp götürdü buralardan. Yüzümü geçmişe çevirdim ve benim için 'onlarsız' geçen zamanın hüznünü kendimce yaşadım. Zor dedim. Her zorun içinde bir umut da yaşamaya devam ediyor. Zweig'in derin hüznü, bir dostu kaybedenlerin içlerine vurulmuş bir hançer gibi tekrar saplanıyor ve kanatıyor tekrar yaraları ve hüznü yine baş köşeye oturtuyor. Zweig, bu uzun önsözde Joseph Roth'un Avusturya vatandaşı olması yanında onun hem Rus hem de Yahudi kökenli olmasını da vurguluyor. Joseph Roth ile Stefan Zweig arasındaki mektupları ise kitap/benimle-dostluk-zordur--251904 adlı kitaptan okunabilir. Onu da tavsiye ederim. Joseph Roth'un Hotel Savoy adlı kitabı cepheden dönen bir kişinin yaşadıkları üzerinden kurgulanmış bir roman. Gabriel Dan, savaşın sona ermesiyle cepheden yaşadığı yere dönüyor. Bu kişi ve çevresi üzerinden de dönem içi yaşananlar anlatılıyor. Yerleştiği otelin her yerini ve sokakları ayrıntılı bir şekilde anlatır. Dışarıda yaşanan tezatlıkların aynısı otelin katları arasında da yaşanır. Otelde kalanların isimleri yerine oda numaraları üzerinden kimlikler ve sosyal durumlar ortaya konulur. Kavşak, insanlarla yolların kesiştiği bir noktadır. Hotel Savoy'da burada mihenk taşı oluyor. Kasaba da yaşayanlar, cepheden dönenler, sosyal-siyasi olaylar bir otel içinden yansıtılıyor. Ezcümle: Biraz yavaş tempoda, dar alanda kısa paslaşmalar eşliğinde ilerliyor, lakin beğendim. Tavsiye ederim. Bu kitabı 26 Ocak 2021 tarihinde okudum. Bu yazı ise 11 Ekim 2021 tarihinde 1000Kitap sitesine eklendi. (S. Ali)
Devrimin ele geçirdiği Rusya ile Avrupa arasında kalan küçük bir kentte, sosyal ilişkilerin buzda yürümekle eşdeğer olduğu ve değişimin ayak seslerinin yarattığı çığ etkisi ile birey-birey, birey-toplum bakışıyla resmedilen Hotel Savoy… Yıllar süren savaş ve esaret döneminden sonra yurda dönen #gabriel sınıra yakın bir Polonya kentinde, Hotel Savoy’un altıncı katına yerleşir. ️Gel de #dantealighieri ‘nin #araf eserini anma … (Araf, Cennet ile Cehennem arasında, her katında yedi ölümcül günahı işleyenlerin arınarak Cennet’e gitmek için ıstırap çektikleri yedi katlı bir dağdır.) Gösterişli dış cephesiyle görkemli günlerini savaş öncesinde bırakan otelin katları arasındaki sınıf farklılıkları muhteşem betimlenmiş. Askerler, milyonerler, üç kuruşa muhtaç kalanlar, döviz kaçakçıları, varyete kızları, ve her nevi insanın konakladığı bu otel aslında savaşın yarattığı kaos ile çivisi çıkan dünyanın alegorisidir. #Gabriel ise nefret ettiği mutsuz hayatından, bozuk düzenli otel günlerinden kurtulmanın yollarını arar ama faydası yoktur. ️Burada da #cehennem ‘i anmazsam olmaz. “İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.” Demem o ki askerler, milyonerler, üç kuruşa muhtaç kalanlar, döviz kaçakçıları,varyete kızları, ve her nevi insanın konakladığı bu otel aslında savaşın yarattığı kaos ile çivisi çıkan dünyanın alegorisidir. kitap/savoy-otel--7620 (Meltem Bige)
--reklam--
Savoy Otel PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Joseph Roth - Savoy Otel kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Savoy Otel PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Joseph Roth Kimdir?
Joseph Roth, Avusturya-Macaristan Monarşisine bağlı ve nüfusunun ağırlığı Yahudi olan Galiçya'da Lemberg yakınlarındaki Brody kasabasında doğdu.
Viyana ve Lemberg'de edebiyat ve felsefe öğrenimi gördü.
I. Dünya Savaşı'na katıldı. Avusturya-Macaristan'ın çöküşü Roth'un hayatında belirleyici bir rol oynadı.
1918 yılından itibaren Viyana'da, sonra Berlin'de muhabirlik yaptı. Neue Berliner Zeitung, Berliner Börsen-Courier Frankfurter Zeitung gibi gazetelerde çalıştı. 1928'de karısı şizofreniye yakalandı ve hem maddi hem psikolojik bir kriz yaşadı.
Joseph Roth, önce Viyana'ya gitti, sonra bütün Avrupa'yı dolaştı. 1933 yılında Fransa'ya yerleşti. 1936-1938 arasında yine yazar olan Irmgard Keun ile birlikte yaşadı. 1939'da Paris'te yoksulluk ve borç içinde öldü.
Mezarı Güney Fransa'da Delirium Tremens'dedir.
--reklam--
Joseph Roth Kitapları - Eserleri
- Aziz Ayyaşın Efsanesi
- İsyan
- Bir Katilin İtirafları
- Savoy Otel
- Örümcek Ağı
- Eyüp
- Sonsuz Kaçış
- Radetzky Marşı
- Hileli Tartı
- İmparator Mezarlığı
- 1002. Gece Öyküsü
- Hayat Bir Bekleme Salonu
- Yahudiler Yollarda
- Kör Ayna
- Toplu Hikayeler
--reklam--
Joseph Roth Alıntıları - Sözleri
- insanlar öyle bir yapıya sahiptir ki kendilerine tesadüfen ve geçici bir şansın kazandırdığı şeylere sürekli sahip olmazlarsa her şeye öfke duyarlar .. (Aziz Ayyaşın Efsanesi)
- ...insanoğlu hiç1şeye mucizeye alıştığı kadar kolay alışmaz, hele ki 1, 2, 3 kez başına geldiyse. Evet! İnsanlar öyle 1mizaca sahiptir ki, kendilerine rastlantısal ve geçici 1talibin vaat ettiği şeylere sürekli sahip olamazlarsa öfke duyarlar... (Aziz Ayyaşın Efsanesi)
- Bir dünyanın batmakta olduğunu görüyordu ve bu onun dünyasıydı. (Radetzky Marşı)
- Şüphesiz yazarın malzemesi ‘hayat’, fakat dilde tomurcuklanan ve filizlenen hayat. (Hayat Bir Bekleme Salonu)
- ... son yıllarda aynalardan neden korktuğunu anladı. ~Çünkü, insanın perişanlığını kendi gözleriyle görmesi hoş 1şey değildi.~ Ve yüzüne bakmak zorunda olmadığı sürece, ya yüzü yokmuş ya da eskisine, sefalete düşmeden öncekine sahipmiş gibiydi... (Aziz Ayyaşın Efsanesi)
- Yahudiler Rusya'da da bir 'ulusal azınlık'tı, ancak kendilerine kötü davranılan, yaşamları zorlaştırılan bir azınlık. (Yahudiler Yollarda)
- İnsanların durumu hiç de iyi değil. Tanrı yazgısı, diye düşünüyorlar. Fakat bu durumlarından onlar da sorumlu. Yüzlerce yılın gelenekleriyle yaşadılar bugüne dek. Çevrelerini saran örümcek ağını elleriyle kendileri ördü. (Savoy Otel)
- ‘…gençliğin kız kardeşi, hazzın habercisi merak.’ (Eyüp)
- İnsanlar unutur. Korkuyu ve endişeyi unuturlar; yaşamak isterler, her şeye alışırlar, yaşamak isterler! Çok basit! Muhteşem olan şeyleri de unuturlar, olağanüstü şeyleri de sıradan şeyleri de unuttukları kadar hızlı unuturlar! (Hayat Bir Bekleme Salonu)
- ...Özel 1eyleme imza atması için seçmişti onu kader... (Radetzky Marşı)
- Ulus düşü Avrupa'nın doğusunda yaşayan Yahudiler arasında çok yaygındır. Atalarının diline ve kültürüne olan bağlılıkları çok güçlü olmasa da kan bağlantıları ve irade güçleri onların 'Yahudi ulusu' düşünün peşinden gitmeleri için yeterlidir. (Yahudiler Yollarda)
- Gazeteler nankördür. Unuturlar.Unuttururlar. (Örümcek Ağı)
- İstasyondaysan dünyanın hiçbir yeri artık uzak değildir. (Hayat Bir Bekleme Salonu)
- "Normal geri zekâlıların yaşadığı bir dünyadan ziyade akıl hastalarının yaşadığı bir dünyayı yeğlerim ben." (s.52) (Hayat Bir Bekleme Salonu)
- ...Hayat düşüncelerden daha hızlı gelip geçiyor gibiydi. Henüz 1karar veremeden, yaşlı 1adam olmuştu... (Radetzky Marşı)
- Hümanizm kelimesi hâlâ mevcut. Şu anlama geliyor: ‘İnsaniyet’. Ama sadece ansiklopedide mevcut. (Hayat Bir Bekleme Salonu)
- İyileştirilmeyecek insanları tedavi edemezsiniz. Kendi kendini mutlaka öldürmek isteyen birini de kurtaramazsınız. (Kör Ayna)
- "İnsanın bir amacının olması lazım değil mi?" (Sonsuz Kaçış)
- Bir belediyeye dilekçe yazmak ona acı veriyordu. (Hileli Tartı)
- Kimileri kendilerindeki ufacık bir hakikati fark etmeden ölüp gidiyor. Belki öteki dünyada fark edecekler bu hakikati. Bazılarına ise aslında ne olduklarını kavramak bu dünyada henüz bahşedilmiş bir şey. Birdenbire farkına varıyorlar ve şiddetle irkiliyorlar. (Hayat Bir Bekleme Salonu)
Yorumlar
0 yorum